Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli,"Yolunuz uzasa da gözleriniz hedeften ayrılmasın. Sizler birbirinize emanetsiniz ve unutmayın ki bu dava da sizlere emanettir. Bu emaneti öfkeye kurban etmeyeceksiniz, gaflete teslim etmeyeceksiniz. Bu emaneti fitneye, fesada, şahsi hesaplara terk etmeyeceksiniz. Siz böyle dimdik durdukça Allah’ın izniyle Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın ufku Üç Hilal’in nuruyla aydınlanacaktır."dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli Türk Gençliği Büyük Kurultayı'nda konuştu.

MHP Lideri Bahçeli'nin konuşmaşı şu şekilde:

Aziz Türk Gençliği,

Değerli Ülküdaşlarım,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

Karşımda gördüğüm bu muhteşem manzaradan, bu salonu baştan başa kuşatan coşkudan, heyecandan ve ülkü sevdasından büyük bir kıvanç duyuyorum.

Yüce milletimizin yarınlarına, Türk-İslam davasının genç nefeslerine, istikbalimizin şafak vaktine şahitlik etmekten dolayı bahtiyarım.

Al bayrağın altında şahsiyetini, bozkurtlu mavi sancağın gölgesinde gençlik düşlerini büyüten, Kızılelma’nın ışığında istikbalimize yürüyen Türk gençliğiyle iftihar ediyorum.

Yüreğinde Ergenekon’un demirden dağları eriten kudretini; fikriyatında Malazgirt’in Anadolu’yu vatan kılan kararlılığını; istikametinde İstanbul’un çağ açıp çağ kapatan fetih ufkunu, adımlarında Samsun’un istiklal meşalesini taşıyan Türk gençliğini bu anlamlı günde burada görmek tarifsiz bir onur benim için.

19 Mayıs 1919’da Samsun ufkunda doğan hürriyet güneşinin 107 yıl sonra Türk gençliğinin gözlerinde nasıl parladığını hep birlikte idrak ediyoruz bugün.

Türkiye Cumhuriyeti’ne biçim veren ülkücü iradenin nasıl diri kaldığını işte bu muazzam tablo eşliğinde buradan ilan ediyoruz.

Ne mutlu bizlere!

Hasretini çektiğimiz, dualarda dilediğimiz, sabırsızlıkla beklediğimiz ve sonuna kadar güvendiğimiz o Türk gençliği, işte karşımda dimdik ayakta duruyor.

Bu gençlikle ne kadar sevinsek, ne kadar övünsek, ne kadar iftihar etsek azdır.

Bu salonu dolduran alnı ak, aklı selim, kalbi sağlam, azmi aşikâr, niyeti halis olan; bütün samimiyetimle kendileriyle gurur duyduğum sevgili Asenalar, sevgili Bozkurtlar;

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Türk Gençliği Büyük Kurultayı” münasebetiyle hepinizi en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Her birinizi teker teker bağrıma basıyor; hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.

Başta Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Sayın Ahmet Yiğit Yıldırım olmak üzere Ülkü Ocakları’nda yetişmiş ve neslimizi de burada tertemiz yetiştirmeye devam eden tüm dava ve yol arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Evlatlarım,

19 Mayıs 1919, Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden doğrulduğu, kaderine vurulmak istenen esaret zincirini parçaladığı, emperyalizmin kurduğu vesayet oyunlarını elinin tersiyle ittiği kutlu başlangıçtır.

Mondros’un ağır hükümleri milletimizin sırtına hançer gibi saplanmış, Anadolu’nun dört bir yanı işgal heveslilerinin kirli hesaplarıyla sarmalanmıştı.

Vatan toprağı işgalcilerin postallarıyla çiğnenirken; ihanetin ağları İstanbul’dan Musul’a, Erzurum’dan Selanik’e kadar uzanmış; mandacıların himaye hevesleri, ayrılıkçı cemiyetlerin teslimiyet hesaplarıyla çepeçevre kuşatılmıştı.

İstanbul’un semalarına işgalin ağır gölgesi çökmüş, ordunun imkânları mütareke şartlarıyla budanmış, vatan sevdalılarının sabrı taşmıştı.

Vatan ve hürriyet şairimiz Namık Kemal, milletin sızısına şöyle ses veriyordu:

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini;

Yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini?"

İşte Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a attığı ilk adım, bu suale verilmiş en büyük cevaptır.

O ilk adım Havza’da ulusal şuura, Amasya’da kurtuluş fermanına, Erzurum’da milli birliğe, Sivas’ta “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyen kararlılığa, Ankara’da devletleşen ve devleşen milli iradeye dönüşmüştür.

Böylece Namık Kemal’in feryadı cevabını bulmuş; Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bu cevabı tarihe şu mısralarla mühürlemiştir:

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini;

Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.”

İşte bu mısralar Samsun’da çakan kıvılcımın Anadolu’da nasıl bir ihtilal yangınına dönüşeceğinin habercisi olmuştur.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Sevgili Evlatlarım,

Gazi Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da Millî Mücadele’nin fitilini ateşlerken önünde belirsizlik, karşısında işgale soyunan düşman, arkasında hıyanetin muhbirleri, boynunda idam fermanı vardı.

Fakat onun ruhunda korkuya yer yoktu.

Bandırma Vapuru, Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla nasıl bilendiyse Millî Mücadele’nin iradesi de yokluklar içinden, ihanetlerin arasından, istilanın gölgesinden sıyrılarak kuvveden fiile çıkmıştır.

O iradenin mimarı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa da imkansızlığı mazeret saymamış, Anadolu’nun sessizliğinde yaklaşan kıyamın ayak seslerini sinesinde duymuştur.

Sükutu sedaya, acizliği azamete, dağınıklığı dirliğe, kederi kıyama çeviren ise Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Türk milletine duyduğu sevgi ve inanç olmuştur.

Resmi bir vazifenin sağladığı imkânı milli bir dirilişin kilometre taşına çeviren bu büyük irade, Samsun’da Türk milletinin talihini ve tarihini sil baştan inşa etmiştir.

Bugün bu inşa üzerine yürüdüğümüzü çok iyi bilmenizi isterim.

Bu yürüyüşte yorgunluğa yer yoktur.

Bu yürüyüşte yılgınlığa yer yoktur.

Bu yürüyüşte tereddütlere, teslimiyete, tükenişe, tefrikaya yer yoktur.

19 Mayıs, mahzun kalmış milletimizin miracıdır.

19 Mayıs, esarete terk edilmek istenen mukadderatın Türk eliyle yeniden yazılmasıdır.

19 Mayıs, karanlığa terk edilmek istenen bu coğrafyada fecrin ilk ışıklarıdır.

Çünkü 19 Mayıs, Samsun’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın attığı o ilk adımla 107 yıl önce başlayan ve ilelebet sürecek istikbal seferinin adıdır.

Bugün sizlere düşen vazife de bu seferin en ön saflarında birer nefer olmaktır.

Fikir ve dava adamı Galip Erdem, “Hürriyet savaşını kazanmak ne kadar mühimse, hürriyete lâyık olmak da en az o kadar mühimdir.” diyordu.

Kendi çağınızın diliyle, ilmek ilmek işlediğiniz emeğinizle, helali gözettiğiniz kazancınızla, imanla beslediğiniz ahlakınızla, alın terinizle suladığınız başarılarınızla bu büyük mücadeleyi sürdüreceksiniz.

Nitekim Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Şayet bir gün, çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun!” öğüdüyle seslenmiştir.

Gençliğe armağan edilen bu müstesna günün manası bu seslenişte ve hakikatte yatmaktadır.

Türk gençliğine istiklalin haysiyeti, istikbalin mesuliyeti, cumhuriyetin namusu, Türk milletinin ebediyete kadar hür yaşama ahdi 19 Mayıs 1919’un hatırası ile emanet edilmiştir.

Kıymetli Asenalar, Değerli Bozkurtlar,

O halde korkmayacaksınız. Kaçmayacaksınız. Satmayacaksınız. Savrulmayacaksınız.

Rüzgâr belki sert esecek, yollar sarpa saracak; zaman zaman hissenize Bozkurt yalnızlığı düşecek, bazen kimse sizi anlamayacak, ne kadar dil dökseniz de anlaşılmayacaksınız.

Güneşli günlerin yolcuları, şen sofraların misafirleri, düz yolların heveslisi değil; çetin zamanların nöbetçileri, puslu havalarda ocaklarının bekçileri, Türk milliyetçiliği davasının yegâne hancısı olacaksınız.

Kim olduğunuzu merak eden, nereden gelip nereye gittiğimizi soran varsa önce dönüp maziye baksın.

Arif Nihat Asya ülkücü Türk gençliğine nasıl sesleniyordu?

“Siz büyük Türkiye'yi gerçekleştirecek olan Ülkücüler! Siz Oğuzların, Kür Şadların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, Abdülhamidlerin, Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Sütçü İmamların, Dilşad Sultanların, Nene Hatunların, Gevher Nesibelerin, Malhun Hatunların torunları olan Ülkücüler…”

Sizler işte böyle bir neslin devamı, böyle bir tarihin mirasçıları, böyle bir davanın emanetçilerisiniz.

Kökünüzden kopmayacak, kimliğinizi şeref sayacak, tarihinize sırt çevirmeyeceksiniz.

Garbın çağdaşlık pazarlarında atanızın öğüdünü, ananızın duasını satmayacaksınız.

Gündeminizi küresel rüzgarların insafına, günlerinizi sanal alemin girdabına, gönlünüzü köksüz akımların seline kaptırmayacaksınız.

Zamanınızı boşluğa, zihninizi kargaşaya, emeklerinizi faydasız telaşa, tertemiz ruhlarınızı sahte parıltılara teslim etmeyeceksiniz.

Aklınızı ilimle, ahlakınızı imanla, hayallerinizi ülküyle, hedeflerinizi disiplinle tahkim edeceksiniz.

Saflarınızı terk etmeyecek, gerektiğinde ileri atılmaktan ve bir daha geri dönmemekten çekinmeyeceksiniz.

Günü kurtaran değil, asırları kurmaya namzet olan, o asra da Türk ve Türkiye Yüzyılı damgasını vuran büyük Türk gençliği olacaksınız.

Merhum şairimiz Hüseyin Nihal Atsız’ın o muhteşem ifadesiyle;

“Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!

Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?

Mefkuresinden başka her varlığı unutan,

Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...”

İşte o kahramanlar bir bayrak gibi karşımda duran ülkücü Türk gençliğidir.

İşte o kahramanların mayasını elinde bulunduran, o yiğitlerin hamurunu yoğuran, genç dimağları başıboşluk uçurumlarından kurtarıp mesuliyet terazisine koyan müessesenin, hepimizin yetiştiği o yuvanın adı Ülkü Ocakları’dır.

Ülkü Ocakları, delikanlı çağlarımızın aklını kıvama erdiren, taşkın duyguları edep süzgecinden geçiren, hevesleri iffetin istikametine koyan terbiye kapısıdır.

Ülkü Ocakları, kabiliyeti maksada bağlayan, “ben” değil “biz” demeyi öğreten, ihtiraslardan müteşekkil olan varlığımızı milleti için yaşayan bir şahsiyete dönüştüren irfan eşiğidir.

Ülkü Ocakları; Türk gençliğini menşei meçhul fikir akımlarına terk etmeyen, sokakların hoyratlığına bırakmayan, ekranların parlak rehavetine teslim etmeyen sığınaktır.

Ülkü Ocakları, Türk gençliğini aidiyet buhranlarından, manevi kuraklıktan, değer erozyonlarından, kimliksizliğin ve köksüzlüğün öğütücü çarklarından çekip çıkaran mekteptir.

Bu mektebin tarihi, Türk milletinin son yüzyılda verdiği varoluş mücadelesinin gençlik cephesidir.

Türk gençliğinin menşei meçhul ideolojik kamplara ayrılmaması, sokak çatışmalarına teslim edilmemesi, kinle beslenmiş ithal reçetelerde deva aramaması ve bölünme telkinlerine terk edilmemesi için mücadele edilmiştir.

Bu mücadele gerek üniversite koridorlarında ve öğrenci yurtlarında; gerekse mahkeme salonlarında, zindanlarda, tabutluklarda verilmiştir.

Bu mücadele bir gençlik hevesi olarak değil; milli bekasına sahip çıkan bir millet refleksi olarak doğmuştur.

Bu mücadele, şehitler kervanımızın yol başçısı Ruhi Kılıçkıran’ndan son ülkücü şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na uzanan aziz hatıralarla mühürlenmiş, fedakârlıkla yoğrulmuş, şehadetle taçlanmıştır.

Bugün bu salonu dolduran Türk gençlerinin gözlerine baktığımızda görüyoruz ki şehitlerimizin emaneti yerde kalmamıştır, kalmayacaktır.

Ülkücü şehitlerimizin hatıraları bugünümüze biçim veren, aydınlık katan kutup yıldızlarımızdır.

Onların aziz hatırası yalnız dualarımızda, anılarımızda değil; bugün kitap başında ter döken, laboratuvarda bilimle hemhal olan, kod yazan, proje geliştiren, toprağı tanıyan ve üreten Türk gençliğinin alın terinde yaşamaktadır.

Zira çağ değişmiştir.

Cenk meydanları, siber sahaya eklemlenmiştir.

Kılıcın yanına algoritma, sancağın yanına yazılım eklenmiştir.

Günümüzde karargâhlar, artık teknoloji merkezleridir.

Savaşın bir cephesi bazen bir laboratuvar masasında, bazen milli bir yazılımda, bazen bir İHA kanadında, bazen bir yarış aracının motorundadır.

Bunun içindir ki Ülkü Ocakları’nın teknoloji alanındaki hamleleri, Türk gençliğini çağın öznesi yapma gayretidir.

Ülkü Ocakları Teknoloji Merkezi koordinatörlüğünde faaliyet gösteren TeknOcak bugün iftihar kaynağımızdır.

TeknOcak; elektronik ve robotik sistemlerden yazılım ve yapay zekaya, enerji ve çevre teknolojilerinden savunma ve uzay çalışmalarına, tarımdan mobil uygulamalara kadar geniş bir sahada Türk gençliğine üretim ufku açan milli bir teknoloji seferberliğidir.

Bu seferberlik, muasırlaşma davasının gençliğimizde vücut bulmasıdır.

Ancak altını kalın çizgilerle çizmem gerekir ki Batı özentisi biçareler gibi taklitçi bir modernleşme hevesi içinde değiliz.

Kılıkta kıyafette öykünme derdi, yaşayışta milletimize yabancılaşma maksadı taşımıyoruz.

Kendi kimliğimizden kopmadan çağın bilgisini üretme, çağın tekniğini kavrama, çağın araçlarını Türk milletinin büyük hedeflerine bağlama gayesindeyiz.

Merhum Ziya Gökalp’in işaret ettiği hakikat bugün tüm gerçekliğiyle önümüzdedir:

“Bugün bizim için muasırlaşmak demek, Avrupalılar gibi zırhlı gemiler, otomobiller, tayyareler yapıp kullanabilmek demektir. Muasırlaşmak, şekilce ve yaşayışça Avrupalılara benzemek değildir.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk de 10. Yıl Nutkunda hedefimizi “millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak” olarak tayin etmiştir.

Yalnızca tüketen değil üreten, izleyen değil tasarlayan, takip eden değil geliştiren bir gençlik, işte bu anlayışla filizlenmektedir.

Nasıl bir gençlik düşlüyoruz biliyor musunuz?

Sokağın savrukluğuna yüz çevirmiş, Endüstri 5.0’ın imkânlarını Türk milletinin büyük hedefleriyle buluşturmuş bir gençlik;

Boş sözlerin, hamasi sloganların değil büyük eserler verme idealinin peşinden giden bir gençlik;

Kuru gürültülerin değil somut projelerin, tüketim kolaycılığının değil uluslararası sahada bayrağımızı dalgalandırmanın derdine düşen bir gençlik;

Kavgayla vakit tüketmeyen, hasetle kararmayan, gıybet okyanuslarında boğulmayan; yapay zekâyla ufkunu açan, tarım ve biyoteknolojiyle geleceğin kapılarını aralayan bir gençlik;

Türk milletinin koluna kuvvet, zihnine kudret, kaderine kutup başı olacak bir gençlik düşlüyoruz.

Ve işte bu gençlik, bugün burada, yanı başımızdadır.

Bizim gençliğimiz başkasının teknolojisine mahkûm olmamak için kendi imkanını, kendi kabiliyetini büyüten aydınlık sabahlarımızdır.

Başta isim banisi olduğumuz Göktay Yarış Arabası ve Türkhan İnsansız Hava Aracı olmak üzere üniversiteli gençlerimizin geliştirdiği 100’ü aşkın proje bizim için şeref payesidir.

Taşıma suyla değirmen dönmeyeceğini çok iyi bilen ecdat aklı, kendi cevherine güvenen, teknolojiyle büyüyen bir nesilde yeniden vücut bulmaktadır.

Şahsi ikballerinden evvel ülkenin istikbalini düşünen, çağın gereksinimlerini okuyan, imkanlarını Türkçe yorumlayan, küresel hadiselerin seyrini milli bir gözle, bağımsız bir idrakle kavrayan gençlerimiz yüz akımızdır.

Kendilerini samimiyetle, şükranla ve takdirle müşahede ediyoruz.

Biliyoruz ki küçük hedefler büyük milletlere yakışmaz.

Türk gençliği dar ufuklara sığmaz.

Gündelik kavgalara sıkışıp kalmak ülkücü şuurla bağdaşmaz.

Biliyoruz ki ülkücü Türk gençliği varsa Türk milleti çaresiz değildir.

Görüyoruz ki biz burada var oldukça Türkiye Cumhuriyeti Devleti yalnız değildir.

Yürekten inanıyoruz ki ülkücü Türk gençliği varsa Türk ve Türkiye Yüzyılı kuru bir söz değil; alın teriyle, akılla, ahlakla ve teknolojiyle adım adım ilerlenen bir hakikattir.

Bugün dünyanın içinde bulunduğu kaotik denklem; devletlerin gizli ya da sarih ittifaklarıyla, kara bulut gibi gündemimize çöken sınır meseleleriyle, enerji yolları üzerinde dolanan tehdit bulutlarıyla, diplomasi masalarında esen soğuk rüzgarlarla, siber alemde açılan görünmez savaş cepheleriyle ve yeni nesil kuşatma araçlarıyla her geçen gün daha ağır, daha çetin ve daha yakıcı bir mahiyet kazanmaktadır.

Böylesine sert bir çağda ayakta kalmanın yolu, yalnızca güçlü olmaktan değil; kader birliğinde kenetlenmiş, kanaatlerinde kaynaşmış, kardeşlikle kök salmış bir millet olmaktan geçmektedir.

Bakınız; kuzeyimizde savaşın gölgesi, güneyimizde kan ve gözyaşı, doğumuzda güç mücadelesi, batımızda savunma telaşı, siber alemde ise sinsi kimliksizleştirme operasyonları kol gezmektedir.

İnsanlık bir taraftan teknolojiyle geleceğe uzanırken, diğer taraftan merhametten, adaletten, vicdandan ve hakkaniyetten uzaklaşmanın sancısını yaşamaktadır.

Böyle bir zamanda delikanlı çağında bir genç olmak kolay değildir. Böyle bir zamanda ülkücü bir genç olmak ve ülkücü kalmak ise hiç kolay değildir.

Dosdoğru yürüyen, dimdik duran her bir ülkücü gencimizi yürekten tebrik ediyorum.

Karşımızda bütün heybetiyle duran ülkücü Türk gençliği, çağın rüzgarına kapılan yaprak değil; fırtınalara yön veren kaynaktır.

Ülkücü gençlik, başıboş öfkenin, ölçüsüz heyecanın, köksüz arayışların değil; disiplinin, edebin, ferasetin ve sadakatin adıdır.

Bugün terörsüz Türkiye hedefi için aldığımız büyük sorumluluğun yükü omuzlarımızdayken, sizlere düşen vazife her zamankinden daha büyüktür.

Bu yük, siyasi bir hedef değildir. Anaların gözyaşını dindirmenin, evlatlarımızın geleceğini güvenceye almanın, kardeşliği bu topraklarda yeniden tahkim etmenin ve Türk milletinin bin yıllık birliğini ebediyete taşımanın kızıl elmasıdır.

Onun için sizden tarihi bir dava emanetinin gereği olarak isteğim şudur:

Kardeşlik bağlarınız sağlam olsun.

Mukavemetiniz sarsılmaz olsun.

Dik duruşunuz tavizsiz olsun.

Birbirinize dayanın.

Birbirinizi eksilten değil artıran; tüketen değil çoğaltan; yoran değil omuz verenlerden olun.

Kardeşinizin kusurunu meydanlarda büyütmeyin; usulünce düzeltin.

Yol arkadaşınızı hatasıyla boğmayın; elinden tutup ayağa kaldırın.

Saflarınızı dedikoduyla, hasetle, fitneyle, küçük hesaplarla, nefsin fısıltılarıyla zayıflatmayın.

Unutmayınız; büyük yürüyüşler, birbirinin ayağına basanlarla değil; birbirinin yükünü alanlarla hedefe varır.

Merhum Dilaver Cebeci’nin gönlümüze mıh gibi çakılan o mısraları bugün hepimize yeniden seslenmektedir:

Kalın ordu nerde olsa görülür.

Ülkülere birlik ile varılır.

Yoldaşlarımız, gök pusatlar darılır.

Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?”

Evet, soruyorum sizlere: Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?

Ülkücünün ülkücüye sırt döneceği, dava arkadaşlarının birbirine gönül koyacağı, aynı sancağın gölgesinde yürüyenlerin alınganlıkla, kırgınlıkla birbirinden uzaklaşacağı zaman mıdır?

Hayır, bin kere hayır!

Bugün küslük değil kenetlenme zamanıdır. Bugün alınganlık değil adanmışlık zamanıdır. Bugün dağılma değil derlenme, tükenme değil toparlanma zamanıdır.

Yolumuz yalnız yürüyenlerin, “bizi” unutup “ben” diyenlerin yolu değildir.

Yolumuz, makam için değil dava için; alkış için değil Allah rızası için; ekranlarda, kürsülerde boy göstermek için değil ağır mesuliyetleri sırtlamak için baş koyanların yoludur.

Yükünüz ağırlaşsa da dizleriniz titremesin.

Yolunuz uzasa da gözleriniz hedeften ayrılmasın.

Sizler birbirinize emanetsiniz ve unutmayın ki bu dava da sizlere emanettir.

Bu emaneti öfkeye kurban etmeyeceksiniz, gaflete teslim etmeyeceksiniz.

Bu emaneti fitneye, fesada, şahsi hesaplara terk etmeyeceksiniz.

Siz böyle dimdik durdukça Allah’ın izniyle Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın ufku Üç Hilal’in nuruyla aydınlanacaktır.

Aziz Türk Gençliği,

Yolu doğru olanın yükü ağırdır.

Hak yolun yolcusu olmak kolay değildir.

Milleti için yanmak, vatanına hizmet için çalışmak, Türk-İslam ülküsü yolunda ömür tüketmek, yalnızca Allah için sebat göstermek, nefsi dizginlemek; gelecek için bugünden ter dökmek kolay değildir.

Fakat unutmayınız: Allah dağına göre kar verir.

Büyük emanetler büyük gönüllere, büyük davalar büyük iradelere, büyük hedefler büyük milletlerin evlatlarına nasip olur.

Yolunuz sarpa sardığında sabrınız artsın.

Fırtınalı havalarda saflarınız sıklaşsın.

Karanlık çöktüğünde imanınız yolunuzu aydınlatsın.

Ülkü Ocakları’yla övünüyor, Türk gençliğine güveniyorum.

Bu anlamlı gün vesilesiyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi, cefakâr gazilerimizi, muhterem ecdadımızı minnetle ve hürmetle yad ediyorum.

Cennet mekân Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i, Türk milliyetçiliği fikrine gönül ve ömür vermiş bütün dava ve fikir adamlarımızı, ülkücü nesillerin yetişmesinde emeği bulunan büyüklerimizi özlemle ve şükranla anıyorum.

Türk-İslam davasının bedelini canıyla ödeyen bütün ülkü şehitlerimizi rahmetle anıyor, taş medreseli ülkücülerimize minnetlerimi sunuyorum.

Rabbim Türk gençliğinin yolunu açık, bahtını aydın, alnını ak eylesin.

Rabbim Asenalarımızı, Bozkurtlarımızı, dava ve yol arkadaşlarımızı kem gözlerden, kara niyetlerden, fitneden, gafletten, zillete rızadan muhafaza buyursun.

Rabbim ülkümüzü kutlu, sevdamızı baki, devletimizi ebed müddet payidar kılsın.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Sağ olun, var olun. Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Ne Mutlu Türk’üm Diyene! Ne Mutlu Ülkücüyüm ve Ülkücü kalacağım diyenlere.