TÜRK TELEKOMU KİM ALACAK?
div>Son günlerde özelleştirme tartışmaları yeniden alevlendi. Aslında bu özelleştirme işi yılan hikayesine döndü. Seydişehir Alüminyum tesislerin özelleştirilmesinden sonra, şimdi hemen sırada Türk Telekom var. Haziran sonuna onunda başvuruları bitmiş olacak. Erdemir’in özelleştirilmesine ilişkin tartışmalar ise devam ediyor. Tüpraş, Petkim, Ereğli, Türk Telekom, Seydişehir gibi kuruluşlar bu ülkenin en değerli yatırımlarıdır.
Özelleştirmenin tarihine baktığımızda, 1980'lerde "zarar eden kuruluşlar özelleştirilmeli sermayenin tabana yayılması gerekir, verimliliği ve kaliteyi arttırmak, istihdamı genişletmek için özelleştirme gereklidir" denildi. Bu gerekçeler kendi mantıkları ve dünya görüşleri içerisinde son derece tutarlıydı. Ama son zamanlarda tartışılan özelleştirme uygulamalarına bakınca, asıl özelleştirilmeye çalışılan kuruluşların zarar eden kuruluşlar değil, Türkiye'de doğal tekel olan kuruşlular olduğu görülmektedir. Yani petrokimya tesisleridir, iletişim alanıdır, enerji alanıdır. Bunların üçü de Türkiye'de doğal tekeldir. Diğer kuruluşların satışından yine zarar ettiğimizi aşağıda göreceksiniz. Bu kuruluşları haraç mezat verdik gitti. Ama bu yazıdan itibaren ele alacağımız kuruluşlar, doğal tekel niteliğinde olan ve Cumhuriyetin en önemli ve stratejik öneme sahip kuruluşlarıdır.
Dolayısıyla, sizlerin de bu konuda neler olup bittiğini öğrenmeye hakkınız var. Bu yazıdan itibaren birkaç yazıyı özelleştirme konusuna ayırmanın yerinde olacağını düşünüyorum.
En güncel olduğu için, biz de özelleştirmeye ilişkin önümüzdeki haftalarda devam edeceğimiz dizi yazımızın ilkinde Türk Telekom konusunu işleyeceğiz.
Türkiye’de Özelleştirmenin Geldiği Nokta
1980’lerin başında ABD’ de Reagan ve İngiltere’de Theatcher’in öncülük ettiği serbest piyasa ekonomisinin işlerlik kazanması ve bu çerçevede yapılan özelleştirme uygulamaları, diğer bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tarafından benimsenmiş ve uygulanmaya çalışılmıştır. Bu uygulamalardan bazıları, örneğin İngiltere ve Meksika, belli ölçüde başarılı olurlarken, bazıları başarı sağlayamamış (örneğin Şili) veya beklendiği ölçüde özelleştirmeden yararlanamamıştır.
Türkiye’de özelleştirme çalışmaları, 1984 yılında başlamış, 1986 yılından itibaren de hız kazanmıştır. Özelleştirme İdaresinin açıklamalarına göre, bugüne kadar 185 kuruluşta hisse senedi veya varlık satış/devir işlemi yapılmış ve bu kuruluşlardan 173’ünde hiç kamu payı kalmamıştır. Blok satış, halka arz, uluslararası arz, İMKB’de satış veya varlık satışı biçiminde kısmen özelleştirme işlemi gerçekleştirilen diğer 12 kuruluşta ise halen kamu payı bulunmaktadır.
1985 yılından bugüne kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 6.2 milyar YTL (10.4 milyar $) düzeyinde olup, gerçekleştirilen bu hisse senedi ve varlık satış işlemlerinden 31 Aralık 2004 itibariyle 4.5 milyar YTL (8.6 milyar $) net giriş sağlanmıştır.
Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlardan elde edilen 0.9 milyar YTL’lik (2.3 milyar $) temettü geliri ve 4.1 milyar YTL’lik (3.4 milyar $) diğer kaynaklarla birlikte 1985 – 31 Aralık 2004 dönemi toplam kaynakları 9.5 milyar YTL (14.3 milyar $) düzeyine ulaşmaktadır.
Aynı dönemde özelleştirme uygulamaları çerçevesinde 9.2 milyar YTL (13.9 milyar $) tutarında kullanım gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme uygulamalarına ilişkin kullanımların % 98’lik bir bölümü, kapsamdaki kuruluşlara sermaye iştiraki, kredi borçları ve personel ödemeleri, özelleştirme bonoları ve Hazine’ye aktarmaya ilişkin ödenen tutarlardır.
Yani, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının rakamlarına bakılınca görülen sonuç şudur: Toplam 14.3 milyar dolar gelir elde edilmiş, buna karşılık 13.9 milyar dolar harcama yapılmıştır. Kısacası, dağ fare doğurmuştur diyebiliriz. Bu kadar yıllık uğraşın ardından, elden çıkan kuruluşların karşılığı net 400 milyon dolar!
Sonuç: Özelleştirme İdaresini özelleştirmenin zamanı gelmiştir.
Türk Telekom Özelleştirmesinin Hikayesi
Telekomünikasyon alanındaki özelleştirme serüveni 1994 yılında başladı. 1994'ün Haziran ayında çıkan 4000 sayılı kanunla Türk Telekom A.Ş.'nin devlete bağlı bir şirket olarak düzenlenmesine karar verildi. Daha sonra 1995 yılında 4107 sayılı kanun çıktı. Bu kanunda ise Türk Telekom'un en fazla yüzde 49'unun devredilebileceği, özelleştirilebileceği, bu hisselerin yüzde 10'unun Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü'ne bedelsiz olarak verileceği karar altına alındı. Daha sonra bu Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü, Posta Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. Yine 4107 sayılı kanunla bu yüzde 49'un yüzde 5'inin şirket çalışanları ve küçük tasarruf sahiplerine, yüzde 34'ünün ise blok satış biçiminde uluslar arası şirketlere devredileceği getirilmişti.
1996'da ise 4161 sayılı kanun çıkarıldı ve daha çok lisans sözleşmeleri, posta işletmesi ve Telekom A.Ş. arasındaki ilişkiler gibi hususlar düzenlendi.
2000 yılının başında çıkan 4502 sayılı kanunla ise Türk Telekom A.Ş.'de çalışacak personelin statüsü, vereceği hizmetlerden ne türden yararlanmaların mümkün olacağı, ücretlendirme esasları belirlendi. Ayrıca telekomünikasyon alanında faaliyet gösterecek yerli ve yabancı kuruluşların faaliyet gösterme standartları belirlendi. Yani 1994 yılında 4000 sayılı yasayla başlayan serüven, 2000 yılının başında 4502 sayılı yasayla en azından yasal süreç açısından sonuçlandı.
Daha önce iki defa ihaleye çıkılmasına rağmen Türk Telekom özelleştirilemedi. Şimdi ise özelleştirme için her şey(!) hazır gibi görünüyor.
"Altın yumurtlayan tavuğu sattılar.Şimdi sıra kümeste"
Bu başlık benim değil! Çok çarpıcı geldiği için köşeme taşıdım. Abdullah Kahraman’ın Elektrik Mühendisleri Odası Dergisinde yayınlanan “Türk telekom’da Özelleştirme Savaşları” başlıklı makalesinin alt başlığı böyle. Kahraman şöyle devam ediyor:
“Telekomünikasyon alanındaki özelleştirmeler yeni değil, oldukça eski. Örneğin GSM'in yok pahasına özelleştirilmesi. Biliyorsunuz, her türlü altyapısı ve abonesi hazırken tanesini 500 milyon dolara sattılar; şimdi abonesiz altyapıyı hazırlayabilmesi için Türk Telekom A.Ş.'ne yaklaşık 6 milyar dolara malolacak. Yani abonesiz olarak 12 katı. Türk Telekom A.Ş. GSM'nin lisans hakkını aldı ama Turkcell, Telsim ve İş Bankası'nın baskısıyla kurum bünyesinde GSM hizmetleri sürdürülemeyecek, ayrı bir şirket kurularak onun bünyesinde sürdürülecek. Nedeni de; bir tür devletin olan GSM'nin yine devletin altyapısından ücretsiz yararlanmasını önlemek. Yani maliyeti arttırıp bu alanda rekabeti tersinden körüklemek.
Yine biliyorsunuz Kablo TV özelleştirildi; bunun dışında şebeke yatırımları, abone arızaları, santral bakımları gibi son derece karlı ve Türk Telekom'un elinde yetişmiş eleman bulunan alanlar yıllardır zaten parça parça özelleştirildi. Yani şunu söylemek mümkün; çok karlı gözüken ve işletmesi kolay olan bölümler yıllardır yap-işlet-devret modeliyle, taşeronlaştırma modeliyle zaten özelleştirildi.
Şu anda yapılmaya çalışılan esas olarak şudur: telekomünikasyon alanında ses iletimi için gerekli olan altyapı son derece pahalıdır; bu altyapı şu anda sadece Türk Telekom'un elinde var. 4502 sayılı yasayla bu altyapıdan özel kuruluşların tepe tepe kullanması olanağı sağlanmıştır. Türk Telekom'un satılmasıyla ilgili yapılan tartışmalar, esasında yapay tartışmalardır. Yani yumurta satılmıştı, tavuk 4502 sayılı yasayla satılıyor, sıra kümestedir ama içinde tavukla yumurta olmayan bir kümes zaten bir işe yaramaz.”
Sanırım Kahraman’ın bu sözlerinin üstüne bu konuda fazla söylenecek bir şey yok…
İhaleye Kimler Katılıyor?
Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 21 Haziran 2005 tarihli basın açıklamasında ortak girişim gruplarının onaylandığı belirtilerek şöyle deniyor:
Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) hisselerinin %55’inin özelleştirilmesi sürecinde Ortak Girişim Gruplarının Oluşumuna ilişkin son başvuru tarihi olan 17 Haziran 2005 tarihinde, önyeterlilikleri tespit edilen 4 grup başvuruda bulunmuştur.
Türk Telekom İhale Komisyonu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda aşağıdaki Ortak Girişim Gruplarının ihaleye katılmaları onaylanmıştır.
| 1 | Etisalat Ortak Girişim Grubu - Cetel - Çalık Enerji Telekomünikasyon A.Ş. - Dubai Islamic Bank - Abu Dhabi National Insurance Company - Etisalat - Emirates Telecommunications Corporation |
| 2 | Koç Holding Ortak Girişim Grubu - Koç Holding A.Ş. - The Carlyle Group L.L.C. |
| 3 | Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu - Oger Telecoms L.L.C. - Saudi Oger Ltd. |
| 4 | Turktell Ortak Girişim Grubu - Turktell Bilişim Servisleri A.Ş. - Gen-Pa Telekomünikasyon ve İletişim Hizmetleri San.Tic.A.Ş. - Tekofaks Ofis ve Haberleşme Ürünleri Pazarlama A.Ş. - Kurtson Maden ve Sanayi İşletmeleri A.Ş. |
Buna göre, bu dört ortak girişim grubunun yanı sıra daha önce sürece katılan ve yeterlilik kriterlerine haiz olan diğer şirketler de teklif verebilecekler. Yani, Sabancı Holding, Oyak Grubu ve Telecom Italia gibi şirketler de isterlerse ihaleye katılabilecekler.
Türk Telekomu Kim Alacak?
Türk Telekomu kimin alacağı çok önemli. Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink bile, Mayıs ayında katıldığı bir toplantıda Türk Telekomun özeleştirilmesinin Türkiye’nin en önemli özelleştirme projesi olduğunu söylüyor.
Şu andaki tabloya bakılırsa, Etisalat Ortak Girişim Grubu Koç Holding Ortak Girişim Grubu, Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu ve Turktell Ortak Girişim Grubu ihaleye katılmaya hak kazanmış durumda. Ancak, Sabancı, Oyak ve Telecom Italia gibi ön yeterlilik alan şirketler de katılma hakkına sahip.
Perde arkasında kulisler bir hayli hareketli. Bir süre önce Avea’da % 40 payı olan Telecom Italia, Türk Telekomu alamazsak Avea’dan çekiliriz tehdidinde bulunmuştu. Bu da ilginç bir durumdu. Çünkü, öyle bir intiba oluştu ki, sanki Telecom Italia ile Hükümet gizli bir anlaşma yapmış veya söz mü vermişti? Ya da zaten Avea’dan çıkmak istiyorlar da bahane mi arıyorlardı? Bu sorular şimdilik havada kaldı. Telecom Italia daha sonra da Saudi Oger ile konsorsiyum anlaşması imzalamıştı, ama Özelleştirme İdaresinin açıkladığı nihai listede ortak olarak görünmüyor. Bu dört gruba baktığımız zaman Koç-Carlyle Ortak girişim grubunun daha şanslı olduğu görünüyor. Aslında güçlü mali kaynaklara sahi olan Oger grubunun da agressif olabileceği ve fiyatı yükseltebileceği söyleniyor. Ancak, ihalenin yapılış tarzı da sonucu etkileyecektir. Bizim duyumlarımıza göre, kapalı teklif usulüne göre yapılacak ihalede, tekliflere göre nihai iki firma belirleneceği ve gerekirse bunlar arasında artırma yöntemi uygulanacağı söylenmektedir. Bu fiyatın artmasını engelleyecek bir yöntemdir. Kısacası, yukarıdaki bilgileri dikkate aldığımızda, Türk Telekomu almaya en yakın görünen Koç-Carlyle grubudur.
Niçin Koç Grubu Daha Şanslı?
Koç Holding, özelleştirme ihalesine Carlyle Grubu şirketlerinden TC Group LLC ile birlikte katılmayı değerlendirmek üzere, gizlilik taahhütnamesinin alınması amacıyla Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na başvurduğunu bildirdi. Türk Telekom ihalesine daha önce Sabancı ile birlikte katılacağını açıklayan Koç ile Sabancı ortaklığı, Gima hisselerinin CarrefourSA'ya satışı sonrasında bozulmuştu.
1987 yılında kurulan ABD'li Carlyle Group, özel global yatırım firması statüsünde çalışıyor ve tüm dünyada yatırım yapıyor.
29.6 milyar dolarlık bir portföyü yöneten ve 31 fona hükmeden şirketin yoğunlaştığı sektörler arasında telekom, havacılık, savunma, otomotiv, ulaştırma, perakende, emlak, teknoloji ve medya yer alıyor.
Şirketin yaptığı yatırımların yüzde 26'sı telekom ve medya, yüzde 13'ü havacılık, yüzde 13'ü emlak, yüzde 11'i sanayi, yüzde 11'i teknoloji, yüzde 9'u otomotov ve ulaştırma, yüzde 8'i de enerji sektöründe bulunuyor.
Öte yandan gözden kaçan bir gelişmeye değinmek gerekiyor. Koç Holding ile Türk Telekom zaten evlilik için ilk adımı daha önce Bulgaristan Telekomünikasyon Kurumunun %65’inin satışı için ortaklık yapmış ve konsorsiyum olarak ihaleye katılmıştı. O dönemde çok ilgi çeken bir ortaklıktı bu. Çünkü, kendisi özelleştirme kapsamında olan bir şirket özelleştirilecek olan bir şirkete talip oluyor, ama bu konunun üzerinde hiç durulmuyordu. Yani bir nevi Türk Telekom ve Koç isimleri yan yana getirilmiş oluyordu!
Kim Bu Carlyle Grubu?
Koç Holding ile Carlyle ilk ticari ilişkilerini 2001 yılında ortak kurdukları Promena Elektronik adlı elektronik satın alma şirketi ile gerçekleştirmişlerdi. Koç Grubu'nun Türk Telekom ihalesine birlikte gireceğini açıkladığı Carlyle Grubu ise ABD'nin en büyük yatırım şirketlerinden birisi.
Ancak Carlyle'ı ünlü yapan yönetimi altındaki fonlar ya da şirketler değil, şirketin danışmanları arasında bulunan dünyanın ceşitli ülkelerini yönetmiş başkan ve bakanlar. 1987 yılında bir grup yatırımcı ve American Aluminium Company'nin sahibi Mellon ailesi tarafından New York'taki Carlyle otelinde yapılan bir toplantıdan sonra kurulan bir şirket Carlyle.
3.6.2005 tarihli Radikal gazetesinde yer alan habere göre, 1998-2003 yılları arasında ABD Başkanı George W. Bush'un babası eski ABD Başkanı George Herbert Walker Bush'un da danışmanlığını yaptığı şirkette ayrıca yine tanınmış isimlerden eski ABD Dışişleri bakanlarından Jim Baker ile eski CIA şefi ve savunma bakanlarından Frank Carlucci de halen yöneticilik yapıyor. Eski New York Borsası Başkanı Arthur Lewitt, eski İngiltere Başbakanı John Major da şirkete danışmanlık hizmeti veren önemli isimlerden bazıları.
Hizmetlerinden yararlanılan danışmanlar arasında eski Filipinler Cumhurbaşkanı Ramos da var. Yatırım dünyasında Carlyle Grubu 'eski başkanlar kulübü' olarak tanınıyor. Ancak grup, sık sık ünlü politikacıları lobi faaliyetlerinde kullanmadığını açıklıyor.
Ne var ki, bizler Başbakan Tayyip Erdoğan (henüz başbakan olmadan önce) ve Koç ailesinin Baba Bush ile daha önce bazı konuları konuştuğunu biliyoruz. Bu konuların Türk Telekomu da kapsadığını ise şimdi anlıyoruz. Grubun yatırımcıları arasında Usame bin Ladin’in ailesinden kişiler olduğunu ve daha bir çok ilginç ayrıntıyı, etikhaber.com yazarlarından Dr. Mete Turgut’un yazısında okuyabilirsiniz. Bizim asıl konumuz olmadığı için bu kadar bilgiyi yeterli görüyoruz.
İhalede Bu Defa Gerçek Değere Ulaşılabilecek mi?
Türk Telekom'un blok satışı için iki kez ihaleye çıkılmış ancak, dünya telekomünikasyon sektöründe yaşanan daralma ve çeşitli hukuki sorunlar sebebiyle istenilen sonuçlar elde edilememiştir.
1999 yılında 1.3 milyar dolar kar eden Türk telekom, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının açıkladığı rakamlara göre, 2003 yılında da 926 milyon dolar (enflasyon muhasebesine göre düzeltilmiş tablolara göre) kar etmiştir. 2004 yılında ise tam 2.5 katrilyon lira kar etmiş, 1.1 katrilyon TL kurumlar vergisi ödemiştir. Ödenmiş sermayesi ise 3.5 katrilyon TL’dir.
Şimdi gelelim, Türk Telekomun değerinin bilinçli olarak düşük gösterildiği iddialarına. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal 3 Mayıs 2005 tarihinde partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, özelleştirme kapsamındaki Türk Telekom’un satış değerinin düşürülmesi için hiç ihtiyacı yokken, bir hükümet üyesi tarafından yazılan gizli yazıyla borçlandırılmasının istendiğini öne sürdü. Bakan ismi vermeyen Baykal, gizli yazıda fiyatın düşürülmesi halinde Telekom’un daha kolay satılacağının belirtildiğini iddia etti. Bunun üzerine, Baykal’ın iddiasına konu olan yazıda imzası bulunan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Türk Telekom’un borçlandırılarak değerinin düşürülmesinden sonra satılacağı” yolundaki eleştirilere açıklık getirdi. Şener, “Türk Telekom’un borçlandırılması önerim, kasasındaki paranın Hazine’ye geçmesinden ibarettir” dedi. Burada önemli olan iktidar ve ana muhalefet partisi arasında bunların tartışılıyor olmasıdır. Demek ki ciddi bir durum söz konusudur.
Şimdi sadece 2004 yılında 2.5 katrilyon TL (1.850 milyon dolar) kar eden, kasasında da Hazineye devredilen nakitten sonra bile, kasasında 1 katrilyon TL’ye yakın para kalacak olan bir şirketin % 55’ini 5 milyar dolar civarında (yani üç yıllık karına) bir fiyata satmak ne kadar gerçekçi olur?
İsterseniz son günlerde medyada yer alan iki habere göz atalım, sonra beraber düşünelim.
Pakistan, en büyük telefon şirketi olan Pakistan Telecommunication’ın yüzde 26’sını Birleşik Arap Emirlikleri’nin Etisalat şirketine 2.56 milyar dolara satmış. Yani toplam değeri 10 milyar dolar ediyor.
Fransa, borç yükünü hafifletmek için Avrupa’nın en büyük ikinci sabit hat ve mobil telekom operatörü France Telecom’un yüzde 8 hissesi için kısa bir süre önce satış sürecini başlatmış. Bu satış işlemiyle 4.5 milyar Euro (5.5 milyar dolar) elde etmeyi amaçlıyor. Yani, 34 milyon civarında abonesi olan, % 60’a yakın hissesi hala kamuda olan ve 2004 yılında 2.7 milyar dolar kar eden Fransız Telekom şirketinin değeri, 56 milyar dolar ediyor.
Biz ise, 19 milyondan fazla abonesi olan, 3 uydu işleten, 2004’te 2.5 katrilyon lira kar eden Türk Telekomun yüzde 55’ini blok olarak satıyoruz ve toplam değeri 10 milyarın altında! Yani Pakistan Telekom kadar bile değeri yok! Takdiri siz okuyucularıma bırakıyorum.
Telekom Nasıl Özelleştirilmeli?
Dünyada telekom sektöründe ciddi bir kriz yaşanmış ve oyuncuların bir kısmı pazardan çekilmiştir. 1990’lardan beri özelleştirme çalışmaları başlamış ve büyük başarılar sağlanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde telekom özelleştirmeleri büyük ölçüde, kârlı olmayan operatörleri bünyeden çıkarıp devlete fayda sağlamak için yapılmıştır. Türkiye’de ise durum farklıdır. Öncelikle Türk Telekomun önemli ölçüde kar ettiğini unutmamamız gerekiyor. Bizde özelleştirmenin amacı hizmet kalitesinin ve çeşitliliğinin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve sektörün büyümesi olması gerekirken, sat kurtulcu bir anlayışla, bütçe açıklarının finansmanında kaynak bulmak amacıyla her ne fiyata olursa olsun satalım anlayışı hakim olmuştur. Bizdeki durum daha çok gelişmiş ülkelerdeki telekom özelleştirmelerine benzer bir yapı arz ediyor.
O zaman bu ülkelerin ne yaptığına bakmamız lazım. Birkaç gün önce Telekom Teknik Elemanları Derneğinin bir kamuoyu araştırması bazı gazetelerde yaynılandı. Araştırmaya göre, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere ve Hollanda gibi gelişmiş ülkelerin tamamı halka arz yöntemiyle telekom şirketlerini özelleştirmişler. Araştırmada yer alan 14 gelişmiş ülkeden sadece dördünde yabancı yatırımcıya hisse satılmış. Bu ülkelere ve yabancıların paylarına bakınca daha da şaşıracaksınız! Hollanda %12, İsveç %5.6, İspanya %5.6, Almanya % 2. Yani geri kalan kısımları halka arz edilmiş. İsterseniz hala % 50’den fazlası devletin elinde olan ülkeleri ve oranlarını da vereyim: Fransa %58.9, Belçika % 51.6, İsveç % 64.4, İsviçre % 62.7, Norveç % 53.2, Lüksemburg % 100. Şimdi açıkça itiraf edelim. Kendileri hala % 50’den fazlasını ellerinde tutup, sattıkları hisselerin neredeyse tamamına yakınını halka arz ederken, sizce bizim Türk Telekomun % 55 hissesini blok olarak, hem de yabancı şirketlere satmamızı aklınız alıyor mu? Acaba, IMF, Dünya Bankası bizi niye bu konuda sıkıştırıyor? Kemal Derviş ile o zamanki Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz arasındaki kavganın gerçek nedeni neydi? İsterseniz bu soruları kafanızda düşünürken, size yine yukarıda bahsettiğim araştırmadan başka bilgiler aktarayım. Bilin bakalım, telekom şirketlerinin % 50’sinden fazlasını yabancılara hangi ülkeler satmış? Bulgaristan % 65, Hırvatistan % 61, Litvanya % 60, Macaristan % 59.5, Romanya % 54, Slovakya % 51. Araştırmada yer alan diğer üç ülke olan Polonya, Letonya ve Estonya’da ise yabancı yatırımcı oranı % 49 civarında, yani % 50’nin hemen altında. Evet, sizin de hemen farkettiğiniz gibi bunların hepi gelişmekte olan Doğu Avrupa ülkeleri. İçlerinde hiçbir gelişmiş Batı Avrupa ülkesi yok. Bunun yanı sıra dikkat çeken bir başka husus ise, bu ülkelerden sadece Polonya telekomun abone sayısı 12.3 milyon civarında, diğerlerinin tamamının toplam abne sayısını toplasanız Türk Telekomun abone sayısına ulaşmıyor. Ayrıca, teknolojileri tamamen dijital değil, Türk telekomun ise % 100 dijital.
Tüm bu bilgiler dikkatle incelendiğinde, Türk Telekom’un blok satışının yanlış olduğu apaçık ortada. Yukarda verdiğimiz Türk Telekonun yıllık karı, abone sayısı ve potansiyeline ilişkin veriler ile France Telekom için biçilen 56 milyar dolarlık değeri dikkate alırsak, zaten gerçek değerine satılamayacağı da açıkça görülüyor. Bu durumda, stratejik önemi de dikkate alınarak, yukardaki gelişmiş ülke örneklerinde olduğu gibi, halka arz yöntemini de içine alan yeni bir özelleştirme stratejisi belirlenmelidir.
Yabancı yatırımcıya satılacak kısım, hiçbir şekilde % 50’yi geçmemeli ve altın hisse konusu net bir şekilde düzenlenmelidir.
Bu uyarıları yaptıktan sonra, şimdilik bizim yapabileceğimiz tek şey beklemek. Bakalım neler olacak? Satış gerçekleşecek mi, yoksa yine ertelenecek mi? Gerçekleşirse kim alacak?
- - - - -