Şemdinli provokasyonları ülkemizdeki bazı gruplara devlete, askere ve Türk milliyetçilerine saldırmak için sebep oldu.
class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">Şemdinli’de yaşanan olaylar sonrasında ortaya çıkan bazı gelişmeler, olayların iç yüzünü bir şekilde ortaya çıkarıyor. Olayların Fransa’da başlayıp, tüm Avrupa’ya yayılan olaylarla eş zamanlı olarak gerçekleşmesi, olaylardan hemen iki dakika sonra PKK’nın yayın organı Roj TV’nin canlı yayına girmesi, istihbarat kuvvetlerinin ele geçirdiği PKK’ya ait olduğu söylenen telsiz konuşmaları, suçlu olarak gösterilen astsubaylarımızın verdiği ifadeler gösteriyor ki bu provokasyonların arkasında Büyük Ortadoğu Projesi’ne alt yapı hazırlamak için PKK eliyle dış kuvvetlerin yönlendirmesi var.
Bütün bunlar ortada iken, ülkemizin başbakanının çıkıp olayları “İkinci Susurluk” olarak lanse etmesi ise bir devlet adamına yakışmayacak bir açıklama idi.
Ancak burada daha vahim olan konu ise Şemdinli’de yaşanan olayları sebep kabul ederek, farklı çevrelerin farklı kesimlere saldırmasıdır. Örneğin bir kısım medyamız, köşe yazarımız “Susurluk” benzetmeleri sonrasında devlete saldırmışlardır.
Yine bir kısım gruplar olayların sorumlusu olarak “ordumuzu” görüp, orduya saldırmışlardır. Ve başka bir grup ise, terör örgütünün ve yandaşlarının yaptığı bu olaylar sonrasında Türk milliyetçiliği fikrine saldırmışlardır.
Olması gereken devletimize, ordumuza ve milletimize sahip çıkmak iken, bizim aydın geçinen insanlarımız aksine saldırma ve suçlama yolunu seçmişlerdir. Bölücü terör örgütünün yaptığı bu olayların ana kaynağında Türk milliyetçilerinin olduğunu söyleme gafleti içerisine girenler bile olmuştur.
İsterseniz önce Türk milliyetçiliğinin ne olduğuna olabildiğince kısa şekilde değinmeye çalışalım. Daha sonrada günümüzdeki olayları değerlendirelim.
Türk milliyetçiliği fikrinin, fikir babalarından olan Ziya Gökalp ’in Türkçülük fikrine göz attığımızda şu sözler görmekteyiz. “Türkçülük Türk milletini yükseltmek demektir.”[1] Ziya Gökalp’ in burada bahsettiği millet kavramına baktığımızda ise şu sözlere rastlıyoruz “Millet; din, dil, ahlâk ve sanat bakımlarından ortak olan, yani aynı eğitimi almış bireylerden oluşan bir topluluktur.[2]” Buradan da anlaşılacağı gibi Türk milliyetçiliği ideolojisinin fikir babalarından olan Ziya Gökalp’ in fikirlerinde ırkçılıktan eser bulunmamaktadır.
Ziya Gökalp’ in fikirsel anlamda tomurcuklarını saçtığı Türk milliyetçiği fikrini devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’te de görmekteyiz. Atatürk, “Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir[3]” diyerek de bu konuda net bilgiyi sunmuştur. “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk Milliyetçisiyiz.[4]” sözleri ise Atatürk’ün kendi fikirsel hazinesinin adını ortaya koymaktadır.
Zaten, Atatürk’ün, “Biz Türk’üz. Tam manasıyla Türk’üz. İşte o kadar. Bize iyi Müslüman olmak kâfidir. Asya için ve Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, istiklal tamımızı muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinden mütalaa etmek” sözleri gelişen olaylar karşısında takınılması gereken tavrın ne olduğunu kesin şekilde ortaya koymuştur.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk “... Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun efradı ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluluğa dayanan cumhuriyet de kuvvetli olur... Cumhuriyetin dayanağı da Türk kültürüne istinat eden Türk topluluğudur. Kendini Türk gibi duymak bu topluluğun güçlenmesini yani milli dayanışmayı sağlar, bu da topluluktan meydana gelen cumhuriyetin güçlenmesi demektir. O halde bir siyasal yönetim biçimi olan cumhuriyet de aslında milli benliğe sahip, kendini Türk hissetme eğiliminin bir ürünüdür[5].” diyerek cumhuriyetin temel dayanağının, kurucu unsurunun Türk milleti olduğunu belirtmiş ve kendini Türk milletinden hisseden bir insanın Türk olduğunu ifade etmiştir.
Atatürk’ün millet tanımına baktığımızda ise “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir[6].” sözlerini görmekteyiz. Buradan da anlaşılıyor ki, Atatürk’ün de millet kavramının içerisinde kan bağına dayanan bir tanım, ırkçılık bulunmamaktadır.
Türk milliyetçiliği fikrinin siyasi anlamda, partisel anlamda savunulması ise ilk defa Alparslan Türkeş ile olmuştur. Türkeş, siyasete atıldığı CKMP’nin adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirdiğinde partisinin Türk milliyetçilerinin partisi olduğunu açıkça ortaya koymuş oldu. Bunu parti programı ve politikalarıyla da ispat etmiştir. Alparslan Türkeş, Ziya Gökalp ve Atatürk’ün milliyetçilik anlayışına bağlı kalmış, günün gelişen şartlarına göre ekonomik ve bilimsel anlamda açılımlarını da yaparak yol haritasını belirlemiştir.
Alparslan Türkeş’in milliyetçilik tanımına baktığımızda şu sözleri görmekteyiz. “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türk devletine sadakat ve hizmettir[7]”
Alparslan Türkeş’in Türk milleti kavramının içeriğine baktığımızda ise, “Ben Türküm diyen herkes Türk’tür. Milliyetçilik ve Türk’ün tayininde bölücü unsurlara, antropolojik ırkçılığa, mezhepçilik ve bölgeselciliğe inanmıyoruz. Nazist ırkçılığın, komünist halkçılığın, mezhepçiliğin, emperyalist coğrafyacılığın karşısındayız[8].” sözlerini görmekteyiz. Okumuş olduğunuz gibi Alparslan Türkeş ve Atatürk gibi liderler kendini Türk hissetmesinin, Türk milletinden sayılmasına yeteceğini belirtmiş ve çok açık ve net şekilde de ırkçılığın karşısında olduğunu belirtmiştir.
Alparslan Türkeş’in vefatından sonra Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olan Devlet Bahçeli’de, Ziya Gökalp ’ten, Atatürk’ten temellerini alan ve Alparslan Türkeş ile birlikte siyasi arenada temsil edilen Türk milliyetçiliği fikrinin bugünkü siyasi temsilcisi olmuştur. Devlet Bahçeli 4 Mayıs 2005 tarihinde yaptığı basın toplantısında şu sözlere yer vermiştir:
“Milliyetçi Hareket şu dört ilkeyi bütün kesimlerin değerlendirmesine sunmak ve bunlar üzerinde çok dikkatli düşünmeye davet etmek istemektedir.
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, millet kavramı birleştirici bir oluşum olarak kabul edilmiştir. Etnik köken, dil ve din gibi farklılıklara bakılmamıştır.
Türk milli kimliğinin oluşumunda en önemli unsur; çilesi, sevinci ve gururuyla birlikte yaşamış olan büyük ve onurlu tarih ve ortak mukadderat bilincidir. Devletin temelinde bu milli bağ yatmaktadır.
2. Tüm Türk vatandaşları bu şekilde Türk Milleti kimliğinde birleşmişler ve millet olgusunu birlikte yaratmışlardır. Türk milletine ortaklaşa vücut vermişlerdir.
Burada kan bağı ve soy birliği değil, vatandaşlık bağı esastır. Türk vatandaşlarını Türk Milletine bağlayan bağ, sadece ve sadece hukuki bir bağ olan vatandaşlık bağıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes, Türk Milletinin eşit ve onurlu bireyleridir. Türkiye Cumhuriyeti devletini bu bireylerin birlikte yaşama ideali ve ortak kaderi paylaşan birlik olma iradesi kurmuştur.
3. Türk vatandaşlığı ve Türk milli kimliği, Türk milletini ortaklaşa oluşturan Türk vatandaşlarının etnik kökenlerini, din ve dillerini inkar anlamına gelmez. Türkiye Cumhuriyeti bu birleştirici ve bütünleştirici temel üzerinde kurulmuştur.
Bu esas, büyük Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk Milleti denir” sözlerinde ifadesini bulmuştur.
Aynı şekilde büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” vecizesi de bu anlayışın bir ifadesidir.
Burada Türklük ırka dayalı bir anlam taşımamaktadır.
Bu bakımdan bu vecizeden kimse rahatsızlık duymamalıdır. Atatürk’ün bu sözlerini tekrarlamanın, başka etnik kökeni olan Türk vatandaşlarını rahatsız edeceğini iddia etmek, eğer bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa, bir art niyetin ifadesidir.
4. Türkiye Cumhuriyeti devleti tektir, ülkesi ve milleti birdir. Ortak milli sembollerin başında gelen Türk bayrağı, bütün Türk vatandaşlarının ortak mukaddesatıdır. Milli egemenliğinin ve bağımsızlığının simgesidir.
Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temeller tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.
Etnik, din ve dil farklılıklarına dayanarak bu temel ilkeleri yıkmaya çalışmak, devletin varlığına kastetmek anlamını taşıyacaktır. Bunun sonucu Türkiye’yi bekleyecek akıbet, bir kardeş kavgası ve etnik çatışma olacaktır.[9]
Görüldüğü gibi, Devlet Bahçeli’de Türk milliyetçiliğinin Gökalp, Atatürk ve Türkeş’in dediği gibi ırkçılığın ve tüm bölücü unsurların karşısında olduğunu belirtmiştir.
Bütün bu tanımlamalarda da görüldüğü gibi Türk milleti bu ülkenin aslî unsurudur ve Türk milliyetçiliği fikri bütünleştirici, birleştirici ve kucaklayıcı yapısı ile bu ülkenin geleceğinin teminatı olan bir fikir yapısıdır.
Ancak günümüzde ağzını açtığında en iyi Atatürkçü olan insanlar bugün gelişen olaylarda hiç alakaları olmamasına rağmen Türk milliyetçilerine laf atmaktadırlar.
Türk milliyetçiliği fikrine laf atanların arasında Atatürk’ün başkumandanlığını yaptığı, Türk Ordusundan emekli Orgeneral Hurşit Tolon Paşa’nın olduğunu görünce ciddi anlamda hayal kırıklığı yaşadık…
Çünkü, Tolon Paşa aktif görevindeyken yapmış olduğu açıklamalarıyla ve dik duruşuyla tüm vatanseverlerin beğenisini kazanmış bir insandır.
Hurşit Tolon Paşa’nın, Gözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk’ e yaptığı açıklamalarda yaşanan olayların terörizmin “3. boyutu” olduğunu, devlete karşı yapılan provokasyonlar olduğunu söyledi. Bu sözlerine katılmaktayız. Ancak, ne var ki, Tolon Paşanın “Bir tarafta Türk milliyetçisi, bir tarafta Kürt milliyetçisi oluşması memleketimizi felakete götürmez mi? Belki de bu tamamen sağduyu sahipleriyle birlikte düşündüğümüz bir şey. Bugün her türlü tahriklerden kaçınıp birlik ve beraberliği söylemek gerekmiyor mu? Eskideki söylemleri tekrar etmek yerine, bu iş içeri ve dışarıdaki melanet yuvalarının katkılarıyla dilimin söylemeye varmadığı ciddi bir mecraya doğru sürükleniyor değil, sürüklendi.” sözlerinin ilk kısmını görünce az önce bahsettiğimiz hayal kırıklığını yaşadık. Çünkü, daha önce beğendiğimiz Tolon Paşamızın emekliliğe ayrıldıktan sonra fikir yapısında oluşan çizgi kırıklığı bizi fazlasıyla üzmüştür.
Çünkü bugüne kadar birlik beraberlikten bahseden Tolon Paşa daha açıklamalarının başında büyük bir hata yapmaktadır. Türk milliyetçiliği ile bölücü hevesleri birbirlerine taraf olarak kabul ediyor ve birbirlerinin kışkırtıcısı gibi algılanmasını sağlayıp ve zararlı bir fikir gibi göstermeye çalışmaktadır. Ve bunu yapanda Atatürk’ün izinde olması gereken bir emekli askerimizdir.
Yeri gelmişken Tolon Paşamıza şu soruyu da sormak isterim. Daha önce bahsettiğimiz gibi Türk milliyetçiliği fikrinin önderlerinden olan Mustafa Kemal Atatürk, Türk milliyetçiliği fikir yapısı ile Kurtuluş Savaşı mücadelesi verirken ve daha sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin yapı taşlarını oluştururken ortaya çıkan devlete düşmanlık içeren Şeyh Sait İsyanı ve benzer amaçlı diğer isyanların sorumlusu kimdir? Türk milliyetçisi Atatürk müdür?
Hayır, Sayın Tolon Paşam, Türk milliyetçiliğini bölücüler ile aynı çatıda bir taraf olarak gösteremezsiniz. Türk milliyetçilerini bölücülerin kışkırtması gibi göstermeye ne hakkınız var, ne de cüretiniz. Türk milliyetçiliği bu ülkede söylenmedikçe, savunulmadıkça bu ülkede daha çok olaylar yaşanacaktır. Devlet yönetiminde Türk milliyetçiliği fikrini oturtmadıkça sizler bu ülkede daha çok bölücü heveslerin bu tip oyunlarını göreceksiniz.
Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’te kendinden sonra devletin yönetim kademesindeki insanlara doğru yolu göstermek için şu sözleri söylemiştir: “Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler, çok şeyler düşünmüşler ama; yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden, Türk Yurdu’nun, Türk Milleti’nin uğradığı zararları ancak tek bir davranışla kapatabiliriz. Türkiye’de Türk’ten başka bir şey düşünmemek.[10]”
Sayın Tolon Paşam, söylemiş olduğunuz sözlerle Türk milliyetçilerine saldırarak, yeni kuracağınız iddia edilen partiye misyon mu kazandırmaya çalışıyorsunuz? Eğer bu iddia edilen yeni partinizde milli değerlerden yoksun fikirlerle gelecekte siyaset yapmayı düşünüyorsanız, hayatınız hatasını yapmaktasınız.
Şundan emin olunuz ki, Türk milliyetçiliği hakkındaki bu tip görüşleriniz devam ederse ve özellikle iddia edilen yeni partinizde milli değerlerden yoksun bir misyon yüklenirseniz, şunu biliniz ki, daha önce bölücü teröre karşı verdiğiniz mücadeleler boşa yapılmış olacaktır. Ve yine ömrünüzü verdiğiniz askerlik mesleğine ve Türk ordusuna ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce ve ilkelerine ihanet etmiş olacaksınız.
Çünkü başkumandanlığını “Benim hayatta yegâne gahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir[11].” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı Türk Ordusunun emekli bir paşasının Türk milliyetçiliği fikrine inanç, sadakat ve hizmetten başka yapacağı hiçbir şey yoktur.
Lütfen bundan sonra söylediğiniz cümlelerde ve ileride yapacağınız çalışmalarda bu temel fikre sadık kalınız ki, Atatürk’e bağlılığınızı görelim.
[1] Ziya GÖKALP, Türkçülüğün Esasları, Bordo Siyah Yayınları, 2004, İstanbul, s.41
[2] Ziya GÖKALP, Türkçülüğün Esasları, Bordo Siyah Yayınları, 2004, İstanbul, s.41
[3] Hikmet TANYU, Atatürk ve Türk Milliyetçiliği, Orkun Yayınları, 1961, Ankara, 179
[4] Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’Ün Söylev ve Demeçleri, TTK Basımevi, Ankara, 1997, Cilt 1, s.114
[5] Orhan TÜRKDOĞAN, Ziya Gökalp, IQ Kültür ve Sanat Yayıncılık, 2005,s.194
[6] Afet İNAN, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, 1930, s.28
[7] Alparslan TÜRKEŞ, Temel Görüşler, Kamer Matbaacılık, s.31
[8] Alparslan TÜRKEŞ, Temel Görüşler, Kamer Matbaacılık, s.49
[9] Devlet BAHÇELİ, Basın Toplantısı Metni, 4 Mayıs 2005, Ankara
[10] Behçet Kemal ÇAĞLAR, Bugünün Diliyle Atatürk’ün Söylevleri, TDK, Ankara Ünv. Basımevi, 1968, Ankara, s.137
[11] Mahmut Esat BOZKURT, Yakınlarından Hatıralar, Sel Yayınları, 1955, İstanbul, s.95