İnsanın fıtratı iyi ve güzele uygundur. Her birey akıl sağlığı yerindeyse, her zaman her şeyin en iyisini umar ve bekler. Bundan dolayı sorunlar ve zorluklar istenilmez.

trong>            Buna rağmen insanoğlu var olduğu zamandan beri zorluklarla mücadele etmiş, güçlüklere karşı koymuştur. Kimi zaman doğayla, kimi zaman vahşi hayvanlarla, kimi zaman hastalıklarla, çoğu zaman da birbiriyle mücadelede eden insanoğlu binlerce yıldır iyi bir yaşam uğruna ne varsa yapmış, bu uğurda birçok bedel ödemiştir. İnsanlığın tarihinde sorunların niteliği dönemler itibariyle farklılıklar içerse de, sorunlara karşı gösterilen direnç benzer olmuştur. İnsanoğlu kendi dışındaki zorluklardan kolaylıkla bahsederken, aynı zorluğa ve soruna kendisi muhatap olduğunda çok farklı davranmış, konuşurken göstermiş olduğu sağduyuyu sorunla bizatihi karşılaştığında bir türlü gösterememiştir.

 Her insanın kendi kişisel yaşamında acılar, hayal kırıklıkları vardır. Modern insan kadim dönem insanlarına nazaran zorluklara karşı belki de daha dayanaksızdır. Bunun da en temel sebebi kaybedilecek imkân ve kıymetlerin çokluğuyla ilgilidir. Aslında insanoğlu ne kadar çok kaybedecek şeyi bulunursa, o denli zorluklardan çekinmekte, mücadele etmekten sakınmaktadır.

            Ayrıca, yaşamın zorluklarına karşı koyulmasında inanç ve kişisel özellikler çok önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Modern dönemlerin insanı maddeyi önceliğine aldıkça, inanç merkezli bir yaşamın dışına çıkmakta; maddeyle inancı bir türlü uyumlaştırmamaktadır. Bu yüzden modern dönemin zorluklarına karşı makul ve doğru olmayan çarelere başvurulmaktadır. Batı'da gençlerin çoğunlukla uyuşturucu batağının içine düşmeleri, zevk endeksli aykırı ve farklı bir yaşam tercihinde bulunmaları bu yüzdendir.  Bununla birlikte Ülkemizde de bu durum korkutucu boyutlara ulaşmıştır.

Çığırından çıkmış gece âlemlerinde ahlaksızlığın doruk noktaya ulaşmasına her gün magazin programlarında şahit olunmaktadır. İnanılmaz çarpıkların her akşam televizyon ekranlarından evlerin başköşesine gelmesi kişilerde derin çelişkilerin yaşanmasına neden olmaktadır. Kendi sorunlarından bunalan bireyler, başkalarının yaşamlarına odaklanarak kısa süreli de olsa sanal bir rahatlama içine girmektedirler. Toplumsal çelişkilerin, farklılıkların arttığı bir anda insanların kendileriyle ilgili seçimlerinin de sağlıklı olmasını beklemek çok yerinde olmayacaktır. Sorunlardan korkan, zorluklarla mücadele edemeyen kişilerin; daha iyi bir yaşama ulaşmak için yapabilecekleri herhangi bir şey, ortaya koyacakları bir çaba da yoktur. Bu sebeple günübirlik çözümlere, kişisel yardımlara itibar eden bir toplumsal anlayışın hâkim olduğu bir dönemden geçilmektedir. Kişisel ihtiyaçların karşılanma isteği, toplumsal ideallerin çok ama çok önüne geçmiştir. O bakımdan gelecekte zorluklara ve sorunlara teslim olmayan her anlamda yüksek ideallere sahip bir toplumsal yapıyı inşa etmek gereklidir. Bunu Mustafa Kemal ve milliyetçi dava arkadaşları geçmişte Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken başarmışlardır.

 İnsanlar sorun ve zorlukları çözemediğinde, genellikle teslim olmaktadır. Modern dönemin en önemli ideolojisi artık korku olmuştur. Korku değişik şekilde ortaya çıkmaktadır. Korkutmayla insanların seçimlerinin rasyonel olması engellenmekte, bağımlı bireylerin ortaya çıkmasına neden olunmaktadır.

Sorun ve zorlukların üstesinden gelmek insanı yücelten, ne olduğunu ortaya çıkaran bir durumdur. Aynı zamanda yaşamda zorluklara teslim olmayan kişiler ve toplumlar tarihe yön vermiş, zamanın öznesi olmuşlardır.

            Franklin D. Roosevelt (1882-1945) ABD'nin 32.Başkanıdır. Amerika'ya ardı ardına dört kez Başkan seçilen Roosevelt, 39 yaşında yakalandığı çocuk felcinden dolayı yaşamının kalan kısmını tekerlekli iskemlede geçirmiştir. Hayli tempolu ve yorucu geçen Başkanlık günlerinde, onca meselenin üstesinden gelmesine rağmen nasıl bu kadar zinde ve dinç kalabildiği sorulduğunda verdiği cevap tarihe geçmiştir:

"Beyler! Şu an ayağının başparmağını hareket ettirebilmek için iki yıl uğraşan birine bakıyorsunuz."

            Başarıyı ölçmek için bir insanın ulaştığı noktaya değil, başarmak için aştığı engellere bakmak gereklidir. Başarı bir son değil, bir süreçtir. Yaşamın zorluklarına karşı dayanaklı olmak, bitti gibi görünen anlarda tekrar başlamak mücadele azminin ve kararlılığının bir göstergesidir. Leonardo da Vinci ise yaşamın zorlukları karşısında şöyle demiştir: " Engeller, zorluklar beni yıldıramaz. Her engel, beni daha iyiye doğru kaçınılmaz bir değişime iter. Gözünü bir yıldıza diken kişi kararını değiştirmez."

            1608-1674 yıllar arasında yaşamış olan John Milton, İngilizlerin en büyük şairlerinden birisidir. Yaşamın zorluklarına karşı sonsuz bir direnç gösteren Milton, ünlü eseri Paradise Lost'u (Kaybolmuş Cennet) 47 yaşında yazdığında tamamen kördü.

            Yaşamın güçlükleri, karşılaşılan hayal kırıklıkları insanın dayanaklılığını ortaya çıkarır. Gerçek marifet sorunlarla mücadele etmektir, yoksa sorun çıkmaması için uğraşmak değildir. Güçlükler bir insanın gerçekten kim olduğunu gösterir. İnsanların olağan ve normal zamanlarda ki davranışları çoğunlukla birbirine benzer. Ancak olağan dışı, ciddi sorunlar karşısında ki tavır ve davranışlar insanın kişisel özelliğini açık bir şekilde ortaya koyar. Sakin bir denizde herkes kaptanlık yapabilir. Gerçek kaptan fırtınalı denizlerde gemisini yüzdüren kişidir. Nitekim zorluklar ne kadar büyük olursa, onların altından kalkmakla erişilecek ihtişam da o derece parlak olur. Usta kaptanlar, maharetlerini ve saygınlıklarını, atlatmış oldukları fırtınalarla elde etmişlerdir.

            W.Churchill; "uçurtmalar rüzgâr gücü ile değil, o güce karşı koydukları için yükselirler." derken yaşamın zorluklarına direnmenin insanı yükselteceğini ima etmiştir. Aslına bakılırsa üstesinden gelinmesi gereken zorluklar olmasaydı, insanoğlu en büyük zenginliği olan başarılarından tat alma duygusunu yitirirdi. Derin ve karanlık vadiler olmasaydı, dağların dorukları o kadar da güzel olmazdı.

            Cenab Şahabettin; güç olanın kahramanca ölmek olmadığını, kahramanca yaşamak olduğunu söyleyerek güçlüklere karşı direnmenin önemine vurgu yapmıştır.

            Yaşamda hedefin iyi belirlenmesi gereklidir. Nereye gideceğini bilen kişiler için bütün yollar açıktır. Amacını kesin bir şekilde belirlemiş olan kimse, en zorlu yollarda dahi ilerleyebilir. Amacını belirlememiş bir kimse düz yolda dahi ilerleyemez. Peter Drucker tam da bu konuyla ilgili olacak bir biçimde şöyle demiştir: "Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin hiçbir önemi olmayacaktır." Yaşam hiçbir zaman bizlere hazır bir reçete vermez. Bundan dolayı her an her türlü olaylarla karşılaşmak mümkündür.

            Friedrich Nietzsche; "yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir" derken sorunlarla gerçek mücadelenin içsel, zihinsel bir durum olduğunu belirtmiştir. Başka bir sözünde Nietzsche; "bizi yıkmayan her şey bize güç verir" diyerek zorlukların olumlu tarafına dikkat çekmiştir.

            ‘Bir düşüm var', diyerek çıktığı yolda milyonları kendisine bağlayan Martin Luter King henüz 39 yaşındayken bir suikasta kurban gitmişti. Andre Gide'nin dediği gibi; insan kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe, yeni okyanuslar keşfedemez. Napolyon'un işaret ettiği gibi de; hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmemiştir.

            İnsanın yaşam serüveninde zorluklar ve sorunlar hiç eksik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Sorun ve zorluklara karşı direnebilmek, insanın kendi geleceğine sahip çıkmasının da bir göstergesidir. Hiçbir zorluk ya da güçlük toplumsal idealleri önemsiz hale getirmez. Şüphesiz her insanın iyi yaşamak gibi bir hakkı vardır. Ancak iyi yaşamının mutlaka bir bedeli bulunmaktadır. Bu bedel de kişisel beklentilerin aşılıp, toplumsal ideallerin ortaya çıktığı noktada ortaya çıkar. Son tahlilde güzel olan her şey zor olur...

-