Bilgiden yoksun, bir tarafın yönlendirmesi ile ya da bir tarafa şirin gözükmek maksadıyla yazılan yazılar bizim medyamızın klasik hastalığıdır. Tabi bunun habercilik etiğine ne kadar uyduğunun yorumu da siz okurlarımıza düşmektedir.
Bize göre köşe yazarlığı, doğruluğu, dürüstlüğü, gerçekçiliği araştırmacılığı ve dik bir duruşu gerektirmektedir. Ama maalesef bazı köşe yazarlarımız bu özelliklerden birini veya birkaçını kaybetmiş bulunmaktadır. Bu durumu üzüntüyle karşılıyoruz.
Şimdi yazımızın başında sözünü ettiğimiz MHP ile ilgili haberlere değinmek isterim. Hatta en son yazılan haberlerden biri üzerinden MHP’nin bugünkü durumuna bir göz atalım. Ve bu göz atışımız sırasında hem köşe yazarlığı hakkındaki görüşlerimizi bildirelim hem de MHP’lilerle yaptığımız sohbetlerin sonuçlarını aktaralım.
Tercüman Gazetesi yazarlarından Ergun Göze’nin şahsına karşı herhangi bir yargılama ve değerlendirme yapmadan 11 Hazirandaki yazısı üzerinde düşünelim.
Ergun Göze yazısının başında “1980 öncesi MHP’yi övmüş, 12 Eylül öncesi MHP’nin şehitlerine” vurgular yapmış. Aslında bu herkesin bildiği bir taktiktir. Yazının içinde bir kesime ağır hakaretler yapacaksan önce o kesimden gelecek tepkileri düşürmek için manevi değerlerini yüceltirsiniz, insanları ilk cümlede güzel sözlerle kendinize bağlarsınız. Bu da bir yazar oyunudur.
Yazının devamında “Terörist Apo’nun MHP sayesinde hala İmralı’da yattığını” belirtmektedir. Bu sözlerden 57. Hükümet zamanında yaşananların unutulduğunu söylemek yanlış olmaz.
Çünkü benim iyi hatırladığım o günün olaylarını bir gözden geçirelim. 57. Hükümetin koalisyon ortaklarının düzenlediği üçlü zirvede MHP Genel Başkanı Bahçeli yedi buçuk saat süren toplantı boyunca Apo’nun asılması gerektiğini ve idamının Meclise getirilmesini savunmuş, diğer liderler Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz asılmaması gerektiğini, AİHM’in Apo’yu yargılaması sözünün tutulmasını ve sonra ona göre hareket edilmesini savunmuşlardır. Sonuç olarak Apo’nun AİHM tarafından yargılanması kabul edilmiş ancak MHP’nin baskısıyla da olsa AİHM kararı sonrasında Apo’nun idamının meclise getirileceği, bu süre içerisinde PKK eylemlerinin devam etmesi durumunda da AİHM kararı beklenmeden idamın meclise geleceği kararına varılmıştır.
İdam kararı mecliste oylanırken de bütün milletvekilleriyle idamın kalkmamasını savunan, Apo’nun asılmasını isteyen tek partide MHP olmuştur. DSP, ANAP, SP, AKP, DYP olmak üzere bütün partilerde birkaç fire dışında idamın kalkmasından yana olmuşlardır. Bundan sonrada zaten 57. Hükümet yine MHP’nin isteğiyle dağılmıştır.
Yukarda anlattığım iki paragraftaki olayları hem üçlü zirve sonrası yapılan açıklamalara, hem meclis tutanaklarına hem de o günün medyasındaki haberlere bakan herkes görecektir.
Yine Ergun Bey’in yazısının devamında MHP için “Erciyes Kurultayı’nda ayran içip, pilav yiyerek, silah sıkarak milli parti olması özdeşleştirdi” denmektedir.
Sanırım Ergun Bey bu konuyu da araştırmadan yazdı. Çünkü yine küçük bir araştırma sonucu Erciyes Zafer Kurultaylarının Alparslan Türkeş tarafından 1989’da başlatıldığını ve o günden sonrada her yıl yapıldığını unutuyorlar. Elbette ülkücüler rahmetli liderleri Alparslan Türkeş’in mirasına sahip çıkacaklardı. Ergun Bey başka ne bekliyordu anlamak mümkün değil. Miras demişken yine Alparslan Türkeş’in mirası olan ve Alparslan Türkeş zamanında çizilen projeye uyularak Devlet Bahçeli yönetimi tarafından yapılan yeni genel merkez binası için Ergun Bey’in yazısının biraz daha ilerisinde “hazine yardımıyla yapılan MHP Genel Merkezi var” gibi bize göre alakasız bir söz söylemiş. Ya da bir şeyleri ima etmeye çalışmış. Ancak yine hatırlamak lazım ki, Devlet Bahçeli yeni genel merkez binasının açılışında “bu binanın yapılışına devletten alınan yardımlar dışında kimsenin 1 kuruş dahi katkısı olmamıştır. Olduğunu söyleyen varsa bugün çıksın borcumuzu ödeyelim” gibi çok açık ve net bir cümle söylemiştir. Bu lafın üstüne söz söylemeye hiç gerek yok bence.
Ergun Bey yazısının son kısmında da MHP’de kongre rüzgarları estiğini söylemiş, Genel Başkan adaylarından Ümit Özdağ, Namık Kemal Zeybek ve Ramiz Ongun’u överken halen Genel Başkan olan Devlet Bahçeli’yi karalamış.
Bizde yine kendi sorumluluğumuzu yerine getirerek bazı MHP’li tanıdıklarımıza bu isimlerin hepsini sorduk.
Ergun Bey’in karaladığı Devlet Bahçeli tam tersine halen ülkücülerin tek inandığı isim.
Devlet Bahçeli’nin Türk siyasetine kazandırdıklarını görmeyenin kör olması lazım. Ciddi, tutarlı, ilkeli ve sorumlu devlet adamlığı çizgisini bugüne kadar hiç bozmamıştır. Bunu ister MHP’li olalım ister olmayalım hepimizin kabul etmesi gerekmektedir. Hayatının hiçbir kısmında MHP dışında bulunmamış, ülkü ocaklarının ilk kurucuları arasında yer almış, 1987 yılından itibaren de Alparslan Türkeş’in emri ile görev yapmakta olduğu üniversite hocalığını bırakarak MHP’de aktif göreve başlamış bir isim. O günden sonrada MHP Genel Merkezinde Alparslan Türkeş’in vefatına kadar yanında bulunmuş daha sonrada emanetini almış ve bugünlere taşımış bir isim. Görüldüğü gibi inandığı fikirde en ufak bir kırıklık yok.
Ergun Bey’in övdüğü diğer adayları MHP’lilere sorduğumuzda ise anlatılan sözlere kulak vermemek imkansız. İşte söylenen sözler:
Namık Kemal Zeybek: 12 Eylül sonrası hapisteyken Alparslan Türkeş’in yakasına sarılmış “Senin yüzünden bu hallere düştük” demiş. Daha sonra Anap'ta, DYP'de siyaset yapmış. Bakanlık görevlerinde bulunmuş. MHP, Ülkücüler ve Alparslan Türkeş için "misyonu bitmiştir, partiyi kapatsınlar" dediği de artık kesinleşmiştir. Siyaset hayatının yarıdan fazlasını MHP dışındaki partilerde geçirmiş, bu süre zarfında MHP’nin oylarını bölmeye çalışan biri. Hatta bazı MHP’liler arasında Namık Bey Genel Başkan olursa “bir kaç yıl sonra yine misyon bitmiştir partiyi kapatıyoruz diyebilir” şeklinde bir espri oluşmuş.
Görülen odur ki, Namık Bey’in siyasi çizgisindeki kırılganlıkları, dik duramayışları, MHP, ülkücüler ve Türkeş hakkında söylediği ağır sözler ülkücü taban içindeki saygınlığını yitirmesine sebep olmuş.
Ramiz Ongun: Yine Zeybek gibi 1980 sonrası Anap, DYP saflarında yer alan rüzgarın yönüne göre Anap’ta ya da DYP’de yer almış bir isim. Çizgisinde dik bir duruş yok. MHP'de genel başkan adayı olduktan sonra bile 3 Kasım seçimlerinde DYP'den Adana milletvekili adayı olmak için çalıştığı tüm ülkücülerin dilinde. Yine söylemlerinde de tutarsızlılıkların bulunduğu, konuşmalarının başında bütünleşmekten bahseden Ramiz Bey konuşmasının sonunda rakiplerine söylediği ağır sözlerle kendi sözlerine bile muhalefet yapıyor denilmektedir. Ayrıca yurt dışında bulunduğu dönemde oralarda bulunan ülkücü derneklerin nefretini kazandığı ve dışlandığı da söylenmektedir.
Görülen odur ki, Ramiz Bey’inde Zeybek gibi siyasi çizgisindeki kırılganlıkları, MHP, ülkücüler ve Türkeş hakkında söylediği ağır sözler ve sözlerindeki tutarsızlıklar ülkücü taban içindeki saygınlığını yitirmesine sebep olmuş.
Ümit Özdağ: Sorduğumuz MHP’liler Ümit Özdağ’ı gazetelerde yazanlar dışında tanımadıklarını söylediler. Ümit Özdağ gibi harekette tanınmayan, MHP ile hiçbir organik bağı olmayan, CIA, MOSSAD, MİT gibi istihbarat örgütleriyle bağlantıları alenen belli olan bir stratejist olarak görmektedirler. Dolayısıyla adaylığı düşünmesini bile ayıp olarak karşılıyorlar ve o kendi işine baksın diyorlar.
Görüldüğü üzere bir yazı yazarken mutlaka araştırmak, soruşturmak tek taraflı olmamak gerekmektedir. Konu solcularla ilgiliyse, solcuların iç meselesi ise gideceksin solcuların tabanı ile konuşacaksın, görüşeceksin. Konu ülkücülerle ilgiliyse, ülkücülerin iç meseleleri ile ilgiliyse gideceksin ülkücülerle konuşacaksın. Yani konunun muhatapları ile konuşacak olayları yerinden inceleyecek ona göre yazacaksınız ki yazdığınız yazılar kayda değer bulunsun.
Elbette her siyasi partide parti içi muhalefet olacaktır. Bu parti içi muhalefeti abartmanın, olduğundan büyük göstermenin hiç kimseye bir faydası olmayacağı aşikardır. Ayrıca bu muhalif kimseler düşündüklerini inandıkları fikir doğrultusunda söyleme ve savunma hakkına da sahiptirler. Ancak, bu hak o fikre ömrü boyunca sahip çıkanların, fikrinde kırıklığı olmayanların hakkıdır.
Ve yine elbetteki, bütün köşe yazarlarımız istedikleri konu hakkında yazı yazabilirler. Ama araştırarak, soruşturarak ve gerçekleri söyleyerek. Ayrıca hiçbir zaman savunmadığı bir fikrin daha iyiye gitmesini istiyor görüntüsü vererek o fikre zarar vermemelidir.
Sonuç olarak bu tür köşe yazılarını okuduktan sonra okuyucuların dudaklarında bir gülümsemeyi görür gibiyiz ve tabii birde o manidar sözü duyar gibiyiz. "Dinime küfreden Müslüman olsa…”