Seçimlerden önce Milliyetçi Hareket Partisi aleyhine başlatılan ve hali hazırda devam eden karalama kampanyaları, ülkücü taban nezdinde çok itibar görmese de Türk Milliyetçiliği ideolojisi ve hareketi açısından son derece mide bulandırıcıdır.

lign="justify"> İster kendisini Ülkücü hareketin içerisinde kabul edenler isterse kendisini hareketin dışarısında ve hatta üstünde kendisini görenler olsun hiçbiri Milliyetçi Hareket'in kırk yıllık siyasi sürecinde elini bir kez dahi taşın altına koymamış kişilerdir. Bu özelliklerini ve kalitesizliklerini göz önüne almadan Milliyetçi Hareket Partisi ile alakalı incitici ve hatta menşei karanlık olan eleştirileri sarfetmek kime ne fayda sağlayacaktır? Özellikle Türk Milliyetçiliğinin bundan çıkarı ne olacaktır? Bu soruların cevabı koskoca bir hiçtir.

Türk milliyetçiliği sorumluluğu ve edebinin dışına taşan bu eleştirilere baktığımızda eleştirilerin merkezinde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yi görüyoruz. Devlet Bey, sade kişiliği ve bilge yapısı ile harekete beyefendi bir kimlik kazandırmış, Ülkücü gençliği sokaklardan çekip onlara 2023'ü hedef göstermiştir. Bu özellikler ve stratejiler, Ülkücülere ecnebi değirmenine su taşıtmanın önüne geçmek demektir. Onun sergilediği siyasi tutum Türkiye'deki politika anlayışının fersah fersah ilerisindedir.

Dün olduğu gibi bugünde MHP'ye ve Genel Başkanı'na saldıran bu çevreler, seçimler öncesinde Türk Milliyetçilerinin aklını bulandırmak ve oylarını almak için MHP üzerine geldiklerinin yarısı kadar AKP üzerine gitselerdi, muhtemelen AKP bugün aldığından çok daha az oy alırdı.

Örneğin Muhsin Yazıcıoğlu. Kendisi 1991'de başlattığı MHP düşmanlığı görevini bugüne kadar kendisine layık biçimde yerine getirmiştir. 1991'den 1997'ye kadar geçen süreçte ülkücülerin Başbuğu'na, Türk Milliyetçiliği fikrine, Türklüğün sembolü bozkurta karşı söylediği ağza alınmayacak hakaretler hâlâ hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Hatta Yazıcıoğlu ve ekibinin, 1991'de henüz 13 yaşında olan Alparslan Türkeş'in kızına bile hakaret edecek kadar alçaldıklarını da çok net şekilde hatırlıyoruz.

Yazıcıoğlu 1991'den itibaren bütün politikasını MHP üzerine kurmuş ve bu yönde adımlar atmıştır. MHP'nin güçlü olduğu yerlerde MHP'yi bölme girişimlerinde bulunmuş, MHP'nin aynı derecede güçlü olmadığı ancak güçlenme ihtimalinin olduğu yerlerde ise MHP'ye yönelen seçmenin aklını bulandırarak oylarının MHP'ye kaymasını engellemeye çalışmıştır.  Bunun son örneğini ise 22 Temmuz seçimleri ve öncesinde gördük. Yazıcıoğlu ve arkadaşları 22 Temmuz seçimlerine bağımsız girme kararı alarak seçimlere katıldılar. Yazıcıoğlu'nun seçim öncesi yaptığı gezilerdeki açıklamalarına bakıldığında AKP aleyhine ciddi hiçbir eleştiri görülmezken açıklamalarının hepsinin ağır şekilde MHP'ye saldırı içerdiği görülmektedir.

Hatta Yazıcıoğlu, son bir yıldır, 1991'den bu yana hakaret ettiği Alparslan Türkeş'e övgüler yağdırarak MHP'nin Türkeş'in çizgisinden gitmediği gibi saçma ifadelerde bulunmuştur. Alparslan Türkeş'e karşı ihanetin ilk ve tek resmi ismi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun bu tavrının büyük bir yüzsüzlük örneği olmasının ötesinde nasıl bir ahlaki çöküşün içerisinde olduğunun en büyük örneğidir.

Şurası muhtemeldir ki, bu ahlaki çöküşün ve psikolojik durumun ana sebebi, bütün çabalarına rağmen 1991'de aldığı görevinde pek başarılı olmayan Yazıcıoğlu'nun patronlarının, halen Türk Milliyetçilerinin bütün saldırılara rağmen ayakta olmasını içlerine sindirememeleri ve Yazıcıoğlu'nu görevine daha çok hizmet etmesi için uyarmış olmalarıdır.

Yine Yazıcıoğlu gibi MHP düşmanlığı görevi için kimlik almış olan Yeniçağ Gazetesi'de her zamanki gibi yalan, iftira ve ahlaksızlık içeren yazılarla MHP'ye saldırmaktadır. En son iftiraları ise Ülkü Ocakları'nın kapatılacağına dair iftirasıdır.

Yapılan iftiranın hangi amaçla olduğunu yazmadan önce kısa bir hatırlatma yapmak isterim. Bugün Ülkü Ocakları kapatılacak iftirasını atan ve bu sebeple MHP'yi eleştiren Yeniçağ Gazetesi'nin, önceki dönemlerde Ülkü Ocakları'nı karaladığını, Ülkü Ocakları'nın ülkücülere zarar verdiğini söyleyen cümlelerini defalarca gördük. Bu sebeple Yeniçağ Gazetesi'nin de Yazıcıoğlu ile aynı psikolojik duruma girdiğini söyleyebiliriz. Yani görev verenler artık Yeniçağ Gazetesi'nin de kendisine çeki düzen vermesini ve Türk Milliyetçilerini parçalama görevinde daha iyi hizmet etmesini istedikleri belli oluyor.

Neyse konuyu fazla dağıtmadan bu gazete tarafından atılan iftiraya gelelim. Gazete kim olduğu belli olmayan bir isim tarafından Emniyetin Ülkü Ocakları'na düzenlediği operasyonlar bahane edilerek ocakların kapatılacağı gibi akıl dışı bir iftirayı atmıştır. Emniyet tarafından Ülkü Ocakları'na yapılan operasyonların içeriğine ve zamanlamasına bakıldığında bu operasyonların AKP tarafından yönlendirildiği açıkça ortadadır. Türk milliyetçilerinden korkan ve kendi amaçlarına ulaşmalarında tek engel olarak Türk milliyetçilerini gören AKP, Türk milliyetçiliğinin siyasi adresi MHP'ye karşı her türlü akıl, mantık ve ahlaktan yoksun söz ve hareketler sarfetmişlerdir. Ülkü Ocakları'na karşı yapılan operasyonda bunlardan biridir.

Zaten ilk günden itibaren AKP'nin yayın organları da bu operasyonları desteklemiş, gerçekle hiçbir alakası olmayan ifadelerle emniyeti yönlendirme ve Türk milletini kandırma çabasına hizmet etmişlerdir.

Yeniçağ Gazetesi'nin yaptığı da bundan farklı değildir. Gazete attığı bu iftira ile aslında bugüne kadarki operasyonlarında başarılı olamayan AKP'nin elini rahatlatmak ve Ülkü Ocakları'na karşı bundan sonra yapılması muhtemel operasyonlar için ispiyonculuk yaparak zemin hazırlamayı hedeflemektedir.

Birkaç yıldır "Ülkücü Hareket neden sokakta değil?" diyerek hizmet ettiği zihniyeti ifşa eden bu zevat, bugün ise Ülkü Ocakları'nın kapatılacağı iddiasıyla yukarıda bahsettiğimiz hedeflerine ulaşmak için, ülkücü taban arasına bir fitne sokmak istemektedir. Bu fitnenin temel hedefi ise maalesef ki MHP ve onun Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'dir. Ülkücü Harekete ve dolayısıyla da Türk Milletine yıllardır ve hatta ömrünün tamamında hizmet vermiş olan, Ülkü Ocakları'nın kurucularından biri olan ve ilk yönetimi içerisinde yer alan, Türk siyaseti için bir kazanım ve ötesinde bir değer olan Sayın Devlet Bahçeli, 04.04.2003 tarihinde Ülkü Ocakları'nın yeni genel merkez açılış töreninde şu cümleleri kullanmıştır;

 "... Hareketimizin Başbuğu merhum Alparslan Türkeş Bey de bütün ömrünü, bu gerçeğin milletimize anlatılması ve benimsetilmesi işine vakfetmiştir.

Merhum Başbuğumuz'un bu düşüncelerle kurduğu en önemli yapılardan birisi hiç şüphesiz Ülkü Ocakları'dır.

Ocaklarımız, Türk milliyetçiliği düşüncesini benimseyenlerin ve bu düşünceyi geniş kitlelere aktarmayı hedefleyenlerin bir araya geldiği, idealist karakteri her şeyden üstün tutan, milliyetçi ve nitelikli insan yetiştirmeyi vatan borcu sayan bir anlayışın sarsılmaz ve yıkılmaz kalesidir.

Ülkü Ocakları'nın hedef kitlesi, Türkiye'miz de ve Türk dünyasında yaşayan büyük gençlik kesimidir. Ocaklarımızın kurulduğu günden bu yana taşıdığı temel hassasiyet, Türk milletinin mutluluğu, refahı ve istikbali üzerine odaklanmış, bütün gayreti Türk gençliğinin bu amaca uygun şekilde yetiştirilmesi olmuştur.

Şüphe yok ki bir milleti millet yapan aslî unsur, sadece aynı toprak parçası üzerinde yaşıyor olmak değildir. Bir milleti millet yapan en önemli unsur, birlikte yaşama iradesi ve azmi içerisinde oluşan kalıcı kültür değerlerinin paylaşımı ve gelecek nesillere aktarılmasıdır.

Bunu gerçekleştirememiş milletlerin tarih sahnesinden silinip gittiği herkesin malûmudur.

Türk milletinin varlık, birlik ve bekası için her türlü çalışmayı yapma azminde olan Ülkü Ocakları, tarihin yoğurarak millî karakterimiz hâline getirdiği unsurları ve kültürel değerlerimizi yaşatmayı da temel bir hedef olarak benimsemiştir...."

Hemen her fırsatta Ülkü Ocakları ve Ülkücü Gençliğe duyduğu güveni yineleyen Sayın Bahçeli üzerine bu derece yüzsüzce saldıran ve fitnelerine alet eden bu kişileri tarih affetmeyeceği gibi akıl ve vicdan sahibi Türk Milliyetçileri de affetmeyecektir. Tarih bunu gösterecektir.

Ayrıca kim, hangi belgeye dayanarak, Ülkü Ocaklarının kapatılacağını ispat edebilir? Üstelik bu iddiasını MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye isnat edebilir. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin de yetişmiş olduğu bu kutsal ocakların kapatılacağı iddiasıyla gündem oluşturmak gibi iğreti bir girişime en güzel cevabı Ülkücüler verecektir.

Bir kıssa ile devam etmek istiyorum; bir gün kurt yavrusuna çevreyi ve bu çevrede karşısına çıkacak canlıları tanıtıyormuş. İlerde bir koyun sürüsü ve başlarındaki çoban ile alakalı da bilgi verdikten sonra çobanın hemen yanındaki köpeği göstererek şöyle demiş; "aman buna dikkat et, bize benzeyen bu canlı biz olmadığı gibi aynı zamanda en büyük düşmanımızdır".

20. yüzyılın hemen başında önce neşriyatlar ile sonrasında da dernek hüviyetinde kurulan ve tarihi cumhuriyetten eski bir kurum olan Türk Ocakları, hem milli mücadelede hem de milli mücadele sonrası cumhuriyet tarihi boyunca Türk Milletine ve Türk Milliyetçiliğine onca hizmetlerde bulunmuştur. Ta ki hükümetlerin boyunduruğuna girene kadar. Yani 1980 sonrasında Turgut Özal destekçiliğine kadar. Başbakanlıktan belirli bir ödenek alan bu kurum tarihi süreç ve misyonunun aksine son yıllarda mevcut hükümet ile arasını hep sıcak tutmuş, mevcut AKP hükümetinin Türk Milliyetçiliğini doğrudan ilgilendiren icraatlarında ya genelde hiçbir tavır koymamış ya da AKP'yi destekleyen politikalar içerisine girmişlerdir. Fakat mesele MHP ve Ülkücüler olunca, Türk Ocakları, kendince MHP Genel Başkanı ile alakalı cümleler sarf etmiştir. Başbakan "kürt sorunu" ifadesini kullandığında ketum kesilen bu kurum ve resmi yayın organları aynı dönemlerde gündeme MHP Genel Başkanlığı ile alakalı tartışmayı sokmaya çalışmıştır. Şimdi de Türk Yurdu dergisine AKP'yi destekler mahiyette bir kapak yapıp, AKP sloganı ile "yola devam etmişlerdir". Bu hareketlerde şunu göstermektedir ki Türk Ocakları da yukarıda bahsettiğimiz oyunun oyuncularından biridir.

Bu oyunun diğer oyuncuları ise, düne kadar MHP'ye Türkçü ve Milliyetçi diyerek saldıran ve bugün 180 derece dönerek kendilerini ulusalcı diye adlandıran sol kökenli kesim var ki onlarda işin cabası. Solculuk yaparken bile MHP'nin politikalarını ve Genel Başkanı'nı eleştirmektedirler. İnsanın içinden "solculuk yapıyorsanız size ne MHP'den" demek geliyor ama biliyoruz ki bu gruplarda yukarıda bahsettiğimiz oyun içerisinde rol almış bulunuyorlar.

Yukarıda bahsettiğimiz oyuncular MHP'li gibi görünüp, MHP düşmanlığı yapanlara örneklerdi. Ancak oyun bu kadarla bitmiyor. Bir de direk MHP düşmanlığı yapan bir grup var. AKP'nin emrinde çalışan, Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Kanal7, Samanyolu, Star, Bugün, Sabah, TGRT, Haber7, Haber10, İnternethaber, Doğan Grubu gibi medya kuruluşları.

Öyleyse şunu açıkça görüyoruz ki MHP haricindeki her cenah AKP ve zihniyetinden memnundur. Milletin madde ve mâna zeminindeki tüm çıkarlarını savunmak yalnızca MHP'ye kalmıştır. Ayrıca dün Türkeşsiz Türk Milliyetçiliğini savunan kim varsa bugün hem MHP'den hem de MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'den rahatsızdır.

Bu türden yapılan haberlerin oluşturduğu gündemi iyi değerlendiren birkaç malum şahıs ise bu haberleri fırsat bilerek MHP Genel Başkanını eleştirerek rüştlerini ispat etmeye çalışmaktadırlar. Oysa bu eleştiriler kendilerini daha da küçültmekte ve acziyet içerisinde göstermektedir. Zira MHP'li bir meclis ve siyasetten rahatsız olanları karşımıza alıp baktığımızda kimleri görüyoruz; bütün siyasal Kürtçü zihniyet, beynelminelci, liberal ve emperyalizmi kurtarıcı ilan eden mevcut iktidarın silahşörleri, milliyetçilik adına bir tavır göstermek iradesinden uzak ama milliyetçilikten geçinen gazete ve köşe olmuş yazarları, hemen her gördüğü mikrofona MHP Genel Başkanlığı talebini sarfeden Muhsin Yazıcıoğlu, ABD'nin ve AB'nin bütün yetkili ve görevlileri, Irak'ta maşalık yapan Barzani, Talabani, "sayın" kelimesinin İmralı'daki muhatabı...

Söyleyecek pek bir şey yok aslında; İnsan bu durumda yalnızca tercih yapar. Dolayısıyla da tercihiniz, kimliğinizdir.

Nihai olarak belirtmek isterim ki; kimse MHP'den macera beklemesin. MHP, Türkiye'yi 2023'te bölgesinde ve dünyada lider ülke yapma idealine kilitlenmiş bir partidir. Bu hedefleri gerçekleştirecek donanıma sahip bir yapılanma içerisindedir. Şüphesiz ki bir muhalefet partisinden beklenen performans gösterilecek, doğrular desteklenip yanlışlara karşı Hazreti Ömer'in kılıcı olunacaktır. Ama bunu birilerinin çizdiği rotada ve onların dilediği şekilde değil kendi saikleri, kendi tabanı, kendi inancı ve kendi ideolojisi gereği yapacaktır.

Ancak şuranın altını bir kez daha çizmek gerekmektedir. Ülkücü hareketin mensupları bugün, ülkülerine, partilerine ve ocaklarına dün olduğundan daha fazla sahip çıkmalı, kendileri üzerinde oynanan oyunları artık görmeli ve bu oyunları oynayanlara karşı tavırlarını çok net şekilde almalıdırlar.

Çünkü, ülkücü hareket mensuplarının bu kendileri üzerine oynanan oyunlara ciddiye almamaktan kaynaklanıyor olsa bile sessiz kalmaları bu oyuncuları cesaretlendirmektedir.

Ülkücüler bu kişi ve kurumlara karşı "hukuk kuralları içerisinde" tavırlarını en sert şekilde göstermelidirler ki fitneye karşı sınavda başarılı olabilsinler.

- - - -