MHP Lideri Bahçeli'nin TÜRKGÜN'e özel açıklamaları sürüyor: Oyun büyük

SAYIN Devlet Bahçeli’nin sağlığıyla ilgili açıklamaları ve CHP’deki gelişmelerle ilgili değerlendirmelerinden oluşan ilk bölüm, siyasetin gündemini belirledi. Röportajın kalan bölümleri de çok konuşulacak ve bir mihenk oluşturacaktır. Okuyucularımızın ve kamuoyunun merakla beklediği ikinci bölüme, CHP’de Genel Başkana alternatif oluşturma projesi ve Kılıçdaroğlu’nun ülke gerçeklerinden kopuk ve sorunlu gündemiyle devam ediyoruz.

MHP Lideri Bahçeli'nin TÜRKGÜN'e özel açıklamaları sürüyor: Oyun büyük

Orhan Karataş: Siz farklı bir yorum getiriyorsunuz. Peki bu projenin hazırlayıcıları kim ya da kimler?

Devlet Bahçeli: Bunu zaman içinde ayrıntılarıyla görmek mümkün olacak. Yeni partilerin kurulma aşamasında, siyasetteki arayışların hızlandığı bir dönemde yaşananların tesadüf olmadığı kanaatindeyim. Kılıçdaroğlu bir projeyle geldi, başka bir projeyle de gideceği gözüküyor. Anlayacağınız, bu pilav daha çok su kaldırır. Kimin ne yaptığı, hangi ilişki ağları içine girdiği mutlaka belli olur, yakında belgelenir. Samanlıkta iğne de aransa mutlaka ortaya çıkar. Beştepe’de görüşme yalanına Sayın Cumhurbaşkanı’nın alet edilmesi de ayıptır. Türkiye’de siyasi bir skandal varmış gibi dünyaya jurnallemek rezalettir. Kılıçdaroğlu kumpas arıyorsa aynanın karşısına geçip kendisine bakmalıdır.

BİZE ÇAMUR ATIYOR, ZAN ALTINDA BIRAKIYOR

CHP Genel Başkanı sürekli tank-palet fabrikasının satıldığını ifade ediyor. Her fırsatta bunu gündeme taşıyor. Bu arada da sizi de eleştirip, Ülkücü kardeşlerim diyerek konuşmalar yapıyor.

Kılıçdaroğlu’yla üvey kardeş bile değiliz. Çünkü terör örgütleriyle sırt sırta vermiş, PKK/YPG/FETÖ’ye sesini çıkaramayan birisiyle nasıl kardeş olacağız? Kılıçdaroğlu yalandan bıkmadı, ama millet ondan bıktı, usandı. Tank-palet fabrikası Katar ordusuna bedava verildi, peşkeş çekildi diyor. Bize çamur atıyor, zan altında bırakıyor. Kuyruklu yalan, ağır bir bühtan! Bize milliyetçilik anlatıyor, kurusıkı atıyor. Milliyetçilik, Kılıçdaroğlu’nun hasmıdır, gayri millilik hısmıdır. Sürekli konuştuğu fabrikanın ismi Tank-Palet değildir. Düğmeyi başından yanlış ilikliyor. Sakarya Arifiye’de 1’inci Ana Bakım Fabrika Müdürlüğünün, kurulduğu 1975’ten itibaren ürettiği veya bakım-onarımını yaptığı her neviden araç-gereç ve silahlar vasıtasıyla vatan savunmasında hayati bir rolü vardır. Bu fabrika motorlu fırtına obüslerini üretmiştir. Bu silahların terörle mücadelede Türkiye’ye nasıl stratejik üstünlük sağladığı bilinen bir gerçektir. Fırtına obüsleri namlusu olan ve tank gibi uzun mesafelere atış yapan bir özelliğe de sahiptir. Ayrıca TSK’ya bütün tırtıllı araçlar için muhtelif tip paletler de üretilmektedir.

Fırtına obüsleri üretimi yeterli miktarda yapılmış ve bir doygunluk sınırına ulaşmıştır. Türkiye yüzde yüz yerli ve milli bir tank projesini hayata geçirmeyi hedeflemiştir. Bugüne kadar ABD’den M-46, M-47, Almanya’dan Leopar tankları alıyorduk. Şimdi bizim işçimizin, bizim ustabaşımızın, bizim mühendisimizin, bizim olan bir projeyle tank yapması gündeme gelmiştir. Adı da Altay tankıdır. Fırtına obüsleri için oluşturulmuş bant sistemi üzerinde bu tanklar üretilecektir. Bundan niye rahatsız olalım? Tankı-topu yabancılardan mı alalım? Bu çerçevede açılan ihalede en uygun fiyatı veren Katar ortaklı ve yüzde 51’i Türk sermayeli şirkete ihale verilmiştir.

Alman, Fransız, İngiliz sermayesi olsaydı Kılıçdaroğlu gene itiraz eder miydi? İsnat ve iftiralarıyla nereye varmak istiyor? Savunma sanayiinde millilik oranı yüzde 70’e ulaşmışken, sanıyorum Kılıçdaroğlu’nun uykuları kaçıyor! Hop oturup hop kalkıyor! ‘Katar’a satıldı’ diyor, ‘bedava verildi’ diyor, 25 yıllığına özel sektöre işletme hakkının devredildiğini ya bilmiyor ya da insafsızca çarpıtıyor, suyu bulandırmak için silah baronlarının sözcülüğünü yapıyor. Aklıma bir başka seçenek gelmiyor. İşletme hakkının devri başka bir şey, tümden satılması başka bir şey. Savunma sanayiinin gelişmesi için ülkemizin kaynakları verimli kullanılmasın mı? Özel sektör harekete geçirilmesin mi? Türk tankı Altay, seri üretim kullanıma başladıktan sonra hainleri çiğneyip ateşe vermesin mi?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun anlaşılan korkuları var. PKK/ YPG’nin kökünü kazımak için ürettiğimiz yerli silah ve mühimmattan dolayı huzursuz ve üzgün. Yabancı ülkelere bağımlı olsaydık, eften püften ambargolarla elimiz kolumuz bağlansaydı herhalde ondan keyiflisi olmazdı. Kemal Kılıçdaroğlu tarihin yanlış istikamet ve tarafındadır.

TÜRK DÜŞMANLIĞINDAN BESLENEN ÜLKELER

Efendim silah ambargosu dediniz. Barış Pınarı Harekatı’yla ABD ve AB ülkelerinden devamlı yaptırım tehditleri geldi. Normal olmayan çok şey yaşandı. Ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin terörle mücadelesi haklıdır, hakkıdır, halkın ve hakikatin gereğidir. Bundan rahatsızlık duyanlar Türkiye’nin kuyusunu kazmak için el birliği, güç birliği yapan emperyalist çevrelerdir. Karşımızda kökeni tarihi husumetlere kadar giden karanlık bir koalisyon mimarisi vardır. Türk düşmanlığından beslenen ülkeler terörle mücadelemizi söndürmek ve kösteklemek için beyhude bahaneler üretiyorlar. ABD Başkanı’nın YPG’li teröristbaşı Ferhat Abdi Şahin’le görüşmesi, övüp takdir etmesi normal mi? 9 Ekim tarihli mektubu adil ve dostane mi? Terör örgütü elebaşını general diye takdim edip müzakere edilmesini dayatması ahlaklı mı? Bu sorulara evet diyemeyiz.

Aynı şey Rusya için de geçerlidir. ABD bizim müttefikimiz değil mi? Sözde dost ve stratejik ortak değil miyiz? NATO şemsiyesi altında 1952’den beri yan yana bulunmuyor muyuz? ABD’nin PKK/YPG/PYD’yi koruyup kolladığı açıktır. Bu sapma hali alenen insanlık değerlerine, ülkeler arası ilişki mekaniğine, uluslararası hukuk ilkelerine mugayirdir. ABD’nin terörle mücadelemizi kesmek için yaptırım tehdidi vahim bir çarpıklık, vandal bir çatlaktır.

ABD NEYİN MÜCADELESİNİ VERİYOR?

AB ülkelerinin durumu perişanlıktır. Dünya adeta terörün yanında hizalanmıştır. Almanya tehditleri, Fransa’nın itirazları, diğer ülkelerinin suçlamaları insanlık vicdanını titretmiştir.

YPG’ye destek, Türkiye’ye köstek, gerçek budur. Katillere karşı elimizi tutmaya, önümüze geçmeye, engel çıkarmaya alenen gayret edenler insani birikimleri, evrensel hukuk ve adalet normlarını bizatihi çiğneyenlerdir.

Bunların hal-i pür melali utanç vesikasıdır. ‘Türkiye’ye, ne işiniz var Fırat’ın doğusunda? diyenler, bu soruyu hangi meşru gerekçeye dayandırıyorlar? Sormazlar mı, peki ABD’nin ne işi var? Türkiye sınır güvenliğini sağlamak için mücadele verirken, ABD neyin mücadelesini veriyor? Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı diyorlar, ama kanlı terör örgütleriyle devriyeye çıkıyorlar, sözde devir teslim törenleri yapıyorlar. Petrol kuyuları etrafında vızır vızır dolaşıp silah gezdiriyorlar. Hani ABD Suriye’den çekiliyordu? Ne oldu? Baktılar ki petrol var, yağma ve talana devam dediler. Bizim aklımızla oynamasınlar. Türkiye’ye komplo kurgulayan ülkeler terör örgütleriyle silah ve cinayet ortağıdır. Güneşi balçıkla sıvamak imkansızdır. Gerçekler meydandadır. Bölüşüm ve paylaşım kavgası 1,5 asırdır çevremizde devam etmektedir. Emperyalist canavarlık ne doymak ne de durmak bilmektedir. Dünya üzerinde vahşilik, barbarlık ve uygarlık süreçleri birbirini takip etmiştir. Şunu da ifade etmeliyim ki, terörizm hiç bu dönemde olduğu gibi parlak ve canlı dönemini yaşamamıştır.

PKK’nın sahipleri bellidir, YPG’nin efendileri bellidir, DEAŞ’ı, FETÖ’yü kurup kudurtan namertler de ortadadır. Tam karşı cephemizdeki tablo Türk ve İslam düşmanlığının ulaştığı hazin seviyeyi göstermektedir. Türkiye hedef ülkedir. Suriye ve Irak’ın kaos ortamının Türkiye’ye ihracı planlanmaktadır. Türklerin Anadolu coğrafyasında birbirine düşürülmesi, iç savaşa sokulması, ardından da çıkarılması küflenmemiş bir hesap, bayatlamamış hedeftir. Aksi halde dost ve müttefik olduğu söylenen ülkelerin Türkiye, hatta insanlık düşmanı terör örgütleriyle yakın ilişki ve diyaloğu nasıl açıklanacaktır?

Beka mücadelemizden dolayı yaptırım uygulayacaklarmış, vız gelir. Yaptırımlardan muaf olarak doğmadık, yaptırımlarla da ölmeyiz. Barış Pınarı Harekatı turnusol kağıdı işlevi görmüştür. Maalesef Barış Pınarı Harekâtı muhteviyatında dost da, düşman da billurlaştı, ortaya çıktı. Her devlet meşrebine ve melun emellerine göre hareket etti. Saklayacak, gizleyecek bir şey kalmadı. Yani Türk’ün, Türk’ten başka dostunun olmadığı teyit edildi. Fırat’ın doğusundan ülkemize yönelmiş büyük bir terör tehdidi vardır. Bu terör tehdidini ortadan kaldırmak maksadıyla 9 Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekâtı başladı. Uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullandık. Adana Mutabakatı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun terörle mücadeleye yönelik kararları, bunun yanında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51.Maddesi’nde yer alan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde terörün üzerine gidildi.

HAREKÂTTA BAŞARILI OLDUK

Sizce Barış Pınarı başarıya ulaştı mı?

Elbette başarıya ulaştı. Teröristler sınırlarımızdan sökülüp atıldı. Harekâtın amaçları neydi?

* Fırat’ın doğusunda terör varlığını sonlandırmak,
* Sınırımızla birlikte milli güvenliğimizi sağlamak,
* Bir güvenli bölge tesis ederek, ülkemizde bulunan Suriyeli sığınmacıların kendi evlerine, topraklarına güvenli ve saygın şekilde dönüşlerini temin etmek.

Tel Abyad ile Rasulayn arasındaki alanda güvenli bölge kurulmuş, Suriyelilerin topraklarına yerleşmeleri başlamıştır. 145 km’lik genişlikte, 30 km’lik derinlikte güvenli bir alan oluşturulmuştur. Barış Pınarı Harekâtı’yla 600 yerleşim yeri ve M-4 kara yolu emniyete alınmıştır. Yapılan açıklamalar doğrultusunda söylersek 1200 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Barış Pınarı Harekâtı devam ederken, 17 Ekim’de ABD ile varılan bir mutabakat gereğince teröristlerin 120 saat içinde 30 km güneye çekilmeleri kararlaştırılmıştır. Teröristlere ait tüm tahkimat ve tüneller imha edilmiş, ağır silahların toplanması, sahanın TSK’nın kontrolüne verilmesi sağlanmıştır.

Rusya Federasyonu’yla 22 Ekim’de Soçi’de uzlaşma sağlanmış, teröristlerin Tel Rıfat ve Münbiç’ten 150 saat içinde çıkarılmaları, Fırat’ın doğusunda ise 30 km güneye çekilmeleri hususunda hemfikir olunmuştur. Beş günlük arayla hem ABD hem de Rusya Barış Pınarı Harekâtı’nın meşruiyetini kabullenmek durumunda kalmışlardır. Teröristlerin çekilmeleri gecikmeli olsa da, konuyla ilgili müspet süreç devam etmektedir. Rusya’ya bakarsak, teröristler tamamen çekilmişlerdir. Peki hainler çekilince sorun bitecek mi? Hayır. Terörle mücadele her aşamada, her seviyede, her zeminde devam etmelidir. ABD’nin gizli amacı, PKK/ YPG’ye petrol sahaları etrafında bir terör devleti kurmaktır. Bu karakol devlet ikinci İsrail yapılanmasıdır.

Sahte dostluk söylemleri küle döndü. Ne isteniyor Türkiye’den? Tehlikeleri görmemesi, müdahale etmemesi mi? Ne bekleniyor Türkiye’den? Bölünmeye tamam, terör devletine tamah mı? Ne dayatılıyor Türkiye’ye? Bekasının yıkılması, milli birliğinin parçalanması mı? Ekonomik şantajlar dostluğun ve ittifak hukukunun kitabına hiç sığar mı?

OYUN BÜYÜK, SENARYO KARANLIK

İsrail bu işin içinde mi?

Olmaz olur mu? İsrail bölgede her taşın altındadır. Her kirli tuzak ve tezgâhın tam ortasındadır. Siyonist ve Evanjelist azgınlık şirretliklerine ara verir mi? Trump, gelecek yıl yapılacak seçimlerin endişesiyle güç ve çıkar lobilerine teslim olmuştur. Onların dümen suyuna girmiştir. Üstelik azil sürecini cadı avı olarak tanımlasa da, bundan dolayı sıkışmış, daha da tavize açık hale gelmiştir. ABD başta olmak üzere, Batı kamuoyunda, PKK/YPG’nin Kürtler olarak propagandası boşuna değildir. TIMES dergisinin bile YPG’lileri kapağına taşıyacağı konuşulmaktadır. DEAŞ’ı kurdular, sonra da DEAŞ’la mücadele etti diye, PKK/YPG’den yapay ve sözde bir kahraman çıkardılar. Oyun büyük. Senaryo zifiri karanlık. Zalimler çevremizde nifak kazıları yapıyorlar. Her yer karmakarışık. Ama bu tehlikeli bir propaganda. Hem de çok tehlikeli. Kürt kökenli kardeşlerimizin terörle hiçbir bağlantısı yoktur. Kürt kardeşlerimizi terör örgütleriyle irtibatlandırmak alçaklıktır. Teröristin dini, milliyeti, vatanı, kökeni, ülkesi olmaz, olamaz, olmayacak. Terörist katildir, canidir, besin kaynağı kandır, candır. ABD ile AB ülkeleri bir karar arifesindedir. Ya terörizmle yan yana duracaklar, akan kan değirmenine silah taşıyacaklar, ya da yanlıştan dönüp teröriste terörist, haine hain, suçluya suçlu diyecekler.

İnsanlık böyle giderse kaos, kriz, kavga, kutuplaşma ve korku girdabına sıkışıp kalacak. Kolay kolay da kurtulamayacak. Bu tehditlerle dolu döngünün kazananı olmaz. Uyarıyorum herkes bundan zararlı çıkar. Çatışma sahası, vuruşma ve hesaplaşma alanı olarak bizim coğrafyamız öne çıkmıştır. Ancak diğer coğrafyalar da rahat ve istikrarlı değildir.

YARIN: DÜNYA NEREYE GİDİYOR, ESAD’LA GÖRÜŞMELİ Mİ?

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER