1997 Yılında Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Paul Wolfowitz, Richard Perle ve William Kristol öncülüğünde temelleri atılan "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi"nin geri planında Yeni Dünya Düzeni anlayışı bulunmaktadır. Yeni Dünya Düzeni kavramı evrim geçirerek gerçek anlamına kavuşmuş, bu yüzyılın bir ABD yüzyılı olacağı teorisine dönüşmüştür. Son kertede Yeni Dünya Düzeni; ABD'nin ekonomik, politik, askeri, siyasi ve jeopolitik bir stratejisinin hayata geçmesindeki başlık olarak yorumlanabilir. İki kutuplu dünya politik ve ekonomik yapıda tehdit algılamalarını yoğun olarak yaşayan ABD, yeni dönemde dolaşımda bulunan bütün projelerle kendi egemenliğin sağlamayı tasarlamıştır.
Yeni Dünya Düzeni yaklaşımı ile dünyaya biçim vermeye uğraşan ABD beklemediği, en azından ciddiye almadığı bir dizi olayla karşılaştı. Bu süreçte Çin, Hindistan, Rusya, Almanya gibi ülkeler Yeni Dünya Düzeni dayatmasını kendilerine göre yorumlayarak bir gelişme trendi yakalamayı başardılar. Bu ABD için yeni bir tehdit olarak algılandı. Bu itibarla ABD bir proje daha ortaya koyup onun gerekçesini oluşturmalıydı. Çünkü Çin, Rusya, Hindistan gelecekte stratejik ve jeopolitik olarak ABD'yi tehdit edebilirlerdi. Kimi yaklaşımlar Çin'in 2050 tarihinde ABD'yi geride bırakacağını söylemekteydi. ABD bulduğu projeyi yıllardır yap boz tahtasına çevirdiği, kan banyosuyla meşhur Ortadoğu ve Afrika'da uygulayabilirdi. Çünkü ABD'yi stratejik olarak tehdit eden ülkelerin takibi ve ihtiyaç duyulan kaynağın temini için bu bölge aranılan bütün şartları içeriyordu. İşte ABD aradığı projeyi devreye soktu: Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)...
BOP; batıda Fas, doğuda Moğolistan, kuzeyde Çeçenistan, güneyde Yemen'e kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir İslam coğrafyası dönüşüm stratejisi olarak uzun vadeli bir hedefle ortaya konulmuştur. Bu projeyle birlikte sınırlar değişecek, değer ve inançlar tasfiye edilecektir. Böylelikle kontrol edilebilir, uydu, kimliği olmayan bir coğrafya; birbirini durmadan katleden toplumsal gruplar ortaya çıkacaktır. Zira bu özelliklerin bir bölümü bugün mevcuttur. Nitekim Irak'ta nehirler akan kandan dolayı kırmızı bir renge bürünmüştür!
Küreselleşme retoriği kapsamında uluslar arası sistemde olası boşlukları doldurmak üzere yeniden yapılandırma döneminin projesi, BOP olarak ortaya çıkmıştır. Bu yapılandırmanın aktörü ABD, ideolojisi Anglo-Saxson kapitalizmi, sürecin meşruluğu ise zorbalığa dayanmaktadır. Ayrıca bu sürecin çok manidar da bir sloganı bulunmaktadır: Özgürleştirme...
Asılan bakılırsa ABD, BOP benzeri projeleri daha önceden de ortaya koymuştur. ABD Kongresinin 1957 yılında kabul ettiği "Ortadoğu'da Barış ve İstikrarı Koruma" başlığı taşıyan ve Eisenhower Doktrini olarak anılan karar bugünkü BOP'dan çok da farklı değildir. Yani 2.Dünya Savaşı'ndan sonra hegemonik bir güce ulaşan ABD'nin dünyayı biçimlendirme, egemenliğine alma düşüncesi her zaman var olmuştur.
Bununla birlikte ABD'nin bu strateji ve planlarının kolay gerçekleşmeyeceği de söylenebilir. İran, Suriye, Irak üçgeni her türlü gelişmeyi sonuçsuz bırakacak özellikler taşımaktadır. Coğrafyamızda "Domino Teorisi" uygulama alanı bulmuştur. Hatırlanacağı üzere; ABD Başkanı Eisenhower, Nisan 1964 tarihinde Vietnam ile ilgili bir basın toplantısında geri çekilme yönündeki baskılar karşısında, Vietnamı kaybetmeleri halinde ABD'nin yanında yer alan bölgedeki ülkelerin domino taşlarının yıkılması gibi teker teker Çin ve Sovyet etkisine gireceklerini savunmuştu. Bugünde benzer iddialar Başkan Bush tarafından ortaya konulmaktadır. Bacer-Hamilton Raporu ABD'nin kademeli geri çekilmesini öngörüyordu. Ancak Başkan Bush olası bir geri çekilme neticesinde Irak'a, İran ve Türkiye'nin gireceğini ima(ifade) etmiştir.
BOP'un özünde yer alan istikrarsızlık ve toplumsal parçalanma, bugün coğrafyamızda tüm hızla gösterime girmiş bulunmaktadır. Yanı başımızda yaşanılan gelişmeler Cumhuriyetimiz için bir tehlike arz etmektedir. Kuzey Irak'ta konuşlanan terör örgütünün varlığı, tüm çağrılara ve diplomatik çabalara rağmen hala devam etmektedir. Fakat bu çağrılar nedense son zamanlarda artmıştır! Oysa yıllardır Irak'ta her türlü kırmızı, mavi vs. çizgimiz ihlal edilmiştir. Her gün gözü yaşlı analar şehit yavrularını toprağa vermektedir. Ayrıca Kerkükte Kürtler lehine değişen demografik yapı yeni bir olay değildir. Demografik değişim bütün acılara ve Altın Köprü benzeri katliamlara rağmen yaşanırken, nedense kimseden pek fazla ses çıkmamıştır! Türkmenlerin Kerkük, Telafer, Musul'da yaşadıkları zulümler de yeni değildir. Türkmen Cephesi Lideri Dr Sadettin Ergeç'e defalarca düzenlenen suikastı acaba hatırlayan var mıdır? Artık Kuzey Irak her türlü istikrarsızlığın merkezi konumuna gelmiştir. Bu durum Ülkemizi tehdit etmektedir. Fiilen kurulan Kürt Devleti'nin bir istikrarsızlık kaynağı olacağı açıktır.
ABD Başkanı George Bush 11 Ocak 2007 Perşembe sabahı Türkiye saati ile 04.00'te yeni Irak stratejisini açıklamıştır. ABD halkına ve dünyaya seslendiği konuşmasında; Irak Savaşı'nda bir takım hataların yapıldığını kabul ederek, hataların yapıldığı yerdeki sorumlulukları kabul ettiğini beyan etmiştir. Bush, direnişle mücadele ve mezhep çatışmalarının önlenmesi konusunda başarısız olmalarının sebebi olarak asker sayısını daha önce artırmamayı göstermiştir. Bush'un itirafının ardından açıkladığı yeni Irak stratejisinin temel unsuru asker artırımıdır. Aynı konuşmasında Bush İran'ı mezhep çatışmalarını körüklemesinden dolayı ağır bir şekilde suçlamıştır. Oysaki Bush, mezhep çatışmalarını en çok tahrik edenin de kendileri olduğunu unutmuş görünmektedir! Bununla birlikte onca uyarıya rağmen PKK terör örgütü konusunda hala ciddi bir adım atılmamıştır. Göstermelik olarak Mahmur Kampına düzenlenen baskın sadece bir göz boyamadan ibarettir. Düzenlenen baskında Kamptan silah bulunmadığı açıklaması ise bir kara mizah örneğidir.
Bölgedeki istikrarsızlığın bu kadar yoğun olmasına rağmen, Ülkemizin bölgede varlığı mutlaka gereklidir. Nitekim güvenliğimizin başlangıcı Kerkük ve Musul'dan başlamaktadır. Ancak ABD Türk varlığına tahammül edememektedir. Hafızalarda canlılığını koruyan Çuval hadisesi her Türk insanının içini parçalamaktadır! 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan (bir binbaşı komutasında) 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun ve Türkmen mihmandarlarının Irak'taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı'na bağlı askerlerce ve yanlarında peşmergelerin de bulunduğu bir ortamda, sürpriz bir baskın sonucu derdest edilmeleri ve başlarına çuval (kukuleta) geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince alıkonularak sorguya çekilmeleri travması hala her Türk vatanseverinin kafasından atamadığı bir olaydır. Tahammül ve sabrımızın denendiği, milli onurumuzun zedelendiği, kavramların ters yüz edildiği bir dönemde milli sabrın taşmak üzere olduğu bilinmelidir.
Yeni Dünya Düzeni BOP ışığında varlığını hızla devam ettirmektedir. Ulus-Devlet yapılanması küreselleşme salvolarıyla aşınmaktadır. Bunun karşılığında sınırların yeniden şekilleneceği bir sürece doğru gidilmektedir. Ayrıca Kuzey Irak'ta bölgesel bir savaşın dahi çıkabileceği ifade edilmektedir. İran'la- Türkiye'nin karşı karşıya getirilme planı, Erbil'de 4 İran'lı diplomatın tutuklanması, mezhep çatışmaları, fiili Kürt Devleti oluşumu ve muhtemel savaş senaryoları bölgesel tansiyonu hızla yükseltmektedir. Tabiri caizse Irak bir cinnet geçirmektedir. Diğer taraftan ABD projelendirip hayata geçirdiği Yeni Dünya Düzeni anlayışında küresel egemenliğini tesis etmek istemektedir. Bu bağlamda Yeni Dünya Düzeninin aslında neo-emperyal bir taktik olduğu tüm açıklığıyla görülmektedir. Bu projenin yerine aleme nizam verenlerin torunları olarak "Yeniden Türk Birliği" teziyle çıkılmalıdır. Yeni Dünya Düzenine; Adriyatik'ten Çin Seddi'ne Yeniden Türk Birliği teziyle karşılık üretilmeli, bölgemizdeki gelişmelerin öznesi olmak için milli politikalar ortaya konulmalıdır. Nitekim bir yerlerde bu coğrafyada olmamızdan rahatsızlık duyanlar olduğu bellidir. Bundan sonra her şey daha farklı olacaktır. Ama hiçbir güç son yurdumuzda sonsuza kadar yaşamamıza mani olamayacaktır...