Bu nedenle özellikle 1913’ten itibaren iktisadi hayatın Türkleştirilmesinde, milli iktisat anlayışının yerleşmesinde fikirleriyle katkıda bulunmuştur. Kendisi Alman milliyetçi düşünür Friedrich List’in fikirlerinden yararlanarak ulusal burjuvazinin yaratılmasının önemini vurgulamıştı. Ona göre milli iktisat, ancak ahlak sorununa çözüm bulduğu bir ortamda yeşerebilirdi. Ne yazık ki hakim iktisat düşüncesi vurgun, talan, hortum anlayışını yüceltirken, ahlaki yapıyı her geçen gün yıpratmaktadır. Böyle bir ortamda milli iktisat anlayışını yerleştirmek imkansıs olmasa da, zaman alacak gibi görünmektedir. Peki ne yapılabilir?
Öncelikle, Anglosakson ekonomi anlayışının bir yansıması olan borsayı rasyonel bir yol gösterici olarak kabul etmemek, üretmeden spekülasyona dayalı para kazanma sürecini sorgulamak gerekmektedir. Kapitalizmin mabedi olan borsadaki fiyatlar, kolaylıkla mal piyasalarındaki uzun vadeli gerçek karlılık ile değil de, para akımlarının kısa vadeli getiri isteğiyle belirlemesine yol açmaktadır. Spekülatif para atakları ise gelişmekte olan piyasalarda her an krizi tetikleyecek bir tehdit olgusu olarak ortaya çıkabiliyor. Muhtemel bir krizin her açıda faturasının ağır olduğu da yaşanılan tecrübelerle ortadadır.
1997 Uzak Doğu, 2000 Rusya krizi, 2001’de de Ülkemizde yaşanan kriz ve 2002 yılında Arjantin krizleri finansal piyasaların mal piyasalarından kopması sonucu oluşan balonların patlamasından başka bir şey değildi.Balonun oluşma nedeni; mal piyasalarının değil, finans piyasalarının güdümünde işleyen neo-liberal bir ekonominin ortaya çıkmasıydı. Ülkemiz başta olmak üzere, diğer gelişmekte olan ülkelerde; IMF ve Dünya Bankası destekli ekonomi politikalarıyla, mal piyasaları ile finans piyasalarını optimal bir dengeye oturtmak amacıyla, finans piyasalarının başı çektiği bir serbestleştirme süreci yaşandı. Finans piyasaları ve sermaye akışının serbestleştirilmesi; devletin bütçe açığının, optimal büyüklüğe sahip olmayan, sermayesi zayıf, çok sayıda bankadan oluşan bir bankacılık sistemi içinde tahvil ve bono yoluyla finanse edilmesiyle birleşince, mal piyasalarındaki karlılık tahvil piyasasında oluşan getirinin çok altında kaldı.
Bu bağlamda, mal piyasalarındaki karın finans piyasalarındaki getirinin altında kalması, bankacılık sektörü ve yüksek borçla çalışan şirketleri yaşamsal ölçüde zayıflattı. Ülke ekonomisini yönetenler, iç borcu serbest piyasa kuralları çerçevesinde döndürebilmek için bankalara yüksek faiz ödeyerek özel banka sahiplerine ve repo gelirlerine alışan orta sınıfa önemli kaynak aktarımı yapmak zorunda kaldılar. Ancak bu süreçte, devlet tahvillerini finanse eden bankaların finansal riskleri, tahvil piyasalarındaki fiyat dalgalanmaları ve açık pozisyonlarından dolayı çok arttı. Kaldı ki, mal piyasaları yerine iç borç tahvillerini finans eden bir bankacılık sektörünün güçlü olması beklenemezdi. Bu çerçevede, yüksek borçla çalışan şirketler ise, mal piyasalarındaki kazançları, finasman maliyetleri ve yeni yatırım gereksinimlerine yetmediği için, olanakları varsa, ya banka hortumladılar ya da bankalara olan kredi borçlarını geri ödemediler. Böylelikle ekonomik krizler hayatımızdan hiç eksik olmadı.
Ülkemizde sürdürülebilir bir büyümenin sağlanıp ekonominin krizlere karşı savunma refleksinin güçlü olması gerekmektedir. İstikrarlı bir ekonomik yapı, ekonomik karar ve kuralların milli olmasıyla mümkündür. Bu bakımdan milli bir iktisat anlayışına ihtiyaç bulunmaktadır. O halde milli bir iktisat sistemi için neler yapılabilir?
1-Dünyada başarıyla sonuçlanan stratejilerin çoğunda iyi tasarlanmış müdahaleci programlar uygulanmıştır. Doğu Asya mucizesi, ekonomik kalkınmayı teşvik eden ve finansal istikrarı sağlayan girişken kalkınmacı devletler tarafından tasarımlanmış ve yönlendirilmiştir. O bakımdan ekonomiye devlet müdahalesi mutlaka gerekmektedir.
2-Yabancı özel sermaye girişleri hızlı büyümenin sebebi değil sonucudur. Tayvan’ın, Güney Kore’nin ve Çin’in deneyimi buna örnektir.
3-Neoliberal sistemde finansal krizlerin sıkça görülmesi, IMF’nin ulusal hükümetlere karşı gücünü arttırmıştır. IMF yardımı, kayıtsız şartsız değil bir takım talep ve kısıtlamalarla birlikte gelmektedir. Yani, gelişmekte olan ülkelerin çoğulculuğu ve bağımsızlığı zedelenmektedir. Bu bakımdan IMF ve benzeri kurumlar sorgulanmalıdır.
4-Küreselleşmenin hızını ve biçimini belirleyen başlıca etken teknolojiden çok siyasal kararlardır. Teknoloji yalnızca olanakların sınırını belirler. O bakımdan alınacak siyasal kararların milli olması çok önemlidir.
5-Özellikle sanayileşmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkeler açısından en iyi politika serbest dış ticaret değildir. Günümüz sanayileşmiş ülkelerin kalkınması serbest dış ticaret yoluyla olmamıştır. Ülkemiz açısından, belirli sanayileri uluslar arası rekabetten korumak uzun vadeli kalkınma için gereklidir.
6-Seçici sanayi politikası uygulamak gereklidir. Bunun için bir kalkınma programı tasarımlanmalıdır. 2023’de kişi başı gelir için 20.000 dolar hedef konulması bunun için bir başlangıç olabilir.
7-KİT’lerin performansını arttıracak yöntemler, özelleştirmeden öncelikli olarak düşünülmelidir.
8-Uluslar arası özel sermaye hareketlerinin serbest olması, çok sayıda ağır, genel sorunu da beraberinde getirmiştir.İyi planlanmış sermaye denetimleri ekonomik gelişme için gereklidir. Japonya ve Güney Kore sermaye denetimlerini gerçekleştirmiştir. Çin ve Hindistan gibi ülkeler sermaye denetimini hala uygulamaktadır. Sermaye denetimleri, finansal istikrarı sağlayabilir ve iktisadi krizleri önleyebilir. Bununla birlikte sermaye denetimleri cazip yatırımları teşvik edebilir.
9-Özel kuruluşların dış kredi olanakları sınırlandırılmalı ya da çok sıkı kontrol edilmelidir. Borçlanacak kuruluşlar belli bir oranda devlete vergi ödemelidir.
10-Büyük miktarda portföy yatırımlarını denetim altında tutmamak istikrarsızlığa yol açabilir.
11-Doğrudan yabancı sermaye, Ülkemizin milli kalkınmasının ayrılmaz bir bileşeni olmalıdır. Onun için yabancı sermaye denetim altına alınmalıdır.
12-Spekülasyona dayanan ekonomik gelişme, gelir eşitsizliğini arttırarak mevcut toplumsal sorunları ağırlaştırmaktadır. Spekülasyona dayanan gelişme, yurtiçi finans piyasalarından çok yurtdışı piyasalarla bağlantılı küçük bir yatırımcı sınıfı oluşturmaktadır. Bunun sonucunda; siyasi ve ekonomik güç ulusal ve uluslararası düzeylerdeki finans camiasının eline geçmektedir. Spekülatif hareketler kontrol edilmelidir.
13-Sanayileşmiş ülkelerin çoğu, ekonomileri güçlenip istikrara kavuşana kadar kısıtsız konvertibilite uygulamasına geçmemiştir. Böylece kur istikrarsızlığından kaynaklanan baskılara dayanabilmişlerdir. Konvertibilite kısıtlamaları gündeme alınmalıdır. Çin ve Hindistan konvertibilite kısıtlamaları sayesinde döviz krizlerinden korunmuştur. Konvertibilite kısıtlaması olarak, devlet döviz talep edenden döviz lisans belgesi almayı şart koşabilir.
14-Sermaye denetimleri uygulamak koşuluyla, ayarlanabilir sabit kur sistemleri ihracatla büyümeyi ve finansal istikrarı destekleyebilir.
15-Merkez Bankası’nın bağımsızlığı sorgulanmalıdır. Bağımsız bir Merkez Bankası, milli çıkarlara hizmet eden, tarafsız, siyasetten bağımsız para politikası uygulamamaktadır. Merkez Bankası devlete, ülkenin ekonomik ve sosyal refahını önemli ölçüde etkileyen diğer kurumlar kadar hesap verebilmelidir. Merkez Bankası, siyasetin son tahlilde milletin üstünde değildir.
16-Sürdürülebilir ekonomik büyüme ve sosyal gelişme stratejik, iyi tasarlanmış ve doğru yönlendirilen devlet harcamalarına bağlıdır.
17-Lüks mallara yüksek oranda vergi koyan artan oranlı bir KDV sitemi hayata geçirilmelidir.
18-Finansal spekülasyon yüksek oranlı vergilendirilmelidir. Bireysel girişimler özendirilmeli, devlet bireysel girişimciyi korumalıdır. Ayrıca, moral değerler ekonomiye hakim olmalı; yoksullara yönelik fitre, zekat gibi davranışlar yaygınlaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.
Hakim ekonomik sistem insanımızı mutsuz ederek umutsuz bir hale getirmiştir. O bakımdan insanı temel alan Türk medeniyeti için yeni bir ekonomik anlayışı tartışmanın vakti gelmiştir. Türk insanının mutluluğunu hedef alan bir iktisadi yapı hepimizin özlemidir, ancak gün özlemleri hayata geçirme günüdür.
Kısaca Türk milletini karşılıksız sevenler ekonomik sorunlara karşı; ya bir yol bulacaklar, ya da bir yol yapacaklardır...