Türk Modernleşmesi ve Devşirme Aydın Tipolojisi

 Modernite, modern kapitalist endüstriyel devletin gelişimine paralel olarak geleneksel düzenin zıttı; ilerlemenin, ekonomik, idari rasyonalizasyonun ve sosyal yapının farklılaşmasının meydana geldiği bir aşamayı ifade eder.

Modernite kimi düşünürlere göre cenneti yeryüzünde kurma projesidir. Leo Strauss’da bu görüşte olan bir düşünürdür. Aslına bakılırsa Marx dahil bütün modernistlerin böyle bir düşüncesi vardır. Birçok modernist düşünürün yeryüzü cenneti kurma düşüncesi düzen fikri ile ilgilidir. Örneğin Hobbes’de devlet, J.Locke’ta pazar, Marx’da komünizm olarak ifade bulan düzen fikirleri, toplumda derin bir değişimi de öngörmüştür.

 Hegel ise moderniteden bahsettiğinde geçmişi ve şimdiyi birleştiren tarihsel bir bağlama işaret ediyordu. Bununla birlikte, modernite kavram olarak 5.yüzyıla kadar giden bir kullanıma sahiptir. Bu anlamda modern demek, eskinin antitezi olarak şimdi ya da şimdiki zaman demektir. Hal böyle olunca, bir toplumu modern yapan, o toplumun kendisini geçmişten farklılaştıran bir özdeşliğe tabi kılması olmaktadır.

 Batı düşünce hayatında modernleşme dünden bir kopuşu, bir farklılığı ifade ederken bir dönemsel yapıyı yansıtmıştır. Oysa Türk modernleşmesinde dönemler arası bir bütünlük, uyum söz konusudur. Batı toplumunda modernleşme öncelikli olarak mekanik bir süreç olarak algılanmıştır. Ancak Türk modernleşmesinde tefekkür her şeyden önceliklidir. Türk modernleşmesinde bireyle toplum iç içeyken, Batı modernleşmesinde birey her zaman öncelikli olmuştur.

 Türk modernleşmesinin Ahmet Yesevi’ye kadar uzanan bir tarihi vardır. Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre Türk modernleşmesinin önemli isimleridir. Batı, Ortaçağ karanlığında inanılması güç sapkınlıkları ve çaresizlikleri yaşarken Türk modernleşmesi her açıdan dünyaya ışık olmuştur. O zaman modern olmak Doğulu veya Türk olmakla eşdeğerdir. İbn-i Sina, Necmeddin Kübra, Sadettin Konevi gibi ünü çağlarını aşmış Türk münevverleri Türk modernleşmesinin meşalesini yüzyıllar önce yakmışlardı.

 Ortaçağ bir korku çağıdır. Herkes her şeyden korkmaktadır. Gerçek yerini hayallere bırakmış, umut karaborsaya düşmüş, akıl intihar etmiştir. Düşünmeyen, korkuya teslim Batı toplumsal yapısında ruhların güneşi bir süre doğmamıştır. Tabiri caizse Batı toplumu zaman içindeki yörüngesini kaybetmiştir. Anılan çağda öyle sapkınlıklar yaşanmıştır ki; baba kızıyla birlikte karı koca hayatı yaşabilmiştir. Böylesi bir dönemde Türk Modernleşme üstadları ahlak başta olma üzere her alanda insanlığa ışık saçmışlardır. Peki sonra ne oldu bize? 

 Modern olmanın batılı olmakla özdeşleştirildiği bir dönemden geçilmektedir. Bütün iyileri tekeline aldığı iddia edilen Batı karşısında Doğu sanki külkedisi muamelesi görmektedir. Batılı olmanın önemsenip her şeyin önüne koyulduğu süreçte yarı milli aydınlar önemli görevler ifa etmektedir! Bir defa, yarı milli aydınlar Türk insanın kendine olan güvenini ortadan kaldırmak için olmadık cinlikler yapmaktadırlar. Aynı zamanda, Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki dönemde başlayan devlet-millet ikileminde düzeltici ve birleştirici bir role sahip olması gereken Türk aydını topluma yabancılaşmış, devlete de tavır almıştır. Böylelikle devlet ile millet arasında çıkan sorunların çözüme kavuşturulması zaman almış, hatta bazı sorunların hala devam etmesine sebep olmuştur.

 Toynbee aydını,” yaratıcı azınlık olarak” tarif ederken aslında aydını toplumla bütünleşmiş ve toplum yararına çalışan bir kesim olarak düşünmüştür. Bugün Türk toplumunun en büyük sorunu olaylara yerli/milli bakabilen aydın sayısının çok az olmasıdır. Bu sebeple, sözde aydın taife modernleşme ya da Batılı olma adına her türlü değeri adeta meta pazarına çıkarmaktan çekinmemişlerdir. Kimliğimizi dışarıda arayan devşirme aydınlar, bu topraklarda ki her türlü soruna yabancıdırlar. Örneğin, Tunceli’de beş yiğit şehit olmuştur, fakat bu durum onların umuru değildir. Onlar için önemli olan olaylara objektif bakabilmektedir! Örneğin; Çin, Hindistan ya da Filipinler’de bir olay olsa, ya da biri ölse ayağa kalkan devşirme aydın taifesi Tunceli’de, Bingöl’de bu vatan için hayatını feda edenlerle ilgili kılını kıpırdatmaz. Onlar için, her türlü sapkınlık ve acayiplik düşünce borsalarında rekor kırarken, milli ve manevi konulara ilgili olmak gerici, cahil bir yaklaşımı ifade eder. Son tahlilde sözde aydın taife için hüküm cümlesi verilecek olursa; aslında onlar aydın değil, Sevr’i hayata geçirmeye çalışan uluslar arası organizasyonun taşeronlarıdır. Onlarda vatan kara parçasından ibaret, inanç ise ilkel dönemlerden kalma pre-modern bir durumdur.

  Türk Milleti artık böylelerini deşifre edecektir. Modern olmak Batılı olmak değildir. Tüm zamanların belki de en modernistleri diyebileceğimiz münevverlerimiz Türk modernleşmesini yüzyıllar öncesinden başlatmıştır. Bize düşen milli bir anlayışla bu meşaleyi en uzağa götürebilmektir.

 Not: Okuyucularımın mübarek Ramazan ayını güzellik, mutluluk ve huzur içinde geçirmesini dilerim.