Cari Açık, Kriz Ve Erken Seçim

Merkez Bankası dün Ocak-Eylül dönemi ödemeler dengesi rakamlarını açıkladı. Ocak-Eylül 2004 döneminde 10.619 milyon dolar olan cari işlemler açığı 2005 yılının aynı döneminde % 54 artışla 16.352 milyon dolara yükselmiş bulunuyor.

Cari işlemler açığının rekor düzeylere ulaşması, son zamanlarda bu açığın tehlikeli boyutlara ulaştığı ve bir krize neden olabileceği yolundaki tartışmalara hız kazandırdı. Aslında bu konuyu daha önce yazmamız gerekiyordu. Ancak, özelleştirme konusunda yaşananlar bu yazıyı biraz geciktirdi. Böylece, dün açıklanan son rakamlar üzerinden yorum yapma şansını yakaladık. Gelin, şimdi hep birlikte bu cari açık meselesini ve krize yol açıp açmayacağını ve erken seçimle ilişkisini tartışalım.

    

Cari Açık Kriz’e Yol Açar mı?

Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna bilgi verirken cari işlemler açığı ve sıcak paranın Türkiye ekonomisi için risk oluşturmadığını söylemiş. AnsesNet adlı haber sitesinin 21 Ekim 2005 tarihli haberine göre, Serdengeçti bu konuda aynen şunları söylemiş: “Bugün Türkiye ekonomisinin koşulları geçmişten önemli ölçüde farklıdır. Bu yüzden cari açıktaki artışın bugünkü koşullarda ve mevcut program uygulaması çerçevesinde krizle sonuçlanması beklenmemelidir…”

Serdengeçti, Kocaeli Sanayi Odasınca düzenlenen Para Politikaları konulu konferansta yaptığı konuşmada da cari açığın tek başına kriz göstergesi olmadığını vurgulamış.

Ne var bunda demeyin! 3 Eylül 2005 tarihli Sabah gazetesinin haberine göre Serdengeçti şöyle diyor: “Bugün Türkiye ekonomisinin koşulları geçmişten önemli ölçüde farklıdır. Bu yüzden cari açıktaki artışın bugünkü koşullarda ve mevcut program uygulaması çerçevesinde krizle sonuçlanması beklenmemeli…”

Evet, evet! Sizin de fark ettiğiniz gibi, cümle aynen yukarıdaki ile aynı! Yani kopyalama hatası falan yok, 45 gün arayla aynı cümleleri kullanmış! Tamam, 1,5 ay içinde çok fazla değişiklik olmaz dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Peki size 15 Aralık 2004 tarihli Sabah gazetesinde yer alan haberde de Serdengeçtinin benzer açıklamaları odlunu söylersem ne dersiniz ? Bu defa cümle aynı değil ama söylenen şeyin anlamı aynı: “ Merkez Bankası cari işlemler yüzünden bir kriz çıkmayacağı inancında”

Evet, Serdengeçti 1 yıldır cari açığın krize yol açmayacağını anlatmaya çalışıyor. Acaba gerçekten cari açık krize yol açmaz mı? Cari açığın krize yol açıp açmayacağına karar vermek için, cari açığın sadece boyutuna ve GSYİH’ya oranına değil, nasıl finanse edildiğine de bakmak gerekmektedir.

Cari Açığın Nasıl Finanse Edildiği Önemli

Aslında “cari açık krize yol açmaz” görüşünü savunan sadece Serdengeçti değil. Bazı köşe yazarları ve ekonomistler, açığın kapatılması için gereken finansman sağlanabildiği sürece cari açıktan korkmaya gerek olmadığı söylüyor. Onlar için açığın hangi kaynakla finanse edildiği de önemli değil.

Gerçekten de önemli değil mi? Hayır önemli. Çünkü açığın ulaştığı boyut kadar, nasıl finanse edildiği de önemlidir. Çünkü açığın sürdürülebilir olması finansman yöntemiyle çok yakından ilgilidir. Şu anda cari açığın önemli bir bölümü sıcak para ile karşılanıyor. Bu sıcak paranın çok önemli bir kısmı ise ödemeler dengesinin “net hata ve noksan” kaleminde görüldüğü gibi, kaynağı belli olmayan bir paradır. Nerden geldiği ve kime ait olduğu belli olmayan ve Ocak-Ağustos 2005 itibarıyla 4.966 milyon dolara yükselen bu paranın nereye ve ne zaman gideceğini bilmek de mümkün değildir.

En küçük bir iç veya dış şok durumunda hem kayıtlı olan sıcak para hem de kayıt dışı (net hata ve noksan kaleminde yer alan) sıcak para (haydi adını da koyalım: kara para!) bir anda Türkiye’yi terk edecektir.

Cari Açık-Kriz İlişkisi

Cari açığın krizle ilişkisi konusunda önce birkaç uzmanın görüşünü sizlere aktarayım.  IMF eski Başkan Yardımcısı, dünyanın en büyük finansal kuruluşlarından biri olan Citigroup’un eski yönetim kurulu başkan yardımcısı ve şu anda İsrail Merkez Bankası Başkanı olan Stanley Fisher ( hani hepimizin kriz dönminde adını sıkça duyduğumuz Fisher!) acaba cari açıkla krizlerin ilişkisi hakkında ne demiş?

Fisher 1988 yılında bu konuda şöyle diyor: “ gerçekleşen ve beklenen cari açık büyükse ülke devalüasyona davetiye çıkarıyor demektir.” 1994 yılında ise Meksika ile ilgili bir konuşmasında şöyle diyor: “Meksika’nın cari işlem açığı çok yüksektir ve büyük ölçüde portföy yatırımı ile finanse edilmektedir. Bu yatırımlar çok hızlı olarak geri çekilebilir ve Meksika’yı devalüasyon yapmak zorunda bırakabilir.”

Peki cari açığın hangi boyuta ulaşması krize yol açabilir? Bu konuda önemli çalışmaları olan ve IMF’nin de itibar ettiği bir ekonomist olan Rudiger Dornbush 2001 yılında yaptığı bir çalışmada, cari açığın GSYİH’ya oranının %4’ü aşması halinde bir ülkenin kriz tehlikesiyle karşılaşacağını söylemiştir. Gerçekten de Türkiye örneğine baktığımızda 1993 yılında bu oranın % 4’ü aştığını ve 1994’de bir kriz yaşadığımızı görüyoruz. Yine 2000’da da bu oranın % 4’ü aştığını ve Kasım 2000 ve Şubat 2001’de kriz yaşadığımızı görüyoruz. Hem 1994 hem de 2001 krizlerinin ardından Türk lirasının önemli ölçüde devalüe edildiğini dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Sadece cari açığın boyutu ve finansman yöntemi krizin nedenini açıklamada yeterli midir? Hayır, yeterli değildir, cari açığın nedeni de önemlidir. 2000 yılında uygulanan sabit kur rejiminin etkisiyle ithalatın artması sonucu oluşan dış ticaret açığı krizde önemli bir etkendi. Şimdi yine benzer bir durum söz konusu. Resmi olarak bir sabit kur sistemi olmamakla birlikte, uygulamada (iç ve dış güçlerin işbirliği sonucu!) fiili bir sabit kur sistemi işlemekte ve (örtülü bir kur çıpasıyla) kur baskı altında tutulmaktadır. Bu da Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılacak düzeyde dış ticaret açığına (Ocak-Eylül 2005 döneminde 29 milyar dolar) ve cari işlemler açığına (aynı dönemde 16.4 milyar dolar) yol açmaktadır.

Kısacası, “örtülü kur çıpası” ihracatçılarımızın malını ucuza satmasına, ithalatın daha hızlı artmasına ve artan dış ticaret açığının dış borçla finanse edilmesine yol açmaktadır. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. 2004 yılında cari açığın GSYİH’ya oranı %5.2’ye yükselmesine rağmen kriz çıkmadığını ileri sürenler, açığın sürdürebilir olduğunu iddia etmektedirler. Ancak, 2004 yılı sonunda AB ile ilgili umut verildiğini ve 2005 yılı ekiminde de bir çok şarta bağlı müzakere tarihi verilmesiyle beklentilerin şişirildiğini unutmamak gerekir. Şişirilen balonun da ne zaman patlayacağı belli olmaz!

Kriz Beklentisi ve Erken Seçim

“Örtülü sabit kur sistemi” ve buna bağlı olarak rekor düzeylere ulaşan dış ticaret ve cari işlemler açıkları ekonomide kırılganlığı arttırmaktadır. Yani en küçük bir iç veya dış şok durumunda kayıtlı ve “kayıtdışı” sıcak paranın kaçışı çok hızlı olacaktır. Nereden geldiği belli olmayan paranın nereye ve ne kadar hızlı gittiği de anlaşılamayacaktır.

Yiğit Bulut “Erken Seçim Kaçınılmaz mı?” başlıklı yazısında iktidarın siyasi rantı maksimize edebileceği, ekonomik anlamda tepe noktasını (“en” noktasını) kaçırdığını ve iktidarın yıpranma katsayısının her geçen gün arttığını söylüyor ve erken seçimin gündeme geleceğini ifade ediyor.

2005 yılında cari açığın 23 milyar doları bulacağı, büyümenin istihdam yaratmadığı ve özelleştirme uygulamalarında da görüldüğü gibi, yolsuzluk iddialarının arttığı bir dönemde, erken seçim kaçınılmaz görünmektedir.

İşsizlik ve yoksulluğun azaltılamadığı, ekonominin giderek kötüleştiği, yolsuzluk ve yozlaşmanın   giderek arttığı bir ortamda, AKP hükümetinin çizdiği pembe tablolar artık inanırlığını iyice yitirmeye başlamıştır. AKP Hükümeti erken seçime gitmek zorunda kalacaktır. Çünkü, kriz söylentileri durup dururken çıkmaz ve “şuyuu vukuundan beter” bir şeydir.

 Sonuç: Zararın neresinden dönülürse kardır!

- - - -