01 Aralık 2017 Cuma 17:44
Erdoğan ve yakınlarından Kılıçdaroğlu'na 1,5 milyon liralık tazminat davası

Cumhurbaşkanı Erdoğan, oğlu Ahmet Burak Erdoğan, eniştesi Ziya İlgen, kardeşi Mustafa Erdoğan, dünürü Osman Ketenci ve iş adamı Mustafa Gündoğan'ın avukatları tarafından hazırlanan dilekçe, İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sunuldu.

Avukatlar Ahmet Özel, Ferah Yıldız, Hatice Özay, Sara Kanalkaya, Ömer Faruk Karagüzel, Murat İlvan, Abdulsamet Aydın, Ela Ezgi Yelmen tarafından hazırlanan dilekçede, Kılıçdaroğlu'nun 28 Kasım'da partisinin grup toplantısındaki konuşmasına yer verildi. Dilekçede, Erdoğan ve adı geçenleri hedef alan, küçük düşürücü, aşağılayıcı, gerçek dışı ithamlar isnat ederek ağır hakaretlerde bulunan Kılıçdaroğlu'nun, müvekkillerin toplumun kin ve nefret duygularına maruz bırakılmasına sebep olduğu kaydedildi. 

Kılıçdaroğlu'nun "Sen ve ailen vergi cennetinde bir sterlin ile kurulan şirkete milyonlarca dolar para kaçırdın", "Amacın vergi kaçırmaktı", "Sen milli değilsin, bunun belgesi de elimdeki salladığım belgeler" şeklinde iddialarda bulunduğu aktarılan dilekçede, şu ifadeler kullanıldı: 

"Müvekkillerimize yönelen haksız fiil net olarak budur. Davalının bunları ispatlaması gerekir. Cevabımız; yurt dışındaki herhangi bir şirkete vergi kaçırmak veya herhangi bir nedenle para göndermiş değiliz. Yurt dışına milyonlarca dolar para kaçırdığımızı ispat ettiğini söylediği belgeler, iddiasını ispat edemez. Çünkü iddia, maddi gerçekle bağdaşmıyor. Bu nedenle en basit tabirle bu belgeler üretilmiş belgedir, yani sahtedir. İddia gerçek olmadığından hiçbir belge iddiayı ispat edemez, o halde elde sallanan belgeler gerçek değildir, iddia bakımından üretilmiş belgedir, yani sahtedir."

Dilekçede, Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında, Erdoğan'ın yakınlarının yurt dışına para gönderdiğini iddia ettiği ve güya bu hayali iddialarını destekler nitelikteki belgeleri elinde sallayarak mantık dışı ithamlarını ispat ettiğini öne sürdüğü belirtildi. 

- "Yıpratma ve hakaret politikasını ileriye taşımıştır" 

Dilekçede, şu ifadelere yer verildi:

"Kürsü marifetiyle salondaki topluluğa ve basın yayın aracılığıyla tüm Türkiye kamuoyuna ulaşan bu asılsız söylem, davalının uzun süredir izlediği iftira kampanyasının izdüşümü niteliğinde olup gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. Müvekkiller yurt dışına vergi kaçırmak için milyon dolarlar göndermemiştir. Bu maddi gerçek, bir vakıadır. Bunu ispat ettiğini söylenen belgeler üretilmiş belgelerdir, yani sahtedir. İddiamız; iddia, maddi gerçekliğe aykırı olduğundan, bunu ispat ettiği iddia olunan elde sallanan belgeler sahtedir. Bahse konu sahte ve asılsız belgeler davalı tarafından bir medya kuruluşuyla yahut herhangi bir savcılık makamıyla paylaşılmış da değildir. Sadece kendisinin uhdesinde bulunan bu uydurma banka dekontlarıyla müvekkilim Erdoğan'ı ve yakınlarını zan altında bıraktığını düşünen davalı, bahse konu dekontları elinde tutup kameraya sallamış, ancak her nedense uydurma içerikleri paylaşma yoluna gitmemiştir

Davalı elinde salladığı bir tomar belgelerle iftiralarını ispat ettiğini söyleyip 'Ben ispat ettim, şimdi söyle bakayım alçak kim?' demiş ve müvekkilime alenen 'alçak' yakıştırmasında bulunarak hakaret etmiştir. Sonrasında bununla da yetinmeyip müvekkilimin iftiralar doğrultusunda hareket etmesi gerektiği dayatmasında bulunmuştur. Öyle ki davalı açıkça müvekkilime mesnetsiz olgular sunmuş ve bunlar doğrultusunda hareket etmezse 'haysiyetsiz' olacağını söyleyerek yıpratma ve hakaret etme politikasını ileriye taşımıştır."

- "İtibar suikastine girişen davalı"

Dilekçede, iş adamı Mustafa Gündoğan'ın davalının iddiasının aksine hiçbir zaman Recep Tayyip Erdoğan'ın özel kalemi olarak görev yapmadığı belirtilerek, "İtibar suikastine girişen davalı doğruluğu bulunmayan bilgilerle dezenformasyon yaparak iddialarındaki tutarsızlıkların göze batmaması için çaba göstermektedir. Bu doğrultuda müvekkilim Mustafa Gündoğan için 'eski özel kalem müdürü' ifadelerini kullanan davalının basit bir yanılgıya düştüğünü düşünmek yanıltıcı olacaktır. Zira, davalı bu yalan bilgiyi asılsız komplo teorisine dayanak yapmaktadır. Basit bir araştırmayla Erdoğan'ın eski özel kalem müdürlerini öğrenebilecekken halkı yanıltma yolunu tercih etmesi kötü niyetinin açık bir göstergesi durumundadır." denildi. 

Davalının Erdoğan için "Sen ne yerlisin ne millisin, sen gayri millisin" diyerek şahsını ve görevde bulunduğu yüce makamı hedef aldığı ve bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne de saldırıda bulunduğu vurgulanan dilekçede, "Müvekkilimin tüm bu hususlara katlanması, göz yumması kendisinden beklenemeyeceği gibi bir ülkenin Cumhurbaşkanı'na 'sen gayri millisin' sözlerini sarf etmek ve bunu yaparken de iftiralara sarılmak adalet ve hakkaniyet kavramlarıyla bağdaşmayacaktır." değerlendirmesinde bulunuldu. 

- Yargıtay kararları örnek gösterildi 

Dilekçede, Kemal Kılıçdaroğlu'nun, çekinmeden ve sıkılmadan sarf ettiği sözlerin, televizyon, gazete ve diğer yayın araçları aracılığıyla halkın büyük bir kısmına ulaştığı belirtilerek, böylece müvekkili hedef alan ağır, tahammül edilmesi imkansız hakaret ve ithamları içerir yalan iddialara dayalı konuşmanın, çok geniş kitlelere ulaşarak müvekkilin aşağılanması, toplum önünde küçük düşürülmesi ve yıpratılmasının hedeflendiği kaydedildi. 

Davalının milletvekili olmasının kendisine hakaret ve iftirada bulunma hakkı vermeyeceği vurgulanan dilekçede, Anayasa'nın 83. maddesinde, milletvekillerine yönelik tanınan imtiyazın, sadece Meclis ve yasama faaliyetlerine ilişkin yapılan konuşmalarla sınırlandığı, hakaret içerikli sözlerin de bunun dışında tutulduğu anlatıldı. Dilekçede, davalının grup toplantısındaki sözlerinin, Meclis faaliyetine değil bir amaca yönelik müvekkillerin şahsına yapıldığını ve onları karalamaya yönelik olduğu aktarıldı.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin yasama dokunulmazlığı ile ilgili kararındaki "Milletvekilinin eleştirilere karşı verdiği yanıt, yasama faaliyeti ile uyumluluk teşkil etmeyip doğrudan davacının kişiliğini hedef alan, onur ve saygınlığına saldırı oluşturan hakaret niteliğindedir... Bu nedenle yasama dokunulmazlığı sınırları içerisinde değerlendirilemez." şeklindeki ifadelere atıfta bulunulan dilekçede, "Dolayısıyla davalının sarf ettiği sözler müvekkillere doğrudan saldırı niteliği taşıyor ve tamamıyla hakaret ve iftira içeriklidir." denildi.

- "Hedef tahtası" 

Dilekçede, Yargıtay'ın benzer bir kararı hatırlatılarak, davalının müvekkile yönelik "hırsız" yönündeki ithamlarının yasama dokunulmazlığı ile açıklanamayacağı ve açık bir saldırı niteliğinde olduğu belirtilerek, şunlar kaydedildi: 

"Söylenen sözler ve maruz kalınan haksız fiil; müvekkillerin hedef tahtası haline getirilmesine sebep olmuştur. Davalının kusurlu ve hukuka aykırı eylemiyle kişilik hakkı zedelenen müvekkillerimin bu eylem nedeniyle duyduğu acı, elem ve üzüntünün bir nebze olsun telafisi bakımından 1 milyon 500 bin lira manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 28 Kasım'dan itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı müvekkillere verilmelidir."  

Cumhurbaşkanı Erdoğan adına 500 bin lira, diğer 5 müvekkilin de 200'er bin lira manevi tazminat talebi bulunduğu bildirilen dilekçede, "İftira yollu hakaretin büyüklüğü dikkate alınarak talebin kısmen değil, aynen kabul edilmesi gerekmekte olup, talebimizin bu miktar üzerinden kabul edilmesi arz olunur." denildi. 

AA

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol