SİYASET

MHP'li Özarslan: Ne mutlu Türk’üm diyene, ne mutlu Ülkücüyüm diyene!

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Bahadır Bumin Özarslan “Malatya İl Başkanlığı Olağan Kongresinde” önemli açıklamalarda bulundu.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Bahadır Bumin Özarslan “Malatya İl Başkanlığı Olağan Kongresinde” önemli açıklamalarda bulundu.

Açıklama şu şekilde;

 Sizleri saygıyla ve hürmetle selamlıyorum. Malatya İl Kongremize hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Sözlerime başlamadan önce Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin selamlarını ve muhabbetlerini iletiyorum. Aranızda bulunmaktan dolayı duyduğum memnuniyeti bir kere daha ifade etmek istiyorum. Ayrıca 6 Şubat’ta yaşanan ve “asrın felaketi” olarak nitelendirilen depremlerden etkilenen illerimizden biri olan Malatya’ya ve Malatyalı vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır; yaralananlara ve tedavisi devam etmekte olanlara da acil şifa diliyorum.

Kıymetli Ülküdaşlarım,

 Bilindiği üzere, Anayasamızda ve Siyasî Partiler Kanunu’nda “demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru” olarak nitelendirilen siyasî partiler, belirli dönemlerde olağan kongrelerini yapma yükümlülüğü altındadırlar. Parti içi düzenlemelerini ve çalışmalarını demokrasi ilkelerine uygun bir şekilde yerine getirmesi gereken siyasî partiler, mevzuatımıza göre 2 yıldan önce olmamak ve 3 yılı geçmemek kaydıyla olağan kongre sürecini tamamlamak zorundadırlar.

 Türk Milliyetçiliği’nin tek siyasî adresi olan Partimiz MHP de 9 Ağustos 2023 tarihinde olağan kongre sürecini başlatmıştır. Sayın Genel Başkanımızın 19 Eylül 2023 tarihinde toplanan Merkez Yönetim Kurulu toplantısında kamuoyuna ilân ettiği üzere bu süreç, 17 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilecek 14. Olağan Büyük Kongre ile taçlanacaktır. Büyük bir olgunlukla ve kararlılıkla devam eden kongrelerimiz, büyük ölçüde tamamlanma aşamasına gelmiştir. Mevzuatımızın siyasî partilere getirdiği hukukî yükümlülükleri her zaman ve gününde yerine getirmiş olan Partimiz, aynı şekilde kongre sürecini de yasal süresi içinde işletmektedir. Bugün yapmakta olduğumuz Malatya İl Kongresi ile birlikte Malatya teşkilatımız da bu yükümlülüğünü yerine getirmiş olacaktır. Bu vesileyle kongrelerin düzenlenmesinde yetkili olan, görev alan ve emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum. Tam bir görev şuuruyla hareket edip “Büyük Ülkü Davası”na sadakatin gereğini yerine getiren siz değerli Dava arkadaşlarımızdan Allah razı olsun.

Aziz Dava arkadaşlarım,

  Tarihin her döneminde zor bir coğrafya olan ve yaklaşık 1000 yıldır Türk hâkimiyeti altında olan vatanımız, zorlu günlerden geçmektedir. Özellikle 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen hain darbe girişimi, bir kez daha Türklüğü büyük bir sınavla karşı karşıya bırakmıştır. Çok şükür bu sınavı veren Türk Milleti, darbe girişimi sonrasında da aynı amaçlara yönelik başka kirli senaryolara kurban edilmek istenmiştir. 15 Temmuz gecesinden itibaren bu oyunu gören ve bozmak için kararlılıkla hareket eden Partimiz, Sayın Genel Başkanımızın liderliğiyle her türlü nifak girişimini boşa çıkarmış ve mimarlığını yaptığımız Cumhur İttifakı’nın izlediği politikalarla yalnızca Türkiye Türklüğü’nün değil bütün Türk Dünyası’nın da ümitlerini yeşertmiştir. Bunun son örneği de 14 ve 28 Mayıs 2023’te gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile genel seçimlerdir. Kararlı duruşumuz neticesinde, mimarlığını yaptığımız Cumhur İttifakı seçimlerden başarıyla çıkmış; 29 Ekim 2023’te 100. yılını tamamlayacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, izlediği “Ankara merkezli rota”dan ayrılmadan yoluna devam ederek “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedefini gerçekleştirmek üzere işe koyulmuştur.

  2023 seçimlerinin Cumhur İttifakı’nın galibiyetiyle sonuçlanması ve taşların yerine oturması, sıradaki 2024 yerel seçimleri bakımından da önem arz etmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile genel seçimler sonucunda ortaya çıkan tablonun yerel seçimlerde de devam etmesi gerekmektedir. Özellikle muhalefet partilerinin elindeki 11 büyükşehir başta olmak üzere, bütün belediyelerde Cumhur İttifakı’nın seçimleri kazanması, 2023 seçimlerindeki başarıyı pekiştirecektir. Ayrıca, sahip olduğu yetkileri istismar edip vatandaşlarımızın asgarî ihtiyaçlarını bile karşılamayan, “yönetim krizi” içinde boğulduğu için hizmet üretmeyen ve kişisel ya da kurumsal siyasî kariyer hesabıyla hareket eden Zillet belediyeciliğinden vatandaşlarımızın bir an önce kurtarılması da şarttır. Öte yandan, deprem felaketi sebebiyle ortaya çıkan ve hızla sarılan yaraların bir an önce kapanması bakımından da depremden etkilenen illerimizde yerel seçimlerin 2023 seçimlerine paralel bir şekilde sonuçlanması, son derece önem taşımaktadır. Bir başka deyişle “genel yönetim-yerel yönetim uyumu”nun sağlanması, pek çok açıdan fayda sağlayacak; kısa ve orta vadeli ihtiyaçların giderilmesinde, hizmetlerin yerine getirilmesinde ve “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedefine ilerlemede ciddi bir katkı yapacaktır.

  Yerel seçimlerin öneminin farkında olan Partimiz, Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle “Yerelde İktidar-Ülkede İstikrar” anlayışı çerçevesinde seçim hazırlıklarına başlamıştır. Ne istediğini ve ne yapması gerektiğini bilen Partimiz, temel hedeflerini de belirlemiştir. Öncelikle sahip olduğumuz belediyelerde, “Üretken Belediyecilik” anlayışıyla hizmet götüren Üç Hilâl’in yeniden dalgalanmasını sağlayacağız. Bunun yanında, yeni belediye başkanlıkları kazanarak hizmete susamış illeri, ilçeleri ve beldeleri “Üretken Belediyecilik” anlayışıyla yani Üç Hilâl ile buluşturacağız. Öte yandan, muhalefetin elinde bulunan 11 büyükşehir başta olmak üzere bütün belediyelerde Cumhur İttifakı adaylarının kazanması için var gücümüzle çaba göstereceğiz. Ayrıca depremden etkilenen illerde de yaraların bir an önce kapanması için belediye başkanlıklarımızı koruyup muhalefet partilerinin elindeki belediyelerin Cumhur İttifakı’na geçmesi için ter akıtacağız. İnanıyoruz ki Partimiz ve Cumhur İttifakı, 14 ve 28 Mayıs’ta elde edilen sonuçtan daha yüksek bir oy oranıyla 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde de başarılı olacaktır.

Çok kıymetli Ülküdaşlarım,

  Kuruluşunun 100. yılında “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedefiyle kutlu bir yola koyulan Türkiyemiz, yalnızca Türkiye’den ibaret değildir. Bizler, Türkiye Türkleri olarak, bir taraftan Türk Dünyası’na liderlik etmekte, diğer taraftan da son 1000 yıldır İslâm’ın bayraktarlığını yapmaktayız. Öte yandan, yeryüzünün herhangi bir köşesinde ve herhangi bir sebeple mağdur olup adalet bekleyen herkes de ümidini Türkiye’ye bağlamıştır. Bu sebeple yükümüz ağır, yolumuz çetindir. Türkiye güçlendikçe, özgül ağırlığı yanında millî güç unsurları kuvvetlendikçe, bahsettiğimiz sıralı hedefleri başarma potansiyeli artacaktır. Tarihte bu hedeflere birkaç defa ulaşmış olan atalarımız, bize miras olarak bu anlayışı da bırakmışlardır. Dolayısıyla Dünya’da olan biten hiçbir şeye seyirci kalamayız. Birleşmiş Milletler sisteminin işlemediği, işlediği iddia edilen yerlerde ise kandan ve gözyaşından başka bir sonucun çıkmadığı, adaletsizliğin her yerde kol gezdiği bir uluslararası toplum düzeninin bu hâliyle devam etmesi söz konusu olamaz. Bu sebeple Türkiye, kendi iç meseleleriyle eş zamanlı olarak dış politikada da atalarından miras kalan “Türk Dünyası-İslâm Âlemi-İnsanlık” üçlemesini her durumda dikkate almak durumundadır.

  15 Temmuz’daki hain darbe girişiminden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bahsettiğimiz bu sıralı ve eş zamanlı hedefler doğrultusunda, daha görünür bir politika izlemeye ve tavır almaya başlamıştır. Mimarlığını yaptığımız ve kararlılıkla arkasında durduğumuz Cumhur İttifakı, dış politikada da “Ankara merkezli” politikaları, teker teker hayata geçirmiştir. Yeryüzünün pek çok yerinde ve uluslararası ilişkilerin önemli konularında, taraf olsun veya olmasın Türkiye, arka arkaya birçok adım atmış ve uluslararası toplum içinde ağırlığını arttırmıştır. Özellikle Türk Dünyası’nı ilgilendiren konularda, son derece önemli işlere imza atılmıştır.

  Geçtiğimiz günlerde toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ve Can Azerbaycan’da yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin uluslararası toplumun ne kadar saygın ve etkin bir üyesi olduğunun son örnekleridir. Yürütülen temas trafiği, yapılan açıklamalar ve kurulan ilişkiler sonrasında elde edilen sonuçlar dikkate alındığında Türkiye’nin, bölgesel bir güç olmanın da ötesine geçen bir ağırlığa kavuştuğunu göstermektedir. Öte yandan Türkiye, sadece Türk Dünyası’na hitap eden ilk ve tek uluslararası örgüt olan Türk Devletleri Teşkilatı’nı da uluslararası toplumun önemli bir kişisi hâline getirme yolunda hızla ilerlemektedir. Türk Devletleri Teşkilatı, “2040 Vizyonu” çerçevesinde, üyeleri ve paydaşları arasında çok yönlü işbirliğini hedefleyen ve somut adımlar atan bir yapı durumundadır. 2040 yılı aynı zamanda, büyük Türk Milliyetçisi Hüseyin Nihâl Atsız’ın da işaret ettiği gibi Türkiye ile Türkistan coğrafyası arasında bir köprü vazifesi gören Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunun 1000. yılı olması münasebetiyle ayrıca önem taşımaktadır. Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi “Tarih coğrafyaya dar geldiğinde, hem Misak-ı Millî hem de Büyük Turan Ülküsü, bir daha batmamak üzere, bir güneş gibi doğacaktır.”  

  Bütün bu gelişmeler, 15 Temmuz sonrası Cumhur İttifakı’nın Türk dış politikasının “Türk eksenli” bir rotada ilerlediğini göstermektedir. Daha da önemlisi bu adımlar, kurulduğu günden bu yana Partimizin dile getirdiği hususların bir devlet politikası hâline gelmeye başladığını göstermesi bakımından oldukça sevindiricidir. Bu sebeple yaklaşan yerel seçimlerde Partimizin ve Cumhur İttifakı’nın başarısı, iç ve dış politikada atılan bu ve benzeri pek çok adımı kalıcı hâle getirme yolunda önemli bir dönemeç olacaktır.     

Sözlerime burada son verirken gerçekleştirdiğimiz Malatya İl Kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bugüne kadar hizmeti geçen ve bayrağı devreden değerli Dava arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, emaneti teslim alan arkadaşlarımıza da kolaylıklar ve üstün başarılar diliyorum. Devletimizin kurucusu Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün şu güzel sözünü ve öğüdünü de buradan hatırlatmak istiyorum: “Zafer, ‘Zafer benimdir.’ diyebilenin; muvaffakiyet, ‘Muvaffak olacağım.’ diye başlayanın ve ‘Muvaffak oldum.’ diyebilenindir.”

  Kongremize teşrif eden ve bizleri sabırla dinleyen siz değerli Malatyalılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizleri bir kere daha en derin saygılarımla ve muhabbetle selamlıyorum.

  Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

  Ne mutlu Türk’üm diyene, ne mutlu Ülkücüyüm diyene!