Ülkemiz uzun bir süredir hain ve bölücü nitelikli terör örgütünün faaliyetleriyle karşı karşıyadır. Bunun sonucu olarak Vatan evlatları şehit olmakta, Türk devletine kafa tutanların sayısı artmaktadır.

Bölücü ve yıkıcı terör faaliyetinin siyasi uzantısının mensupları da her yerde fütursuzca ve ihanet odaklı konuşmaya devam etmektedirler. En son, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir Roj TV'de yaptığı konuşmada, PKK Terör Örgütünü silahlı Kürt muhalefeti olarak nitelendirme cesaret ve cüretini gösterebilmiştir.

Artan terör, istikrarsızlık kaynağı olarak değerlendirilebilecek Kuzey Irak'a dikkatlerin çevrilmesine neden olmuştur. Kuzey Irak ve Kandil Dağı merkezli terör faaliyetleri Türk Devleti'nin birlik ve bütünlüğünü tehdit etmektedir.  Şüphesiz terörün kaynağı sadece Kuzey Irak değildir. Zira yerli halk arasında da terör faaliyetlerine destek olanlar bulunduğu bir vakadır.

Bu çerçevede, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki yuvalanan terör örgütü PKK'ya karşı operasyon yapması için gereken şartların hepsi vardır. BM Şartı'nın 51'inci maddesi, Güvenlik Konseyi tedbir alana kadar saldırıya uğrayan ülkelerin her türlü adımı atabileceklerini ifade etmektedir. Günlerdir konuşulan, ancak bir türlü ortaya çıkmayan tezkere de TBMM'den geçtikten sonra da, yasal zemin hazırlanmış olacak ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin önünde hiçbir engel kalmayacaktır.

                Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ilk sınır ötesi operasyon 25 Mayıs 1983 tarihinde yapılmıştı. Ankara ile Bağdat arasında; Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması gereğince 6.500 askerimiz sınırdan 5 km içeriye girmişti. 12 Ağustos 1986 tarihinde hain terör örgütü, Çukurca Karakoluna yaptığı baskın neticesinde14 askerimizin şehit olması üzerine Türk Hava Kuvvetleri ilk kez havadan operasyon yaptı. Ayrıca 1991 yılının Ekim ayında, ilk kez yerel Kürt gruplarının desteği alınmıştı. Bunun sonucunda Erbil, Selahaddin, Dohuk ve Zaho'ya Türk güvenlik güçleri yerleşmişti.

            1995 Yılında ise sınırın her iki yanında tampon bölge oluşturulması hedeflenmişti. 1995 Yılının Temmuz ayında büyük bir operasyon yapılarak 500'e yakın PKK'lı öldürülmüştü.

            1997 Yılının Mayıs ayında Balyoz Operasyonuyla adıyla ve hava desteği altında yapılan operasyona 35 bin askerimiz katılmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri yaz ayı boyunca Kuzey Irak'ta kalmıştı. Ekim ayında geri dönülürken, bine yakın asker sınırda konuşlandırılmıştı.

            Bugüne kadar Kuzey Irak PKK için hep bir kurtarıcı bir bölge olmuştur. Bugün Kuzey Irak'taki PKK'lı sayısı açıklamalara göre; 3500-5000 arasında değişmektedir. PKK'nın silah ve ideolojik eğitim verilen 20'den fazla büyük kampı olduğu basına yansımıştır.

            Kandil Dağı; Türkiye-Irak-İran sınırlarının kesişim bölgesindedir. Yani dağ Türkiye'nin hemen yanı başında değildir.             Karayoluyla 100km, terör kamplarına ise uzaklık en az 150km olduğu yine basına yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır. Hava desteği Malatya ve Diyarbakır'dan verileceği için operasyon bölgesine havadan uzaklık 450km'dir. Dağın tamamen kuşatılması için 235 km'den 317km'ye kadar sarılması gerektiği ifade edilmektedir. Üstüne üstelik PKK kamplarının bulunduğu yerlere ulaşımın çok zor olduğu yine en çok vurgulanan hususlardandır.

            Kandil Dağı'na olası müdahaleyi dikkate alan PKK terör örgütü mensupları, anında korunaklı tünellerden İran'a ya da Irak'a kaçmaktadırlar. Ayrıca terör örgütü kampları sadece Kandil Dağında değildir. Sülaymaniye, Zaho, Hakurk ve Behdinan'da kampların olduğu ileri sürülmektedir.

            ABD'nin Irak'ı işgaliyle birlikte; Saddam Hüseyin'inin Kuzey Irak'taki silah depoları yerel güçlerin eline geçmiştir. PKK bu sayede füze, uçaksavar gibi silahlara da kavuşmuştur. Aynı zamanda yabancı menşeli mayın ve patlayıcılarının da olduğu yapılan hain eylemlerden anlaşılmaktadır.

            Bütün bunların sonucunda Kuzey Iraktaki PKK'lıların faaliyetleri yakından takip edilip, bu bilgilerin Irak yönetimine ve ABD'ye verilmesine rağmen bir sonuç alınamamaktadır.

            Diğer taraftan Türk Silahlı Kuvvetleri ısrarla Kuzey Irak'a bir sınır ötesi operasyonun fayda getireceğini söylemektedir. Ancak buna rağmen siyasi irade bu konuda net bir tutum takınmamıştır. Bu sebeple sivil-asker arasındaki gerilim ve anlaşmazlık görüntüsü güç ve kudret kaybına sebep olmaktadır.

Ayrıca Barzani belirli aralıklarla Türk devletine ve ordusuna dil uzatabilmektedir. Aslına bakılırsa Barzani bölgede bir ulus-devlet kurma peşindedir. Bunun için düşmanlık türetmekte, Türkiye Cumhuriyeti'ni tehdit edebildiğini kendi taraftarlarına göstermek istemektedir. Böylelikle ortak bir düşmanda taraftarlarının birlikteliklerini keskinleştirmek istemektedir. Bunun yanında sık sık bağımsız devlet vurgusu ve bölgedeki faaliyetleri Barzani'nin haddini aştığını göstermektedir. Barzani sadece konuşmakla meşguldür. Düne kadar Türk devletinin büyüklüğüne sığınan bir aşiret reisinin, bugün ağzından çıkan zırvaları duyması gerektiği günler muhtemeldir ki çok yakındır.  Hatta uluslar arası platformlarda Türk Silahlı Kuvvetler tarafından yapılacak bir operasyonun hedefinin PKK'nın değil, kendisinin olduğunun ileri sürerek sahte kahramanlıklar peşinde koşmakta, diplomatik yollardan kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır.

            Kuzey Irak'ın ekonomik durumunun iyi olması, terörü kısmende olsa engelleyecektir. Buna rağmen Kuzey Irak'ta Barzani'nin ailesinden başka kimse zenginleşmemektedir. Kuzey Irak'ta yaşayanlar fakir ve perişan, Barzani ise şatafatlı yaşamını devam ettirmektedir. Zenginleşen Barzani ve ailesinin diktatör eğilimi de artmaktadır. Barzani'nin Ülkemizde sahip ya da ortak olduğu şirketler de sık sık gündeme gelmektedir. Buna rağmen konuyla ilgili her hangi bir şeyin yapıldığına basın ve yayın organları yer vermemiştir. Kısaca Barzani Türkiye'nin içinden para kazanmakta, bir de Türk devletini tehdit edebilmektedir! Bu ayıp mutlaka engellenmeli, Barzani'nin para muslukları kesilmelidir.

            Bununla birlikte Kuzey Irak'ın yaşaması da şu anda Türkiye'ye bağlıdır. Elektriği, suyu, altyapısı olmayan bir Kuzey Irak; her şeyiyle Türkiye'ye bağımlıdır. Yani aslında Barzani istenirse her anlamda ablukaya alınabilinir.

            Terörün sadece askeri önlemlerle çözülemeyeceği doğrudur. Bu konuda her anlamda uzlaşma ve koordinasyon gerekmektedir. Bu koordinasyonu sağlayacak olan ise sivili iradedir. Kuzey Irak'a operasyon ve tezkere konusunda papatya falları açmanın zamanı geçmiştir. Tehdit ve tehlike büyüktür. Yanı başımızdan içimize sızan terör masum insanımızın canına kast etmekte, toprağımıza göz dikmekte, Vatanımızın bütünlüğünü tehdit etmektedir. Bu nedenle asker ve sivil yönetim bir an önce milli bir hedefte uzlaşmalı ve gereken neyse yapılmalıdır. Nitekim yarınlar geç olabilir...