Ülkemizde birçok olay medya tarafından istenildiği tarafa çekilerek sunulmaktadır. Bunun son örneğini Mehmet Ali Ağca’nın tahliyesi ve sonrasında yaşanan tartışmalarda gördük.

class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify">

Ağca 1 Şubat 1979’da öldürülen Abdi İpekçi’nin katil zanlısı olarak tutuklanmış daha sonra da mahkeme tarafından olayın tetikçisi olduğuna karar verilip Selimiye Cezaevine gönderilmiştir. Ağca’nın bu cezaevi macerası uzun sürmemiş 1981’de cezaevinden kaçan Ağca, 1983’de Papa suikasti ile tekrar ortaya çıkmıştır.

Daha sonrası ise malum. Ağca, beş buçuk yılı Türkiye’de olmak üzere 26 yıl hapis yattı. Hukukçu olmamakla birlikte Ağca’nın bu yattığı sürenin çıkan af kanunları da sayıldığında yeterli olduğu düşüncesindeyim. Elbette “suç”un hiçbir türünü savunmamız imkânsız ama her suçun bir cezası olduğunu ve bu cezaların da kanun tarafından belirlendiğini görüşünde ortak bir hemfikir ve vicdana sahip isek kısa bir değerlendirmeyi birlikte yapalım.

Daha öncede bahsettiğimiz gibi, Ağca’nın suçu ülkemizde bir insanı öldürmek ve Papa’ya düzenlediği başarısızlıkla sonuçlanan suikast girişimi. Papa’ya düzenlediği suikast girişiminin cezasını zaten İtalya’da gördü çıktı.

Ağca’nın İpekçi cinayetini terör amaçlı yaptığını var sayar isek, bugüne kadar hangi PKK’lı, hangi bebek katili, hangi devlet düşmanı katil terörist, Ağca kadar içerde yattı?

Ya da Ağca’nın İpekçi cinayetini kişisel kin sebebi ile yaptığını düşünürsek aynı şekilde daha önce bu suçu işleyen kaç kişinin Ağca kadar içerde yattığını düşünmek lazım.

Bu ülkede onlarca aydın öldürülmüştür. Eski başbakanlar, bakanlar, emekli generaller öldürülmüştür. Onlar bu ülke için İpekçi’den daha az mı değerli insanlardı da isimleri zikredilmedi, katilleri lanetlenmedi. Ana kıza tecavüz edip hunharca öldürdükleri öğretmen kızımız bu ülke için hiç mi değerli değildi? Güneydoğuda verilen on binlerce şehidimiz daha mı az değerliydi ki onların katilleri 3-5 yılda özel aflar yoluyla içerden çıkartılırken kimsenin sesi soluğu çıkmadı.

Ama ülkemizdeki medyanın başrol oyuncuları, eski Dev-Sol üyelerinden, bazı dış mihrakların ülkemizdeki oyunlarında maşa olarak kullandığı kişilerden, yaygara koparalım da doğru yanlış fark etmez diyen yorumculardan, tek amacı bu ülkede milliyetçilere saldırmak, milliyetçilerle alakası olmayan konuları da milliyetçilere yükleyip yine saldırmak olan kişilerden oluşunca, Ağca’nın içerden bugün değil 50 yıl sonra çıkması da haksızlık olarak gösterilecektir.

Yine aynı medya tarafından yapılan bir saptırmaya örnek olarak çok çarpıcı bir örneği görmekteyiz. Ağca’nın tahliye olduğu gün kendisini karşılamaya gelenlerin ellerindeki bayrağımız bu medyanın ağzına yapıştı kaldı. Vay efendim nasıl olurda bayrağımız böyle kullanılarak kirletilirmiş de, bu hareketler Türk bayrağına hakaretmiş de vs… Bunu söyleyen medya daha önce saydığımız Türk bayrağına karşı en ufak bir hissiyatı olmayan medyadır.

Patronlarının Türk milletinin cebinden soyarak aldığı hırsızlıkları devlet yakalayıp geri almak istediğinde Türk bayrakları açarak günlerce, aylarca ekranlarında, köşelerinde sanki ülkenin var olma mücadelesi gibi gösteren medya yine aynı medyadır. Şimdi bu medya yorumcularına, patronlarına sormak istiyorum: Yeni doğmuş bir bebeğin bile üstünde hakkı olduğu paraları, televizyonlarınız ve gazetelerinizdeki gücü kullanarak, bankalarınız, petrol şirketleriniz ve diğer tüm şirketleriniz üzerinden soyduğunuz, mahkemelerce kanıtlanmışken, bu hırsızlıklarınızı ortaya çıkaran devletimize karşı Türk bayrağını da kullanarak kampanya başlatmanız, bayrağımıza hakaret değil midir? Devletin milyonlarca dolarını soymak övünülecek bir durum mudur?

O medyaya şunu söylemek gerekiyor. Hayır, siz bu devletin, milletin, bayrağın adını ağzınıza almayı bile hak etmiyorsunuz. O gün orada Türk bayrağını taşıyan ve sizin hakaret ettiğiniz insanlar, sizin soyduğunuz devlet için, bayrak için canını hiç düşünmeden seve seve verecek olan, bu ülkenin sevdalısı vatandaşlardır. Sizler o insanlara hakaret etme lüksüne sahip değilsiniz.

Bütün bunlarla birlikte Ağca’nın tahliyesinin ardından Adalet Bakanı Cemil Çiçek, televizyonlara çıkıp Ağca’nın daha fazla yatması için herhangi bir imkân varsa bunun uygulanması için bakanlık yazısı yollayacağını beyan etmiştir. Aynı Adalet Bakanı Cemil Çiçek daha önce Apo’nun yeniden yargılanması gerektiğini de belirten kişidir.

Adaletin adalet olmaktan çıktığı, askerin polisin elleri kolları bağlı olduğu bir ülkede, insanlara tecavüz edip zevkine 40 bıçak darbesiyle öldürenler, öldürdüklerine bile tecavüz edenler 3-5 sene yatıp çıkarken, devletin araçlarını resmi binalarını kameralar önünde tahrip edenler mahkemeye bile çıkarılmadan savcılıkça salınırken, sokaklarda 40-50 suç sabıkası bulunan insanlar dolanırken, Sayın Adalet Bakanı nedense basının karşısına çıkıp açıklama yapma ihtiyacı hiçbir zaman duymamıştır.

Aynı Adalet Bakanı’nın partisinin yani AKP’nin iktidarında PKK’lılar aftan yararlanıp çıkmadılar mı? O zaman neden bu Adalet Bakanı ve Başbakan çıkıp da adaletsizlikten bahsetmediler?

Ve neden tüm medyamız, sözde aydınlarımız doğruları söylemekten kaçarlar?

Neden, bir hiç uğruna onlarca aydınımızı, askerimizi, öğretmenimizi, doktorumuzu, kundaktaki bebekleri öldürenler, tecavüzcüler, aynı anda birkaç kişiyi sırf zevk olsun diye öldürenler, PKK’lılar, Dev-Solcular bu af kanunlarından yararlandığında adalet sağlanmış oluyor da, bir kişiyi öldürmekten suçlu Mehmet Ali Ağca aynı kanunlardan yararlanınca adalet bozulmuş oluyor?

Çünkü Ağca en büyük suçlu: Suçu PKK’lı, Dev-Solcu, vatan haini olmamaktır.