Hrant Dink cinayeti sonrası gelişen olaylara baktığımızda, nasıl bir yönlendirme ve çarpıtma ile karşı karşıya olduğumuzu daha iyi görebilmekteyiz.

Suikast gününden beri Agos Gazetesi önünde toplanan gruplar "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz" ve "Katil Devlet Hesap Ver" gibi sloganlar attılar. Ve bütün medyada bunları övünülecek bir şeymiş gibi sundu.

O sloganları atanların ne olduğunu bilmem ama ben Ermeni değilim...

Ben Türküm... 

Türk olmaktan, Türk milletinin bir mensubu olmaktan onur ve gurur duyuyorum.

Terörü, cinayeti, suikastı ne kadar lanetliyor isem Hrant Dink ve O'nun gibilerin fikirlerini de reddediyorum. 

Sen alıp kalemi eline benim milletimin topraklarında, benim milletime hakaret edeceksin, "Türk kanı pistir", "Türkler soykırım yapmıştır" diyeceksin, sonra da benden seni sevmemi bekleyeceksin. Yok öyle kardeşim. Bu yaptıkların suçtur ve cezasını Türk adaleti önünde vermeliydin.

Hrant Dink'in yaptıklarının bir "suç" olduğuna ne kadar kesin inanıyorsam, suçun cezasının da bağımsız yargı tarafından verilmesi gerektiğini de o kadar kesin bir dille hep savunmuşumdur. Zaten bağımsız yargı da bu sözlerinden dolayı cezasını onaylamıştı.

Ve bugün Hrant Dink'in bir suikast sonucu öldürülmüş olması onun savunduğu fikirlerin doğruluğu anlamına gelmez, gelmemelidir.

Ayrıca bugün birileri çıkıp da "Hepimiz Ermeniyiz" sloganları ile terörü lanetlemeye çalışıyorsa yanlış yapıyor demektir. Bu sloganla, sadece bir şeyi belirtmiş olurlar: O da soyu, sopu ne olursa olsun "HEPSİNİN ERMENİ" olduğu gerçeğidir.

***

İşin bir diğer yönü ise devlet, hükümet tarafıdır.

Hrant Dink'e gelen tehditlerin varlığından herkesin haberdar olması, hatta Dink'in gazetesinde bunu manşetten bildirmesine rağmen İçişleri Bakanlığı'nın ve İstanbul Valiliği'nin Dink'e koruma tahsis etmemesinden kaynaklanan bir tedbirsizlik bulunmaktadır. Ve bu tedbirsizliğin sonucunda bir vatandaşımız suikaste uğrayarak hayatını kaybetmiştir.

İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın, bu tedbirsizliklerini istifa ederek kapatmaları gerekmektedir. 

Bir diğer nokta ise, Dink'in cenazesinde atılan sloganların Türk Milletine hakaret içeriyor olmasının hesabını kim soracaktır?

Cenaze de açık açık atılan devletimize ve Türk kimliğine saldıran ve suç unsuru içeren sloganların hesabını kim, nasıl ve ne zaman soracaktır? Cenazede yer alan "Hepsi Ermeni" olanlar Türk milletine hakaret etme hakkını ve cesaretini kimden almaktadırlar?

Yine başka bir nokta Başbakan Tayyip Erdoğan'ın cinayete verdiği tepkidir. Erdoğan cinayet haberi ile Bakanlar Kurulu toplantısını yarıda kesmiş ve "suçlular mutlaka hesap verecektir" gibi sert sözler söylemiştir. Elbette bu sözleri söylemesine bir diyeceğimiz yok ama Başbakan'ın bu sözü daha önce nerelerde söylediğine bakınca içimize şüpheler düşmüyor değil.

Başbakan Erdoğan aynı tepkiyi daha önce de vermişti. Geçen yıl Şemdinli'de bir PKK itirafçısının dükkânına bomba konulmasıyla aynı tepkiyi vermişti. ‘Başbakan bu tip konularda çok hassastır hep böyle tepki verir.' diyenler olabilir.

O zaman hemen soralım:

Başbakan, hangi şehidimiz için aynı tepkiyi vermiştir?

Danıştay saldırısında neden aynı tepkiyi verememiştir?

Başbakan'ın bu tepkiyi vermesi için illa PKK'lı veya Ermeni mi olmak gerekmektedir?

Bu soruları o kadar çok çoğaltabiliriz ki, Başbakan ve ekibi bu sorular altında ezilmekten kurtulamazlar.

Zaten Türk Milleti'ni yönettiklerini idrak etseler bu sorulara hiç gerek kalmayacak.

Ama "Hepsi Ermeni" olanlar ile aynı hissiyatı paylaşan bir Başbakan'dan Türk milletinin şehidine ağlaması beklenemez ki...