24 Kasım 2017 Cuma 12:45
MHP'li Büyükataman: Bülent Arınç’ın sabıkalarını yazsak ciltlerce ansiklopedi olur

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreteri İsmet Büyükataman,"Katıldığı bir televizyon programında AK Parti'nin MHP ile uyumlu çalışmasına itiraz eden son kullanma tarihi geçmiş, siyaset eskisi Bülent Arınç, “AK Parti MHP'lileşmemeli. Benim MHP'nin anladığı anlamda milliyetçiliğe itirazım var” demektedir. Bülent Arınç’a sormak lazım; sen ne anladın MHP’nin anladığı milliyetçilikten?"dedi.

MHP'li Büyükataman'ın açıklamaları şu şekilde:

Katıldığı bir televizyon programında AK Parti'nin MHP ile uyumlu çalışmasına itiraz eden son kullanma tarihi geçmiş, siyaset eskisi Bülent Arınç, “AK Parti MHP'lileşmemeli. Benim MHP'nin anladığı anlamda milliyetçiliğe itirazım var” demektedir.

Bülent Arınç’a sormak lazım; sen ne anladın MHP’nin anladığı milliyetçilikten?

Bülent Arınç yaptıklarıyla Türk siyasetinde değil ama muhakkak Türk siyasi tarihinde kendine hak ettiği yeri bulması gereken bir figürandır. Bir siyasetçinin kendisiyle en fazla ne kadar çelişebileceğini göstermek açısından Türk siyasi tarihinde emsalsiz bir yere sahiptir.

Hatırlanacağı üzere; sert çıkışları ve bu sert çıkışların kendi genel başkanınca terbiye edilişi yine Türk siyasi tarihinin en acı, en trajik vakıalarındandı.

Maalesef Bülent Arınç, yaşına başına aldırmadan, bu yaştan sonra ikbal için küçük duruma düşmekten çekinmemenin en net örneğidir.

Siyasete yeniden atılmak için MHP üzerinden gündeme gelmeye çalışan, Türk siyasi tarihinin en büyük anti kahramanı Bülent Arınç’tır ve yeni nesil siyasetçiler için ne yapılmaması gerektiği konusunda en önemli tarihi kişiliktir.

Bülent Arınç katıldığı televizyon programında; “zırva tevil götürmez” nev’inden açıklamalar yapmıştır.

Hatırlanacağı üzere; Bülent Arınç, Paris’te 3 PKK terör örgütü üyesinin öldürülmesinin ardından, “Böyle ölmeyi hak etmediler” ve “Üzüldüm” açıklamaları yapmış, bölücübaşını aklamaya çalışmış, terör örgütü üyelerinin dağa çıkmalarını kendince haklı bulmuştu. PKKsever Arınç’ın “Türklük şuur ve gururunu, İslam ahlak ve faziletini” ilke edinen, şeref ve haysiyet mefhumlarının üzerine inşa edilmiş bir siyasi hareketi var eden sebepleri anlaması mümkün değildir.

Bizim siyasetimizin öznesi Türk milletidir. Yegâne kuvvetimiz, varlık nedenimiz ve gelecekle ilgili kurduğumuz hayallerimizin esası Türk milletiyle ilgilidir. Sözümüz, ülkülerimiz, hedeflerimiz ve ilkelerimiz Türk milletiyle anlamlı olmaktadır. Milliyetçiliğimiz Türk milletiyle mana, ruh ve muhteva kazanmaktadır. PKK ve FETÖ muhibi Arınç’ın bunu idrak etmesini beklemiyoruz.

Bülent Arınç “Fethullah Gülen hocaefendi Bir deniz feneri gibi yolumuzu aydınlatıyor.” diyen kişidir.

7 Haziran’dan 1 ay önce çıkıp Ankara’nın parsel parsel satıldığını söyleyip 8 Haziran’da dut yemiş bülbüle dönen Arınç değil midir?

Sahte suikast yalanıyla Arınç sayesinde FETÖ, Türk Devletin mahremi olan Kozmik Oda'ya girmedi mi?

Bülent Arınç’ın sabıkalarını yazsak ciltlerce ansiklopedi olur.

Bülent Arınç'ın açıklamaları; savunma değil, provokasyon, günah çıkarma değil, FETÖ’ye ümit olmaktır.

“Damadımın bir gün tamamen aklanacağını, tertemiz beraat edeceğini imanım kadar biliyorum.” diyen Arınç FETÖ’cülere hangi mesajı vermektedir?

Yine aynı tv programında Arınç; “Ben şundan çok eminim, bu 80 milyonluk kitlede belki 80 kişi haricindeki herkes Fetullah Gülen’in belki bir dini lider olarak, belki eğitim hizmetlerinin güzelliği karşısında bir sempati beslemiş olabilir.” demektedir. Anlaşılan odur ki; daha önce PKK’lı teröristleri aklama ve parlatma oyununun figüranı olan Arınç’ın yeni görevi FETÖ hain darbe girişimini aklamadır.

Bu sözlerinin tam anlamı kendi suçuna Türk milletini ortak etmeye çalışmak ve suç ortağı aramaktır. Bu millet FETÖ’cü hainlerin ne olduğunu, Arınç onlar için gözyaşı dökerken de biliyordu. Arınç dilerse sempati beslediği kişinin yanına Pensilvanya’ya gidebilir. Bülent Arınç, kendi yaptığı suça Türk milletini ortak edemeyecektir.

Malatya’daki aşağılık provokasyon

Fikri mikrop kapmış, insaniyeti kurumuş ve vicdanı körleşmiş karanlık emelli çevreler ve taraflar aramıza mayın döşemekte, milletimize zarar vermenin aşağılık hesaplarını yapmaktadır.

22 Kasım’da Malatya’da vuku bulan kirli tezgâh, tutuşturulmaya uğraşılan fitne ateşi bunlardan yalnızca birisidir.

Malatya'da Alevi ailelerin yoğunlukta yaşadığı Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki 13 evin kapı ve duvarlarına kırmızı boyayla çarpı işaretleri atılmıştır.

Alevi İslam inancına mensup vatandaşlarımızı hedefine alan bu alçak girişim bildik oyunun tekrardan sahnelenmeye çalışıldığına işaret etmiştir.

Bölgeden aldığımız bilgilere göre halen boş olan evlere de aynı işaretlerin atıldığı tespit edilmiştir. Provokatörlerin dışarıdan getirilmiş tetikçiler olduğu bu durumdan anlaşılmaktadır.

Soyu ve sopu meçhul ahlaksızlar bilsinler ki, ne yaparlarsa yapsınlar amaçlarına muvaffak olamayacaklardır.

Türk milletini Alevi-Sünni diye karşı karşıya getirmeye hiçbir faninin gücü de nefesi de Allah’ın izniyle yetmeyecektir.

Malatya’daki vakayı sıradan göremeyiz, bir densizin işidir deyip geçemeyiz.

Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizi tedirgin ve rahatsız eden bu son olayların üzerindeki esrar ve gizem perdesini aralamak ve gerçekleri ortaya çıkarmak hükümetin en temel ve vazgeçilmez görevidir.

Zira mezhep aidiyeti ve etnik kimlik ekseninde yapılan yığınakların ve cepheleşmelerin, Allah korusun çok acı sonuçlara meydan verme riski bulunmaktadır.

Biz konusu kabus olan bu filmi daha önce defalarca görmüş ve bire bir muhatap olmuş bir tecrübeye sahip siyasi partiyiz.

Kahramanmaraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta üzerimize sıçratılmaya çalışılan çamuru hala unutmadık ve unutmaya da niyetli değiliz.

Alevi-Sünni kutuplaşmasından kimlerin istifade ettiğinin, böylesi bir kaosun kimlerin işine yaradığının da farkındayız.

Her bulanık devirde ve dönemde; hassasiyetleri kaşıyarak, kalabalıkları ajite ederek ve inançlarımızı tersten yorumlayarak kargaşaya düşmemizi bekleyen şeref ve edep fukaralarını fazlasıyla gördük.

Bizi, çirkin hesaplarına alet etmeyi aklından geçirenler; Türk-Kürt düşmanlığını bilemeye çalıştılar, ama başaramadılar.

Mezhep kıvılcımını çakarak, son yurdumuzun ateşe verilmesini istediler, ama yapamadılar.

İnşallah dünya durdukça da, bu küf tutmuş hastalıklı zihinler hayallerine ulaşamayacaklar, ya kahırlarından ya da girdikleri işbirlikçi ilişkilerden dolayı çürüyerek yok olup gideceklerdir.

Alevi kardeşlerimiz müsterih olsunlar, biz yanlarındayız. Canlarımız, canımız bildiklerimiz rahat olsunlar, biz arkalarındayız. Biz muhabbet bağında birlikte açan gonca gibiyiz. Aşkla semaha açılan aynı vücudun iki eli gibiyiz. Çünkü biz biriz, beraberiz ve ilelebet de böyle kalacağız.

Öğretmenler Günü

Eğitim, insanı insan yapan değerlerin topluma sunulmasıdır. Millî eğitim ise bireyleri millet yapmak gibi ulvî bir değere sahiptir. Bu yüzdendir ki tüm ülkeler, millî eğitim vasıtasıyla milletine bağlı, ülkelerinin çıkarlarını düşünen bireyler yetiştirir.

Çocuklarımızı ve gençlerimizi, çağımızın gereklerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilen, milli ve manevi değerleri benimseyip özümsemiş, demokratik kültürü kavramış insanlar olarak yetiştirmek hepimiz için onurlu bir sorumluluktur. Bununla birlikte, araştıran, düşünen, sorgulayan bir eğitim ortamına ulaşmamız da şarttır.

Ülkemizin büyük avantajı olan genç nüfusu çağdaş bilgi, beceri ve formasyona sahip kıldığımız takdirde, Türkiye’yi lider ülke hedefimize taşıyacağımıza inanıyoruz.

Millet olarak belirlediğimiz amaçlara gidebilmemizin yolu, hızı ve kalitesi; doğal olarak öğretim kadrosunun niteliği ve huzuru ile yakından alakalıdır.

Bu kutsal mesleğin mensuplarının biriken sorunları çözülemediği sürece gelecek kuşakların iyi yetişmeleri ve donanımlı olmaları sağlanamayacak, bu kapsamda ortaya çıkacak külfetler maalesef telafi edilemeyecektir.

Hangi gerekçelerle olursa olsun, öğretmenlerimizin mahrum bırakıldığı hak ve imkânlar, bir zaman sonra karşımıza ağır maliyetler çıkaracak; “huzursuz öğretmen, eğitimsiz öğrenci ve gerileyen ülke” kısır döngüsüne hapsolmaktan başka bir seçeneğimiz kalmayacaktır.

Gelecek nesillerin yetişmesinde, olgunlaşmasında, fikir ve kanaat sahibi olmalarında hayati bir rolü olan öğretmenlerimizin, aziz millet varlığı açısından taşıdığı önem hiçbir şeyle kıyaslanamayacaktır.

Bu itibarla kanayan ve tahammülü kalmayan bir noktaya gelen atanamayan öğretmenlerin beklentilerini karşılamak ve çağrılarını cevapsız bırakmamak çok önemlidir.

Bu vesileyle başta başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Gazi öğretmenlerimizin, atama bekleyen öğretmenlerimizin, geleceğimizin mimarı bütün öğretmenlerimizin, Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. 2017 yılında terör kurban verdiğimiz Aybüke Yalçın ve Necmettin Yılmaz öğretmenlerimiz ile tüm şehit olan öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Son Güncelleme: 27.11.2017 14:18
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol