Tehdit Algılamaları ve Yeni Dünya Düzeni (1)

Yeni yıla sonucu olmayan tartışma ve toplumsal gerginliklerin arttığı bir dönemde girilmiştir. Yapılan tartışmaların bir sonuca odaklandığı söylense de, tartışmalar neticesinde ortaya çıkan ihtilafların toplumun birlik, kişilerin dirlik duygusunu tehdit ettiği ortadadır.

"koşutluktan zıtlığa geçişi" yanlış bulur. Yani uzlaşmak varken, çatışmak affedilmez yanlışlığın filizlendiği yerdir. Antik Yunan'da Perikles, iktidara geldiği gün muhalefet partisinin başkanıyla demokrasinin ilkeleri konusunda anlaşmıştı. Bu anlaşmanın neticesinde meşruiyet boşluğu ortadan kalktı. Ayrıca sonuna kadar sözlerinin de arkasında durdular. Bu durum demokrasinin doruk noktalarından biri olarak anılır.

Ülkemiz açısından uzlaşmaya en çok ihtiyaç duyulan dönemlerden geçmekteyiz. Ne var ki bir bardak suda kasırgalar kopmakta, toplumsal kesimler birbirinden uzaklaşmaktadır. Bu arada bölgemizde çok önemli gelişmeler yaşanmakta, Cumhuriyetimizin geleceğini etkileyebilecek olaylar dramatik bir pembe dizi şeklinde hep arkası yarınlarla sahnelenmektedir.

Dramatik gelişmelerin başında Irak'ın devrik Lideri Saddam Hüseyin'in Mübarek Kurban Bayramı sabahı asılması gelmektedir. Saddam Hüseyin 133 Şii'nin ölümüyle sonuçlanan Duceyl Katliamı gerekçe gösterilerek idam edilmiştir. İdam kararını veren hakimlerin Kürt, idam edenlerin ise Şii olması düşündürücüdür. Bununla birlikte Şii cellatların, Şii Lider Sadr lehine sloganlar atması ve bu manzaranın dünyaya basın yoluyla servis edilmesi var olan gerilimleri, mezhep farklılaşmasındaki kini daha kuvvetlendirmiştir. Artık Irak yeryüzü cehennemi olmuş, müşterek akıl kaybolmuş durumdadır. Son tahlilde Saddam Hüseyin'in asılmasını bir Anglo- Sakson taktiği olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Artık yanı başımızda ki bir ülkede her gün ortaya çıkan ölümler normal karşılanmaya başlanmıştır. Irak'ın olası taksiminde Sünniler dışlanmış, kartlar Şiiler ve Kürtler arasında dağıtılmıştır. Bu durum şüphesiz Ülkemiz için istenmeyen bir durumdur.

Kuzey Irak'ta ortaya çıkan fiili devlet oluşumu güvenliğimizi tehdit edici bir boyuttadır. Sözde kırmızı çizgiler ilan etmenin nefesleri yormaktan başka pratik hiçbir sonucu olmamıştır. Üstüne üstelik Cumhuriyetimizin bu denli tehdit algılamaları ile karşı karşıya bulunduğu bir dönemde milli değerlerin tartışılmaya açılması da işin başka hazin tarafıdır. Diğer taraftan önceleri PKK terör örgütüne karşı kullanılan aşiret liderleri, bugün Kürt Devleti'nin kuruluş aşamasını tamamlamışlardır. Kerkük'te yaşanılan olumsuzluklar milli düşünen her kişide derin bir üzüntüye neden olmaktadır. İmralı canisinin, İmralı'da avukatlarıyla yaptığı görüşmede Kuzey Iraktaki Kürt oluşumundan olumlu söz ederek, Irak Cumhurbaşkanı Talabani'ye teşekkür ettiği basına yansımıştır. Bu durum eskiden karşı karşıya bulunanların, müşterekler çerçevesinde hareket ettiklerini göstermesi bakımından anlamlıdır.

Nitekim kontrolden ve istikrar sürecinden çıkan Irak, parçalanmaya hızla gitmektedir. Irak'ta iç savaşın tüm görüntüsü bulunmaktadır. Irak'ın parçalanması Ülkemiz açısından istenilmeyen bir durumdur.

1990 yılların başında PKK terör örgütüne karşı amansız bir mücadele verilmiş, terör örgütünün özerklik talepleri her platformda ciddiye bile alınmamıştı. Ayrıca o yıllar itibariyle bir Kürt Devleti'nin kurulması zaten mümkün değildi. Bunu Ülkemizle birlikte ne Irak, ne de İran rıza gösterirdi. Bugün artık Saddam sonrası dönem her türlü istikrarsızlığı içinde barındırmaktadır.

Diğer taraftan Türkmenistan Lideri Saparmurad Niyazov kalp krizi neticesinde vefat etmiştir. ABD-Rusya rekabetinin, ABD-İran krizinin, Hazar Havzası'nın tam ortasındaki paylaşım kavgasının kavşağındaki ülke olan Türkmenistan'ın Lideri'nin ölümü Türk dünyasında endişe ve üzüntüye neden olmuştur. Türkmenistan-Çin, Türkmenistan-İran, Türkmenistan-Rusya doğalgaz anlaşmalarıyla bölgesel dengenin bir unsuru haline gelen Türkmenistan'ı yeni dönemde birçok sorun beklemektedir. Türkmenistan; 22,5 trilyon metreküp doğalgaz rezervi üzerinde bulunan ve Asya'nın ikinci büyük gaz ihtiyacını karşılayan ülkesidir. Türkmen Başı Çin ile Kazakistan ve Özbekistan üzerinden döşenecek boru hattına imza atmıştı. Ocak 2009'dan itibaren Çin'e 30 milyar metreküp doğalgaz taahhüt eden de yine Türkmen Başıydı. ABD'nin ise Hazar'ın altından; Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye üzerinden ( Bakü-Tiflis-Ceyhan'a paralel) Türkmen doğalgazını Akdeniz'e ya da Afganistan ve Pakistan üzerinden Hint Okyanusu'na çıkarılması hazırlıkları yaptığı bir dönemde Türkmen Başı hayata gözlerini yumdu.

Bu bağlamda yanı başımızda geleceğin dünyası masaya yatırılmış, küresel strateji satranç tahtasında hamle üstüne hamle yapılmaktadır. Mesela Afganistan'ın işgalinin Unocal'ın boru hattı projesi ile bağlantısı olduğu tartışılmakta, Taliban'ı finanse edip iktidara getiren şirketlerin de bunlar olduğu iddia edilmektedir. Yine Kosova'daki Arnavut direnişinin ve Kosova için verilen NATO desteğinin Trans-Balkan boru hattıyla ilgisi olduğu konuşulmaktadır.

Öte yandan Çin ile Sudan 3 milyar Dolarlık bir enerji anlaşması yapmış, Çin Hükümeti enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü Sudan'dan karşılamaya karar vermişti. Çin, ayrıca Kızıldeniz'e petrol boru hattı döşeyecekti. Çin ve Asyalı petrol şirketleri Afrika'nın birçok ülkesindeki enerji yatırımlarını kontrol etmeye başlamışlardı. Sudan ile Çin arasındaki bu yakınlaşmaya sanki Darfur'dan cevap gibi bir karşılık geldi. Darfur'da iç savaş çıktı. Sonuçta ABD, Darfur'a, yanına BM'ni alarak insani müdahalede bulundu! Belki de Sudan; Çin ile yakınlaşmanın bedelini Darfur'da ödedi. Şimdi ise komşu ülke Etiyopya Sudan'a saldırmış bulunmaktadır.

Bu gelişmeleri şunun için ifade ediyorum: Türkiye'nin güvenliği ve gelişmesi Ortadoğu-Afrika-Asya üçgenindeki sosyal, politik ve ekonomik fay hattına yakından bağlıdır. Bu nedenle içe dönük sonucu olmayan tartışmalar bize zaman ve enerji kaybettirmektedir. İçe dönük tartışmalar ne zaman yoğunlaşsa, çevremizdeki ekonomik ve politik gelişmelerin de bir o kadar şiddetlendiğini tarih yazmaktadır. Ulus-Devlet ile küreselleşme arasında geçen mücadelenin boyutu geleceğimiz açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu itibarla bölgemizdeki gelişmelere bigane kalmamız beklenmemeli, hizip ve ihtilaflara fırsat verilmemelidir. Ayrıca sıcak gelişmelerin yaşandığı coğrafyamızda ortaya konulacak dinamik ve kararlı milli yaklaşımlar, ofansif bir dış politika Ülkemizin rekabetçi gücünü arttıracaktır. Dünyanın mücadele zemini artık Ortadoğu-Afrika-Asya üçgeni olacağı açıktır. Bilim tarihçisi George Sarton; "İslam olmasaydı Rönesans gerçekleşmezdi" derken coğrafyamızın tarihi gücünü işaret etmiştir. Bu bakımdan yeni dünya düzenin temelleri özellikle Türk-İslam coğrafyasında atılacağa benzemektedir. Yanı başımızda gelişmelerin öznesi olmak için yıkıcı ve temeli olmayan tartışmalar bir an önce sonlandırılmalıdır...