Darbe girişimi, demokrasiyi askıya alma faaliyetleri şeklinde somutlaşır. Darbe dönemlerinin, demokratik kurum ve kuruluşlar üzerinde tahribata yol açması kaçınılmazdır. “Askeri darbe  (Latincesi ile “coup d’etat), askeri komuta kademesindeki kişilerin dümende olduğu bir cunta tarafından fiziki güç kullanımını da kapsayan hukuk-dışı yollarla anayasal düzenin siyasi ve idari yöneticilerinin ansızın devrilip sıkıyönetim gibi olağanüstü yönetim usulleriyle iktidarın tamamen ele geçirilmesidir.  Darbeler, genellikle gece baskını şeklinde gerçekleştirildiği için müdahalelerin zamanlamasına dikkat çeken isabetli bir nitelendirmeyle, reel durumla da tam örtüştüğü için  “gecekondu yönetim” şeklinde adlandırılması mümkündür.

Kamu kudretinin üç temel ayağını oluşturan yürütme, yasama ve yargı erkleri ile demokrasilerde dördüncü kuvvet olan basın-yayın kuruluşları,  emir-komuta zinciri içerisinde bütünüyle darbecilerin kontrolüne geçtiği için, artık bu noktadan sonra mutlak iktidarın frenlenmesini ve sınırlandırılmasını amaçlayan “kuvvetler ayrılığı” prensibinden söz etmek mümkün olamayacağından siyasi rejim tipi, ister istemez “askeri diktatörlük”  niteliğine bürünür.

Anayasa hukuku bakımından amacı ne olursa olsun, demokrasi dışı yollarla siyasi iktidarı ele geçirmeye ya da paydaş olmaya çalışan her türlü girişim ya da kalkışma, anayasayı ihlal ve vatana ihanet suçunu oluşturur. Bunun ceza kanunlarındaki müeyyidesi gayet açıktır.

  Askeri müdahaleler ya da darbe girişimleri, başarıya ulaştığı takdirde,  anayasal düzen askıya alındığı ve “ihtilal hukuku” cari olduğu için “geçici anayasa”, “bildiri” gibi sözde hukuki düzenlemelerle intibak ya da geçiş evresi hukuku devreye girmektedir. Esasen bu bağlamda, genel geçerli bir sistem olmadığı için “her ihtilal kendi hukukunu yaratır” prensibi gündeme gelmekte ve rızaya değil de,  zorbalığa ve güce dayalı meşruiyet florası ortaya çıkmaktadır.  Özgürlükler kısıtlandığı ve çoğu kimse bunu kendiliğinden kanıksamaya başladığı için,  kişiler, günlük hayatta ifade hürriyeti anlamında başlarına iş açmamak için “kendi kendine sansür” şeklinde ifade edebileceğimiz bir ortamda yaşamaya mahkum olmaktadır.

 Demokrasi teorisinde, sivil toplumun darbeye karşı koyma hakkının kaynağı “direnme hakkı”dır.  Yöneticiler ile yönetilenler arasındaki ilişkiyi “toplum sözleşmesi” mantığıyla düzenleyen Anayasalarda bu hak açıkça tanınmış olmasa bile ontolojik yönden varsayılmaktadır. Ancak, bunun için tüm toplum katmanlarının konsensüs halinde ve birlik-beraberlik içerisinde olması,  ülke bütünlüğüne karşı bölücü emeller taşımaması şarttır.

Askeri müdahale dönemlerinde oluşturulan yönetimler, amacına ulaştıktan sonra yeniden sivil yönetime geçiş yapılacağını vurgulamak ve bundan kendilerine meşruiyet pompalamak için genellikle,  “geçici anayasa”, “komite”, “konsey”, “geçici hükümet”,  “kurucu meclis” oluşturma yöntemine başvurarak, meşru demokratik yapıları çağrıştıran sözde-meşru organlar kurma yoluna giderler.  Bunun sonucu,  anayasal demokratik organların kurumsallaşmasının kesintiye uğratılarak kurumsal hafızasının ve kültürün yok edilmesidir. 

Ülkemiz, çok partili siyasi hayata geçtikten sonra 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yaklaşık on yılda bir karşılaştığı kabus  gibi, askeri darbeler yüzünden her defasında on yıllarca geriye götürülmüştür. “Türkiye’ de darbeler ve cuntalar dönemi kapanmıştır, artık askeri darbe yapılamaz” derken 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan “darbe girişimi”, yaşadığımız yüzyılda memleketimizin hiç de hak etmediği bir rezalet tablosu ortaya çıkarmıştır. Sebebi ya da gerekçesi  ne olursa olsun,  her türlü darbe girişiminin karşısında dik duruş sergilemek, siyaseten demokrasinin tarafı olmak, partiler-üstü ve milli bir mesele olarak algılanmalıdır.  Tam da böyle takdire şayan bir anlayışla, 15 Temmuz darbe girişimine karşı meydanları dolduran kitleler,  darbenin akamete uğratılmasında ana etken rolünde, gurur verici bir birliktelik sergileyerek tarihe not düşmüşlerdir.  Bu aşamadan sonra izlenecek tutum, hayati önem taşımaktadır. Kahraman ordumuzu ve Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarını bütünüyle zan altında bırakıp yıpratacak, özellikle de,  “Mehmetçiği” demoralize edecek toptancı yaklaşımlardan titizlikle kaçınılması, demokrasiye saygının vazgeçilmez şartıdır.   

15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında sergilenen milli duruş, Türk Milletinin şanlı tarihine not düştüğü yeni bir imzadır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol