Düzen fikrinin önemsendiği, toplumsal cinnetin yaşandığı dönemlerde elbette birçok yanlış uygulamaların olduğu bir gerçektir. Zira kendisine inanan ve güvenenler her zaman kişisel muhasebeye de hazırdırlar. Ancak, nedense uzun yıllardır bir çifte standart demokrasi oyunu oynanmaktadır. Bu durum son Mehmet Ali Ağca olayında da yaşanmıştır. Mehmet Ali Ağca günahıyla sevabıyla bir döneme ait birisidir. Abdi İpekçi cinayetinin sanığı olan Ağca, Papa’ya da suikast düzenlemiştir.Gündemde en çok konuşulan konu ise Mehmet Ali Ağca’nın katil kimliğiyle hapisten nasıl çıkabildiğidir? Mehmet Ali Ağca’nın hapisten çıkması demokrasi havarileri tarafından kabullenilmemiş, Ağca’nın bir yerlerle ilişkilendirilmesine çalışılmıştır. Öncelikle Ağca’nın yargılanması ve cezanın infazı önemli bir hal almış, günlerdir toplumun her kesiminin konuştuğu bir konu haline gelmiştir.
Ağca hakkındaki tahliye kararı, sadece savcının işlemi olmayıp, iki ağır ceza mahkemesinin da onayı bulunmaktadır. Ağca dosyasında ilk defa karşılaşılan hukuki sorunlar söz konusudur. Bir kişiye, ne kadar suç işlerse işlesin en fazla 36 yıl ağır hapis cezası verilir. Aslında sorunlar bundan sonra başlıyor. Ağca’nın İtalya’da işlediği suç bu 36 yılın içine girer mi? Girerse Ağca’nın İtalya’da hapis yattığı 20 yılı 36 yıldan düşülürse geriye 16 yıl kalıyor. Öte yandan Ağca, 1991 yılında Turgut Özal’ın çıkardığı Terörle Mücadele yasası’ndaki indirimlerden ve 2000 yılında çıkarılan aftan yararlandığı takdirde 10 yıl daha düşülürse geriye 6 yıl hapis yatması gerekiyor. Ayrıca Kartal Cezaevi’nden kaçmadan önce Ağca’nın Türkiye’de 153 gün hapisliği bulunmaktadır. Bu sürede indirildiğinde geriye 5 yıl 7 ay kalıyor. Bu zaman sonucunda Ağca’nın tahliye olması gerekiyordu ve Ağca’da bu süreci hapis yatarak tamamlamış oldu. İşte Ağca tahliyesinin kısa hikayesi... Bu gelişmeler karşısında Adalet Bakanlığı Yargıtay’a ‘yazılı emir’ yoluyla başvurarak Ağca’nın tahliyesini bozmasını istedi. Anılan Bakanlık, İpekçi cinayetinden aldığı müebbet hapis cezasının, Papa suikastından aldığı mahkumiyetten düşülüp mahsup edilemeyeceğini, mahsup edilse bile Ağca’nın 19 yıl 1 ay 1 gün yattığını, bu paralelde infaz hesabının yanlış olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Şubat 1988 yılında 6.Ağır Ceza Mahkemesi, Ağca’nın İtalya’da mahkum edildiği için, Türkiye’de hüküm tesis edilmesine mahal olmadığına karar verdikten sonra savcı bu kararı temyiz etmiştir. Haziran 1988 yılında Yargıtay 1.Ceza Dairesi ise bu kararı onaylamıştır. Bu defa da Adalet Bakanı yazılı emir yoluyla (bugünkü gibi) bu onamaya karşı dosyayı Yargıtay’a götürmüştür. Temmuz 1988 tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu kararı yanlış bularak bozmuştur. Ağca’nın Türkiye’de de yargılanması gerektiğine karar vermiştir. Kasım 1990 tarihinde Yargıtay Genel Kurulu’nun anılan kararına rağmen, mahkeme yine Ağca hakkında yeniden hüküm kurulmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Nedeni ise Adalet Bakanlığı tarafından yazılı emir yoluyla yapılan bozmaların sanık aleyhine sonuç doğurmayacağıdır. Yani hukuki süreç çok karışık...
Bir suç hakkında verilecek cezayı tayin etmek için suçu oluşturan unsurları doğru belirlemek gerekmektedir. Arkasından sanığın işlediği suça karşılık gelen cezanın verilmesiyle yargılama süreci tamamlanmış olur. Bir kişi işlemiş olduğu suçun cezasını çektikten sonra hala suçlu olarak görülmeye çalışılması ya da öyle takdim edilmesi gerek hukukun genel prensipleri, gerekse de insan hakları açısından kabul edilemez bir durumdur. Elbette, Abdi İpekçi’nin öldürülmesi demokratik düzenin kayıplarından birisidir. Ama bu ülkede sadece Apdi İpekçi öldürülmedi! Bugün Türk milletinin ve Türk Devletinin birliğine ve varlığına düşman olan; askeri, polisi, vatandaşı şehit eden hainlere katil denilmiyor da, hatta onları topluma kazandırma gibi komik çözümlerin peşinden koşuluyor, ama bir tarafta da bir dönemin şartlarından ve toplumsal cinnet psikolojinden kaynaklanan bir ruh haliyle işlediği bir suçtan dolayı hüküm giymiş ve yıllardır cezaevinden kalan bir kişiye hala katil deniliyor. Üstelik bu kişi işlediği suçun cezasını da çekmiş... Teröriste gelince insan hakkı oluyor da, sadece ideolojiden kaynaklanan husumet doğrultusunda durmadan birilerinin katil yaftasını yapıştırması normal oluyor öyle mi? Bu durumun demokrasi ve insan haklarının genel ilkeleri çerçevesinde kabul edilebilir bir tarafı bulunmamaktadır. Niyetim Ağca’yı savunmak değil, ancak ortada tüm çıplaklığıyla duran çifte standart durumu da görmezden gelmem de söz konusu olamazdı.
Bu ülkede Deniz Gezmiş’in idamı yıllarca konuşuldu. Apdi İpekçi’nin öldürülmesi yıllarca tartışıldı. Ama kimse 21 yaşında darağacında hayata gözlerini yuman, idealist ve yürekli Mustafa Pehlivanoğlu’ndan, ciğerleri patlayasıya kadar hava basılarak öldürülen Dursun Önkuzu’dan, bir suikasta kurban giden Gün Sazak’tan bahsetmedi. Söyler misiniz lütfen, birilerinin ölümü daha mı değerli?Apdi İpekçi, Dursun Önkuzu’dan daha mı değerliydi? Öyle ya, rahmetli Pehlivaoğlu ve arkadaşlarının suçu sadece yaşadığı toprağı çok sevmekti! Hep belli bir ideolojinin tarafları Türk toplumunun önüne getirildi. Her şeyi sadece onlar hak ediyorlardı. Sanki çok bağıranın çok haklı olduğu gibi bir izlenim doğdu. İşte böylesine çarpık yaklaşımlar Türk milletinin vicdanını yaraladı. Hukukta eşitlik prensibi sadece kitaplarda değil, uygulamada da gösterilmesi gerekir. Bugün hain teröristlerden bile esirgenmeyen iyi niyet, ne olduğu belli olmayan topluma kazandırma düşüncesinin, nedense başkalarına gelince hiç mi hiç gündeme gelmediği görülmektedir.
Batı toplumları sınıflıdır. Sınıfların tayininde güç önemli bir faktördür. Bunun için güç Batı toplumlarında belirleyici faktördür. Mesela düello bu konuda dikkat çekici bir örnektir. Düelloda kazanan, prensip olarak haklı sayılırdı. Bugüne gelindiğinde acaba birileri zihinlerde geçmişin hesaplarını görmek için zihinsel düelloyu mu düşünüyor? Türk toplumunda hak sahibi, adalet anlayışından dolayı güçlüdür. Bu durum Türk toplumsal yapısının en temel özelliğidir. Tarihsel husumetlerini pusula yapanlar, geleceğin girdabından kurtulamayacaklardır. Gün Türk milletinin gelecekteki vizyonunu belirleme günüdür.
Bu çerçevede Türk toplumunun düzen anlayışının devamlılığı, her şeyden önce bir arada ve faklılıklara tahammül ederek gerçekleşecektir. Toplumsal düzenin önemli fonksiyonlarından biride adalet anlayışıdır.Adalet toplumsal düzenin olmazsa olmaz bir unsurudur. O bakımdan her kes adalet konusundaki tavır ve davranışlarına dikkat etmelidir. Bir kişinin suçunu çektikten sonra ideolojik ve benzeri sebeplerden dolayı hala suçlu olarak takdim edilmesi, hukukun prensipleriyle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan çifte standart uygulamalara son verilmeli, adaletin verdiği karara saygı duyulması gerekmektedir.