Tüm AB ülkelerinde yapılan saygı duruşuna ülkemizde katıldı. Neymiş efendim bizde AB aday ülkesiyiz ya o yüzden bizimde saygı duruşuna geçmemiz gerekiyormuş.
Tabiki Londradaki olayları hiçkimse tasvip edemez. Ve hepimiz bu terörist saldırıya üzüldük. Ancak, Türkiye'de daha önce şehitlerimize yapılmayan saygı duruşunun, Londradakiler için yapılmasına da üzüldüm.
Aslında ben bu olaya pek şaşırmadım. Çünkü AKP iktidarının bu tip faaliyetlerde hep başarılı olduğunu biliyoruz. Nitekim Başbakanımız muhtemelen hiç bitmeyen yurtdışı seyahatleri sebebiyle ülkemizde olup bitenleri görmeyecek duruma geliyor ki, ülke sorunlarından çok, Avrupa ülkelerinin sorunlarıyla ilgilenir oldu ve Avrupalıların canlarını sıkmamak için her tavize evet denildiği gibi, yıllardır terör örgütüne destek verdikleri gün gibi ortada olan Avrupa’nın, ölülerini anmak için hiç gocunmadan saygı duruşuna geçmişlerdir.
Ancak, şunu düşünmeden edemiyorum. Londra’da ölenlere saygı duruşunda bulunan AKP iktidarı, daha önce verdiğimiz binlerce şehit için ne yaptı. Son bir yılda verdiğimiz 114 şehidimiz için hiç saygı duruşunda bulundu mu?
Bir düşünelim ne yaptı AKP iktidarı?
Temmuz 2003’te çıkartılan hükümetin “eve dönüş yasası” bu icraatların başlangıcı oldu.
Vatansever siyasi partilerin, köşe yazarlarının ve tüm milletimizin yapmayın, çıkartmayın şeklindeki uyarılarına rağmen AKP bu yasayı AB zorlaması ile çıkarttı.
Böylelikle binlerce şehidimizin verilmesine sebep olan teröristler affedilmiştir. Ve bu teröristler AKP’nin söylediği gibi “eve dönmek” yerine AKP dışında vatansever herkesin söylediği gibi “dağa dönmüş”lerdir. PKK/Kadek’in tekrar güç kazanmasının, son günlerde yoğun şekilde yaşadığımız terör olaylarının ve son bir yılda verilen 114 şehidin ana sebeplerinden biri bu “eve dönüş yasası”dır.
Bu sırada Süleymaniye’de kafasına çuval geçirilen askerlerimizi de unutmamak lazım. Askerimizin kafasına çuval geçirenlere devletimiz tarafından hesap sorulamamış, AKP iktidarının olayı kapatma telaşına girdiği de hala hafızalarımızda durmaktadır.
Haziran 2004’te bölücü terör örgütüne yardım ve yataklıktan mahkum olan ve PKK bağlantılı faaliyetleri nedeniyle tutuklanan Leyla Zana ve beraberindeki 3 kişiyi serbest bıraktılar. Bu tahliye sırasında gelişen olaylar, terör örgütünün siyasi bir gövde gösterisine dönüştürülmüştür.
PKK’nın siyasallaşma hedefinin adım adım gerçekleştirilmesini Türkiye politikasının merkezi haline getiren AB, bu mahkumların serbest bırakılması için her istediğini kabul ettirdiği AKP iktidarına yaptığı baskılarla, Türk mahkemelerince terör örgütüne yardım ve yataklıktan suçlu bulunan, içerdeyken bu suçlarından dolayı hiç pişmanlık duymadıklarını açıklayan, her fırsatta Türkiye’ye hakaret eden bu insanların serbest bırakılmasını sağlamıştır. Tabi bu serbest bırakılma hem terör örgütü, hem AB tarafından bayram günüymüş gibi sevinçle karşılanmış, kutlanmıştır.
AKP bununla da yetinmemiş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bu insanları devlet makamında ağırlamış, hürmet göstermişlerdir. Böylelikle terör örgütün öncelikli emellerinden biri olan siyasallaşma talebi için yol açılmış oldu.
Bu kişilerin o dönem yaptığı ilk çağrı, halk savunma güçleri olarak andıkları silahlı PKK teröristlerinin siyasi sürece katılmasının önünün açılması için, ayrım yapılmaksızın genel siyasi af çıkartılması çağrısı olmuştur. Hükümetle terörist PKK’ya eşit mesafede durduklarını söylemişlerdir. “Sayın” diye hitap ettikleri İmralı’daki katil lehine özgürlük ve af sloganlarının atıldığı nümayişler yapılmış, böyle bir ortamda terörist PKK’nın büyüklük ve fedakarlık göstererek sözde ateş-kes’i 6 ay daha uzatması için ricacı olmuşlardır.
Leyla Zana ve arkadaşlarının o günden beri neler yaptıkları ortadadır. Terör örgütünün siyasi kolu gibi davranmaya devam etmektedirler ve kimse bu hareketlere ses çıkarmamaktadır.
Yine aynı dönemde ana dil öğrenimi ve TV yayını serbest bırakılmıştır. Yine bu konularda terör örgütünün öncelikli istekleri arasında yer almaktadır.
İsterseniz terör örgütünün taleplerine tekrar bir bakalım.
“Terör örgütünün 4-10 Nisan 2002 tarihlerinde Kuzey Irak’ta yapılan sözde 8. Kongresinde adını KADEK olarak değiştirmiş ve bir dizi eylem kararı alınmıştır. Terör örgütünün yeni plân ve projelerini, dolayısıyla siyasî plâtformunu oluşturan bu kararlar 16 Nisan 2002 tarihinde Brüksel’de düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulmuştur.
Sorunun, görünürde demokratik bir dönüşüm temelinde çözümünü amaçlayan bu yeni siyasî plâtformda, ölüm cezasının tamamen kaldırılmasının, Kürtçe eğitim ve yayın hakkı ile Kürtlerin siyasete ve hükümete katılma haklarının demokratik çözüm yolunun açılmasında hayati önem taşıdığı belirtilmiş ve bu yönde çaba harcanması için Avrupa Birliğine çağrıda bulunulmuştur.
Terör örgütünce bu amaçla şu hedefler belirlenmiştir: “Türkiye’nin AB üyeliği desteklenecek ve ‘Kürt halkı’nın bundan yararlanması amacıyla bu ilişkinin desteklenmesi için her alanda faaliyette bulunulacaktır.
Kürt kimliğinin tanınması ve Anayasa’da resmileştirilerek tescil edilmesi temel amaçtır. Bu hedef doğrultusunda Kürt dilinin ve kültürünün gelişmesinin sağlanması ve yasal teminat altına alınması için çok yönlü mücadele verilecektir. Kürt ana dilinde eğitim hakkına hukukî statü kazandırılması için çalışılacaktır.”
Terör örgütünün siyasî hüviyet kazanarak gerçekleştirmeye çalıştığı amaçlar bunlardır.
Evet görüldüğü gibi yukarda bahsettiğimiz hükümetin bu konudaki icraatları PKK/Kadek’in Türkiye’den almak istedikleri talepler arasına girmektedir. Teröristler bu isteklerini, AB üyesi ülkelerin siyasetçilerini de kullanarak almışlardır. Hatta, bu teröristler affedilerek isteklerinden fazlası verilmiştir.
11 Mart 2005’de Orgeneral Yaşar Büyükanıt terör örgütünün son iki yılda bitmiş olan gücünü tekrar kazandığını söylediğinde AKP ve AKP yandaşı gazetecilerden büyük tepki toplamıştı. Neredeyse Paşayı vatana ihanet etmekle suçlayacaklardı. Ama tarih, Büyükanıt Paşayı haklı çıkardı. Açıklamasından hemen bir hafta sonra Mersindeki bayrağımıza yapılan hain saldırılar Türkiye’nin gündemine oturmuş, milletimizi ayağa kaldırmıştı. Ancak, yine AKP ve yandaşı medya tarafından bu hain hareketler 2 çocuğun yaptığı cahilliğe verilmiş, üstü kapatılmaya çalışılmıştır. Hatta olaya tepki gösteren milletimiz suçlu bulunmuştu.
Ve bugün, hemen hemen her gün ülkemizin farklı bir köşesinden terör örgütünün yaptığı hain eylemlerin, toprağa düşen şehitlerimizin haberleri geliyor. Askerimiz, polisimiz terör örgütü ile mücadelede her zaman olduğu gibi bugünde kanının son damlasına karşı savaşıyor.
Peki ya teröristleri affeden, şehitlerimizi unutan AKP İktidarı ne yapıyor? Onlar, Londra’da ölenlere saygı duruşunda.
Mete Kılıç