Varoşlarda Yanan Ateş Fransa’yı Sardı...

 

Bir süredir bütün Fransa’yı etkisi altına alan banliyö isyanı, 27 Ekim akşamı polisten kaçan Afrika kökenli 2 kişinin bir elektrik trafosuna saklanması ve bunun sonucunda elektrik akımına kapılarak ölmesiyle başladı. İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin banliyölerde yaşayan gençlerden söz ederken ‘ayak takımı’ gibi ifadeler kullanması da, toplumsal tepkinin şiddetlenmesine neden oldu.

 Aslına bakılırsa Batı toplumsal yapısı uzun süredir uzlaşmaz çelişkileri içinde barındırıyor. Batı insanının anlam dünyası derin buhranlar yaşamakta. Bu açıdan olaya bakıldığında maddeleşen Batı toplumsal yapısındaki ufak bir sorun büyük çapta olumsuz sonuçların çıkmasına neden oluyor. Tedirginlik, endişe ve korku içinde çözüm arayan Batı toplumsal yapısının istikrara kavuşması zaman alacak gibi görünüyor.

 Ülkemiz de dahil olmak üzere, dünyanın her tarafında varoşlar sorunu bulunmaktadır. Nitelikleri açısından farklı olsa da varoşlar sorunu yeni yüzyılın ciddi problemlerinden birisidir. Fransa’da ki olaylarda beş bini aşkın araç yakıldı. Paris’te başlayan olaylar başka yerlere de sıçradı. Yaşlı kıta şimdi varoşlarda başlayan sorunlarla uğraşıyor. Varoşlarda ki en önemli sorun şüphesiz yoksulluk olgusudur. Yoksulluk kültüründe boyun eğme, tepkisizlik gibi davranışlar varken; bu söylenenlere ezilmişlik ve adaletsizlik gibi duygular eklenince, toplumsal öfke ve gerilimler meydana geliyor. Kültür, mezhep ve kimlik gibi konularda da ayrımcılık arttığı takdirde toplumsal gerilimler toplumsal patlamaya dönüşüyor. İşte Fransa’da benzer süreçler yaşandı. Sadece işsizlik, yoksulluk ya da adaletsizlik duygusu Fransa’da ki olayları başlatmadı. Yabancıların kültürel hakları, kimlikleri, dini inanışları aşağılandı, hor görüldü. Böylelikle alt toplumsal yapılar, üst toplumsal yapıya itiraz etti; böylelikle bunalım ve kaos yaşanmaya başladı.

 Demokrasi havariliği yapan çok bilmiş, kendi değerlerine yabancılaşmış sözde aydın taifesi ağızlarından Fransız İhtilali’ni düşürmezken şimdi hepsi sus pus oldular. Ne oldu da, dünyada insan hakları ve adaleti temsil eden Fransız zihniyeti bu hallere düştü? Gerçekten eşitlik, hak ve özgülüğün merkezi miydi Fransız toplumu?

 Fransız İhtilali’nin üç temel jargonu vardı: Özgürlük, eşitlik, kardeşlik...

 Ne yazık ki, Fransız İhtilali’nin bu sloganları hep retorikte kaldı. Dolaylı sömürge ideolojisi çerçevesinde, azgelişmiş ülkelere dayatılan özgürlük, adalet, eşitlik gibi olgulara  özelde Fransa, genelde ise Batı toplumu hiç itibar etmedi. Daha geçtiğimiz yüzyılın  ortasında Cezayir’de her türlü insanlık dışı kıyımları yapan eşitliğin, adaletin ve insan hakları fikrinin merkezi Fransa değil miydi? Bu kandırmaca anlayış artık iflas etmiş, Batı’nın dünyayı yeniden dizayn etme yaklaşımı çamura batmıştır. Nitekim Sami KOHEN; 9.11.2005 tarihli Milliyet Gazetesindeki köşesinde “Hasta Fransa” isimli makalesiyle de çok yerinde bir tespitte bulunmuştur.

 Fransa’da çoğu Kuzey Afrika, bir kısmı da Kara Afrika kökenli ailelere mensup olan “varoş çocukları”nın giriştiği eylemlerin başlıca nedenleri; yoksulluk, işsizlik, itilmişlik, eşitsizlikle yakından ilgilidir. Yaşam koşulları, özellikle gençleri umutsuzluğa ve öfkeye sürüklemektedir. İnsan hak ve özgürlüklerinin merkezi olan Fransa Devleti de anılan toplumsal kesimleri yıllardır kendi dertleriyle baş başa bırakarak, sorunları görmezden gelmiştir.

 İşsizlik Batı Avrupa’da hızla artmakta, yoksulluk yaygınlaşmaktadır. AB Bölgesinde, şu anda çalışabilecek nüfusun %8,62 sı işsiz durumdadır. Fransa’da işsizlik %9,8 iken, Almanya’da işsizlik %11,6 düzeyindedir. Avrupa’da giderek ortaya çıkan bir nitelikli iş gücü eksikliği bulunmaktadır. Bu itibarla, Almanya ve Fransa Avrupa Birliği’nin lokomotif ülkeleri olduğuna göre, Batı Avrupa’nın içinde bulunduğu durum çok iyi anlaşılacaktır. Aynı zamanda Avrupa’da son yıllarda ihracat hacmi de giderek yavaşlamaktadır. İspanya ve İngiltere’de bütçe açıkları gittikçe artarken, Almanya’nın dış ticaret fazlasında bir gerileme gözlenmektedir.

 Maddeleşen dünyada rakamların hakimiyeti, sosyal ve kültürel konulardaki vurdumduymazlık, toplumsal kitlelerin öfke ve gerilimlerini harekete geçirmektedir. Batı kendinden başka milletlere demokrasi, insan hakları, eşitlik dersi vermekten vazgeçmelidir. Çünkü, Batı her açıdan çelişkiler yumağı haline gelmiştir.

 Fransa’da ki olaylar, dünyanın yeni bir sosyal tehditle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. 1968 öğrenci eylemlerinin başlangıç yeri olan Fransa acaba, bu kez de varoş kalkışmasını kendi dışına ihraç ederek  dünyayı bir kez daha mı meşgul edecek?

 Ülkemizdeki varoş sorunu da dikkatle izlenmeli bu konuda gereken tedbirler alınmalıdır. Sosyal reformlar gerçekleştirilerek, varoşlarda bulunanlar toplumun geneliyle bütünleşmelidir. Aynı zamanda bu durum sağlıklı bir orta sınıfın meydana gelmesine de sebep olacaktır. Orta sınıfın güçlü olması da beraberinde milli bilincin yükselmesi demektir. Milli bilinç düzeyinin yüksekliğiyle birlikte sosyal gerilimler azalacak, her türlü soruna karşı kollektif bir bilincin harekete geçmesi mümkün hale gelecektir.