Öncelikle yayınlarınız, yazılarınız ve ilkelerinizden ötürü teşekkür ediyorum. Medyanın gitgide siyaset ve toplum üzerindeki etkisini artırması medyanın etkinliğinin ve gücünün yeniden gözden geçirilmesi zaruriyetini doğurmuştur. Her alandaki medya kuruluşu kendisinin objektifliğinden bahseder. Fakat yayıncılık anlayışları incelendiğinde objektifliğin merkezinde farklı mefhumların olduğunu görürüz. Bu merkezi mefhumun sizin haber sitenizde “milli çıkarlar” olduğunu görmek bizi mutlu etmektedir.
Artık hemen her siyasi yapının bir medya organı bulunmaktadır. Bu medya organları toplumu kendi değer yargıları ve doğrularına göre bilgilendirmekte, meseleleri buna göre değerlendirmektedir. Bu bağlamda 21. yy. Türkiye’sinde milli menfaatlerimiz hiçe sayılarak toplumumuza batı kaynaklı değerler empoze edilmek isteniyor. AB, BOP, Dinlerarası Diyalog, Küreselleşme gibi tabirlere önce kulak aşinalığı sağlanıyor sonrasında pembe tablolarla özümseniyor. Bütün bunları Türk Milleti adına dehşetle izlemekteyiz. Ortak değerlerimiz dahi ideolojik kılıflara sokulmaya çalışılıyor ki bu durum toplumsal çatışmanın zeminini hazırlamaktadır. Çatışma zeminini hazırlayan medya daha sonrasında meselelerin demokratik yolla çözülmesi önerilerinde bulunup bir başka ikiyüzlülük sergilemektedir. Bu noktada milli yayın organlarının önemi bir kere daha ortaya çıkmaktadır.Bazı siyasi partilerin güçleri ve varlıkları programlarıyla, kitlelerle kurdukları somut bağlarıyla değil, medyadaki konumlarıyla tanımlanır olmuştur. Medya kitlelerle siyasi partiler arasındaki bağları taraftarlık-üyelik ilişkisi olmaktan çıkarmış, sinema-dizi sanatçılarıyla TV seyircisi ilişkisine döndürmüştür. Partiler artık reytingleriyle değerlendirilir olmuştur. Bununla birlikte medyatik olan siyasi organizasyonlar medyanın reyting materyali olmuş ve şaklabanlık, lakaytlık gibi devlet efradına yakışmayan tarz ve üsluba sahip olan siyasiler “sövülerek ya da övülerek” toplumsal çatışma zemini oluşturulduğu düşünülmeden medyada fazlasıyla yer bulmuştur ve bulmaktadır. Medya, “laik-antilaik” adlandırmalarıyla gündem belirlemiş, bu bağlamda siyasi iktidarlar hazırlamıştır. Medyanın toplumu sürüklediği nokta “etki tepki” merkezlidir. Herhangi bir ideolojik açılımı olmayan siyasi partiler medyanın oluşturduğu kürsü cepheli çatışma ortamında, sandığı bir ispat merkezi olarak görmüştür. Çözüm ve programdan uzak iktidarların bu hali, iktidarın mesuliyeti olduğu kadar, bu mesuliyet medyanın “takdir ve teşviki” ve toplumumuzun bu medya organlarını tabiri caizse onure etmesiyle üçe bölünmüştür. Bu gün toplumumuzun geldiği maddi ve manevi manzarayı başka şekilde okuyamayız.
2002 seçimlerinde, hiçbir siyasi-ideolojik açılımı olmayan, dolandırıcılığı dahi oy malzemesi yapan ve uzanmadığı yer kalmayan, babalarının parasıyla ve haramla çığırtkanlık yapanlar medya gücünü kullanarak ciddiye almamız gereken bir oy almıştır. Milletimizin durumu aşikardır ve millete yazıktır.
Bu noktada medya, batırılmak istenen bir gemide kumar oynayan ense-göbek konforlu menfaatperestler sıfatını alıyor.
Biz sizin ilkeli ve milletimizin çıkarlarını temel kabul eden yayıncılık anlayışınızı takdir ve hayranlıkla takip ediyoruz. Bu üslubunuz dahi cesaretle ilişkili kabul edilmektedir. Ülkemizin geldiği noktaya bakın ki milli menfaatleri ön planda tutmak dahi bir cesaret emaresi kabul edilmektedir.
Selam ve saygılarımla....
Arif Kaan Yalçın
[email protected]
Sizde Bu bölümde yazmak isterseniz sitemizin ilkelerine ters düşmeyen yazılarınızı [email protected] mail adresine gönderin sizin adınızla yayınlayalım.