Kıbrıs Gazisi Tuncer Ballıoğlu, o günleri unutamıyor

Aydın’ın Efeler ilçesinde yaşayan Kıbrıs Gazisi Tuncer Ballıoğlu, 48 yıl önce yaşadıklarını, harekatın nasıl çetin geçtiğini duygulanarak anlatırken, “Komutanımı kanlar içinde görene kadar savaş değil tatbikat gibi gelmişti” dedi.

Kıbrıs Gazisi Tuncer Ballıoğlu, o günleri unutamıyor

Aydın’ın Efeler ilçesinde yaşayan Kıbrıs Gazisi Tuncer Ballıoğlu, 48 yıl önce yaşadıklarını, harekatın nasıl çetin geçtiğini duygulanarak anlatırken, “Komutanımı kanlar içinde görene kadar savaş değil tatbikat gibi gelmişti” dedi.

20 Temmuz 1974’te başlayıp 18 Ağustos 1974’te sona eren Kıbrıs Barış Harekatı hafızalarda yerini korurken, Aydın Şehit Aileleri ve Gaziler Dayanışma Derneği üyesi, Kıbrıs Gazisi Emekli Deniz Astsubayı Tuncer Ballıoğlu, yaşadıklarını hala unutamıyor. Efeler ilçesinde yaşayan 73 yaşındaki Ballıoğlu, harekatın ilk günlerinde savaşı, tatbikat gibi hissettiğini, komutanını kanlar içinde önünde görünce savaş gerçeği ile karşı karşıya kaldığını söylüyor. Harekat sırasında Mareşal Fevzi Çakmak Muhribi’nde Makine Astsubayı olarak bulunan Aydınlı Tuncer Ballıoğlu (73), 19 Temmuz 1974’de bir tatbikat arasında Marmaris’ten Kıbrıs’a hareket ettiklerini, savaşın ilk saatlerinde yapılan çıkarmaya katıldığını aktardı. Gerçekleştirilen 2 harekatta da görev alan Kıbrıs Gazisi Ballıoğlu, “Allah tekrarını göstermesin ama gene olsa gene giderim. Her gün savaş ve gemim rüyalarıma giriyor” diyerek vatan sevgisini de gözler önüne seriyor.

Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk savaş uçaklarının istihbarat hatası ve haberleşme eksikliğinden dolayı Yunan gemisi zannederek 4 muhrip gemisine saldırmasının ve TCG Kocatepe Muhribi’ni batırmasının harekatın en trajik olayı olduğunu ifade eden Ballıoğlu, toplam 246 personelin görev yaptığı gemide 54 askerin şehit olduğu talihsiz faciayı anlattı.

“KARAYI TOPLARLA DÖVMEYE BAŞLADIK”

Kıbrıs Harekatı’nda 24 yaşında olan Kıbrıs Gazisi Ballıoğlu, o günleri dün gibi hatırladığını ifade ederek, “Rumların oradaki soydaşlarımıza yaptıkları işkence ve Kıbrıs’tan kovmak amacıyla yapılan hareketler neticesinde, 20 Temmuz 1974’te o zamanki hükümetimiz kesin ve kararlı olarak çıkarmayı başlattılar. O zaman bizler bir tatbikat arasında Marmaris’teydik. 19 Temmuz gecesi aniden gemiye bir mesaj geldi ve Akdeniz’e doğru yola çıktık. 20 Temmuz sabahında Kıbrıs önlerine geldik ve arkamızdan çıkarma gemilerimiz ve Türk askeri ile dolu sivil gemiler vardı. O zamanlarda ileri teknikli ve modern olan Mareşal Fevzi Çakmak Muhribi, Kocatepe Muhribi, Adatepe Muhribi ve Tınaztepe Muhribi olarak 4 muhrip gemimiz ile çıkarma için önde ilk harekatı başlattık. Sabahın alacakaranlığında su altı komandolarımız botla hızlı bir şekilde sahil taraması yaptılar. Daha sonra Girne’nin yüksek binalarından, tepelerden ateşler başladı. Bu arada biz muhripler ateş edilen mevzilere kara bombardıman topları dövmeye başladık. Önce komutanımız Girne’deki binalara hasar vermemek için oralara ateş edilmesin demişti ama oralardan da ateşler gelince mecburen oralara, kısacası ateş gelen tüm yerleri dövmeye başladık. O ara Rumların 3 tane sahil muhafaza botları göründü bize karşı ve onlar muhriplerimiz tarafından batırıldı. Bize ateş eden mevziler susturulduktan sonra biz geri çekildik ve arkamızda bekleyen çıkarma gemileri, sahile çıkarma yapmaya başladı. Birinci gün çıkarmalar devam etti. Askerlerini bırakan gemiler Mersin’e dönüyordu, bizler tabi sürekli denizden bombardıman atışlarımızı yapmaya devam ediyorduk. O sıra bulunduğumuz yere bir zırh delici mermi düştü. Macit Binbaşı hemen yangın söndürücüyü alıp, yangın söndürür gibi mermiyi soğuttu ve daha sonra denize attı. Birinci harekatta biz daha çok denizden atış yaptık. Öğleden sonra jetlerimizden birinden mesaj geldi. Uçağım isabet aldı, atlıyorum, şu mevkideyim diye. Hemen verdiği mevkiye gittik. Akşam karanlığına kadar aradık ama bulamadık. Bütün gece Girne’nin önünde hem çıkarma gemilerimizi koruyor hem de bombardıman atışlarımıza devam ediyorduk. Ertesi sabah jetlerimiz havadan, çıkan askerlerimiz de karadan harekata devam ediyordu. İkinci gün sabah, atlayan pilotumuzu küçük bir bot içerisinde bulduk ve kurtardık” dedi.

“BİR ANDA UÇAK ALARMI ÇALMAYA BAŞLADI”

Kıbrıs Harekatı’nın faciası olarak nitelendirilen olayı da anbean yaşayarak ve duygulanarak anlatan Ballıoğlu, “İkinci gün öğle sıralarında gemimize mesaj geldi. Yunanlılar Baf’a çıkarma yapacaklarmış bu çıkarmaya mani olun diye. 21 Temmuz’da biz 4 tane muhrip, Baf şehri mıntıkasına doğru yola çıktık. Akşam üzeri verilen sahaya geldik ama orada ne Yunan gemisi var, ne başka bir şey. Bir anda gemide uçak alarmı çalmaya başladı. Daha sonra komutanımızın sesi duyuldu, gelen uçaklar dost uçaklar, ateş yok diye ama komutanımız daha sözünü bitirmeden uçaklar havadan dalarak makineli tüfek ile gemileri taramaya ve büyük bombalarını bırakmaya başladı. Tabi bir anda gemide panik oluştu. O zaman muhriplerde de uçak savar yok, sadece kara bombardıman topları vardı. Ama topları uçaklara doğru ateşlemeye başladık, uçakları yaklaştırmamak için. Tabi o topların atışları da gemiyi sarsıyor. Başta ve kıç taraftaki toplar durmadan ateş ediyor. Uçağı vurmaktan ziyade rahatça yaklaşıp da bacadan rahatça bombalarını bırakamasın diye. Geminin içi ana baba günü gibi. Sağdan soldan fırlayan kapaklar, patlayan borular. Bu yaklaşık 13 dakika sürdü. Bize göre çok uzun sürdü ama. Daha sonra uçaklar gitti. Muhabereci arkadaşlar biz Türk gemileriyiz kartallar ateş etmeyin diyor ama ses yok. Bizler de bombalıyorlar demek ki Türk uçağı değil diye düşündük. Bizim uçaklarımız nerede diye düşünürken, tekrar uçak alarmı çalmaya başladı. Yine komutanımız gelenler dost uçaklar ateş yok dedi ama yine daha sözünü bitirmeden saldırı başladı. Bomba bir sancak tarafına düşüyor gemi diğer tarafa savruluyor, makineli ile tarıyorlar geminin telsiz kamarasına patlıyor. Şarapneller herkesi yaralıyor. Yine bu şekilde yaklaşık 15 dakika daha sürdü ama bu sefer daha iş çok ciddiye bindi. Çünkü uzak bir yerdeyiz. Bizde uçaksavar yok. O sırada uçaklar da meğer Adana’ya cephane doldurmaya gidiyorlarmış. Tekrar bir panik havasında iken Kocatepe Muhribi, o büyük bombalardan aldığı ağır hasar ile hem yanıyor hem batıyordu. O ara artık o gemideki askerlerimiz gemiyi terk etmeye çalışıyor. Bir kısım atlıyor bir kısım sala biniyor. Bir kısımda ise atılan o can salları şişmiyor. Bir kargaşa anı hakim. Bizim de o sahadan çıkmamız lazım. Çünkü Yunan gemisi yok yanlış istihbarat var ve kendi uçaklarımız bize saldırıyor. O esnada komutanımız anons etti. Kocatepe Muhribini yedekleyip götüreceğiz. Sancak tarafından güverte personeli hazırlıklara başlasın diye. Biz gemi ile geri döndük hızımızı kademe kademe düşürerek. Sancak tarafından yedekleme yapmak için yaklaştığımız sırada bir daha uçak alarmı geldi ve saldırı başladı. Orada zor toparlandık, uçaklar bombalama yapıyor. Diğer muhripler de aynı durumda tabi. Üçüncü saldırıda artık zor toparladık. Çok yaralanan oldu. 54 şehit verdik. Artık hava da karardı o bizim için bir şans oldu. Oradan çıkıp Mersin’e doğru yola çıktık ve sabaha doğru Mersin’e vardık” dedi.

“O FACİADA YAKLAŞIK BİN 1200 ASKERİMİZ MEVCUTTU”

Saldırıların ardından gemilerinin Mersin’de delik gemi olarak ün saldığını ifade eden Ballıoğlu, “Gemilerden ağır yaralılar hastanelere gönderildi hemen. Diğer yaralılar da geniş bir alanda yatıyor. Herkes kan revan içinde sargılı. Normal gemi personeli 300’dür. 4 muhrip gemisi ile birlikte yaklaşık bin 200 askerimiz mevcuttu o saldırıda. Bu arada ateşkes oldu bir taraftan Cenevre’de görüşmeleri yapılıyor bir taraftan biz de geminin acil yaralarını sarıyorduk. O arada bizi vuran pilotlar gelmiş ve gemiyi görmek istemişler. Komutanımız da bizim geminin işbaşı kıyafetlerinden giyin öyle gelin demiş. Gemi personeli pilot olarak görürse hadise olabilir diye tedbir almış. Komutanla görüşüyorlar. Biz bu gemiyi uçaksavarı da yok bu kadar sürede nasıl batıramadık düşüncesi ile gemiyi görmeye gelmişler aslında. Bizim gemimiz orda delik gemi olarak anılmaya başlanmıştı. O zamanki harp karargahı İzmir Uzunada’da kurulmuş. Birinci gün biz Girne’yi bombalarken, bir istihbarat alınmış ve Yunanların çıkarma yapacak diye. Biz 4 muhrip oraya gidiyoruz. O esnada aynı emirde Adana’ya hava kuvvetlerine gitmiş. Yunanlılar çıkarma yapacakmış, o Yunan gemilerini batırın diye. Yanlış istihbarat dolayısıyla bize saldırmışlar. Gemide Türk bayrağı var ama savaş anı Yunan gemisi de Türk bayrağı çekebilir. Bir de o bize saldıran pilotlar hedefleri gördüklerinde hedefe odaklanmak için muhabereyi kapatırmışlar. O yüzden onlar ile iletişim de kuramadık” dedi.

İkinci harekat için tekrar Kıbrıs’a hareket ettiklerini ifade eden Ballıoğlu, “Cenevre görüşmelerinden sonuç çıkmayınca ikinci harekat için emir geldi. O meşhur ’Ayşe tatile çıktı’ parolası ile emir geldi. Bu sefer ikinci harekat öncesi aynı yanlışlar yapılmasın diye gemilerin numarası her gece değiştirilmeye ve merkeze bildirilmeye başlandı. Geminin ortasındaki helikopter pistine branda ile uçakların görebileceği şekilde o değişen kodlar yazıldı ki bizim gemi olduğunu bilsin. Daha sonra uçaksavarlar monte ediliyor. İkinci harekat için tekrar yola çıktık. Tekrar Kıbrıs’a vardığımızda karacıların verdiği koordinatları bombalamaya başladık” dedi.

“HALA DAHA RÜYALARIMA GİRİYOR”

Hala daha rüyalarında gemiye çağrıldığını gördüğünü ifade eden Ballıoğlu, “O zamanlar 24 yaşında fırıldak gibi bir delikanlıydım. 2 harekata da katıldım. Savaşın ilk günlerinde bende savaş değil de tatbikat yapıyormuşuz hissi vardı. Tatbikat gibi hareketlilik vardı. Tabi biz karaya hiç çıkmadık. Çünkü savaşın kara ayağı olduğu gibi deniz ayağı da vardı. Savaş bende derin bir iz bırakmadı. Dediğim gibi başta tatbikat gibi geliyordu bana. Ta ki ikinci komutanımız koridordan başı sarılmış kanlar içinde geçinceye kadar. O an savaşı biraz daha canlı hissettim. Bizler her sene Karadeniz’de, Akdeniz’de, Ege’de tatbikatlar yapıyorduk. Gene tatbikat havasında gibi hissediyordum ama ikinci komutanımız öyle görünce bir anda gerçekle yüz yüze geldim. Maalesef savaşın kirli yüzü ortaya çıktı. 2 gün kısa gibi gözükse de çok şeyler yaşadık. Yanlışlarımızı gördük. Mesela helikopter pistine o parola olayı niye düşünülmemiş. O zaman parola olsaydı belki bizim uçaklarımız saldırmayacaktı, Kocatepe batmayacaktı. Ben bu savaştan hiç yara almadan çıktım. Çünkü bizler makineci olduğumuz için hep geminin kalbindeydik içerisinde ama oradaki atmosfer ve panik havası gerçekten anlatılamaz. Allah tekrarını göstermesin ancak yine böyle bir şey olsa gözümü kırpmadan tekrar koşa koşa giderim. Zaten gemim rüyalarıma giriyor. Rüyamda bile zaman zaman çağrılıyorum, gidiyorum. Hep gözümün önünde. Unutulmuyor onlar. 78 yılında gemide elimi makineye kaptırdıktan sonra malulen emekli oldum. Ancak her gece gemim, o anlar rüyalarıma giriyor” dedi.

(Uğur Eser - İHA)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER