Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti’nin görev süresi birkaç gün sonra sona eriyor. Bu çerçevede, Serdengeçti ile ilgili tartışmalar artmaya başladı. Özellikle önceki haftalarda yapılan 5.5 milyar dolarlık müdahale alımı üzerine Merkez Bankası eski başkanlarından Yaman Törüner’in köşe yazısında başlattığı ve Erkan Mumcu’nun da sürdürdüğü tartışma üzerine, kur politikası, kura müdahale ve Serdengeçti üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum. Ama önceki gün hepinizin malumu zat olan Kemal Derviş evlere şenlik bir açıklama yapmış. Dolayısıyla Derviş’i de gündeme almak ve hatta başlığın başına koymak vacip oldu!

trong>Derviş Ne Demiş?
Devlet eski Bakanı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş, bir televizyon programında mevcut kur politikasının, sanayicinin uluslararası rekabetini zorladığını belirterek, kurun istihdamı ve üretimi destekleyecek noktaya getirilmesi gerektiğini söylemiş. Bakın Derviş tam olarak ne demiş? “Kesinlikle istikrardan vazgeçmememiz gerekir. Türkiye’de istikrarı yeniden teşkil etmek kolay olmadı. Bunu hiçbir şekilde feda etmememiz lazım. Ancak diğer taraftan, bugünkü kur, sanıyorum herkes buna katılıyor, aşırı değerlenmiş bir YTL’yi yansıtıyor. Türk sanayicisine, üreticisine yarışmada güçlük yaratıyor. Ayrıca da, Cari İşlemler Açığı’nın bu boyutta olmasında büyük etkisi var. Dolayısıyla bunları çok iyi düşünüp, her ekonomik programda olduğu gibi, şartlar değişince, büyük bir likidite var bugün dünyada, büyük bir sermaye akımı var, bundan iki yıl önce yoktu. Bunları da hesaba katarak, Cari İşlemler Açığı’nı bir an önce yüzde 6’dan yüzde 3-4 gibi bir banda çekmek ve kur konusunda da, çeşitli dönemlerde çeşitli araçlarla, kuru Türk üreticisine, Türk istihdamına yardımcı olabilecek bir düzeye çekmek bence gerekli. Bu konuda önümüzdeki aylarda çalışmak Türk ekonomisi için yararlı olacaktır.”

Bak sen neler de söylüyor bu Derviş! Hakikaten tam bir derviş gibi, yani ılımlı şeyler söylüyor. Ama ilginç olan bu programın kendi yaptığı program olması. Eğer ortada bir yanlış varsa (ki var!) bu Derviş’in de katkısı olan bir yanlış. Yani kur politikası Derviş gittiğinden beri aynen devam ediyor. Cari acık da artarak devam ediyor, o da yeni bir olgu değil. Kısacası, günaydın kemal Bey demek gerekiyor. Kur o zaman da rekabetçi değildi, üç senedir aynı seviyelerde bulunuyor. Siz üç senedir uzayda mıydınız? Ya da başınıza bir şey mi düştü?  Yoksa (sizin daha önce bakan sonra da UNDP başkanı olmanıza katkı sağlayan) birileri adına mı konuşuyorsunuz?

Açıkçası; “düğün değil, bayram değil, Derviş bizi neden öptü” anlayamadım. Ama belki de yakında düğün, ya da bayram olacaktır da ondan konuşuyordur. Bekleyip göreceğiz.

Derviş’e Babacan’ın Tepkisi
Bu açıklamalar üzerine ekonomiden sorumlu (yani şu anda Derviş’in eski koltuğunda oturan) Devlet Bakanı Ali Babacan “uygulanan politikaların sorumluluğunun hükümette olduğunu ve serbest kur rejimi varken bir yandan müdahalede bulunulamayacağını” söylemiş. Tamam bazı politikaların sorumluluğu hükümette, ama bağımsız bir merkez bankamız var ve kullanacağı araçları kendisi seçiyor. Hükümet daha önce, örneğin faizlerin düşmesi gerektiğini söylediği zaman Serdengeçti karşı çıkmış ve buna Merkez Bankası’nın karar vereceğini söylemişti. Daha sonra da para politikası kurulunun aylık toplantılarıyla faiz kararları alınmaya başlandı. Yani hükümetin dediği her zaman tutulmuyor. Daha önce Serdengeçti’nin bu konuda sert tepki gösterdiğini hatırlıyoruz. (“Merkez Bankası Başkanı’na kim Şantaj Yapıyor?” başlıklı yazımızda bu konuda ayrıntılı tartışma mevcuttur!))

Derviş Saracoğlu’na Karşı
Şimdi size çok daha ilginç bir tepkiden söz edeceğim. Koç Holding Finansman Grubu Başkanı ve Merkez Bankası Eski Başkanı Rüşdü Saraçoğlu, Türkiye’de kur lobisi olduğunu öne sürmüş ve kurda düzeltme isteyenlere, dolayısıyla Derviş’e de sert bir cevap vermiş. “Kur lobicileri var. Onlar ben başkan olduğum 1987 yılında da TL’nin değerli olduğundan şikayet ediyorlardı. Bugün de ediyorlar. Bunlar aslında kendi verimliliklerinin faturasını topluma ödeterek kar sağlamaya çalışan bir kesim” diyen Saraçoğlu kurla ilgili taleplerin ciddiye alınması durumunda Türkiye’de kriz olacağı uyarısında bulunmuş.


Doğrular ve Yanlışlar
Açıkçası sizi bilmem ama benim (14 yıl kadar Merkez Bankası’nda çalışmış, DPT Müsteşar Yardımcılığı yapmış ve halen para teorisi, para politikası, bankacılık ve finans konularında ders veren bir doçent olarak) kafam karıştı! Kim neyi niçin (ya da kimin için!) söylüyor anlamadım. Ama anladığım bir tek şey var: bunlar farklı şeyler söylüyor.

Derviş’in söylediklerinde doğru olan çok şey var. Ama kendisinin bunları yeni görmüş gibi, ya da hiç sorumluluğu yokmuş gibi konuşması ilginç. Örneğin, kurun aşırı değerli olduğu ve ihracatçılar açısından sorun olduğu, ithalatı teşvik ettiği doğru. Daha önceki yazılarımızda bu hususu ayrıntılı olarak biz de tartışmıştık. Ama, sıcak paranın tanımını yapmadan ve gerekli altyapıyı hazırlamadan dışardan gelen paraya vergi koymayı önermek biraz popülizm gibi geldi bana. Ya da Derviş acaba “düğün ya da bayram(!)” olmasını mı istiyor sorusunu aklımıza getiriyor. Bazı hususlar doğruluk da içerse kimin ne zaman söylediğine göre farklı anlamlara gelebilir!

Peki ya Rüşdü Saracoğlu’nun söyledikleri? Gerçekten Türkiye’de kur lobisi mi var? Yoksa herkes kendi pozisyonuna göre mi konuşuyor. Evet bence de Türkiye’de kur lobisi var! Ama bu lobi, kurdan dolayı sıkıntılı olan ve rekabet gücünü giderek kaybettiğini söyleyen tekstil ve diğer ihracatçı sektörlerin temsilcileri değil, duruma (ya da döviz pozisyonlarına!) göre farklı şeyler söyleyenlerdir.

Merkez Bankası’nın Kura Müdahaleleri
4651 sayılı kanun ile, Merkez Bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu ve Bankanın para politikasının belirlenmesinde ve uygulanmasında tek yetkili ve sorumlu olduğu hüküm altına alınmıştır. Yani Merkez Bankasına araç bağımsızlığı tanınmış ve temel amacı olan fiyat istikrarını sağlamak için gerekli gördüğü araçları kullanması imkanı sağlanmıştır.

Merkez Bankasının temel görevlerinden ikincisi, “Hükümetle birlikte Türk Lirası’nın iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemek, Türk Lirasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve efektiflerin vadesiz ve vadeli alım ve satımı ile dövizlerin Türk Lirası ile değişimi ve diğer türev işlemlerini yapmak.” olarak belirlenmiştir.

Buna göre, Merkez Bankası yönetiminin, “Hükümet dalgalı kur rejimini benimsedi, bu rejim içinde fiyat istikrarını sağlamak için TL’nin değer kazanmasına göz yumarız, ihracat bizi ilgilendirmez” gibi bir yaklaşım benimsemesi geçmişte doğru değildi, şimdi de doğru değildir.  Çünkü, 4. maddenin II. fıkrasının (g) bendinde, Bankaya “Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak” görevi verilmiştir.

Kurun aşırı oynak olduğu ve piyasada derinliğin olmadığı bir ortamda istikrarın kendiliğinden sağlanması mümkün değildir. Döviz kurunu birkaç spekülatör çok az miktarda işlem yaparak belirleyebilmektedir. Bu durumda Merkez Bankası’nın zaman zaman kura müdahale etmesi kaçınılmazdır. Ancak, bu önceki hafta olduğu gibi, bir anda 5.5 milyar doların alınması ve daha sonra kurun önceki seviyesine düşmesi şeklinde olursa kamuoyunda haklı olarak bazı soruların sorulmasına yol açar. Bu çerçevede, Yaman Törüner’in soruları haklıdır. Ortada herhangi bir olağanüstü durum yokken birden bu kadar paranın satılması, bu paranın nasıl hazır tutulduğu ve kime satıldığı soruları kafa karıştırmaktadır.

Törüner, Serdengeçti, Derviş: Kim Sorumlu? Kim Sorumsuz?
Şimdi biraz da geçmişe bakalım ve bu tartışmaların odağındaki isimlerin ilişkilerini gözden geçirelim. Yaman Törüner Serdengeçti’nin 5.5 milyar dolarlık döviz alım müdahalesine ilişkin suçlamalarda bulunurken, acaba geçmişte kendisinin en yakınındaki kişinin ve piyasalardaki operasyondan sorumlu kişinin Serdengeçti olduğunu unuttu mu? Yani Serdengeçti’nin bugün Başkan olmasında kendisinin sorumlu olmasından dolayı bir pişmanlığı var mı? Pişmanlık deyince, birden aklıma Ecevit’in Derviş ile ilgili olarak “hayatının hatası” olduğunu söylemesi geldi. Acaba, yarın kimler nelerden pişman olduğunu söyleyecek?

Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinde Serdengeçti piyasalardan sorumlu Başkan Yardımcısı idi. Sonra Gazi Erçel ayrılınca, Derviş’in de katkısıyla Başkan oldu!  Ve aynen daha önce uygulanan programa devam etti ve tek önceliği enflasyonun düşürülmesi oldu. Bu çerçevede, başlangıçta hükümetle ve özel kesimle zaman zaman tartışmaları oldu.

Kısacası, Serdengeçti’yi ve kur politikalarını eleştirmelerine rağmen, hem Törüner’in hem de Derviş’in bu işte sorumluluğu var. IMF ile yapılan programların mimarları ve uygulayıcıları olarak, bugün Serdengeçti’nin konumunda olsalar inanın onlar da aynı şeyi yaparlardı (yaptılar da zaten!). Ama haklarını teslim etmek lazım, bu kadar zaman sonra doğruyu görmüş olmaları da önemli bir aşama. Özellikle Kemal Derviş’in bu çizgiye gelmesi beni şaşırtıyor! Sanki kendisi sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi, yani bugün uygulanan politikalarda hiç sorumluluğu yokmuş gibi böyle tavsiyelerde bulunmasını hala aklım almıyor! Saracoğlu’nun sanki doğrudan Derviş’e cevap verir gibi, kur düzeltmesi yapılırsa kriz çıkar demesini ise (iktisaden değil, mantıken!) hiç aklım almıyor.

Sonuç Yerine
Sonuç olarak, merkez bankalarının bağımsızlığı ve buna bağlı olarak fiyat istikrarının temel amaç olarak belirlenmesi yaklaşımı olumlu bir yaklaşımdır. Ancak, fiyat istikrarının kendisinin bir amaç değil; istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme ve adil bir gelir dağılımının sağlanması, yani toplumsal refah düzeyinin artırılabilmesi için bir araç olduğu unutulmamalıdır.  Yani para politikası uygulamasında ekonominin tüm dengeleri dikkate alınmalıdır. Yani enflasyonu düşürebilmek için kurun sürekli değerli tutulması çözüm değildir. Şu anda yaşadığımız gibi, orta ve uzun vadede cari açığın giderek artmasına ve ekonominin kırılgan hale gelmesine yol açar. Bu çerçevede, kurun rekabetçi hale gelmesi ve sıcak paranın ani çıkışını önleyecek tedbirlerin alınması gereklidir. Ancak, bunlar ayaküstü açıklanacak ve aceleyle uygulanacak şeyler değildir. Hele hele, bir günde 5.5 milyar dolar alıp sonra yeniden kurun daha önceki seviyelerinin de altına düşmesine seyirci kalmanın bu söylediğimiz önlemlerle hiç ilgisi yoktur.

Ama düne kadar bu politikaların mimarı ve uygulayıcısı konumunda olanların, bir anda (hem daha önce uyguladıklarının hem de aynı anda birbirlerinin) tam tersi şeyler söylemesi de bize pek inandırıcı gelmiyor. Hatta “düğün değil, bayram değil, Kemal Derviş bizi niye öptü?”(!) diye düşünmemize yol açıyor. Yoksa, Saracoğlu’nun kriz dediği şey bizim sorduğumuz “düğün ya da bayram” anlamına gelmesin? Bakalım yakında anlarız ne olduğunu ( ya da olacağını).