Başbakan Erdoğan’ın Şemdinli’de “İnsanlar Kürt’üm, Laz’ım, Boşnak’ım diyecek. Ama hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır” sözleri ile başlayan hummalı bir alt-üst kimlik tartışmaları uzun zamandır devam ediyor.

class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">

Öncelikle belirtmek isterim ki, yazım yine uzun oldu ama sizlerden ricam yazıyı sonuna kadar dikkatlice okumanız ve yorumlarınızı belirtmenizdir.

Bu alt-üst kimlik tartışmalarına girmeden önce birkaç konuyu dile getirmek istiyorum.

Son dört yılda ülkemizde birçok şey değişti. Daha öncesinde milletimiz için hayati önem taşıyan, bırakın söylemeyi, kendi kendine düşünüldüğünde bile tüyleri diken diken eden bazı olaylar bir bir gerçekleşti. Bu olaylara kısaca göz atacak olursak;

Bundan dört yıl önce vatan haini olan Leyla Zana ve birkaç arkadaşından iyi şekilde bahseden kişilere bile şüphe ile bakılıyordu. Ama bu dört yıllık süreçte bu şahıslar Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından affediliyor, Dışişleri Bakanlığında özel şekilde ağırlanarak bir nevi Türkiye Devleti adına vatan hainlerinden özür dileniyor. Üstüne üstlük bu kişilerin İmralı’daki caninin emirleri doğrultusunda parti kurmalarına hem izin hem de destek veriliyor. Dört yıl önce biri size bunlar olacak dese ne derdiniz?

Ya da Avrupa’nın terörist, cani elebaşı Apo’nun yeniden yargılanmasını istemesine Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından “hay hay emriniz olur” denildiğini duysanız ne yapardınız?

Yine dört yıl önce milletimiz ve devletimiz bölücü örgüte kan kusarken, bu dönemde Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından PKK’lı teröristler affedildi. Eve dönüş adı altında tekrar dağa gönderildiler. Peki, bundan dört yıl önce birileri çıkıpta, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti PKK’lıları affedecek dese ne cevap verirdiniz?

Mersin’de Türk bayrağı yakıldı. Milletimiz tepkisini en güzel şekilde ortaya koydu. Ülke genelinde yapılan yürüyüşlerle bu hain hareket kınandı ve devletimizin gerekeni yapması istendi. Ama Tayyip Erdoğan hükümeti olayı basit ve normal bir adli vaka gibi gördü ve sudan açıklamalarla milletimizi uyuttu. Ve ardından yine birkaç ilde bayrağımıza karşı yapılan hain saldırılarda milletimizden neden ses gelmediğini düşündünüz mü? Peki, dört yıl önce bayrağımızın yakılacağı, parçalanacağı söylense idi ne derdiniz, halet-i ruhiyeniz nasıl olurdu?

Bundan dört yıl öncesine kadar Irak’ta kırmızı olan çizgilerimizin bugün yemyeşil olduğunu, sadece ülkemizin pasaportu ile seyahat edebilen, kimsenin adam saymadığı Barzani ve Talabani’nin adam sayıldıklarını, hatta birinin Irak Cumhurbaşkanı ve diğerinin Kürdistan başkanı ünvanları ile tüm dünyada dolaşacaklarını, bütün bu olanlara da Tayyib Erdoğan hükümetinin “demokrasi” sığınağı altında göz yumacağını, Irak’ta Kürdistan kurulmasını olağan bir durum olarak sayacağını hiç hayal edebilir miydiniz?

Yine bundan dört yıl öncesine kadar hiç kimsenin, hiçbir devletin ağzına almaktan dahi çekindiği “Kürdistan”ın bugün Avrupa’daki ve ABD’deki gazetelerde açık açık ve sıkça yazılması, hatta ABD ordu sitelerinde bile ülkemizin doğusunun Kürdistan şeklinde gösterilmesi karşısında Tayyip Erdoğan hükümetinin her zamanki sessizliğini koruduğu görülmektedir. Peki, dört yıl önce bunların olacağı söylense idi ne derdiniz?

Bundan dört yıl önce en ufak terörist kıpırtısında dahi Irak’a korkusuzca giren ordumuzun bugün Tayyip Erdoğan hükümeti sayesinde ülkemizin içindeki teröristlere bile ses çıkaramayacak hale geldiğini herkes görmektedir. Peki, bundan dört yıl önce ordu teröristle savaştırılmayacak dense idi ne yapardınız?

Yıllardır kardeşimiz gördüğümüz (ve kardeşlerimiz olan), devletimiz tarafından da kollanan Irak’taki Türkmen kardeşlerimizin bu dönem içerisinde kürt peşmergeler tarafından katledilmesine Tayyip Erdoğan hükümetinin seyirci kaldığını hepimiz gördük. Hatta Tayyip Erdoğan hükümetinin duyarsız açıklamaları ile bu katliama güç verdiği de söylenebilir. Peki, dört yıl önce Kerkük’teki Müslüman-Türk kardeşlerimizin katledileceği ve buna da Türk hükümetinin ve ordusunun seyirci kalacağı söylense idi ne derdiniz?

Şehit kanları ile aldığımız Kıbrıs’ın Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından Rumlar’a adım adım peşkeş çekilmesi operasyonu dahilinde Kıbrıs’ın en vatansever insanı Rauf Denktaş’ın bizzat Tayyip Erdoğan ve AKP’nin diğer bakanları tarafından kötülenerek siyasetten uzaklaştırılması sağlandı. Peki, bundan dört yıl önce yavru vatan Kıbrıs’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hükümeti tarafından peşkeş çekileceği söylense idi ne yapardınız? Rauf Denktaş’ın nerdeyse vatan haini ilan edileceği söylense idi ne derdiniz?

Peki, bundan dört yıl öncesine kadar Atatürk dendiğinde milletimizin ruhu kabarırdı. Vatan sevgisi, millet sevgisi, kahramanlık hisleri uyanırdı içimizde. Çünkü, Atatürk, milletimizin makus talihini yenmiş, Türk milletinden aldığı güç ile bütün düşmanlarına karşı zaferler kazanmış, yeni Türkiye Cumhuriyetini çağdaş milletler seviyesine çıkarmak için hayatını adamış büyük bir liderdir. Bu sebeple bundan dört yıl öncesine kadar bırakın Atatürk’e kötü söz söylemeyi, Atatürk’ün büstüne ters bakana bile milletimiz, devletimiz gereken cevabı verirdi. Peki, bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Avrupa’da bazı haddini bilmezlerin hakaret etmesine Tayyip Erdoğan hükümetinin ses çıkarmadığını, ordu brövelerinden silinmesini Genelkurmay Başkanımız “çağdaşlık” olarak yorumladığını görmekteyiz. Peki, dört yıl önce bunların olacağını hayal edebilir miydiniz?

Peki, bundan dört yıl öncesine kadar sadece terörist Apo ve yandaşları tarafından söylenen “Kürtçe radyo-tv yayın hakkı”, “Kürtçe eğitim hakkı” gibi konuların Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından dile getirilip kanunlaşacağını söyleselerdi ne yapardınız?

Yine sadece Apo ve yandaşlarının söylediği ülkemizin güneydoğusunda yaşanan olayların terör sorunu değil de “kürt sorunu” olduğunu, bizzat ülkemizin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ağzından dile getirileceğini söyleselerdi ne derdiniz?

Peki, teröristlerin çıkıp Şemdinli’de isyan provası yapacağını ve bu isyan provası hareketlerin Türk’üm demekten aciz Tayyip Erdoğan ve hükümeti tarafından “haklı sayılacağı” ve “Türk askerine bedel ödettirileceği” söylense ne yapardınız?

Görüldüğü gibi dört yılda çok şeyler değişti. Dört yıl öncesine kadar milli değerlerine bağlı, milli ve manevi hassasiyetleri içinde barındıran Türk milleti bugün daha önce söylenmesine bile tepki gösterdiği olayların bugün gerçekleşmesine dahi “normal birşey” gibi bakar hale getirildi. Çünkü, plânlı bir şekilde Türk milletinin milli ve manevi ne kadar hissi varsa yavaş yavaş silindi. Senaryosunu başkalarının yazdığı bu planın başrol oyuncusu Tayyip Erdoğan ve hükümeti olmuştur.

Ve gelelim bu alt-üst kimlik tartışmalarına.

Artık oyunun sonuna yaklaşılmıştır. Milli hassasiyetleri kaybettirilen Türk milletinin şimdi kimliğinin yok edilmesine sıra gelmiştir.

Tayyip Erdoğan’ın açıklaması ile başlayan alt-üst kimlik tartışmalarının hepsi bu oyunun bir parçasıdır. Önce tartışmaya açılacak, milletimizin konuya hâlâ ne kadar duyarlı olduğu ölçülecek zamanı geldiğinde de Türk kimliği tamamen yok edilecektir. Bu Tayyip Erdoğan hükümetinin klasik taktiğidir. Bugüne kadar her konuda, ülkemiz için hayırlı olmayan bir sözü ortaya atıp, daha sonra gelen tepkiye göre geri çeken Tayyip Erdoğan ve hükümeti bu konuda da aynı taktiği uygulamaktadır. Ne zaman ki, milletimiz kimliğine de sahip çıkamaz hale gelecektir işte o zaman tamamen Türk kimliği ortadan kaldırılacaktır. Sonrasını da siz düşünün!

Gün Türk milleti için dört yıllık uykudan uyanma vaktidir. Ve milletimize Bilge Kağan’ın asırlar önceki sözünü hatırlatıyorum.

Türk beyleri, millet, işitin!

Üstte gök batmasa, altta yağız yer delinmese, Türk Milleti, senin ilini ve töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!