MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Ortadoğu’daki gelişmeler üzerine sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Özdemir, bölgedeki çatışmaların küresel güvenlik dengelerini değiştirdiğini ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu yeni dengelerde önemli bir rol üstleneceğini ifade etti.
Küresel güvenlikte yeni dönem
Özdemir, açıklamasında, “ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırılar sonucunda başlayan ve Ortadoğu Bölgesi’nin tamamına yayılarak güvenlik koşullarına dair statükonun yıkılmasına yol açan gelişmeler, küresel seviyede güvenlik dengesi kurma rekabet ve arayışlarına yeni bir boyut kazandırmıştır” dedi.
Özdemir, kısa vadede kalıcı bir küresel güvenlik dengesinin kurulmasının zor olduğunu, yeni denge koşullarının ise güçlü devletler tarafından şekillendirileceğini belirtti.
Özdemir'in açıklamasının tamamı şu şekilde:
"ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırılar sonucunda başlayan ve Ortadoğu Bölgesi’nin tamamına yayılarak güvenlik koşullarına dair statükonun yıkılmasına yol açan gelişmeler, küresel seviyede güvenlik dengesi kurma rekabet ve arayışlarına yeni bir boyut kazandırmıştır.
Avrupa’da başlayan Ukrayna-Rusya savaşı ile Ortadoğu’daki son gelişmeler, küresel güvenlik mimarisinin yeniden nasıl tesis edilebileceğine dair ciddi endişeleri beraberinde getirmektedir.
Şimdiye kadar büyük ölçüde vekil (proxy) unsurlar üzerinden şekillenen küresel güvenlik yapısı giderek zayıflamakta; anlaşmazlıklara veya çatışmalara taraf olan ülkelerin doğrudan rol aldığı gelişmelere kapı aralamaktadır. Bu bağlamda, vekil unsurların ve grupların yakın dönemde etkinliğini kaybetmeye başladığına dair kabuller artmaktadır.
Her iki coğrafyadaki gelişmeler, öncelikle Batı merkezli güvenlik paradigmasının aşınmasına ve yerine yenilerinin kurulması gerektiğine dair konuları, bu bloka mensup ülkelerin gündemine taşımıştır.
Avrupa’nın ABD’den uzaklaşan güvenlik ve ekonomik politikaları, enerji alanında devam etse de siyasi düzlemde gelecek açısından önemli endişeler doğurmaktadır.
Diğer yandan, yaşanan çatışma ve savaşların bundan sonraki yıllarda da dalgalı bir seyir izleyerek devam edeceği şimdiden bellidir. Bu çatışmaların küresel boyuta yayılma riski ise her geçen gün artmaktadır.
Kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmasının önlenmesine yönelik yaklaşımlardan uzaklaşan ülkeler, başta nükleer ve balistik silahların kullanımı konularındaki kendi politikalarını revize etmeye başlamıştır.
Dünya genelindeki gelişmelere bakıldığında iki ana husus öne çıkmaktadır:
1.Kısa vadede herhangi bir kalıcı güvenlik dengesinin tesis edilemeyeceği gerçeği.
2.Yeni denge koşullarına yönelik bazı kritik konuların, yine güvenlik politikalarında merkezi rol oynayan güçlü devletler tarafından şekillendirilebileceğidir.
Bu şartlar altında “güvenlik eksenli” politikaların ağırlık kazanacağı bir iklim, dünyanın yeni gündemi haline gelecektir. Aynı durum, 21. yüzyılın lider ve küresel güç konumuna ulaşabilecek ülkelerin hangileri olacağını da belirleyecektir.
Var olan ittifak ve müttefiklik algılarının yeniden tanımlanacağı böylesi bir dönemde, “Küresel Güç Olacak Ülkeler” başlığı altında değerlendirilebilecek devletlerin şu özelliklere sahip olması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır:
1.“Kendi kendisini koruyabilen” ve güvenlik gereksinimlerinde kendine yetebilen ülkeler. Bu ülkeler aynı zamanda yüksek caydırıcılık oluşturarak çatışmaların kendilerine sirayet etmesini, savaşa girmeye gerek duymadan engelleyebilen; güçlü bir savunma sanayi ekosistemi ve savaş sistemleri üretim kapasitesi tesis edebilen devletler olacaktır.
2.Sadece ortak güvenlik kaygısıyla değil, aynı zamanda ortak koşullarda yeni güvenlik şemsiyeleri kurabilen ülkeler merkezi ve karar verici konumda yer alacaktır. Bu ülkeler, sahip oldukları savunma sanayi ürünlerini dost ve müttefik ülkelerle paylaşabilen, ortak kullanım mekanizmaları hayata geçirebilen devletleri öne çıkaracaktır.
3.Güvenliğin boyut ve tanımını yalnızca askeri alanla sınırlı tutmayıp, askeri, ticari, finansal sistemler, emtia/kaynak, enerji, su, tarım, veri güvenliği ile emniyetli küresel ulaşım imkânlarını aynı anda tesis edebilen ülkeler lider konumda olacaktır. Bu durum, yeni ekonomik bloklar oluşturarak, küresel enerji ve ticaret güzergâhları kurarak kesintisiz erişim sağlayan devletleri öncü kılacaktır.
Türkiye, bahse konu tüm alanlarda önü açık bir konumdadır. Cumhur İttifakı ile inşallah ülkemiz, 21. yüzyılın küresel güçlerinden biri olacaktır.
Bugün Avrupa’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar çok sayıda ülkenin Türkiye ile aynı savunma sanayi ekosisteminin bir parçası olmak istemesi, yanan işaret fişeğinin ilk adımıdır. Yakın bir süreçte Türk Devletleri ile beraber İslam dünyasını da kapsayan yeni bir güvenlik algısının Türkiye öncülüğünde oluşturulmaya başlanması ise kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Türkiye’nin hasımlarını en çok ürküten hususlardan biri de budur.
Terörsüz Türkiye ile iç cephemizin giderek daha fazla tahkim edilmesi, ülkemize dışarıda çok daha büyük hamleler yapabilme imkânı sunmaktadır. Bu durum, sadece milli güvenliğimize ve Türk Milletini savaş ile çatışmalardan koruma gayretimize katkı sağlamakla kalmamakta; aynı zamanda istikrar, barış ve huzur vaat eden bir anlayışı dünyanın geri kalanına yayabilme fırsatı da yaratmaktadır."




