Yüce Dinimizde en büyük günahlardan olan nifak; ‘nafika' kökünden türetilmiştir. Nafika, köstebeğin yeraltındaki yuvası anlamına gelir. Köstebeklerin yuvasına inen iki yol vardır: Birincisi toprağın üzerindedir. Bu yuva köstebeğin aldatıcı, kurnaz tarafını gösterir.
lign="justify"> Diğer yuva ise gizli olanıdır. Köstebek sıkıştığı zaman burun ucuyla vurup kaçacağı yoldur. Dışarıdan görünmez. Pis kokular ve atıklar bu delikten çıkar. Bu deliğe ‘nifak' denir.İslam'da nifak iki türlüdür: Birincisi inançlarda nifak, diğeri de söz ve eylemlerde ki nifaktır. İnançlardaki nifak; Kuran'ın hükümlerine uyuyor gibi görünüp kötülüğe alet olmayı anlatır. İnsanların en şerlisi ve ikiyüzlü olanı nifakın içinde fikir inşa edenlerdir. Bu kişiler; aykırı, hayal mahsulü, hayâ yoksunu düşüncelerini söze yansıttıklarında huzur bulurlar. Bu tür insanlar Kuran'a el basıp yalan yere yemin dahi edebilirler.
Kuran-ı Kerim'de insanlar üç gruba ayrılmıştır: Müminler, kâfirler ve münafıklar... Kuran-ı Kerim'in 24 suresinde 174 ayet sadece münafıklar hakkında hüküm getirmiştir. Sadece Bakara Suresinin ilk dört ayeti müminleri, iki ayeti kâfirleri ve on üç ayeti de münafıkları anlatmıştır. Münafıkların cenaze namazının dahi kılınmaması ifade edilmiştir. Nitekim Münafıklar diye başlı başına bir sure de vardır. Kuran-ı Kerim'e göre münafık; kalbiyle dili arasında farklılık olan kişidir. Bu kişiler imanlı gibi görünüp, her türlü pisliği örtmeye, gizlemeye hazırdırlar. Kısa süreli ikbal uğruna tarumar etmeyecekleri hiçbir değer yoktur. Kalbiyle dili arasındaki farklılığı çok açık olan münafık; bozguncu ve ayırıcı özelliğini her fırsatta gösterir. Gerçekte inanmadığı halde, inanmış gibi ahkâm keser. Münafık için gerçek amaç kişisel menfaatlerdir. Sureti haktan görünüp her kepazeliği yaparlar. Ne yazık ki böyle tiplere tarihimizin her döneminde rastlanılmıştır.
Bir fikre, inanca mensubiyetin doğurduğu sorumluluklar vardır. Bu sorumlulukların en başında ölçülü ve insaflı olmak gelmektedir. Mensubiyet bilinci, hafife alınacak bir duygu, görmez göze gelinecek bir olgu değildir. Retorikte bir fikre ya da bir inanca mensubiyet duyduğunu dile getirenlerin bir kısmı nedense münafıklık ölçüsünde ait olduklarını iddia ettikleri yere zarar vermekte, nifak yaymaktadırlar. Böylesi bir duruma son zamanlarda en çok Türk milliyetçiliği muhatap olmaktadır.
Türk milliyetçiliği her dönem değişik yoğunlukta saldırı ve tacizlere maruz kalarak; türlü nifak tohumlarının sürekli olarak bereketli düşünsel iklimine saçıldığı bir fikir hareketi olmuştur. Buna rağmen Türk milliyetçiliğinin güzide mensupları da her türlü bedeli ödeyerek tarihi süreçteki serüvenlerine devam etmektedir. Devralınan mirasın büyüklüğünün farkında olan, bu mirası gelecek nesillere devretmekle kendini sorumlu ve görevli addeden idealistler bir ve bir arada bulunmakta olup, bundan sonrada bulunmaya devam edeceklerdir. Ancak kendini Türk milliyetçisi olarak sunan, ama sanki görevli gibi nifak saçmakla, zihinleri bulandırıp gerçekleri çarpıtmakla meşgul olanların gerçek niyeti bugün daha iyi anlaşılmakta, algılanmaktadır.
Türk milliyetçiliğine yönelik hasmane nitelikli tahammülsüzlüğün dışsal ve içsel kaynakları bulunmaktadır. Dışsal kaynaklı ötenazi tipi hareketlere Türk milliyetçiliğinin bağışıklık sistemi kuvvetli ve dayanıklıdır. Bu duruma yakın tarih her şeyiyle şahittir.
Asıl içsel kaynaklardan beslenen nifak uğraştırmakta ve/fakat istenilen sonucun ortaya çıkması zaman almaktadır. Bir defa mensubiyetlik iddiasında bulunan Secah Bint Haris(tarihteki yalancı peygamberlerden) tipi yalancı ve münafık zihniyetler nifak üretmekte ki hünerlerini her fırsatta ortaya koymakta, bu konuda dışsal kaynaklı sorun üretenlere bile taş çıkarmaktadır.
Türk milliyetçiliğine mensubiyet iddiasında bulunan, ancak Türk milliyetçiliğinin bu yüzyıldaki idealistlerine sürekli sahte ve sanal eleştirilerini hakaret düzeyine kadar vardıran zavallı kişilikler, gerçekte Türk milliyetçiliğinin tarihsel sürekliliğini inkıtaaya uğratmaya karar vermiş gibidirler. Oysaki bu sahte ve münafık zihniyetler için gece saat çoktan on ikiyi bulmuş, arabaları değilse bile; iddiaları bal kabağına dönüşmüştür.
Israrla ve her fırsatta; papatya falı bakarcasına hata gözleyen ve dileyen, kısır ve çapsız kişilikler Türk milliyetçiliğini idrakten de ziyadesiyle yoksundurlar. Bu itibarla, yoksun kaldıkları; aslında inanmadıkları, ama şartlar gereği böyle görünmelerinin gerekliliğine hisseden bu sakat kişiliklerin Türk milliyetçiliğinin her anlamdaki gelişiminde kata bir katkıları olmamıştır.
Bu zevat nifak üretmekte ki enerji ve maharetlerini en azından mensubiyet şuuruna zerre kadar olsa destekle gösterebilseler belki de her şey daha farklı olabilirdi. Ancak bu kişilikler sözde inanmış pozlarıyla türlü iftirayı, samimi ve iyi niyetli idealistlere atmaktan asla utanmamışlardır. Bu kişilerin hali Karaip Adalarında yaşayan bir gurubun inançlarında ki törensel sürece benzetilebilir. Karaip Adalarında Vudu Dininde muhalif gruplar birbirlerinin üstlerini kirletirlermiş. İnsan pisliklerini karşı tarafın yüzüne atarlarmış. Ne kadar çok atarlarsa o kadar çok itibar göreceklerine inanırlarmış.
Yani fikri mensubiyetten, inanıştan bihaber acizler; Türk milliyetçiliğine (sözde) hizmet adına türlü cinlik ve oyunlarla her yapılanı, söyleneni çarpıtmakta bir beis görmemektedir. Bu kişilerin hali Marko Paşa tavrını da andırmaktadır. Marko Paşa dert dinler, ama çare üretmezmiş. Paşa'nın meslek hayatı boyunca ürettiği çare, tedavi ettiği hastası olmamış. Kendisi her olay da değişmeyen bir cevap verirmiş: "Her şey, bir başka şeye bağlıdır. Başarmak için neyin, neye bağlı olduğunu iyi kestirmek gerekir."
Milliyetçilik; maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı olarak tanımlanabilir. Denilebilir ki; milliyetçiliğinin özü sevgi, amacı bağımsızlık, yöntemi birlik duygusudur.
Ayrıca milliyetçilik; entelektüel olarak Aydınlanma döneminin, ekonomik olarak Sanayi döneminin ve politik olarak Fransız İhtilalinin bir birikimidir. Bununla beraber Türk milliyetçiliğinin politikleşmesi ise İttihat ve Terakkiyle, kitleselleşmesi de Milli Mücadele ile ortaya çıkmıştır. Bugün gelinen zaman diliminde Türk milliyetçiliğinin politik coğrafyası aşılmış, milli bir merkez konumuna gelmiştir. Bu durum kolay olmamıştır. Nitekim Türk milliyetçiliği sosyolojik olgunluğa, birçok psikolojik zorluklar altında ulaşmıştır. Buna rağmen Türk milliyetçiliğinin önündeki zorluklarda, hatta tehditlerde bir azalma olmamıştır. Bilakis bir artış söz konusudur.
Türk milliyetçiliğine yönelik karalama kampanyası, sözde mensubiyet iddialarıyla süslenmiş talâkat tuzakları dramatik bir şekilde tüm hızıyla devam etmektedir. Kaldı ki Türk milliyetçiliğinin gelişiminde katkı ve çabası olmayan kişilerin hasarlı zihinlerinde ki nifak tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Nifak tohumları ise bazen bir dergide, bazen bir gazete sütununda, bazen de bir konferans salonundan bir virüs gibi yayılmaktadır. Bu virüs, her tür çıkar ilişkisinden beslenmekte ve hayat bulmaktadır. Zira alınan gizemli talimatların, sinsi temennilerin tavizsiz bir şekilde uygulanmakta olduğunu bu zamana kadar yaşanılan olaylar göstermiştir.
Son tahlilde Türk milletine mensubiyetten şeref duyan Türk milliyetçileri varlıklarını dün olduğu gibi, yarında onca fitne, nifak ve münafıkça tavra rağmen devam ettirecektir. Bu devamlılığın sağlanmasından iyi niyetli her Türk milliyetçisi tarih önünde mesuldür. Max Weber'in güzel bir sözünü yeri gelmişken dile getirmek yerinde olacaktır: "...İnsanoğlu hep imkânsıza erişmek istemeseydi, mümkün olana da ulaşamazdı." Türk milliyetçiliğinin fikri gelişimi hep imkânsızlıklar içinde oldu. Ancak Türk milliyetçiliği hiçbir zaman imkânsıza ulaşmak istemedi; çünkü Türk milliyetçiliği için ‘imkânsız' hiçbir zaman olmadı. Bütün iftira, saldırı ve zorluklara rağmen de olmayacaktır.
Milliyetçiliğin nifakla olan tarihi mücadelesi bundan önceki olduğu gibi, bundan sonra da devam edecektir. Milliyetçiliğin geçirmiş olduğu evreler, maruz kaldığı zorluklar dikkate alındığında; nifak saçan kişiliklerin ve bulanık suda balık avlama meraklılarının bir sonuca ulaşamayacağı aşikardır.
Çünkü buna tarih her şeyiyle şahadet edecektir...