Türk kurtuluş mücadelesini inançla ve kahramanlıkla yürüten milliyetçiler, bu mücadelenin her aşamasında Türk milletinin onurlu yaşama amacının gerçekleştirilmesine adeta iman etmişlerdi. Bunu sağlamak için ise kayıtsız şartsız bağımsız olmak gerektiğine inanıyorlardı. Mustafa Kemal Nutukta konuyla ilgili olarak şöyle demektedir: "...Ne denli zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak durumundan kurtulamaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir..."
Mustafa Kemal Atatürk bu ifadelerin yanında Nutukta; Türk'ün onurunun ve yeteneklerinin çok yüksek ve büyük olduğuna işaret etmekteydi. Böyle bir milletin, tutsak yaşamaktansa yok olmayı tercih edeceğini belirtiyordu. Mana yüklü şu sözler ona aittir: "...Öyleyse ya bağımsızlık, ya ölüm..." Bu sözler gerçek kurtuluşu isteyenlerin çağları aşan kutlu ifadeleridir.
Nitekim Cumhuriyet'in ilanı da, bağımsız bir şekilde var olma ve Türk milletinin kendi kendine yönetimini sağlamanın bir tezahürüdür. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, bu zamandaki milliyetçilerin kararlılığını şu güzel ve anlam yüklü sözlerle belirtmiştir: "...Bedeli kanla ödenerek kazanılan zaferlerin hepsi; tam bağımsız yaşama konusunda müzakere ve tartışma kabul edilmeyeceğinin bir kanıtı olarak değerlendirilmelidir... Asırları aşarak gelen kutlu vatan emanetinin muhafazası ve gelecek kuşaklara devri konusunda sahip olduğumuz tartışılmaz niyeti ve göstereceğimiz milli gayreti bu vesileyle bir kez daha ilan ve ilam ediyorum..."
Türk vatanının girdiği esaret sarmalından çıkması, mahkûm edilmeye çalışılan teslimiyet prangasının kırılıp atılması emin olun ki milliyetçi atalarımızın eşsiz ve cesaret yüklü mücadelesi sonucunda gerçekleşmiştir. Özellikle son dönemdeki gelişmeler doğru ve sağlıklı bir şekilde analiz edildiğinde; bağımsız kararlar alabilmenin, kendi geleceğimiz üzerinde kimsenin söz ve mülahazasının olmamasının önemi daha iyi anlaşılabilecektir. Ancak, bu hususun önemi ne kadar fazla olsa da hali hazırda; bağımlı olmanın ortaya çıkardığı sakat işleyişe de her duyarlı vatansever şahit olmaktadır.
Bugün ittifak ve anlaşmalar arasına sıkışmış olan bir Türkiye manzarası ile karşı karşıyayız. Bu itibarla kendimize has politikalarımızı uygulamada haddinden fazla zorluk çekiyoruz. Ne yazık ki olaylar karşısında takındığımız tutum genellikle başkalarının beklentilerine göre şekilleniyor. Bu durumu da uluslar arası ilişkilerin gereği olarak gerekçelendiriyoruz. Kaldı ki birlik ve organizasyonların himmetine kendisini teslim etmiş olan bir devlet ne dereceye kadar bağımsız olur? Oysa herkes Kafkasya'daki son gelişmeler karşısında Rusya'nın tutumunu gördü. İşte bağımsız bir ülke böyle olur!
Cumhuriyet'i kendi geleceğimiz üzerinde tek söz ve hakka sahip olmak amacıyla ilan ettiğimizde; uluslar arası zemin çok daha kaygan ve karmaşıktı. Buna rağmen, bu bağımlı yapıyı ters yüz eden, dayatılanları elinin tersiyle iten ve Türk milletine gücünü hatırlatan milliyetçiler vardı. Çok şükür ki bugün de milliyetçiler yine aynı feraseti muhafaza ediyor. Sahip oldukları tüm zamanları aşan vakar ve tutumlarını, nam ve hesabına hareket ettikleri Türk milletine ulaştırmak için var gücüyle uğraşıyorlar.
Bilinmeli ki Türk milliyetçileri bağımsız ve özgür yaşamanın yegâne çaresidir. Çünkü bağımsız olma milliyetçilerin vazgeçilmez bir karasevdasıdır. Buna hepimizin öncelikle inanması gerekiyor. Bu inanç beklenilen ve arzu edilen yönetme sorumluluğunu mutlaka getirecektir.
Dava adamlığı makam göre tayin olmaz. Ancak dava adamı inanır ve inandığının gereğini yaparsa makam zaten kendiliğinde gelecektir. Türk milliyetçileri bir ulus-devlet yapılanması olan Türkiye Cumhuriyeti'nin hangi badireleri atlattığını çok iyi biliyor. İçte ve dışta karşılaşılan engeller aşılarak, kurulan tuzaklar yırtılarak, kurgulanan oyunlar bozularak Cumhuriyet'e giden milli yol hazırlandı. Elbette bu çileli yol kolay oluşmadı. Aynı zamanda değerlerimizi tıpkı bugünkü gibi çarpıtarak, manevi kabullerimizi istismar ederek varlıklarını korumaya uğraşanların suyu bitmiş çaydanlık gibi ses çıkarmaları da görüldü. Ancak idealist bir neslin bu olumsuzluklara teslim olması mümkün değildi. Zaten öyle de olmadı.
Şimdi bir edebiyat klasiğinden örneklerle söylemek istediklerimi daha da somutlaştırayım. Reşat Nuri Güntekin'in ‘Yeşil Gece' isimli romanı beğenerek okuduğum kitaplardan birisidir. Roman bugünlere örnek olacak bir özelik taşıdığından, bana göre popülerliğinden bir şey kaybetmiş değildir.
31 Mart olayın hemen sonralarıdır. Roman kahramanı Şahin Efendi bir süre medresede okuduğu için dini kullanan yobazların iç yüzünü öğrenir ve memleketi yalnız maarif okullarının kurtaracağına inanır. Kendi isteğiyle İzmir'in Sarıova Sancağı'na gider.
Kasabada ki mücadelesi tam bir idealiste göredir. Bundan rahatsız olan din bezirgânları ve onlarla işbirliği halinde olan kasaba ileri gelenleri, birçok tertip kursa da Şahin Efendi hepsini tek tek atlatır. Hatta kasabada bir öğretmenin kundakçı olmadığını kanıtlar. Bu arada Yunan işgali dengeleri bozsa da, Şahin Efendi mücadelesinden asla vazgeçmez.
Bu defa da Yunan işgaline karşı mücadeleye başlar. Ancak bunu yaparken kasabada dini kullanan tacirler ortadan kaybolur, bir kısmı da düşmanla işbirliği yapar. Şahin Efendi, birçok kişiyi hapisten kurtarır; birkaç aileye bakar; onurlu bir mücadele sergiler. Ancak sonunda yakalanır ve bir Yunan adasına sürgüne gönderilir.
Cumhuriyet'in ilanından sonra kasabaya döner, ancak umduğu ortamla karşılaşmaz! Muhatap olduğu olaylar karşısında derin bir hayal kırıklığına uğrar. Zira Şahin Efendi'nin adı işbirlikçiye çıkmıştır. Yunan kuvvetlerine hizmet ettiğine inanılmaktadır. Asıl kendileri işbirlikçi olan yobaz takımı, uydurdukları bir masalla Şahin Efendi'yi toplum dışına iterler. İlk şaşkınlıktan sonra Şahin Efendi kendini toparlar ve eski kararlılığına tekrar kavuşur. Nitekim hakkını arayacak, eskiden gösterdiği mücadeleyi yeniden ortaya koyacaktır.
Romanın sonunda; bir gün kasabadan çıkar ve yürümeye başlar. Bir dört yol ağzına gelir. Buradan kendi kendine şunları söyler: "Şu ortadaki yolu tutarsam beni zaferin ve inkılâbın doğduğu yere götürür. Orada derdimi nasıl olsa anlatırım."
İşte o yol; milliyetçilerin binbir emekle hazırladığı ve tam bağımsızlığa giden yoldur. O yolda adalet vardır. Vatana duyulan muazzam sevdayla örülmüş olan o yolun sonunda gururlu ve şahsiyetli bir yaşam kollarını açarak bekler. Şahin Efendi'de bunu biliyordu. Bunun için de orada derdini anlatabileceğinin farkındaydı. Bunu bugünkü milliyetçilerde biliyor. Bu nedenle mücadelelerinden asla geri durmayacaklar. Sonu ve bedeli ne olursa olsun...
Not: Okuyucularımın mübarek Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum.
-