Ülkemiz teslimiyetçi iktidarın hüküm sürdüğü bir Ramazan Bayramı’nı daha atlattı.
br /> Yazıma başlamadan önce tüm okuyucularımızın geçmiş olan Mübarek Ramazan Bayramı’nı kutluyorum. Bayramın Türk-İslam âlemine hayırlara vesile olmasını, bu hayra vesile olması içinde Türkiye’nin teslimiyetçi AKP iktidarından kurtulması gerektiğini dileyerek tüm Türk-İslam âleminin bayramını kutluyorum.Bayramlar yüce Allah’ın rahmetinin, bereketinin, af ve mağfiretinin tüm inananların üzerine yağdığı güzel günlerdir. İnsanlarımızı günlük kaygı ve sıkıntılardan uzaklaştırıp, hepsini ortak bir manevî duyguda birleştiren, ümitleri ve sevgiyi yeşerten; birlik ve dirliğimize hizmet eden özel günlerdir.
Bayram günlerinde insanların yüzlerinden gülücükler saçılır. Hissiyatlarındaki mutluluk ışıkları gözlerine yansır.
Ancak bu bayramda, o ışıltıları insanlarımızın yüzünde göremedim. Bayram ziyaretlerinde olması gereken umut ve mutluluk veren sohbetleri bu bayramda yaşayamadık.
Çünkü Türk insanı şahsî mutluluklarını devletinin ve milletinin mutluluğunun gerisine atmış, ülkesinin bu zor dönemden nasıl kurtulacağı hakkında düşüncelerle boğuşma haline girmiş durumdadır.
Bırakınız daha önce yaşanan olayları, sırf bayram döneminde gerçekleşen olayları hatırladığımızda, ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu görürüz.
Önce peşmerge başı Barzani, ABD Başkanı Bush tarafından “devlet başkanı” sıfatıyla kabul edildi. Türkiye’de “AKP hariç” herkes bu “devlet başkanı” ifadesinin ne anlama geldiğini anlamış ve büyük bir rahatsızlık duymuştur. AKP’nin yaptığı ise ABD’ye Dışişleri Bakanlığı yoluyla “başkan” kelimesinin anlamını sorması olmuştur. Sanırız ki, ABD bu soru üzerine tüm AKP hükümetine bir “Türkçe sözlük” gönderme zarûriyetini kendinde hissetmiştir.
Hemen ardından peşmerge başı Barzani kendisinin “Kürdistan’ın Devlet Başkanı” olduğunu belirterek, AKP’nin sorduğu soruya cevap vermiş oldu.
Ancak millî hassasiyetlerden yoksun olan AKP, Türkiye Cumhuriyeti’nin daha önce “savaş sebebi” saydığı bu konuda hiçbir somut adım atmamıştır. Konuyu her zaman yaptıkları gibi sunî gündemlerle kapatma girişiminde bulunarak gündemden düşürmeye çalışmışlardır. Aynı şekilde de AKP emrindeki bir kısım medyamızda, bu ciddi konu görmezlikten gelinmiştir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin “savaş sebebi” saydığı, millî bütünlüğünün tehlikeye sokulmasına yol açacak olan “Kürdistan Devleti” diye bir ibare, AKP Hükümetinin teslimiyetçi politikaları sayesinde, AKP’nin patronu ABD tarafından deklare edilmiş oldu.
Bir başka gelişen olay ise, KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat’ın, Türkiye Büyükelçisi ve Kıbrıs’taki Türk Askerlerinin Komutanları ile birlikte yapılması gereken, gelenek halindeki bayramlaşma törenini yalnız yapmış olmasıdır. M. Ali Talat’ın bu hareketi yapmasının "AKP ve bizzat Tayip Erdoğan tarafından" istendiği de söylenmiştir.
M. Ali Talat’ın bu hareketi, yıllardır Rum kesiminin, Yunanistan’ın ve diğer Kıbrıs konusunda Türkiye’ye karşı olan ülkelerin beyan ettikleri “Türk askeri Kıbrıs’ta işgalcidir” ve “Kıbrıs’tan çekilmelidir” sözlerine hizmet etmiştir.
Sonuç olarak, Kıbrıs’ta Türk askerinin işgalci sayılmasına ve Kıbrıs’tan çekilmesine AKP eliyle ve talimatıyla alt yapı sağlanmış oldu.
Yine bayramın birinci günü akşamı haberlerde Güneydoğu’da şehit olan bir şehidimizin, şehit düşmeden önce ailesini aradığını ve helallik istediğini izlemiş, ailesinin feryatlarını, gözyaşlarını izlerken tüylerimizin diken diken olduğunu görmüş ve bu şehitlerin verilmesine sebep olanlara, şehitlerin acısını yüreklerinde hissetmeyenlere de lanet okumuştuk.
Bizde adı bayram olan ama AKP sayesinde bayramlığını hissedemediğimiz günler yaşanırken, Fransa’dan başlayıp Avrupa’nın birçok ülkesini saran olaylar patlak verdi.
Olaylar, Fransa’da yaşayan göçmenlerin polisle tartışmasından başlayıp, tüm göçmenlere yayılmış, sonrada diğer ülkelere sıçramıştır.
Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı sıfatıyla konu ile ilgili yorum yapan Tayyip Erdoğan, Fransa’daki olayların “türban yasağı yüzünden çıktığını” belirtmiştir.
Elbette ki, Tayyip Erdoğan’ın bu bilgiden ve mantıktan yoksun açıklamasına, bizler şaşırmayıp gülüp geçtik ama Fransa açıklamayı dikkate alarak cevap verdi. Sonrasında da Tayyip Erdoğan’da bir klâsik haline gelen hareketi olarak, “kendisinin yanlış anlaşıldığını ve öyle demek istemediğini” belirtmiştir.
Olayların Avrupa’da yaşayan Müslümanlarla hiç alakasının olmadığını, Avrupa’da yaşayan Türklerin bu olaylara hiçbir şekilde katılmadığını, çok küçük bir araştırma ile öğrenebilecek olan Tayyip Erdoğan, “konuşmuş olmak” için bir laf etmiş, sonrada o lafını her zamanki gibi geri çekmiştir. Tayyip Erdoğan, şahsî olarak ne hale düşerse düşsün bizim için önemli değil ama “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı” sıfatını, kimsenin bu şekilde mantıksız ve bilgiden yoksun sözlerle küçük düşürmeye hakkı yoktur.
Görüldüğü gibi, teslimiyetçi AKP iktidarının hüküm sürdüğü bu karanlık dönemlerle, bayramlar bile bir mutluluk vesilesi olamıyor.
Bayramın hemen akabindeki döneme bakacak olursak yine aynı tablo devam ediyor.
AKP’nin her şart altında kabul ettiği hayalî AB üyeliği ile ilgili teslimiyet belgeleri çıkmaya devam ediyor. Son olarak İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi yayınlandı. Bu belgeler, Kıbrıs, Azınlıklar, Ege Adaları gibi konularda Türkiye açısından çok sıkıntı yaratacak maddeler içermektedir. Bu konunun ayrıntılarına bir dahaki yazımızda yer vereceğiz.
Yine bugün gerçekleşen başka önemli bir konu ise AİHM’ in Leyla Şahin davasını reddederek, “türban yasağını” onaylaması olmuştur.
17 Haziran 2005 tarihli “Örtü”lü İcraatlar başlıklı yazımda belirttiğim gibi, AKP sayesinde Türkiye’de türban yasağı uluslararası mahkemeler tarafından da onaylanmış oldu. İlgili yazımı bir kez daha okumanızı rica ediyorum.
AKP iktidarının Leyla Şahin davası için AİHM’e gönderdiği savunma belgesinde başörtüsü şu şekilde tanımlamaktadır.
“Türban, çağdaşlaşma yolunda geri bir adımdır. Siyasal simge haline getirilen başörtüsü özgürlük sorunu değil politikacılar tarafından şeriat amaçlı kullanılmış bir olgudur.”
Bu savunmanın altında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün imzası bulunmaktadır.
AİHM, bu savunmaya ve bu değerlendirmeye itibar ederek, başörtüsü takılmasının yasaklanması gerektiğini bir AB kriteri haline getirmiştir.
AKP’ye göre ; “Başörtüsü takılması çağ dışılıktır ve gericiliktir”. Bu husus AKP sayesinde artık bir AB kriteridir. Ve “Türban yasağı” uluslararası mahkemeler tarafından da onaylanmıştır.
“Başörtüsü namusumuzdur” diyerek iktidara gelen AKP, Türkiye’de başörtüsünü tümden yasaklamıştır.
Son olarak cumhuriyetimizin kurucusu Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölüm yıldönümünde saygıyla yâd ediyoruz. O’nun açtığı yolda yılmadan ilerleyeceğimize bir kez daha söz veriyoruz.
O’nun fikirlerini, düşüncelerini en iyi şekilde anlatacak ve savunacağız.
Ve yazımızı Atamızın bir sözüyle bitirelim.
“Muhtaç olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.”
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene.”