Türkiye İstatistik Kurumu (Eski adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü,DİE) geçtiğimiz günlerde birkaç önemli gösterge açıkladı. Önce 2004 Hanehalkı Bütçe Anketi sonuçlarından elde edilen gelir dağılımı sonuçları, sonra da yoksulluk çalışması sonuçları açıklandı. Bunlar üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum, ama önceki yazımızda konunun güncelliği ve önemi bakımından merkez bankası ve kur politikası konusuna değinmek zorunda kaldık. Bu arada Hanehalkı işgücü anketi sonuçları açıklandı. Dolayısıyla bu yazımızda işsizlik ve yoksulluk ile gelir dağılımındaki bozulma konularına değineceğiz.

trong>İşsizlik, Yoksulluk Ve Gelir Dağılımında Bozulma

Türkiye İstatistik Kurumu (Eski adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü,DİE) geçtiğimiz günlerde birkaç önemli gösterge açıkladı. Önce 2004 Hanehalkı Bütçe Anketi sonuçlarından elde edilen gelir dağılımı sonuçları, sonra da yoksulluk çalışması sonuçları açıklandı. Bunlar üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum, ama önceki yazımızda konunun güncelliği ve önemi bakımından merkez bankası ve kur politikası konusuna değinmek zorunda kaldık. Bu arada Hanehalkı işgücü anketi sonuçları açıklandı. Dolayısıyla bu yazımızda işsizlik ve yoksulluk ile gelir dağılımındaki bozulma konularına değineceğiz.

Türkiye’nin en temel ekonomik sorunları olan işsizlik ve buna bağlı olarak yoksulluktur. Bu çerçevede işsizlik ve yoksulluğun artması ve üst gelir gruplarıyla alt gelir grupları arasındaki uçurumun artması da zaten bozuk olan gelir dağılımının daha da bozulmasına neden olmaktadır. Bu tablo bugün ülkemizde yaşanan birçok asayiş ve güvenlik olaylarının arkasında yatan nedendir ve toplumumuzda tamiri güç yaralar açmaktadır.

İşsizlik Rakamları Ne Diyor?

Türkiye İstatistik Kurumu 2005 yılı Kasım ve Aralık, 2006 yılı Ocak aylarını kapsayan üç aylık döneme ilişkin hanehalkı işgücü anketi sonuçlarını 27 Mart 2006 tarihinde açıklamıştır. Açıklanan sonuçlara göre; toplam istihdam 21 milyon 332 bin kişi, işgücüne katılma oranı %46,9'dur. Bu üç aylık dönemde toplam işsiz sayısı 2 milyon 702 bin kişi, işsizlik oranı ise %11,2 olarak tahmin edilmiştir.

Son yıllarda açıklanan yüksek büyüme rakamlarına rağmen işsiz sayısı artmaktadır. 2002 yılında 2.464 bin kişi olan işsiz sayısı, 2003 yılında 2.493 bine, 2004 yılında 2.498 bine, 2005 Aralık ayı itibarıyla da 2.702 bine yükselmiştir. 2005 yılının ikinci yarısında işsizlik oranı artmaya başlamış ve Aralık itibarıyla yüzde 11,2’ye yükselmiştir.

Aralık ayı itibarıyla tarım dışı işsizlik oranı yüzde 14,3, genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 21,5 olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı kentlerde yüzde 13,2, kırsal kesimde yüzde 8,2 olarak belirlendi.

Genç nüfustaki işsizlik oranı da yükselmeye devam etmekte olup, 2004’te yüzde 19,6 olan bu oran yüzde 21,5’e yükselmiştir. Eğitimli nüfustaki işsizlik oranın ile kentlerdeki işsizlik oranının artmakta olduğu dikkat çekmektedir.

Geçen yılın Haziran ayında yüzde 9,2’den Temmuz’da yüzde 9,1’e gerileyen işsizlik oranı Temmuz’dan beri artış eğilimi gösteriyor. İşsizlik oranı geçen yılın Ekim ayında yüzde 10,1, Eylül’de yüzde 9,7, Ağustos’ta yüzde 9,4 düzeyindeydi.

Kısacası, işsizlik oranının giderek arttığı ve büyümenin işsizliğin azalmasına yeterli katkı sağlamadığı görülmektedir.

İstihdam ise tarım dışı sektörde belli ölçüde artarken, tarımda azalmaya devam ediyor. Öte yandan, istihdamdaki artışın çok küçük bir kısmının kamu sektöründe sağlanmış olması sıkı maliye politikalarının işgücü alanında da devam ettiğinin bir göstergesi olarak algılanmakta. Ayrıca, aşırı değerli kur politikası da ihracatı engellediği için istihdam artışında sorun yaşanıyor.

Yeni iş yaratmadaki yetersizlik özellikle genç nüfusa yansıyor ve 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı yüzde 21,5’e kadar çıkmış bulunuyor. Tarımdaki azalmayı ve artan nüfusu karşılayacak düzeyde bir istihdam artışının sürekli olarak sağlanması gerekiyor.

Yoksulluk ve Açlık Sınırında Yaşayanlar Artıyor

2004 Hanehalkı Bütçe Anketi sonuçlarından elde edilen diğer bir çalışma ise yoksulluk çalışması. TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre, Türkiye’de fertlerin %1,29’u sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, %25,6’sı ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Ancak, bu rakamlar kamuoyu tarafından pek gerçekçi bulunmamıştır. Örneğin Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı 2004 Yılı Yoksulluk Çalışması Sonuçları'nın gerçeği yansıtmadığını, gerçek rakamların açıklananın birkaç katı olduğunu söylüyor.

TÜİK tarafından 2004 yılı için hesaplanan 4 kişilik hanenin aylık açlık sınırının 182 YTL, aylık yoksulluk sınırının 429 YTL olmasının, var olan gerçek durumu yansıtmadığını ifade eden Kılıç, şöyle diyor: "Buna göre, 4 kişilik bir aile ayda 162 YTL ile karnını doyurabilmekte, 247 YTL ile de kira, yakıt, elektrik, su, giyim, ulaşım, eğitim, sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Söz konusu tutar sefalet ücreti bile değildir. Hatırlanacağı üzere TÜİK, asgari ücretin belirlenmesi çalışmalarında tek bir işçi için yoksulluk sınırını aylık 422,06 YTL olarak hesaplamıştı. TÜİK'in her iki açıklaması arasında bu anlamda büyük bir çelişki bulunmaktadır. TÜİK'in yoksulluk araştırması gerçeği yansıtmıyor. Gerçek rakamlar açıklananın birkaç katıdır."

Evet, gerçekten de TÜİK’in asgari ücretin belirlenmesi çalışmalarında hesapladığı yoksulluk sınırı ile yoksulluk çalışması çerçevesinde açıkladığı rakamlar arasında tutarsızlık olduğu açıkça görülüyor.

Türk-İş Araştırma Merkezi’nin önceki gün açıklanan, 2006 Mart ayı araştırmasına göre ise açlık ve yoksulluk sınırının daha da arttığı görülüyor. Buna göre, 4 kişilik ailenin dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için yapması zorunlu olan ve açlık sınırı olarak adlandırılan tutar, geçen aya göre 14 YTL artarak, 569 YTL’ye yükselmiş. Dört kişilik ailenin gıda harcamalarının yanı sıra kira, ulaşım, yakacak, elektrik, su, haberleşme, giyim, eğitim, sağlık, iletişim, kültür gibi temel ihtiyaçları için yapması gereken ve yoksulluk sınırı olarak da ifade edilen tutar ise geçen aya göre 46 YTL artarak, bin 854 YTL olmuş.

Bu durumda Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı açıklamalar ve verdiği rakamlar gerçek durumu yansıtmıyor. Bu da büyüme rakamlarının ekonomik refaha ve istihdama yansımadığını gösteriyor.

Gelir Dağılımında Bozulma Devam Ediyor

TÜİK’in açıkladığı 2004 Hanehalkı Bütçe Anketi'nden elde edilen gelir dağılımı sonuçlarına göre Türkiye geneli için hanehalkı kullanılabilir gelirlerine göre sıralı yüzde 20'lik hanehalkı dilimlerinden, gelirden en az pay alan birinci dilimdeki hanehalklarının, toplam gelirden aldığı pay % 6, gelirden en fazla pay alan beşinci dilimdeki hanehalklarının aldığı pay ise % 46,2 olarak gerçekleşmiştir. Yani nüfusun en zengin yüzde 20’si gelirin neredeyse yarısına yakınını almakta, geri kalanını ise yüzde 80’i paylaşmaktadır. 2003 ve 2004 yılları itibarıyla gelirden en az pay alan son yüzde 20’lik hanehalkı diliminin payı yüzde 6 düzeyinde sabit kalmış görünse de, 2005 yılı rakamlarının daha da düşeceği beklenmektedir. Zaten mevcut durum da sürdürülebilir ve adil bir dağılım değildir. Bu gelir dağılımında iyileşmenin sağlanması için dilimler arasında uçurumun kapatılması ve alt dilimlerin refah düzeylerinin yükseltilmesi gerekmektedir.

Sonuç

Son yıllarda yüksek büyüme rakamları açıklanmasına, hükümet ve bazı çevreler pembe tablolar çizmesine rağmen, bu iyimser havanın istihdama ve alt gelir gruplarının refah düzeylerine yansımadığı görülmektedir. İşsizlik oranları düşürülemediği gibi, artış eğilimine girmiştir. Yoksulluk önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Sonuç olarak gelir dağılımında da bir iyileşme sağlanamamaktadır.

Tüm bu sorunların çözümü için, önce üreten sonra bunları ihraç eden bir ekonomik yapıya ihtiyaç vardır. Sadece enflasyonu düşürmeye odaklanmış, IMF destekli sosyal içerikten yoksun programlarla bunu başarabilmek mümkün değildir. Değerli kur, ithalatı özellikle de tüketim malı ithalatını teşvik etmekte ve rekor düzeyde dış ticaret ve cari işlemler açıklarına yol açmaktadır. Sorunun çözümü; tasarruf eden, yatırım yapan, üreten ve ihraç eden bir ekonomik yapının tesis edilmesinde yatmaktadır.

- - - - - - -