İnsanlığın tekâmül aşaması hayal kırıklıklarına gösterilen direncin kararlı duruşunda ortaya çıkmıştır. İnsanlığın bilinen tarihinde sorunlar ve başarısızlıklar; en az başarı kadar bir vakadır. Hiçbir toplum başarıya, huzura, esenliğe güllerle dolu bir yoldan gitmemiştir. İnsanlığın ortaya çıkışından beri var olan kavga, tartışma, savaş bu söylenenleri doğrular niteliktedir. Bir Yunan sözünde ifade edildiği gibi; güzel olan her zaman zor olmuştur.
Hülasa güzele, doğruya ulaşmak hiç de kolay olmamıştır. Birçok tarihi şahsiyet yaşadıkları dönemde haklılıklarını ispat etmek için hiç de hak etmedikleri bedeller ödemiştir. Bunun yanında kişilerin yanında; idealist hareketler, fikirler de meşru ve haklı olduklarını kendilerine reva görülen zorlukları, hatta iftiraları aşarak anlatmaya, ispat etmeye çalışmışlardır. Bir kişinin ya da bir fikrin ısrarla kendini anlatmaya çalışması pozitif dışa açılma enerjisinin heba edilmesini de beraberinde getirmektedir. Günahkâr olunmadığı iddiası ve haklı olunduğu yönünde ki süreklilik arz eden savunma psikolojisi gerek kişinin, gerekse de bir fikrin özgüvenin zedeler. Yıllardan beri kendini sürekli anlatan, ama anlaşılmasında ve algılanmasında bir o kadar gecikilen, layık olduğu konuma gelemeyen fikir hareketlerinin en başında-belki de tek- ise Türk milliyetçiliği gelmektedir.
Türk milliyetçiliği toplumsal yapıda kabul ve karşılık gördüğünden beri kendini anlatmakta, haklı ve meşru olduğuna yönelik sürekli bir çaba ortaya koymaktadır. Ayrıca, Türk milliyetçiliği fikri gelişim mecrası içerisinde mensuplarıyla birlikte hak etmediği birçok haksızlığa, olumsuzluğa da maruz kalmıştır.
Türk milliyetçiliği toplum nezdinde kabul ve karşılık gördüğünden beri türlü zorluklarla karşılaşmış, mensupları birçok bedeller ödemiştir. Kaldı ki bu durum halen bir şekilde değişik hallerde devam etmektedir. Türk milliyetçileri haklı ve geçerli iddialarını, inançlarını samimiyetle savunurken, toplumsal algılama bazen aksi istikamette gelişebilmektedir. Ortaya çıkan bu algılama noksanlığı, Türk milliyetçiliğinin devamlı bir şekilde ne olmadığını, neyle bağı olmadığını anlatan bir ideoloji haline getirmektedir.
Bir ideolojinin ne olmadığını anlatması, ne olduğunu ifade etmesinden daha zordur. Bu bağlamda Türk milliyetçileri savunma psikolojinden bir türlü kurtulamamıştır. Türk milliyetçiliğinin sürekli kendini anlatmak zorunda kalması, mensupları arasında da zaman zaman yılgınlıklara neden olmuştur. Türk milliyetçilerinin ait olmaktan onur ve şeref duyduğu Türk milletinin, kendilerine yönelik tolerans ve ilgi düzeyinin düşük olması moral ve motivasyon değerlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Başka grup ya da ideolojilere hak edilenden fazla gösterilen alaka Türk milliyetçilerinde hayal kırıklığının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Türk milliyetçiliğinin yüz yılı aşkın fikri mücadelesinde toplum tarafından tam olarak anlaşılamamasının birçok nedeni olduğu doğrudur. Ancak nedenler ne olursa olsun sevilenin, sevene bir kez de olsa gülümsemesi; tahammül etmesi, kabul etmesi hiç de imkânsız değildir.
Türk milliyetçiliğinin muhteşem mazisindeki onurlu mücadelenin ana gayesi; Türk milletini mutlu etmek ve refah düzeyini arttırmaktan başka bir şey değildir. Bu süreçte milli kimliğine sahip, geçmişiyle barışık bağımsız bir Türkiye amaçlanmıştır.
Türk milliyetçiliğinin gelişim evrelerinin her birinde zorluk ve imkânsızlıklar hiç eksik olmamıştır. Ancak Türk milletine duyulan kara sevdayla; ‘Nemrutlar vız gelir, gül olur ateş bize' ifadelerinde de yer bulduğu gibi zorluklar aşılmıştır. Her türlü imkânsızlığı yenmek için kararlı olan Türk milliyetçiliği, Türk milletinden hak ettiği ilgi ve desteği beklemesi en tabii hakkıdır.
Öte yandan Türk milliyetçiliği kimi zaman da kendi içinde engeller inşa etmekte, bazı sözde mensuplarının maksatlı tavır ve davranışlarıyla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Herkesin aynı şeyi savunması mümkün değilse bile; müşterek kutsallar etrafında olgun bir yaklaşımla benzer davranışlar içinde olmak tutarlılık gereği olacaktır. Her söylenen sözün arkasında farklı niyetler aramak, ortaya konulan her davranışın samimiyetini sorgulamak hiç kimseye bir şey kazandırmayacaktır.
Bir defa Türk milliyetçiliği mensupları içe dönük tartışma ve çatışmaları bir kenara bırakmalı; tüm güçlerini Türk milletinin birliğini ve beraberliğini sağlamak için harcamalıdır. Bunun için Türk milliyetçileri birbirini sevmek konusunda tereddüt içinde olmamalıdır. Sorumluluk mevkiinde olmayanların eleştirisi, tartışması (haksız bir biçimde) çok kolay olmaktadır. Bu itibarla Türk milliyetçiliğine mensup olduğunu iddia edenler mutlaka sorumluluk mekanizmasında bulunanlara asgari tahammülü ve saygıyı göstermelidir. Bununla beraber Türk milliyetçiliğinin gelişmesi, Türk milletiyle buluşması için gösterilecek haklı, ama farklı tavır ve davranışları olgunluk içinde karşılamalıdırlar. Hiç kimse kendisinin daha çok Türk milliyetçisi olduğu yönünde determinist bir kabullenme içinde olmamalıdır. Her bir kişinin inancı, bağlılığı kendisine göre büyük ve önemlidir. İnançların barometresi, ortaya koyulan davranış ve kişisel kalite düzeyinin seviyesiyle ilişkilidir. Başkasının ne olduğu, neyle uğraştığından daha çok her birey öncelikle kendisine bakmalıdır.
Türk milliyetçiliğinin fazilet çukuru açıp, içine gömeceği günahı yoktur. Bu bakımdan sorunun bir unsuru olmak yerine, çözümün bir parçası olmak her şeyi değiştirecektir.
Artık Türk milliyetçileri ne olmadığını anlatmak yerine, ne olduğunu farklı araç ve yöntemlerle izah etmelidir. Türk milliyetçisi bir ressam, heykeltıraş, karikatürist, romancı, şovmen, atlet, şair, gezgin, uzun atlamacı, bilim adamı, mucit, bankacı, holding sahibi çıkmalı; bunlar Türk milliyetçiliğinin taşıyıcılarından olmalıdır. Türk milliyetçileri bir medeniyet projesine sahip olduklarını topluma hem anlatmalı, hem de muhataplarını bu yönde ikna etmelidir.
Cengiz Aytmatov'un Batı dünyasında tanınmasını sağlayan ‘Cemile' adlı hikâyesini Fransızcaya çeviren büyük şair Aragon, söz konusu hikâye için: "Dünyanın en güzel aşk öyküsü" demişti. Bu çerçevede Türk milliyetçisi bir yazarında dünyada konuşulan bir aşk kitabı olmalıdır. Türk milliyetçiliğinin sahip olduğu sevimli ve güzellik dolu tutarlı fikir örgüsü bir aşk kitabıyla ne güzel de anlatılır! Bu kapsamda Nobel Ödülü alanlara kızmak yerine, bir Türk milliyetçisi edebiyatçı Nobel'e aday olabilmeli, hatta Nobel Ödülünü kazanabilmelidir.
Türk milliyetçiliğinin hak ettiği toplumsal itibara ulaşabilmesi için içinde ki inanç zafiyeti geçirenlere de dikkat etmesi gerekmektedir. Gölgesi boyundan büyük, ideal yoksunu kişiler, kutsal ifadeleri çarpıtarak kendi idealsizliğine herkesi ortak etmek istedikleri uzun zamandır bilinen bir gerçektir. Bunun için Türk milliyetçiliğinin silkinmesinin, ne olduğunu anlatmasının zamanı geçmektedir. Bu süreçte Türk milliyetçiliğinin ve ilkeli Türk milliyetçilerinin gömülecek günahı, açılacak fazilet çukuru olmadığına herkesin inanması gerekmektedir.
Son tahlilde hayal edilen Türk medeniyetini kurma konusunda herkes azami derecede tarih önünde sorumludur.