Yüce Dinimizde var olan mezhep çeşitliliğinin benzeri Hıristiyanlıkta da vardır. Hıristiyan Dini Protestan, Katolik ve Ortodoks olmak üzere üç mezhepten mürekkeptir.
Hıristiyanlık içinde en yaygın ve en fazla üyeye sahip olan Katolik kilisesinin kuruluşu Hz.İsa ve havarileri (özellikle Petrus ve Pavlus) tarafından gerçekleştirilmiştir. Katolik kilisesi başlangıçtan bu yana kesintisiz bir şekilde Hz. İsa ve onu takip edenlerin öğreti ve uygulamalarıyla hayat bulmuştur. ‘‘Katolik'' kelimesi ‘‘evrensel'' demektir. Kilisenin yönetim merkezi Roma'da olup evrensel boyutu olduğunu iddia eder. Bu kilise ‘‘Roma Katolik Kilisesi'' adıyla bilinir. Bu kilisenin başında öleceği güne kadar seçilip, Hz. İsa'nın görünür temsilcisi olarak kabul edilmiş bulunan ve Vatikan'da yaşayan Papa bulunur.Bilindiği gibi ilk Hıristiyan kilisesi Yeruşalim'de kuruldu. Fakat Yeruşalim'in M.S. 70'de Romalılarca harap edilmesinden sonra baskılar nedeniyle bu kilise başka bölgelere -özellikle Avrupa'ya-, yayıldı.
O zamanlarda dünyada egemen olan politik ve askeri güç Roma imparatorluğuydu. Milattan sonraki ilk üç yüzyıl boyunca Hıristiyanlar çeşitli ağır baskılara maruz kalmışlardı. Hatta Roma İmparatorluğu döneminde Hıristiyanlar arenalarda aslanların önüne atılarak törensel bir vahşete dahi konu oluyorlardı. Ancak dördüncü yüzyılın başlarında (M.S. 312) Hıristiyanlığa dönen Roma imparatoru Konstantin'in emriyle Hıristiyanlara tam bir özgürlük sağlanmış ve böylece baskılar durmuş oldu. M.S. 395'de ise Roma imparatorluğu Doğuda Konstantilop (İstanbul) ve Batı'da da Roma şehirleri başkent olmak üzere ikiye ayrıldı. Yozlaşmaya başlayan Hıristiyanlığın Batılı müellifleri Roma'nın, Doğulu müellifleri ise Konstantilop'un( İstanbul'un) dinsel merkez olması gerektiğini ileri sürmeye başladılar. Roma İmparatorluğu'nun desteğiyle günden güne güçlenen Roma Kilisesi'nin rahibi kendisinin elçi Petrus'un halefi olduğunu, kilisenin tek evrensel şefi ve papası (babası) olduğunu ilan edip, Konstantilop patriğinin de onun yetkisini kabul etmesi gerektiğini ileri sürünce Doğu kiliseleri bu iddiaya sert bir şekilde karşı çıktı.Bunun hemen arkasında iki kilise birbirini -her zaman yaptıkları gibi- aforoz ettiler. Nitekim bu gelişmelerin sonucunda 1054 tarihinde Batı'da Roma Katolik Kilisesi ve Doğuda da Ortodoks kilisesi meydana gelmiş oldu. Ortodoks kelimesi ‘doğru' anlamına gelip, doğru inanca veya görüşe sahip olan demektir.
Papa'nın yanılmazlığı ve evrensel yetkisinin kabul edilmemesinin dışında Ortodoksları Katoliklerden farklılaştıran önemli hususlar vardır:
Katolik kilisesi; rahiplerinin evlenmelerini yasaklarken Ortodoks kilisesi; rahiplerinin evlenmelerine müsaade eder.
Katolikler Kutsal Ruh'un hem Baba'dan, hem de Oğul'dan çıktığını ileri sürerken Ortodokslar, Kutsal Ruh'un yalnızca Baba'dan, Hz.İsa aracılığıyla çıktığına inanırlar.
Roma Katolik kiliselerinde vaftiz uygulaması yalnızca su serpmekle yapılırken, Doğu Ortodoks kiliselerinde bu uygulama tamamen suya daldırılmak suretiyle yapılır.
Ortodokslar yalnızca resimlerle yetinmekteyken Batı Katolik kiliseleri heykel veya statüler de yapar.
Ortodokslar Rabbin Sofrasını ekmek ve şarapla yaparken, Roma Katolikleri bunu yalnızca şaraba bulandırılmış kutsal ekmekle yapmaktadır.
Ortodokslar ayinlerinde özellikle Yunanca'yı kullanırken, Roma Katolikleri Latince'yi kullanırlar. Ayrıca Ortodokslar bazı Hıristiyan kutlamalarını Katoliklerden ayrı tarihlerde kutlarlar. Örneğin Katolikler Hz.İsa'nın doğuşunu 25 Aralıkta kutlarken Ortodoksluk sistemi altında olan Ermeniler 6 Ocakta kutlarlar.
Bu farklılıkların dışında bu iki kilise diğer bütün konularda hemen hemen aynı inanç sistemini paylaşmaktadır. Ortodoksların yoğun olduğu bölgeler Doğu bölgeleridir. Ortodoks ve Katolikler arasında var olan bu ayrılık uçurumu tarih boyunca politik nedenlerden dolayı daha da derinleşmiştir. Ama son dönemlerde Katolik kilisesi Ortodoksları yeniden kendi denetimine almak amacıyla çeşitli taktik içerikli faaliyet ve çabalar içine girmiştir. Papa'nın Ülkemizi ziyaretini de bu minvalde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Bin yıllık Katolik-Ortodoks ihtilafı 1964'te toplanan II. Vatikan Konsili'nde "barış"la noktalanmış, aforozlar karşılıklı olarak kaldırılmıştı. Son olarak, Papa 16. Benedictus'un İstanbul'da Patrik Bartholomeos'la kucaklaşıp ortak 'deklarasyon' yayımlamalarıyla bir adım daha atıldı, "(mezhepler arası) diyalog başlatıldı. Deklarasyon metninde 'Konstantinapol Kilisesi' ifadesinin kullanılması ve Bartholomeos'un 'ekümenik vasfı'nın özellikle teyid edilmesi dikkat çekicidir. Roma Papası 16. Benedict ile İstanbul Patriği l. Bartholomeos'un 30 Kasım 2006'da altına imza attıkları deklarasyonda iki kilise arasında yakınlaşma ve işbirliği konusu şu cümlelerle vurgulanmaktadır:
"Bu, bizim kiliselerimizi deklare edilmiş olan yeniden tam bir vahdet oluşturma hedefi etrafında bir araya getirdi. Roma Kilisesi ile Konstantinapol Kilisesi arasındaki ilişkilere gelince: Biz, bizim kiliselerimiz üzerinde yüzyıllardır olumsuz bir etki bırakmış kadim aforoz hafızasını silip götüren kutsal dini kanunu da hatırlamamazlık edemeyiz." Cümlenin devamında bu amaçla bir "Karma komisyonun kurulduğu" belirtiliyor. "Vahdete doğru ilerleyişe akabilecek olumlu neticeler henüz alınmış değildir; ama önemli bir adım atılmıştır." (Ali BULAÇ, Zaman, 4.12.2006)
Bundan sonra iki taraftan ruhani âlimler itikatlarını uzlaştırmak için ortak çalışmalar yapmayı da kararlaştırdılar. Bu karşılıklı diyaloglar sırasında Papa'nın Patrikten ekümen diye bahsetmesi hiç de şaşırtıcı olmadı.
Bu bağlamda Fener Rum Patriği'nin ekümenlik iddiası yeni değildir. Kaldı ki Fener Rum Patriği Türk Devletinin her zorlu durumundan istifade eden bir ihtilaf ve bozgunun kurumsallaştığı bir yapıyı temsil eder. Nitekim Büyük Atatürk anılan Patriklik için şunları söylemiştir: "...Bundan başka, ülkenin her yanında Hıristiyan azınlıklar gizli yada açıktan açığa kendi özel amaçlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlardı. Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira Kurulu illerde çeteler kurmak ve bunları yönetmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraşmaktaydı. Yunan Kızılhaç'ı ve Resmi Göçmenler Kurulu, Mavri Mira Kurulu'nun çalışmalarını kolaylaştırmakla görevliydi. Mavri Mira Kurulu'nca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyordu. Ermeni Patriği Zazen Efendi de Mavri Mira Kurulu'yla birlikte çalışmaktaydı. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerlemekteydi. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz kıyılarında örgütlenmiş olan ve İstanbul'daki 4 merkeze bağlı bulunan Pontus Derneği hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyordu."(Nutuk, Samsun'a Çıktığım Günkü Genel Durum ve Görünüm)
Gerçekten de Fener Rum Patriği Türk toplumunun her zorlu döneminde ihaneti merkezileştirmiştir. Nitekim İstanbul Fener Rum Patrikliği, Mondros Ateşkes'inden sonra İtilaf güçlerine seslenen bir bildirge yayımlayarak Türk yurdunun işgal edilmesini isteyebilmiştir. Patriklik, 1 Eylül 1918'de yayımladığı bir başka bildirgeyle de Yunan ordusunun Türklere karşı başarılarını överek yerli Rumların fiilen Yunan ordusuna katılmasını buyurmuştur. Ateşkes yıllarında, Patriklik kararıyla Türk topraklarındaki Rum okullarında Türkçe okutulması bile yasaklanmıştır.
İşte bu tarihi gerçekler Türk insanının toplumsal hafızasında canlılığını korurken Papa Ülkemize gelmiş, Ortodoks Kilisesinde yapılan ortak ayinde Patriğe ekümen sıfatıyla hitap edebilmiştir. Papa ziyaretinin hitamında Vatikan'a dönerken de kalbinin yarısının İstanbul'da kaldığını söyleyerek İstanbul için Vatikan benzeri bir mezhep devleti özlemini zımnen ortaya koymuştur. Aslında ekümenlik iddiasının geri planında da İstanbul'un Vatikan'a benzer bir din devleti olması özlemi yatmaktadır. Patrik bütün Ortodoksların önderi, yani ekümenik iddia ve hedefiyle mezkur özlemi sürekli zinde tutmakta, içerdeki ve dışarıdaki mahfiller gizli yada açıktan bu hedefe destek vermektedirler! Zira günümüzdeki Heybeliada Ruhban Okulu ve Bartelemeos'un "ekümenik" olma isteği, bu çerçevede yok olmak üzere olan Ortodoks nüfusuna karşın Türkiye'nin egemenliğini tanınmama çabasının simgesi haline gelmiştir. Fener Patriği için istenen "evrensel ekümenik patriği" unvanı bir devletin başı ya da başkanı anlamında olduğuna göre Fener Rum Patriği kurulacak hangi devletin başına düşünülmektedir? Elbette bu İstanbul için hedeflenen sinsi ve haince bir emeldir. İstanbul'un kültürlerin başkenti olduğu iddiası, bir Avrupa kenti olduğu vurgusunun sıkça yapılması, bu tarihsel kentimizi Anadolu'nun diğer kentlerinden ayrı konumlandırma çabaları Vatikan benzeri bir devlet özleminin yoğunlaştığını işaret etmektedir. İşte Patriğin amacı da budur!
Türkiye'yi kuşatmaya ve uluslararası sistemden soyutlamaya yönelik bir hareketin önemli bir öğesi olarak gündeme gelen Fener Rum Patrikliği, 1990'dan beri şu dört önemli hedefi gerçekleştirmek için açıkça çalışmaktadır
1. Ekümenik unvanını alarak, 1500-2000 kişilik bir cemaatin "azınlık kilisesi"nin dinsel makamı olmaktan çıkarak Vatikan benzeri bir yapılanmayla, devlet içinde devlet niteliğinde bir makam durumuna gelmek.
2. 1971 yılında kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu'nu açmak.
3. Ayasofya'nın yine kilise durumuna getirilmesi ve Ortodoks ibadetine açılmasını sağlamak.
4. Patrik seçimlerinde, seçime katılabilmek için T.C. yurttaşı olmak zorunluluğunu kaldırtmak.
Bu anlatılanlar ışığında Türkiye Cumhuriyetine yönelik tehditler sistemli bir şekilde devam etmekte, bu sistemli tehdidin koalisyon ortakları artık amaçlarını apaçık ortaya koymaktadırlar. Ne yazık ki artık bir vodvile* dönüşen AB sürecinde, Ülkemize yönelik tehditler cüret kazanmıştır. Son tahlilde Türk milletine medeniyet ve refah projesi olarak takdim edilen AB vodvili Türkiye'nin çözülmesini, dağılmasını ve parçalanmasını amaçlar hale gelmiştir. Artık "al Kopenhag kriterlerini git" dedikten sonra "al Patriğini git" demekte gerekecektir.
*Vodvil: komedinin bir alt türüdür.