Derin Psikolojik Operasyon...

Kroisos ( Karun ) Lidya kralı olunca; Anadolu' daki bütün kentleri kendine bağladı. Ege adasındaki bütün adaları da kendine bağlamak için gemiler yaptırmaya başladı. Bu sırada aynı bölgeden geçmekte olan  Priene'li Bias, Kral'ı ziyaret etti. Kral ona adalar için gemi yaptırdığını anlatarak, adalılar hakkında bazı sorular sordu. Bias adalıların on bin at yetiştirmeye başladıklarını ve bunlarla Lidya'ya saldıracaklarını söyledi.  Kral bu sözler üzerine hem şaşırdı hem de keyiflenerek gülmeye başladı. Bunun üzerine Bias; " Kralım siz adalıların at yetiştirip saldıracaklarına gülüyorsunuz, adalılarda sizin gemi yaptırmanıza gülüyor ve sizi bekliyorlar " dedi.

Ne olmuş yani! Onlar bizim üzerimize geliyorsa bizde onların üzerine gidiyoruz." diyerek cesur ve kararlı bir tutumu ortaya koyar.

Stratejik hareket; izlenecek yöntem, yol ve bu yolun sonunda ulaşılacak aşamayı planlayıp öngörmesi bakımından vazgeçilmez bir yaklaşımdır. Yukarıda ifade edilen olayların her birinde stratejik bir hareketin değişik yansımaları görülmektedir. Geleceği planla(ya)mayan kişi ya da toplumlar her zaman başka kişi ya da toplumların hedeflerine dahil olurlar. Bu hedeflerin gerçekleşmesi stratejik hareket ve yöntemlerle daha da çabuklaşır. İlişkilerin soğuk savaş sonrası ciddi bir şekilde belirsizleşip kaypaklaştığı günümüz şartlarında bu durum bariz bir şekilde kendini göstermektedir. Kadim dönemlerde, sıcak çatışmaların varlığı iki milleti-ya da daha fazlası- topyekün karşı karşıya getiriyordu. Stratejik hedef olarak tarafların bütünü ortaya çıkıyordu. Özellikle, iletişim ve ulaşımdaki olanaksızlıklar bir milletin rakip millet tarafından ortaya konan gayri nizami propaganda yöntemlerine maruz kalmasına engel oluyordu. Örnek olarak: Kroissos; Priene'li Bias kendisini ziyaret etmese, adalıların ne yaptığına dair her hangi bir fikri olmayacaktı. En önemlisi de, adalıların kendisini umursamadığını öğrenemeyecek, sonrasına dair stratejik bir hareketin içinde olamayacaktı. Bu tür bir ilişki çerçevesinde de bireyin yalnızlaşması, ötelenmesi mümkün olmamaktaydı. Ancak günümüzde ki milletler arasındaki ilişkiler hiçbir şekilde kadim dönemlerle benzerlik göstermemektedir.

Aristo'ya göre devletin amacı insanları mutlu etmektir. İnsanı mutlu olan bir devletin sorunlarının büyük bir kısmı çözülmüş demektir. Yine kadim dönemlerde bir çok savaş ve yıkıma rağmen insanların mutlu olabildiğine dair güçlü tespitler bulunmaktadır. Özellikle Türk-İslam toplumsal yapısında madde ve mana dengesi de göz önüne alındığında ortaya huzurlu bir toplumsal yaşamın çıktığı bilinmektedir. Bir çok yokluğa, sıkıntıya, savaşa rağmen en zor dönemde bile Türk-İslam medeniyeti fertlerinin huzurlu ve mutlu oldukları görülecektir. Nitekim 12. ve 13 yüzyıl şartlarında yaşanılan bir çok toplumsal buhrana rağmen bu medeniyet daha sonra; Yunus Emre, Mevlana, Akşemseddin, Şeyh Edebalı, Molla Gürani ve daha bir çokları gibi çağlarının önünde giden, kendilerini aşmış, bir lokma bir hırka desturuna sadık kalan her şeyiyle büyük fertleri yetiştirebilmiştir.

Bugün gelinen aşamada ise ciddi bir tehditle yüz yüze kalınmıştır. Türk-İslam medeniyetini bütünüyle çözemeyenler, işe artık bireylerden başlamıştır. Artık stratejik hedefte anılan medeniyetin bireyi bulunurken yöntem olarak; psikolojik operasyon, bilinçlerin işgali yer almıştır.

Küreselleşme; teknolojik gelişmenin belirleyiciliğinde iletişim ve ulaştırma faaliyetlerinde ki önü alınmaz gelişmeyle bireyin karşısına çıkmıştır. Artık gelinen aşamada her şeye ve her kişiye ulaşmak, dünyanın neresinde olursa olsun mal ve hizmet üretip satabilmek olanaklı hale gelmiştir. Sadece mal ve hizmetin alınıp satılması değil, kültürlerin karşılıklı etkileşimiyle medeniyetler benzerlikler göstermeye başlamıştır. Kişisel ya da toplumsal talepler artan bir şekilde hızlanmış, bir aşamadan sonra doyumsuzluk söz konusu olmaya başlamıştır. Bugün Batı'da gençlerin her türlü maddi imkana rağmen mutluluğu; uyuşturucu, zevk ve buna benzer her türlü çarpık eğilimde araması, günü birlik ilişkilerin kutsanması, ama buna rağmen intiharların yoğun bir şekilde ortaya çıkması doyumsuzluk ve manevi iklimden kopuş yüzündendir.

Özcan Yeniçeri, ‘Sürüngen İnsanı Yaratan Sistem' isimli makalesinde bu durumu güzel bir şekilde özetlemiştir: " ... İletişim araçlarının yoğun propagandası altında aptala dönen fertler, kendi gönül ve kafaları ile hareket etme yeteneklerini bir süre sonra kaybederler. Sonuçta bireylerin kafaları başkalarının arzularına göre, başkalarının istedikleri kadar ve başkalarının uygun gördükleri düzeyde yüzlerce kavramla tıka basa doldurulur. Böylece modern demokrasilerde "iyi" kesin olarak "fayda" ile bir tutulmuş olur. Egoizm sevgiden daha kuvvetli görünür ve zevk; sevgiyi mağlup eder..."(24.08.2006,Yeniçağ) Ne yazık ki günümüzde zevk sevgiyi, fayda iyiyi, çirkin güzeli, değersiz değerliyi mağlup etmek üzeredir. Artık kültürel temellerden kopuş hızlanmaktadır. Bu durumun beraberinde ahlaksızlık hakim bir anlayış olarak ortaya çıkarken, yeniden bir ortaçağın dahi geleceği dillendirilmeye başlanmıştır. Büyük Mütefekkir, rahmet ve minnetle andığım Erol Güngör; teknolojide yaşanılan gelişmelerin aynı ölçüde sosyal hayata yansımaması halinde toplumsal yaşamda anominin meydana geleceğini belirtip, bu durumun öncelikle ahlaki yozlaşmayı ortaya çıkaracağını ifade ederek mükemmel bir tespitte bulunmuştu. Bugünde yaşanılan durum aynen böyledir.

Yeni çağın sunduğu imkanlar bireyleri doyumsuz hale getirerek mutsuz olmalarına sebep olmuştur. Maddi yaşamdaki gelişme aynı ölçüde manevi yaşama yansımamaktadır. Birey önü alınmaz bir yalnızlaşma, marjinalleşme ile içe kapanmaktadır. Artık her gün evlerin baş köşesinde dünyayı evin içine getiren görsel iletişim araçları, magazin programları, çarpık ilişkiler serüveni, bireyin bilincini işgal etmiş bulunmaktadır. Bu durum tüm açıklığıyla psikolojik bir operasyondur. Böyle bir durum karşısında elbette Kıbrıs, Kerkük, Türk kimliği ve benzeri milli konularda ki tavırsızlık hakim bir eğilim olacaktır. Görüleceği üzere tehdit çok ciddidir.

Son yıllarda hızlanan psikolojik operasyon yöntemlerinin stratejik hedefinde Türk insanı bulunmaktadır. Aile içi dramların artışı, huzur evlerindeki yaygınlık, çarpık ilişkiler, her türlü değerin tarumar edilmesi, çatışma, tavırsızlık ve içe kapanma hali bu durumun bir yansımasıdır. Artık bir mankenin gecelik ilişki istatistiği, Türk Milleti'nin içinde bulunduğu sorunlardan ya da tarihsel şahsiyetlerden daha fazla ilgi çeker olmuştur! Bu dramatik tablo her geçen gün zihinlerimizi talan etmektedir. Bu durumun sonucu olarak bireyin dünyasında derin bir anlam bunalımı ortaya çıkmış, kimlik kayması yaşanmaya başlanmıştır. Farkındalık özelliğini kaybeden birey derin bir iç huzursuzluğa kapılarak her türlü etkileşime, daha doğru bir ifadeyle psikolojik operasyona açık bir hale gelmiştir. İşte toplumsal çözülmeye giden ince uzun yol burada başlamaktadır. Kişisel tepkilerin menfaat ve karşılıkla ölçüldüğü bir anlam kaymasında müşterek sorunlarda tavır geliştirmek de mümkün olmamaktadır. Yani nerden bakılırsa bakılsın, kadim dönemlerdeki ilişkilerden çok farklı ve habis bir ur gibi bireyi ve toplumsal yapıyı saran bir durumla karşı karşıya kalınmıştır.

Türk insanının muhatap olduğu stratejik mahiyetteki psikolojik operasyon Türk milletinin varlığını, birliğini ve süreklilik iradesini tehdit eder niteliktedir.Kültürel kodlarımız çözülmeye çalışılıp bilinçlerimizin işgal edildiği bir dönemde Hrant Dink, Elif Şafak, Orhan Pamuk ve benzerlerinin işi daha da kolaylaşmıştır. Ya da geçmişte Türk Devleti tarafından kırmızı pasaport verilen bir aşiret lideri büyük Türk Milleti'ni tehdit edebilme cüretini gösterebilmektedir. Ayrıca sözde ateşkes-ne demekse- ilan eden terör örgütünün haince döşediği mayınlarda ve fiili saldırısında hayatını kaybeden yiğit mehmetçik kimsenin umurunda olmamaktadır. Bunun yanında ateşkes ilan eden hain terör örgütüne; Vatan toprağına döşediğin mayınlar ne olacak? Hem ateşkes ilan ediyorsun hem mayın döşüyorsun! Bu nasıl bir hayasızlıktır? demek de akıllara gelmeyecektir! Türk Devleti'nin bölgesel meşguliyetinin had safhada olduğu, çokluklar cumhuriyetinin projelendirilip, federasyon özlemlerinin dile getirildiği; tek millet, tek dil, tek bayrak ülküsüne itirazların yükseldiği, Türklük bilincinin tahrip edildiği bir dönemde demokrasi maskeli ihanet balosu dansına tepkilerin çok zayıf olması müştereklerdeki birlikteliğin ne kadar zayıfladığının hazin bir göstergesi değildir de nedir? Ekonomik başarıların; faizin inmesi, döviz kurunun sabit kalması, borsanın yükselmesine göre tanımlandığı böylesi bir dönemde her yanımız kuşatma altında bulunmaktadır. Artık güç merkezleri fikir ve inanç ittifaklarından değil, çıkar ortaklıklarından beslenmektedir. Bu durumda mensubu olmaktan şeref duyduğumuz büyük Türk Milleti'nin ali menfaatleri de fazla umursanmamaktadır!

Öz irade ve zekâsıyla her insan zayıf yanlarını aşabilir. Yeteneğini ve özelliklerini yerinde kullanmasını becerebilenlerin kendilerini kurtarılacak duruma düşürmeleri söz konusu olmaz. Zor duruma düşen ya da düştüğünü sananlar, ilk önce kendi güç, enerji ve zekâsıyla bu durumdan kurtulmayı denemelidir. Karşılaşılan ilk engelde kurtarıcı arayanları, sonradan kurtarıcıdan kurtarmak da mümkün olmayacaktır. Bu yüzden Türk insanın olan bitenin farkın varıp harekete geçmesi gerekmektedir. Değerlerimize, maneviyatımıza, tarihimize, bizi biz yapan değerlere daha çok sahip çıkma zamanı gelmiştir. Mazisi kahramanlıklarla dolu; gönlü derviş, yüreği alplikle örülü Türk milletinin fertleri bu taktik mahiyetli psikolojik operasyon yöntemlerini ters yüz etmelidir. Bunun içine kendimize inanmalı ve güvenmeliyiz. Aile kurumuna sahip çıkmalı, birliktelikleri güçlendirmeliyiz. Sevgiyi rehber edinmeli, saygıyı kurumsallaştırmalıyız. Bireyi yaşat ki devlet yaşasın, tarihsel öğüdüne sadık kalarak bireyin mutluluğu için müşterek milli hedeflerimizi heyecan içinde yeniden gözden geçirmeliyiz. Türk milletinin buhranları olmuştur. Ama bu buhranlara asla teslim olmamıştır. Dağ ne kadar yüksek olursa olsun üzerinden mutlaka bir yol geçer...