MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, Terörsüz Türkiye sürecinin kararlılıkla sürdürüleceğini belirterek, bu süreçten taviz verilmesinin ya da vazgeçilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Karakaya, "Bu, Türk milletinin geleceğidir." ifadelerini kullandı.
Aydın Mimar Sinan Spor Salonu'nda gerçekleştirilen MHP Aydın 15. Olağan İl Kongresi'nde konuşan Karakaya, Türkiye'nin zorlu bir coğrafyada bulunduğuna dikkati çekti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya'nın konuşması şu şekilde:
Aziz dava arkadaşlarım, Basınımızın kıymetli temsilcileri, Aydın’ımızın yiğit evlatları, efe yürekli ülküdaşlarım; Hepinizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.
15.Olağan Büyük Kurultayımız için mayıs ayında başlattığımız kutlu yürüyüşümüzde bugün, Türk milliyetçiliği davasını yüreklerine nakşetmiş Aydınlı efelerle bir aradayız.
Toyumuzun ülkemize, milletimize, Aydın’ımıza ve büyük Türk milliyetçiliği davamıza hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Başta partimizin kurucu Genel Başkanı Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere, ülkü ve ülke uğruna hayatını kaybeden bütün dava şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve dualarla anıyorum.
Genel Başkanımız, Bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin sizlere gönderdiği yazılı mesajını biraz önce okuttum. Ayrıca her birinize ayrı ayrı selam ve muhabbetlerini de benim iletmemi istediler.

Değerli dava arkadaşlarım;
Aydın; alın terinin, üretimin, bereketin, bağımsızlık ruhunun ve efeliğin şehridir.
Efelik; haksızlık karşısında eğilmemek, mazlumun yanında durmak, vatan için gerektiğinde canını ortaya koymaktır.
Efelik; sözüne sadakat, milletine hizmet ve devletine bağlılıktır.
Bu nedenle Aydın ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin mayası aynıdır.
İkisinin mayasında cesaret, özünde vatan sevgisi, ruhunda bağımsızlık vardır.
Kongrelerimiz, ülküdaşlık hukukunun güçlendiği demokrasi şölenleridir.
Makamlar geçici, dava bakidir.
İsimler değişir; üç hilale sevdamız ve Türk milletine sadakatimiz değişmez.
Kongremiz tamamlandığında kazanan bir kişi veya liste değil; Aydın teşkilatımız, Milliyetçi Hareket Partimiz ve büyük Türk milleti olacaktır.

Aziz ülküdaşlarım;
Bugün takvimler 12 Eylül’ü gösteriyor.
12 Eylül, sıradan bir tarih değildir.
Türk demokrasisinin kesintiye uğradığı, millî iradenin zincire vurulduğu, Türk milliyetçilerinin ağır bir imtihana maruz bırakıldığı karanlık bir dönüm noktasıdır.
Darbenin karanlığı yalnızca siyasetin üzerine çökmedi.
Nice ananın yüreğine, nice babanın ocağına, nice gencin geleceğine ateş düşürdü.
Mamak’ın duvarlarında işkence, zindanlarda sabır, darağaçlarında iman vardı.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş ve dava arkadaşları hapsedildi.
Ülkücü gençlik suçlu ilan edilmeye, bir fikir ve iman hareketi susturulmaya çalışıldı.
Fakat zulüm ülkücüyü teslim alamadı. Darağaçları ülküyü asamadı.
Mustafa Pehlivanoğlu, “Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.” diyerek yürüdü darağacına.
Selçuk Duracık ile Halil Esendağ Kur’an okudular, helalleştiler, tekbir getirdiler.
Halil, ölümün eşiğinde bile ülküdaşını düşünerek, “Önce seni assınlar Selçuk, sen bana dayanamazsın.” dedi.
Ali Bülent Orkan annesine, “Düğüne çıkar gibi olduğumu söyle.” diye veda etti; abdestini aldı, namazını kıldı, beyaz gömleğini giydi ve imanıyla sehpasına yürüdü.
Onlar ölümü aramadılar; ölüm karşısında inançlarından vazgeçmediler.
Çünkü vatanı mukaddes emanet, bayrağı şeref, Türklüğü şuur, İslam’ı hayat nizamı biliyorlardı.
Burada, Aydın’ın bağrından çıkan ülkücü şehitlerimiz Mesut Yergin’i, Metin Özcan’ı, İsa Oduncu’yu, Kenan Tavukçu’yu, Şerafettin Akbaş’ı ve Mustafa Ali Akın’ı da rahmetle anıyorum.
Onların her biri bu toprakların evladı, davamızın emaneti ve hafızamızın yaşayan parçasıdır.
12 Eylül’ü anmak, yalnızca geçmişin acısını anlatmak değildir.
Aynı karanlığın bir daha yaşanmaması için millî iradeye, hukuka ve demokrasiye sahip çıkmaktır.
Darbeler hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın milletin seçme hakkına vurulmuş bir prangadır.
Biz, demokrasinin bedelini zindanlarda, mahkeme salonlarında ve darağaçlarının gölgesinde ödemiş bir hareketiz.
Bu yüzden irademizi vesayet odaklarına teslim etmeyiz; milletin üzerinde hiçbir güç tanımayız.
Aziz şehitlerimizin geride bıraktığı emanet, yalnızca hatıralarını anmakla korunamaz.
O emanet; Türk milletini bir arada tutmakla, devletimizi güçlü kılmakla, gençlerimize ülkü ve ahlak kazandırmakla korunur.
Onların yarım kalan dualarını hizmetle, fedakârlıkla ve kardeşlikle tamamlamak hepimizin boynunun borcudur.
Bugün bizlere düşen, bu yüksek fedakârlığı yalnızca sözle değil davranışla karşılamaktır.
Birbirimize daha sıkı sarılacak, gençlerimize tarihimizi doğru anlatacak, şehit ailelerimizin emanetlerine sahip çıkacağız.
Teşkilatlarımızda vefayı diri tutacak, hiçbir dava arkadaşımızı yalnız bırakmayacağız.
Çünkü vefa ülkücünün ahlakı, sadakat ise bu kutlu hareketin temel taşı ve en sağlam harcıdır.
Dün darağacına tekbirlerle gittik.
Bugün aynı imanla millet iradesine, demokrasiye, güçlü devlete ve Türk ve Türkiye Yüzyılı’na yürüyoruz!
Dün bedenlerimizi susturmak istediler; bugün fikirlerimiz milyonların vicdanında yaşamaktadır.
Dün bizi zindanlara kapattılar; bugün üç hilal Türkiye’nin dört bir yanında dalgalanmaktadır.
Biz acımızı kine değil, sorumluluğa dönüştürdük.
Hafızamızı diri tutuyor, fakat geleceğimizi öfkenin esiri yapmıyoruz.
Çünkü ülkücü; unutmayan, ders çıkaran ve milletinin yarınını inşa eden insandır.
Ruhları şad, makamları âli, mekânları cennet olsun.
Emaneti koruyacağız.

Değerli dava arkadaşlarım;
Biz kimiz, nereden geldik nereye gidiyoruz idrakinde olmak zorundayız.
Biz; Oğuz Kağan’dan Bilge Kağan’a, Sultan Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmet Han’a, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Başbuğ Alparslan Türkeş’e uzanan kutlu yürüyüşün mirasçılarıyız.
Biz kökleri mazide, gövdesi bugünde, dalları atide olan kutlu bir hareketiz.
Kökümüz tarihimizden kuvvet alır, gövdemiz milletimizin iradesiyle ayakta durur, dallarımız Türk ve Türkiye Yüzyılı’na uzanır.
Biz geçmişin hatırasını taşıyan, bugünün sorumluluğunu üstlenen, yarının güçlü Türkiye’sini kuran iradeyiz.
Rüzgâra göre yön değiştiren yaprak değil; fırtınalara direnen çınarız.
Günlük hesapların peşinde sürüklenen bir topluluk değil; asırlık ülkünün nöbetçileriyiz.
Yönümüz Türk milleti, yolumuz hak ve hakikat, hedefimiz güçlü ve lider ülke Türkiye’dir.
Teşrifleriyle bu salonu şereflendiren dava arkadaşlarım;
Şimdi bir an duralım.
Geçmişimize bakalım.
Kendimize gelelim.
Bu davanın hangi fedakârlıklarla bugünlere geldiğinin idrakine varalım.
Ülkücülük yalnızca yüksek sesle söylenen söz değildir.
Taşınan ahlaktır. Gösterilen sadakattir.
Millet için üstlenilen sorumluluktur.
Ülkücülük; öfkesini aklının önüne geçirmemektir.
Haksızlık karşısında susmamak, fakat adaletten de ayrılmamaktır.
Kendisini değil milletini düşünmek; makamı hizmetin önüne koymamaktır.
Ülkücülük; ülküdaşının kusurunu meydanlarda büyütmek değil, elinden tutup doğrusunu göstermektir.
Kardeşlik hukukunu kişisel hesaplara feda etmemektir.
Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Şehitlerimizin emanetine layık olabiliyor muyuz?
Birbirimizin yüzüne bakarken onların fedakârlığını hatırlıyor muyuz?
Gençlerimize yalnızca slogan mı bırakıyoruz, yoksa sağlam bir fikir, temiz bir ahlak ve büyük bir gelecek ülküsü mü kazandırıyoruz?
Bu soruları başkasına değil, önce kendimize soracağız.
Çünkü dava insanı, önce kendi nefsini hesaba çeker.
Kırgınlığı büyütmez.
Kibirle yürümez.
Dedikoduyla yol almaz.
Kardeşinin omzuna basarak yükselmeye çalışmaz.
Ülkücü, kendinde olandır.
Özünü bilendir.
Ahlakını koruyandır.
Vefayı şiar edinendir.
Şimdi başımızı kaldıracağız.
Milletimize bakacağız.
Memleketin derdiyle dertleneceğiz.
Çiftçinin, esnafın, emeklinin, öğrencinin ve iş arayan gencin sesi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Çünkü bu dava yalnızca geçmişi anma davası değildir.
Bu dava, bugünün yükünü omuzlama ve yarını kurma davasıdır.

Aziz dava arkadaşlarım;
Dünya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en sert güç mücadelelerinden birine sahne olmaktadır.
Uluslararası hukuk aşınmakta, küresel kurumlar etkisizleşmektedir.
Enerji, gıda, limanlar, boğazlar, denizaltı kabloları, teknoloji ve kritik madenler yeni dönemin mücadele alanlarına dönüşmektedir.
Son yirmi yılda çevremizde yaşananlara bakınız:
Irak’ın işgali bir ülkenin düzenini sarstı.
Arap Baharı birçok yerde istikrar yerine iç savaş, göç ve parçalanma getirdi.
Libya bölündü, Yemen yıllarca çatışmaların pençesinde kaldı.
Suriye’de 2011’de başlayan savaş on beş yılı geride bıraktı; milyonlarca insan yurdundan oldu.
Türkiye, bu büyük istikrarsızlığın en ağır yüklerini taşıdı.
Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı savaş beşinci yılına girdi.
Karadeniz’de yaşanan her gerilim Türkiye’nin güvenliğini, enerjisini ve ticaretini doğrudan etkilemektedir.
7 Ekim 2023’te başlayan İsrail-Filistin çatışmaları üçüncü yılını doldurmaya yaklaşırken Gazze’de öldürülen çocuklar ve yıkılan şehirler insanlığın vicdanını yaralamaktadır.
Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulmadan kalıcı barışın sağlanamayacağına inanıyoruz.
Çevremizde çıkan hiçbir yangın Türkiye’den uzak değildir.
Bugün cephe bazen sınır hattı, bazen enerji santrali, banka sistemi, denizaltı kablosu, bazen de gözümüzü hiç ayırmadığımız telefonumuzun ekranıdır.
Silahlanmanın hızlandığı, savaşların uzadığı ve ittifakların yeniden şekillendiği bir dünyada Türkiye’nin zayıf olma lüksü yoktur.
Ve hamdolsun, Türkiye güçlü bir ülkedir!
Türkiye; köklü devlet geleneği, kahraman ordusu, gelişen savunma sanayisi, yetişmiş insan gücü, üretim kapasitesi ve diplomatik birikimiyle merkez ülkedir.
Artık kendisine rol biçilen değil; kendi kararını veren, masada da sahada da var olan bir Türkiye vardır.
Güçlü Türkiye yalnızca güçlü silah demek değildir.
Tarlasını eken çiftçi, alın teriyle üreten işçi, dünyayla yarışan sanayici, bilim geliştiren üniversite, geleceğe güvenle bakan genç ve huzur içinde yaşayan aile demektir.
Ekonomisi dirençli, kurumları sağlam, toplumu bir ve dayanışması yüksek Türkiye; bütün tehditlere karşı en büyük güvencemizdir.
Karadeniz’de güvenliği, Ege’de hakkımızı, Doğu Akdeniz’de millî menfaatlerimizi savunmaya devam edeceğiz.
Mavi Vatan’dan vazgeçmeyeceğiz!
Mavi Vatan; denizlerdeki egemenlik haklarımıza, enerji kaynaklarımıza, ticaret yollarımıza ve gelecek nesillerimizin hukukuna sahip çıkma iradesidir.
Değerli dava arkadaşlarım;
Türkiye’nin gücünün arkasında kararlı bir siyasi irade vardır. Bu iradenin adı Cumhur İttifakı’dır.
Cumhur İttifakı geçici bir birliktelik değil; devletin bekasını, milletin birliğini ve vatanın bütünlüğünü esas alan millî ve ahlaki bir mutabakattır.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin güçlü liderlikleri, bilge ve kararlı duruşları sarsılmaz bir iradede birleşmiştir.
Cumhur İttifakı’nın ortak hedefi bellidir: Terörsüz, güçlü, tam bağımsız ve lider ülke Türkiye!
Cumhur ittifakı Türk ve Türkiye Yüzyılı ülküsünde buluşmuştur.
Cumhur İttifakı kararlıdır, güçlüdür ve büyük Türk milletinin geleceğe uzanan sarsılmaz iradesidir.
Aziz ülküdaşlarım;
Türkiye yaklaşık yarım asırdır terör belasıyla mücadele etmektedir. Binlerce insanımızı şehit verdik; ocaklara ateş düştü, analar ağladı, çocuklar yetim kaldı.
Emperyalizmin tüm oyunlarına rağmen Türkiye Cumhuriyeti teslim olmadı, Türk milleti diz çökmedi.
Bugün önümüzde tarihî bir hedef vardır: Terörsüz Türkiye!
Terörsüz Türkiye; taviz, pazarlık veya al-ver süreci değildir.
Terör örgütünün bütün unsurlarıyla tasfiye edilmesi, silahın tamamen devreden çıkarılması ve hiçbir vatandaşımızın terör tehdidi altında yaşamamasıdır.
Kırmızı çizgilerimiz açıktır:
Türkiye Cumhuriyeti tektir.
Türk milleti birdir.
Vatanımız bütündür.
Bayrağımız tektir.
Resmî dilimiz Türkçedir.
Üniter yapımız ve millî egemenliğimiz tartışmaya kapalıdır.
Şehitlerimizin hatırası çiğnetilemez.
Terörsüz Türkiye; kardeşliğimize doğrultulan silahın kırılması, Diyarbakır’daki gencin de Aydın’daki gencin de geleceğe umutla bakmasıdır.
Dağa ayrılan kaynağın ovaya, silaha harcanan paranın okula, üretime ve istihdama yönelmesidir.
Ancak bu hedef ilerledikçe fitne üretim merkezleri de hızlanmaktadır.
Bir taraftan spor, diğer taraftan inanç üzerinden milletimizin hassasiyetleriyle oynanmaktadır.
Araştırma adı altında ayrışma, anket adı altında toplum mühendisliği üretilmektedir.
Bir bilim insanı olarak söylüyorum: Gerçek araştırma yöntemini açıklar, örneklemini gösterir, sorusunu tarafsız sorar, hata payını belirtir ve sonucunu dürüstçe paylaşır.
Bilim, gerçeği ortaya çıkarmak içindir; önceden yazılmış siyasi senaryoya malzeme üretmek için değil.
Soruyu milletimizi bölmek için kuruyor, veriyi siyasi niyetinize göre seçiyor; sporu kimlik çatışmasının, inancı toplumsal gerilimin malzemesi hâline getiriyorsanız kusura bakmayın:
Sizden araştırmacı olmaz!
Olsa olsa fitneci olur!
Bu millet sizin tablolarınızdan büyüktür!
Bu kardeşlik sizin raporlarınıza, anketlerinize sığmaz!
Bu yürüyüş sizin algı operasyonlarınızla durmaz!
Aziz dava arkadaşlarım;
Dijitalleşme çağının en tehlikeli alanlarından biri, fitnenin çok hızlı yayılabilmesidir.
Yapay zekâyla üretilen sahte görüntüler, taklit edilen sesler, kesilmiş videolar ve bağlamından koparılan sözler birkaç dakika içinde milyonlara ulaşabilmektedir.
Bu nedenle sosyal medya okuryazarlığının yanında yeni bir dijital iletişim şuuru geliştirmeliyiz.
Kaynağını, tarihini ve bağlamını bilmediğimiz hiçbir spekülatif söyleme itibar etmeyeceğiz.
Resmî açıklamayı kontrol edecek, mümkünse güvenilir ikinci bir kaynaktan doğrulayacağız. Özellikle öfkemizi kabartan içerikler karşısında durup düşüneceğiz.
Şiarımız açık olsun:
Önce duralım.
Sonra kontrol edelim.
Mutlaka doğrulayalım.
Başkalarının oyununa gelmeyelim, fitnenin ateşine yakacak taşımayalım.
Her ülküdaşımız hakikatin nöbetçisi olmalı; Liderimizin söylemediği sözü, partimizin açıklamadığı kararı, devletimizin doğrulamadığı iddiayı yaymamalıdır.
Telefonlarımız fitnenin taşıyıcısı değil, hakikatin ve kardeşliğin vasıtası olmalıdır.
Terörsüz Türkiye hakkında elbette farklı görüşler ifade edilebilir.
Soru sormak da eleştirmek de demokratik bir haktır.
Ancak hiçbir değerlendirme terör örgütünün varlığını normalleştirmemeli, milletimizin kardeşliğini zedelememeli ve şehitlerimizin hatırasını incitmemelidir.
Milliyetçilik slogan yarıştırmak değildir. Milliyetçilik; sorumluluk almak, devletin bekasını kişisel hesapların üzerinde tutmak ve milletin geleceğini güvence altına almaktır.
Değerli dava arkadaşlarım;
Milliyetçi Hareket Partisi yalnızca güvenlik ve beka meselelerinde söz söyleyen bir parti değildir.
MHP; çiftçinin, işçinin, memurun, emeklinin, esnafın, gencin, kadının ve ailenin bütün meselelerine eğilen bir fikir ve hizmet hareketidir.
Genel Merkezimiz; ekonomiden tarıma, adaletten istihdama, sosyal güvenlikten dış politikaya kadar araştırmalar yapmakta, raporlar hazırlamakta ve somut projeler geliştirmektedir.
Kalkınma Politikaları ve Nüfus Raporu en son çalışmalardan örneklerdir.
Nüfus; üretim, eğitim, sağlık, istihdam, aile yapısı ve millî güvenlik meselesidir.
Gençlerin iş bulabildiği, güvenle yuva kurabildiği ve geleceğe umutla baktığı bir düzen için çözüm üretmek zorundayız.
İşte MHP’nin farkı buradadır. Biz sadece şikâyet etmeyiz; araştırır, dinler, hesaplar, proje geliştirir ve çözüm üretiriz.
Teşkilatlarımız milletin nabzını tutan, sorunlarını Genel Merkezimize taşıyan siyaset okullarıdır.
Yeni seçilecek il yönetimimizin görevi bir unvan değil, daha çok çalışma ve daha ağır sorumluluk alma görevidir.
Gidilmedik köy, girilmedik ev, sıkılmadık el, dinlenmedik vatandaş bırakmayacağız.
Bir olacağız.
İri olacağız.
Diri olacağız.
Hep birlikte Güçlü Milliyetçi Hareket olacağız.
Aziz dava arkadaşlarım;
Fitneye karşı ferasetle, yalana karşı hakikatle, dezenformasyona karşı bilgi ve şuurla mücadele edeceğiz.
Liderimizin arkasında, teşkilatımızın emrinde, milletimizin hizmetinde olacağız.
Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyoruz:
Terörsüz Türkiye’den geri dönüş yoktur!
Kardeşlikten vazgeçmek yoktur!
Millî birlikten taviz yoktur!
Mavi Vatan’dan geri adım yoktur!
Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tartışmaya açmak yoktur!
Dün darağaçlarında ülkücü iradeyi susturamayanlar, bugün de bu kutlu yürüyüşü durduramayacaktır!
Türkiye güçlüdür!
Türk milleti büyüktür!
Milliyetçi Hareket Partisi kararlıdır!
Türk ve Türkiye Yüzyılı mutlaka gerçekleşecektir.
Sözlerimin sonunda, 12 Eylül’ün zulmüne uğrayan bütün ülküdaşlarıma, taş medreselilerimize minnetlerimi sunuyor, aziz şehitlerimizi de bir kez daha rahmetle anıyorum.
Bugüne kadar Aydın teşkilatımıza hizmet etmiş bütün dava arkadaşlarımıza teşekkür ediyor; göreve seçilecek arkadaşlarımıza başarılar diliyorum.
Kazanan Aydın olsun!
Kazanan Milliyetçi Hareket Partisi olsun!
Kazanan Cumhur İttifakı olsun!
Kazanan büyük Türk milleti olsun!
Kongremizin Aydın’ımıza, partimize, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Cenab-ı Allah birliğimizi daim, davamızı muzaffer, yolumuzu açık eylesin.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Sağ olun, var olun.
Allah’a emanet olun.




