Bilindiği üzere Kasım 2005’te Şemdinli’de gerçekleşen olaylar o günden bu yana ülkemizin gündeminde ilk sırayı almaktadır. Çünkü bu olaylar sonrasında komisyon raporları, iddianame tutanakları, siyasetçilerin açıklamaları, gazetelerin manşetleri bu gündemin sürekliliğini sağlamıştır.
Bilinçli şekilde sürdürülen bu gündem sayesinde ordumuza ve devletimize karşı leke sürülmüş, olayların arkasında yatan gerçekler perdelenmiş ya da görmezden gelinmiştir.
Olayların daha iyi analiz edilebilmesi için öncelikle Kasım 2005’te neler olduğunu hatırlamakta fayda var.
Hatırlanacağı üzere bir PKK itirafçısı olan Seferi Yılmaz’ın sahibi olduğu kitapçıda meydana gelen patlamaların ardından, Şemdinli halkı çok hızlı bir şekilde olaydan haberdar olmuş (!) ve olay yerinde bulunan bir resmi aracı yakarak devlet ve ordu aleyhinde sloganlarla olayların daha da büyümesine sebep olmuşlardı. Hemen ardından PKK tarafından olaylarla ilgili olarak “bedel ödettireceğiz” açıklamaları gelmiştir.
İkinci bir dikkat çeken nokta ise, PKK’nın yayın organı Roj Tv’nin olayların hemen 2 dakika sonrasında Şemdinli’de olay yerinden canlı yayın yapmaya başlamış olmasıdır.
Sadece bu iki ayrıntıya bakarak bile olayların PKK tarafından organize edildiğini anlamak mümkündür.
Ne var ki, olayların hemen ardından PKK tarafından “bedel ödettireceğiz” şeklinde açıklamalar gelirken, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından da ordu mensuplarımız ima edilerek “bedel ödeyecekler” açıklaması gelmiştir.
Tayyip Erdoğan’ın bu alelacele ve yanlış açıklaması ile ilgili iki sonuç çıkarabiliriz. Birincisi “Tayyip Erdoğan devlet adamlığı ciddiyetinden ve sorumluluğundan yoksun bir kişi” ya da “Tayyip Erdoğan, Apo ile aynı sözleri söylemesinin ötesinde PKK’nın bu oyununda şahsi menfaatler için bile bile yanlış tarafta yer almıştır”. Hangisinin doğru olduğu sorusunun cevabını siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.
Şemdinli olayları, PKK’nın sırf terör eylemi yapmış olmak için rastgele seçtiği bir eylem değildir.
Nitekim, Şemdinli olayları sonrasında ülkenin her bölgesinde bölücü terör örgütü tarafından organize edilen devlet düşmanlığı propagandaları ve bölücülük provaları yapılmıştır.
Bütün bunlarla birlikte gelişen süreçte, yine bölücü terör örgütü tarafından Türk Ordusunu ve Türk Devletini karalama ve suçlama kampanyaları başlatılmıştır.
Başbakan Tayyip Erdoğan’da yaptığı açıklamalar ile (örnek: bedel ödeyecekler) bölücü terörün Türk Devletini karalama ve suçlama kampanyasına malzeme ve cesaret kazandırmıştır. Aynı şekilde Başbakan’ın açıklamaları, devleti suçlayanları haklı gösterecek nitelik taşımaktadır.
Bu araya AKP’nin bu konulardaki tarafını daha iyi analiz edebilmek için bir parantez açmak gerekirse şu şekilde bir tahlilde bulunabiliriz: PKK’nın yaptığı açıkça bilinen Şemdinli olayları sebebiyle bölgeye akın eden, Londra’daki terör eylemlerinde ölenlere saygı duruşunda bulunan ve bu saygı duruşunu devlet kurumlarında da zorla uygulatan AKP Hükümeti’nin aynı duyarlılığı şehitlerimize hiçbir şekilde göstermediğini üzülerek görmekteyiz. Londra’da ölenlere saygı duyanlar, Şemdinli’de PKK’lıların dertlerine çare bulmak için bölgeye koşanlar, Batman ve Van’da son dönemde gerçekleşen terör olaylarında şehit olan asker ve polislerimiz için kıllarını dahi kıpırdatmamış hatta üzüldüklerini beyan eden bir açıklama bile yapmamışlardır.
Şemdinli Olayları sonrasında idari işlemler başlatılmıştır.
TBMM tarafından kurulan Şemdinli Komisyon’da dinlenen şahıslar tarafından PKK propagandası yapılmış, Apo siyasi lider olarak görülmüş ve bebek katili Apo’yu da kapsayan bir siyasi af talebinde bulunulmuştur.
Yine bu komisyondaki tutanaklar ile Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Devleti karalanmış, suçlu sandalyesine oturtulmuştur.
Bütün bunların sonucunda terör olayını sorgulamak amacı ile kurulan Şemdinli Komisyonu, terör örgütünün propagandasını yapmak ve siyasi emellerine ulaşmak için kullanılan bir komisyon haline dönüşmüştür.
Türk Milletine karşı alerjisi olduğu açıkça görülen AKP’nin, adı geçen komisyonda bölücü örgüt propagandasına sessiz kalarak izin vermesinin ne anlama geldiğini Türk Milleti çok iyi biçimde bilmektedir.
Aynı şekilde, güvenliği ve gizliliği devlet tarafından sağlanması gereken bu soruşturma tutanaklarının PKK’nın yayın organları tarafından birebir yayınlandığını gördük. Bu tutanakların nasıl PKK’ya ulaştığı, kimlerin gizli olması gereken bu evrakları PKK’ya servis yaptığının da ayrıca soruşturulması gerekmektedir.
Komisyon raporu sonrasında savcılık tarafından hazırlanan iddianame ise yukarda bahsettiğimiz olayların tuzu biberi olmuştur.
Burada ilginç olan konu, böylesine önemli bir olayda iddianameyi hazırlama görevinin Rektör Yücel Aşkın’ın yargılanmasına sebep olan ve o iddianameyi AKP’nin talepleri doğrultusunda hazırladığına dair şaibeler bulunan Savcı Ferhat Sarıkaya’ya verilmiş olmasıdır.
Nitekim hazırlanan iddianameyi okuduğumuzda bu iddiaları kuvvetlendirecek düşüncelere kapılmamak içten bile değil.
Çünkü iddianamenin taraflı ve yönlendirilmeli yazıldığını daha başında anlıyoruz. Devlet erkânının bu konudaki açıklamalarına yer verildiği bölümde Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek, Abdulkadir Aksu, Necdet Sezer ve Hilmi Özkök’ten bahsedilirken ‘Sayın’ kelimesinin kullanıldığını, Yaşar Büyükanıt ve Fevzi Türkeri’den bahsedilirken bu ‘Sayın’ kelimesinin kaldırıldığını görüyoruz.
Yine EtikHaber sitemizin dosyalar bölümünden yüklediğim elimdeki iddianamenin 54. sayfasında bizzat Savcı Ferhat Sarıkaya’nın kaleminden çıkan bölümde şu ifadeye yer verilmektedir:
Mehmet Ali ALTINDAĞ’ın Cumhuriyet Savcılığımızda Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonunda vermiş olduğu bu ifadeler karşısında hâlen Genel Kurmay Başkanlığı’nda Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptığı bilinen Yaşar BÜYÜKANIT ile o dönemde komutası altında çalışan bir kısım askerî yetkililer hakkında Suç İşlemek İçin Örgüt Kurmak, Görevi Kötüye Kullanmak ve Sahte Belge Düzenlemek suçlarından, yine 09.11.2005 günü Şemdinli ilçesinde meydana gelen patlama olayından sonra Yaşar BÜYÜKANIT’ın olayın faillerinden olan Ali KAYA’ya yönelik açıklamaları nedeniyle Âdil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs suçundan soruşturma evrakı Genel Kurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı’na gönderilmek üzere tefrik edilerek soruşturma defterimizin 2006/152 Sırasına kaydı yapılmıştır.
Görüldüğü gibi Sayın Savcı direk “Kara Kuvvetleri Komutanı” demek yerine “halen Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptığı bilinen” gibi bir ifade ile Yaşar Büyükanıt’ın şahsına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hakaret etmektedir.
Altı ay sonra Genel Kurmay Başkanı olacak olan Yaşar Büyükanıt’ın bu göreve gelmesini AKP Hükümeti’nin istemediği şeklindeki duyumlarımızı da işin içine katarsak, iddianame içerisinde Yaşar Büyükanıt’tan bahsedilirken şahsına karşı kullanılan üsluba daha özel bir anlam da katabiliriz.
Yine, iddianame incelendiği vakit görülen başka bir konu ise iddianamenin hiçbir somut delil üzerine oturtulmadan, sadece ifade veren şahısların sözleri doğrultusunda ordu mensuplarımıza karşı suçlamalarda bulunulduğudur. Hâlbuki iddianamenin amacı somut deliller ile mahkemeye doğru bilgi sunmak olmalı idi. Ancak bu iddianamede somut hiçbirşeye rastlanılmamakta, sadece şahısların PKK’yı haklı Türk Devleti’ni suçlu gösterdikleri ifadelerinden oluşturulan suçlamalar bulunmaktadır.
Bütün bu saydıklarımızın sonucunda, önyargılı ve ne oldukları bilinen şahısların dinlenmesi ile oluşturulan bu iddianamenin, PKK’nın, Türk Devleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile hesaplaşma amacına hizmet ettiğini söyleyebiliriz.
Bölücü terör örgütünün bu olayları çıkarmasındaki amaçları bellidir ve görüldüğü gibi bu amaçlarını da uygulamaktadırlar.
Bölücü terör örgütü Türk Devleti ve Türk Ordusu ile hesaplaşmak istemektedir. Ve bu hesaplaşmasını da AKP sayesinde devlet eliyle yapmaktadır.
Bir diğer amaç güvenlik güçlerimizin terör örgütü ile mücadele azminin kırılarak ve moralleri çökertilerek, terör örgütünün daha rahat at koşturmasını sağlamaktır. Bizzat Başbakan’ın ordumuza yönelik açıklamaları bile bu amaca hizmet etmiştir.
Ve nihai amaç olarak terör örgütünün siyasi amaçlarını gerçekleştirmek ve siyasi çözüm zorlamalarına zemin hazırlamaktır.
Yine bir parantez koymak gerekirse; açıkçası Türkiye’de var olan terör sorunu yerine “Türkiye’de Kürt Sorunu Vardır” diyen, Apo ile aynı ağızdan konuşan bir Başbakan var iken terör örgütünün bu olayları yapmasına hiç gerek olmadığını düşünüyorum.
Nitekim Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök, bana göre ilk defa AKP’ye karşı dik bir duruş sergilemiş ve bugünün Kara Kuvvetleri Komutanı geleceğin Genelkurmay Başkanı Sayın Yaşar Büyükanıt’ı çakallara yem etmemiştir.
Böylesine bir dik duruş ile karşılaşacağını hiç tahmin etmeyen AKP’de bu kararlı duruş sonrasında ne yapacağını şaşırmış, o güne kadar gündemden düşürmediği Şemdinli Olayları’nın gündemden kalkması için yeni gündemler yaratmaya kalkışmıştır. Çünkü artık rüzgârın yönü farklı esmeye başlamıştır. Atalarımızın dediği gibi, “keser döner, sap döner, bir gün gelir hesap döner”. Ve öyle de oldu. AKP’nin Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hiçe sayarcasına Şemdinli üzerinden yaptığı siyaset artık kendi başını sıkıntıya sokmaya başlamıştır.
Kasım 2005’ten beri Şemdinli ile milli kesimlere saldırmayı görev edinen AKP’liler, askerin kararlı açıklamaları sonrasında ortaya çıkan yeni bilgiler ve iddialar ile olayların sorumluları arasında sayılmaya başlanmıştır. Artık AKP saldırmayı bırakıp, savunma yapmak mecburiyetinde kalmıştır.
AKP’nin siyasi geleceğinin şahsım açısından hiçbir önemi olmadığını vurgulamakla birlikte, ülkemizin geleceği açısından AKP’den ve AKP’nin bu kirli siyasetinden bir an evvel kurtulması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü, her ne kadar Genelkurmayımız kararlı bir duruş sergilese bile PKK ve diğer bölücü unsurlar emellerine ulaşmıştır. Türk Ordusu ile hesaplaşma fırsatı yakalamış, bunu da bir seviyeye kadar başarmıştır.
Nevruz Kutlaması adı altında gerçekleşen olaylar da, bu amacın gerçekleştirildiğine dair bir örnektir.
Herkesin olay çıkmasını beklediği Nevruz hiç olaysız şekilde sona ermiştir. Çünkü, yıllardır her türlü bölücü propagandaya karşı sert tavır gösteren güvenlik güçlerimiz bu sene bu tavrı gösterememişlerdir.
Nevruz kutlamaları adı altında yaşananlar PKK’nın Türk Devleti’ne meydan okumasından başka bir şey değildir.
Bu gösteriler sırasında AKP’nin affettiği ve Dışişleri Bakanlığında ağırlayarak bir nevi özür dilediği Leyla Zana ve arkadaşlarının yine AKP himayesinde açtıkları DTP’nin Belediye Başkanları bebek katili Apo’yu lider kabul ettiklerini söylemişler, Apo’ya siyasi af talep eden bildiriler okunmuş, katılımcıların hepsi terör örgütü PKK’yı açıkça desteklemiş, gösterilere katılan halk Apo ve PKK yanlısı sloganlar atmış ve bütün bunlarla birlikte dağdaki PKK militanları ellerini kollarını sallayarak bu gösterilere katılmışlardır.
Şimdi soruyorum size? PKK ve diğer bölücü unsurla her istediğini yapmışken neden olay çıkarsın? Zaten istediğini almış, görevini başarmanın sevinci ile orda mutlu bir şekilde keyif çatıyor.
Açıkçacı burada güvenlik kuvvetlerinin olaylara müdahale etmemesinde tek bir sebep buluyorum. Askerimizin başına çuval geçirilmesine bile ses çıkaramayan teslimiyetçi AKP iktidarının ver-kurtulcu politikaları ve uygulamaları o gün orada bulunan güvenlik kuvvetlerimizin tavır koymasını engellemiştir.
Buradan, ver-kurtulcu AKP hükümetinin başı olan Tayyip Erdoğan’a seslenmek istiyorum. Sırf olay çıkmasın diye Nevruz gösterilerinde PKK’nın gövde gösterisi yapmasına, devlete meydan okumasına izin verdiniz. Peki, yarın bu bölücü unsurlar ve terör örgütünün cennet vatanımızdan koparmak istediği toprakları da aynı şekilde olay çıkmasın diye peşkeş çekecek misiniz?
Görüldüğü gibi, bölücü terör örgütü amaçlarını bir bir gerçekleştirmektedir. Bu durumun birinci derecede sorumlusu AKP Hükümeti’dir. AKP hükümetinin basiretsiz, düşüncesiz ve Türk Milletine düşman görüntüsü veren politikaları sayesinde ülkemiz bir cehenneme sürüklenmektedir.
Şemdinli’de gerçekleşen olayları, PKK tarafından Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine atılan fünyesi çekilmiş ama henüz patlamamış bir el bombasına benzetebiliriz. Bombanın patlaması için gereken saniyeler başlatılmıştır.
Fünyenin çekilmesinden sonra geçen her saniyede bölücüler bir adım daha atmış olacaklardır. Ordu ve devlet ile hesaplaşma ve Nevruz gösterileri adı altında Türk Devleti’ne meydan okuma bu saniyelerin ilk ikisi idi.
Zaman geçiyor ve bu bomba durdurulmadığı vakit, herkes patlamanın çöküntüleri altında ezilip, yok olacak ama Türk Milleti bundan önce defalarca olduğu gibi bundan sonra da her şart altında kendi küllerinden yeniden dirilmesini başaracaktır.
Saygılar…