MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, Ankara İl Başkanlığı'nın 15. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada küresel gelişmelerden Türkiye'nin güvenlik politikalarına, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin siyasi kararlarından "Terörsüz Türkiye" sürecine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Karakaya, "Terörsüz Türkiye" hedefinin bir teslimiyet veya pazarlık olmadığını belirterek, "Silahlar teslim edilecek, terör örgütü bütün unsurlarıyla tasfiye edilecek" dedi.

Ankara'nın tarihi ve siyasi önemine dikkat çekerek konuşmasına başlayan Karakaya, başkentin Milli Mücadele'deki rolünü ve Cumhuriyet'in kuruluşundaki yerini anlattı. Ankara'nın "devlet aklının ve milli iradenin başkenti" olduğunu belirten Karakaya, MHP'de Ankara teşkilatında siyaset yapmanın önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya'nın açıklaması şu şekilde:

Değerli Dava Arkadaşlarım

Ankara İl Başkanlığımızın 15’nci Olağan Kongresinin hayırlara ve güzelliklere vesile olmasını dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Bu muhteşem organizasyonu gerçekleştiren başta Ankara İl Başkanımız Alparslan Doğan olmak üzere, tüm ilçe başkanlarımıza ve teşkilat yöneticilerimize teşekkür ediyorum.

Değerli Arkadaşlar

Ankara başkadır.

Bizdeki yeri de bam başkadır.

Ankara’nın toprağında binlerce yıllık medeniyet vardır.

Hacı Bayram-ı Veli’nin ilmi, irfanı ve hikmeti vardır.

Ahiliğin emeği ve helal kazanç ahlakı vardır.

Bugün, “Ahilik Haftası”nın da son”günü.

Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman esnafımızın, sanatkarımızın ve iş insanlarımızın yanında olduğumuzu, olmaya da devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Ankara her zaman bilenenden çok daha fazlasıdır.

Ankaralı Seymenler, 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Paşa’yı karşıladıklarında düzenledikleri Seymen alayıyla yeni Türk Devleti’nin kurulacağı işaretini verdiler.

Milli Mücadele bu şehirden yönetildi.

1699 yılında Karlofça ile başlayan 222 yıllık geri çekilme bu şehirde durduruldu.

Ankara dağdır, tepedir derler: Doğrudur.

Anıt tepedir; Beş tepedir; Dua tepedir.

Mangal Dağı’dır, Çal Dağı’dır.

Ankara Türk Milletinin makûs talihinin yenildiği, “yeter artık” denilerek ayağa kalkılan derenin, tepenin ve dağların adıdır.

Cumhuriyet bu şehirde kuruldu.

Ankara devlet aklının ve milli iradenin başkentidir.

Kocatepe’den Anıtkabir’e, Anıtkabir’den Anıtmezara uzanan; Türk milletinin istiklâl ruhunu birbirine bağlayan çelikten halat bu şehirde sembolleşmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisinde siyaset yapmak yüksek bir sorumluluktur; buna Ankara da eklenince bu sorumluluk daha da artmaktadır.

Bu vesileyle, Ankara’mızın 15’nci İl Olağan Kongresiyle yeni göreve seçilecek kadroların bu sorumluluğun idrakinde olacaklarına inancımı ifade ediyor ve kendilerini şimdiden tebrik ediyorum.

Değerli Dava Arkadaşlarım

Galileo’nun dediği gibi dünya dönüyor.

Peki dönüyor da ne oluyor?

Sadece gece ile gündüz, yaz ile kış olmuyor elbette.

Dünya dönerken zaman değişiyor, şartlar değişiyor, dengeler değişiyor.

Teknoloji, ekonomi, siyaset, çevre ve sosyal yaşam yeniden şekilleniyor.

Tehditler de fırsatlar da biçim değiştiriyor.

Dünya Ekonomik Formu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikeleri açıkça ortaya koyuyor.

Öne çıkan bir kaçını söyleyim:

• Jeo-ekonomik çatışma

• Devletlerarası silahlı çatışmalar

• Toplumsal kutuplaşma

• Yanlış bilgi ve dezenformasyon

• Yapay zekanın olumsuz sonuçları

• Siber saldırılar

• Ekonomik eşitsizlikler ve devam ediyor.

Raporun verdiği mesaj çok açıktır:

Tehdit sadece sınırlarımıza yaklaşan bir ordu değildir.

Bazen bir savaşla, bazen ekonomik bir kararla, bazen bilgisayar ekranından yapılan siber saldırıyla, bazen de toplumun içine bırakılan yalanla karşımıza çıkabilmektedir.

Bu risklerin sıralaması dünya döndükçe değişiyor; yenileri de ekleniyor.

Bunların hepsi de birbirini besliyor.

Dünya dönerken yerinde sayanlar, tedbir almayanlar geride kalıyor ve bedel ödüyor.

Bu durumu anlatan kısa ve düşündürücü bir hikaye vardır:

Yürüyüşe çıkan iki arkadaş ormanda yollarını kaybeder.

Hava sislidir, kararmak üzeredir.

Üstelik arkalarında bir aslanın kendilerini takip ettiğini fark ederler.

Biri hemen eğilip ayakkabılarının bağlarını sıkmaya başlar.

Diğeri şaşkınlıkla sorar:

“Yolumuzu kaybettik, hava kararıyor, arkamızda aslan var. Ayakkabının bağını sıksan ne olacak? Aslandan hızlı mı koşacaksın?”

Arkadaşı cevap verir:

“Aslandan hızlı koşmam gerekmiyor. Senden bir adım önde olmam yeter.”

Bugünün dünyası da giderek bu ormana benziyor.

Sis, belirsizliktir.

Karanlık, yaklaşan krizlerdir.

Aslan ise savaşlardan iklim değişikliğine, yapay zekâdan siber saldırılara, salgınlardan ekonomik kırılmalara kadar uzanan küresel risklerdir.

Bu riskler herkesi tehdit ediyor.

Fakat sonuçları herkes için aynı olmuyor.

Krizi erken gören, hazırlığını yapan, kurumlarını güçlendiren ve doğru zamanda harekete geçen ülkeler daha az zarar görüyor.

Hazırlıksız kalanlar ise bedeli daha ağır ödüyor.

Küresel yarışta her riski ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Ancak rakiplerden bir adım önde koşmak mümkündür.

Çünkü yeni dünyada asıl mesele, tehlikeden tamamen kaçabilmek değil; tehlike geldiğinde başkalarından daha dayanıklı, daha hazırlıklı ve daha hızlı olabilmektir.

Fakat ülkeler arasındaki bu yarış bize başka bir gerçeği de unutturmamalıdır:

Küresel riskler karşısında yalnızca yanımızdakini geçmeye çalışmak, insanlığı kurtarmaz.

Sonunda aslan hepimizi yakalayabilir.

Ülke olarak bir adım önde olmak; mazlum milletlere ve insanlığa hizmet etmek, bize;

Oğuz Kağan ülküsünden,

Mete Han’ın devlet aklından,

Sultan Alparslan’ın vatan iradesinden,

Fatih Sultan Mehmet Han’ın çağ açan ufkundan,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık mücadelesinden

ve Başbuğ Alparslan Türkeş’in ülkücü hareketinden intikal eden büyük bir mirastır.

Bugünün karmaşık dünyasında bu mirasa, Sayın Devlet Bahçeli’nin bilge liderliğinde sahip çıkılmaktadır.

Değerli Dava Arkadaşlarım

Biz Türk Milliyetçiliğini aktif siyasete taşıyan, bu alanda ilk ve tek olan bir siyasi hareketin mensuplarıyız.

Milli değerler bizim siyasetimizin değişmeyen çerçevesidir.

Siyaset stratejimizin ana omurgası da budur.

Bu omurga değişmez.

Değişen şartlardır; ihtiyaçlardır; tehditlerdir.

Değişen şartlara göre, yeni ihtiyaçlara göre, ortaya çıkan tehditlere göre politikalar değişebilir; taktik ve yöntemler yeniden uyarlanabilir.

Bazen bu gerçeği anlayamayan veya anlamak istemeyenler karşımıza çıkacaktır.

Bunların içinde uyuyanlar varsa, uyaracağız.

Ancak uyuyor numarası yapanlara da hiç zaman harcamayacağız.

Milliyetçiliğimizi, ülkücülüğümüzü kimseyle tartışmayız.

Bizim onaylanmak gibi bir derdimiz olamaz.

Muhatabımız tektir o da millettir.

Biz bu uğurda bedel ödemiş yegâne hareketiz.

Taş medreselerde denendik; dar ağaçlarında sınandık.

Var mıdır, şehitliği olan bir başka siyasi parti ya da Taş medreselileri olan başka bir hareket?

Bunlar ödenmiş ağır bedellerin nişaneleridir.

Biz onların bedel ödeyerek emanet bıraktığı değerlere layıkıyla sahip çıkabiliyor muyuz? Ona bakalım.

Aç kaldılar, yokluk çektiler, baskı gördüler fakat baş eğmediler.

Yusuf İmamoğlu şehit edildiğinde 25 yaşındaydı ve otopsisinde 36 saattir yemek yemediği anlaşıldı.

Cebinden bir simit parası dahi çıkmadı.

İşte bize bırakılan emanet böylesine ağır, böylesine kutludur.

Allah bizi mahşer gününde onların karşısında mahcup etmesin.

Değerli arkadaşlarım

Devlet aklı, öngörü ve siyasi fedakarlık: Bunlar herkesin harcı değildir.

Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin son otuz yıllık siyasi mücadelesine ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin duruşlarına bu gözle bakmak gerekir.

Tarihten bazı örnekleri genç ve yeni arkadaşlarımızın hafızalarına emanet etmek de bizlerin görevidir.

Yıl 2002: Makamı değil, milletin hakemliğini tercih etti.

2002 yılında Türkiye ağır bir ekonomik ve siyasi krizin içindeydi.

Başbakan Bülent Ecevit’in sağlık sorunları üzerinden hükûmet tartışmaları yürütülüyordu.

“Ecevitsiz ve MHP’siz hükûmet” senaryoları açıkça konuşuluyordu.

DSP parçalandı.

Milletvekillerinin yarısı istifa etti.

Yeni Türkiye Partisi kuruldu.

Meselenin aslı yıllar sonra anlaşıldı.

Almanya’daki bir gazetenin matbaa açılışında yapılan görüşmeler, dönemin DSP Genel Başkan Yardımcısı tarafından deşifre edildi ve yaşananların “sivil darbe” girişimi olduğunu ifade etti.

Sayın Genel Başkanımız bu tehlikeyi erken gördü.

“İktidarda biraz daha kalalım” demedi.

Milletin hakemliğine başvurdu.

Sandığın önüne kurulmak istenen tezgahı, sandığı milletin önüne getirerek bozdu.

MHP meclis dışında kaldı ve bedel ödedi.

Eğer o hamle yapılmasaydı, senaryosu dışarıda yazılan, başrol oyuncusu ekonomik krizle öne çıkarılan, figüranları içeriden devşirilen siyasi oyunun son sahnesi oynanacaktı.

Kendi siyasi geleceğini değil, Türk demokrasinin ve Türk Milletinin geleceğini tercih etti.

İşte “Önce ülkem ve milletim” anlayışı budur.

Yıl 2007: 367 düğümünü millet iradesiyle çözdü!

2007 yılında cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden yeni bir devlet krizi çıkarıldı.

Meclisin cumhurbaşkanı seçebilmesi için toplantı yeter sayısının 367 olması gerektiği ileri sürüldü.

Cumhuriyet mitingleri yapıldı.

27 Nisan e-muhtırası yayımlandı.

Siyaset ve demokrasi kuşatıldı.

22 Temmuz seçimlerinden sonra MHP yeniden Meclise girdi.

Sayın Devlet Bahçeli, MHP milletvekillerinin cumhurbaşkanlığı seçimine katılacağını açıkladı.

Meclis çalıştı.

Yeter sayı sağlandı.

367 düğümü çözüldü.

Devletin en yüksek makamının seçimi sokakta, kışlada veya başka güç odaklarında değil; Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleştirildi.

MHP kendi adayını çıkardı.

Kendi siyasi görüşünden vazgeçmedi.

Fakat milletin Meclisinin karar vermesini sağladı.

Çünkü demokrasi yalnız istediğiniz sonucun çıkması değildir.

Demokrasi, millî iradenin tecellisine yol vermektir.

Yıl 2015: Kurulan tuzağa düşmedi!

7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra MHP yoğun bir koalisyona girme baskısıyla karşı karşıya kaldı.

Oysa ülkenin güvenlik tablosu son derece ağırdı.

FETÖ devletin kritik kurumlarına sızmıştı.

Açılım süreci terör örgütü tarafından istismar edilmiş; şehirlerde hendekler kazılmış, tüneller açılmış, silah ve mühimmat yığınağı yapılmıştı.

Devletin bu yapılanmaya müdahalesi kaçınılmazdı.

Senaryonun en tehlikeli tarafı şuydu:

MHP koalisyona sokulacak, ardından şehirlerde kalkışma başlayacak, güvenlik güçleri müdahale edecek ve kan akacaktı.

Sonra da milleti galeyana getirmek için:

“MHP hükûmete girdi, ülkede kan akmaya başladı.” denilecekti.

Böylece devlet halkıyla karşı karşıya gösterilecek; Türkiye ya iç çatışmaya ya da bölünmeye sürüklenecekti.

Her iki durumda da MHP, hem krizin sebebi hem de ortaya çıkan sonucun sorumlusu ilan edilecekti.

Sayın Devlet Bahçeli bu tehlikeyi gördü.

Birkaç bakanlık uğruna MHP’yi hazırlanmış bir senaryonun ortağı ve günah keçisi yaptırmadı.

O gün “MHP koalisyona girmedi” diye ağır biçimde eleştirildi.

Fakat çok geçmeden hendekler, tüneller ve cephanelikler ortaya çıktı.

Çatışmalar tehdidin büyüklüğünü gösterdi.

Daha ibret verici olan, o süreçte Sayın Devlet Bahçeli’ye karşı kazan kaldıranların sonraki hâlidir.

İstikametlerini kaybettiler.

Masa masa dolaştılar.

Sağa sola savruldular.

Kimileri koltuk sevdasına, kimileri hırslarının peşine, kimileri de cukka derdine düştü.

Bazen devlet adamlığı bir görevi kabul etmekte değil, arkasındaki hesabı görerek reddedebilmektedir.

15 Temmuz: Darbenin karşısında tereddütsüz durdu

15 Temmuz gecesi Türkiye Cumhuriyeti devleti doğrudan hedef alındı.

Meclis bombalandı.

Devletin silahları millete çevrildi.

O gece birçok kişi olayların nasıl sonuçlanacağını görmek için bekledi.

Sayın Devlet Bahçeli beklemedi.

Hesap yapmadı.

Darbe girişiminin karşısında, seçilmiş hükûmetin ve millî iradenin yanında durdu.

Çünkü devlet tehlikedeyken muhalefet hesabı yapılmaz.

Önce devlet korunur.

Önce millet savunulur.

Yenikapı’ya gitti.

Siyasi farklılıkların üzerinde bir millî birlik iradesi ortaya koydu.

Devlet yıkılırsa siyaset yapılacak bir zemin kalmaz dedi.

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi: Belirsizliğin giderilmesidir.

15 Temmuz, devlet yönetimindeki belirsizliklerin ve sistem tartışmalarının daha fazla sürdürülemeyeceğini gösterdi.

Sayın Devlet Bahçeli, fiilî durumla hukukî düzen arasındaki uyumsuzluğun giderilmesini istedi.

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçişte sorumluluk aldı.

Cumhur İttifakı’nın kurulmasına öncülük etti.

Cumhur ittifakı bugün Türk Asrı demek Türkiye Yüzyılı demektir.

Yüce Rabbim, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a güç versin, kuvvet versin ayaklarına taş değdirmesin.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hedefi günlük siyasi kazanç değildi.

Ülkenin yeniden hükûmet krizlerine sürüklenmesini önlemekti.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi temsilde adaleti, yönetimde istikrarı sağladı.

Devletin hızlı karar almasını işler hale getirdi.

Türkiye’nin sınırlarının ötesinden yönelen tehditlere kesintisiz ve hızlı müdahale imkânı oluşturdu.

Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarına müdahale edildi.

Suriye sınırında kurulmak istenen terör koridoru parçalandı.

Doğu Akdeniz’de haklarımız savunuldu.

Karabağ’ın kurtuluşunda Azerbaycan’ın yanında duruldu.

Savunma sanayimizin millî kapasitesi büyütüldü.

Türkiye, hükûmet krizleriyle zaman kaybeden değil; sınırlarının ötesindeki tehlikeye zamanında müdahale eden bir ülke hâline geldi.

Değerli Dava Arkadaşlarım

Terörsüz Türkiye: En büyük tarihî sorumluluktur.

Bugün Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye hedefiyle bir kez daha ağır bir sorumluluk üstlenmiştir.

Bu adım kolay değildir.

Teröre karşı tavizsiz mücadelenin temsilcisi olan bir lider için çok daha zordur.

Fakat o yine kendi siyasi konforunu düşünmemiştir.

“Beni nasıl eleştirirler?” dememiştir.

“Partim bundan nasıl etkilenir?” hesabı yapmamıştır.

“Türkiye bu terör belasından nasıl kurtulur?” diye sormuştur.

Çünkü gerçek lider, yalnızca tabanının duymak istediği sözleri söyleyen kişi değildir.

Gerçek lider, gerektiğinde milletinin geleceği için en zor sözü söyleyebilen ve en ağır siyasi bedeli göze alabilen kişidir.

Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir.

Taviz değildir.

Pazarlık değildir.

Devletin geri çekilmesi hiç değildir.

Terörsüz Türkiye; devletin terörü silahıyla, uzantılarıyla ve beslendiği bütün alanlarla tasfiye edecek güce ulaştığının ilanıdır.

Bu gerçeği çarpıtarak Terörsüz Türkiye hedefini karalamaya çalışanlara da birkaç sözümüz vardır.

Başta İYİ Parti ve Zafer Partisi yöneticilerine soruyorum:

Kardeşim, siz nesiniz Allah aşkına?

Eski bir kıssa vardır.

Kilisedeki şarabı içip çanına pisleyen kuşa rahip şöyle sorar:

“Müslüman olsan bu şarabı içmezdin.

Hristiyan olsan çana pislemezdin.

Sen nesin?”

Bugünkü siyasi hâlinize baktığımızda aynı soruyu sormamak mümkün değildir:

Siz nesiniz?

Nerede duruyorsunuz?

İstikametiniz nereyedir?

Dün Altılı Masa’da oturan sizdiniz.

HDP’nin desteğini alan cumhurbaşkanı adayının arkasında duran sizdiniz.

Kent uzlaşılarıyla flörtleşen sizdiniz.

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan’ın, İYİ Partililere dönerek, “HDP ve PKK’ya gönül verenlerin oylarıyla koltuklarınızda oturuyorsunuz” dediği görüntüler hâlâ ortadadır.

O gün sustunuz.

Ne o sözlere cevap verebildiniz ne de o siyasi beraberliğin hesabını verebildiniz.

Milliyetçiliğiniz bugün mü aklınıza geldi?

Sayın Dervişoğlu, 2021 yılında HDP’nin Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu çerçevesinde faaliyet gösterdiğini söylemiş, kapatma davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini savunmuş, biz siyasi partilerin kapatılmasına karşıyız demişti.

Dün, terör örgütünün siyasi uzantısı hakkında “hukuk” ve “demokrasi” istiyordunuz ya!

Bugün ise terör örgütünün silah bırakmasını, feshedilmesini ve bütün unsurlarıyla tasfiye edilmesini hedefleyen iradeyi teslimiyetle suçluyorsunuz.

Hangisi doğru?

Dünkü sözünüz mü?

Bugünkü öfkeniz mi?

Yoksa durduğunuz yere göre değişen siyasi hesabınız mı?

Bakın, Ankara’mızın Olağan 15’nci Kongresinden bir kez daha söylüyoruz:

Terör örgütü tasfiye ediliyor.

Silah bırakılmadan hiçbir hüküm uygulanmıyor.

Devlet geri çekilmiyor.

Devlet, elli yıldır milletimizin kanını döken terör belasından geriye ne kalmışsa temizliyor.

Terör örgütü kapanacak.

Silahlı yapılar ortadan kalkacak.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyaset yapan bütün partiler de terörün gölgesinden çıkarak gerçek anlamda birer Türkiye partisi olmak zorunda kalacaktır.

Türkiye’nin yeni dönemi budur.

Sizin ise ön görünüz yok da; arka görünüz de yok.

Gözünüzün önünde gerçekleşen değişimi dahi göremiyorsunuz.

Bari dönüp halinize bakın.

Altılı Masa nerede?

Birlikte yola çıktığınız arkadaşlarınız nerede?

Boyunuzu aşan sözlerinize ne oldu?

Arkanızda bıraktığınız siyasi enkazı görün ve bir muhasebe yapın.

Sağınızın ve solunuzun hangi siyasi hesaplarla çevrildiğini, kurduğunuz cümlelerin kimin işine yaradığını fark edin.

Söylemlerinizin, FETÖ başta olmak üzere Türk devletine düşman odakların söylemleriyle paralelliklerini görün.

Siz kime hizmet ettiğinize,

kimlerin değirmenine su taşıdığınıza dikkat edin .

Milliyetçi hassasiyetleri kişisel hırslarınızın ve siyasi geleceğinizin malzemesi yapmayın.

Sayın Devlet Bahçeli’ye ve MHP’ye öfkeniz, devletin ve milletin geleceğini görmenize engel olmasın.

Bizim çizgimiz nettir:

Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını tartışmayız.

Millî egemenliğimizi pazarlık konusu yapmayız.

Vatanımızdan, bayrağımızdan ve milletimizin birliğinden taviz vermeyiz.

Silahlar teslim edilecek.

Terör örgütü bütün unsurlarıyla tasfiye edilecek.

Terörün siyasete düşen gölgesi kaldırılacak.

Kardeşlik güçlenecek.

Türkiye kazanacak

Ne Mutlu Türküm Diyene!