Bireylerin beden ve ruh sağlığının yerinde olması, toplumsal yaşamın da sağlıklı olmasını sağlar. Toplumsal yaşamın sağlıklı olduğu yerde siyasal ve ekonomik etkinlikler de istikrar olur. Kaldı ki toplumun temeli bireydir.Sağlıklı bireylerden oluşan aile sistemi ise düzenli bir toplumun olmazsa olmazlarındandır. Siyasal ve ekonomik süreçler sosyal sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Bununla birlikte, siyasal ve ekonomik süreçler sosyal yapının bir uzantısıdır. Sosyal yapıdaki dengesizlik ve çelişkiler her halükarda siyasal ve ekonomik süreçlere de sirayet eder.Bu bakımdan, siyasal ve ekonomik yapıdaki dengesizlik ve tutarsızlıkla mücadele için öncelikle sosyal yapının gözden geçirilmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir.Sosyal yapının güçlü olması ve demokrasinin kurumsallaşması için öncelikle sosyolojik anlamda dinamik bir orta sınıfa ihtiyaç bulunmaktadır. Ne yazık ki yaşanılan ekonomik ve sosyal krizler neticesinde orta sınıf yıpranmış, etkisiz bir konuma düşürülmüştür. Orta sınıfın etkin olması için geleneksel ve kültürel bağlarından kopmamış bir aile sisteminin varlığı gereklidir.Toplumsal yaşamın çekirdeğini teşkil eden aile sisteminin istenilen/arzulanan konumda olabilmesi için aileyi oluşturan bireylerin her açıdan sağlıklı olmaları doğal bir zorunluluktur.
Ancak, günümüzde bireyler önü alınmaz bir yalnızlık ve marjinalleşme süreci ile karşı karşıya bulunmaktadır. Popüler kültür insanı gün geçtikçe pençesine alarak, sanal mutluluk iksirlerini bir hayal ikliminde insanlara sunmaya çalışmaktadır.Bu bağlamda sosyal hayat dramatik sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.Kimlik ve kişiliği aşınan bireylerin yaşamdan zevk almaları da zorlaşmaktadır.Manevi değerlerle maddi değerler hızla yer değiştirmektedir.Manevi değerlerden uzaklaşan bireyler tatminsiz olmakta, bu süreçte her türlü kutsal değerleri sorgulamaktadırlar.Doğal sonuç olarak da her türlü olumsuzluğa açık bir toplumsal süreç gulyabani misali ortaya çıkmakta ve aydınlık geleceği tehdit etmektedir. Bu olumsuz durum toplum yapısını dolayısıyla ekonomik ve siyasal yapıları da etkilemekte; ortaya istenilmeyen neticelerin çıkmasına sebep olmaktadır.Bireyler günübirlik, amaçsız yaşama kendilerini kaptırarak, kutsal ideallerin farkına bile varamamaktadırlar.Bireylerin geleneksel, idealist tavır ve davranışları çerçevesinde kurguladıkları, ancak popüler kültürün büyüsü karşısında tamamiyle hedonist(ben merkezci) bir yapıya giren yaşamlarında manevi değerler hızla irtifa kaybetmektedir.
Öte yandan, teknoloji hızla gelişmekte ve toplumsal yapıda kapsamlı dönüşümler ortaya çıkarmaktadır. Buna rağmen, teknolojik yaşamdaki değişim ve gelişim aynı oranda sosyal yaşama yansımamaktadır.Teknoloji gelişirken, sosyal yapının geliş(e)memesi kültürel gelişmeyi engellemese de geciktirmektedir. Bu durumun doğal sonucu olarak toplumsal yaşamda ahlaki bunalımlar baş göstermektedir.Kaldı ki bir toplumun devamı ve gelişmesi için ahlakın ayakta kalması ve istikrarı çok önemlidir.Bir toplum teknoloji olmadan da ayakta kalabilir, ancak ahlak olmadan ayakta kalması söz konusu bile değildir.
Bu söylenenlerin paralelinde, bireysel yaşamda idealist hedefler pragmatik endişelere terk edilmektedir.Peşi sıra başlayan ‘benim söylediğim doğrudur, ben daha iyi bilirim’ türünden içi doldurulmamış, samimiyetsiz ve gerçekle bağdaşmayan cüretkar çıkışlara sahne olunmaktadır. Aynı zamanda her türlü çarpıklığın ve yozlaşmanın ısrarla bir kara bulut gibi toplumun mavi gökyüzünden gitmediği bir dönemden geçilmektedir. Bununla birlikte, çok bağıranın çok haklı olduğu ya da çok konuşanın çok bildiğinin düşünüldüğü marazi ve sahte bir ortama doğru da bir seyir başlamaktadır. Elbette pragmatik kaygılarla hareket edenler ideallerin kutsallığından hızla uzaklaşacaktır. Retorikte haklı olmayı tekeline almış ve neredeyse dünyanın dahi kendi etrafında döndüğüne inanacak bireyler ideallerin kutsallığını tehdit etmektedirler.Bir konu hakkında söyleyecek bir şeyi olmayanların ne olduğu ve kime hizmet edildiği belli olmayan ortamlarda idealizm adına manidar ve bir o kadar da düşündürücü sözde eleştirileri samimiyetsizliğin iki defa göstergesi değildir de nedir?Bir medeniyet projesine inandığını iddia edenler öncelikle sahip oldukları birikimlerini sosyal ilişkiler sürecinde ortaya koymalıdırlar.Yapılacak en kolay ve en basit yöntem bir şeyleri ya da birilerini alçaltmaya yönelik faaliyettir.Bu söylenenin doğruluğu bir tarafa insaniliği bile tartışılmalıdır.
Toplumsal yaşamda değişim sancılıdır. Değişim gerekli, ancak yeterli değildir. Değişim gelişimle desteklenmelidir.Büyük mütefekkir Ahmet YESEVİ’nin yüzyıllar öncesinden ortaya koyduğu; bireyle toplumu bir arada kabul eden düşünce sistemine her zamankinden fazla ihtiyaç bulunmaktadır.Sosyal ilişkilerin kalitesi ve sürekliliği her şeyden önce ilişkide bulunan tarafların samimi çaba ve katkılarına bağlıdır.Samimi ve dürüst birliktelikler idealist anlayışla birleştiğinde toplumsal sorunlara cevap üretebilecek bir yapıya kavuşur. Kaldı ki bir medeniyet projesi hayal edenler öncelikle var olan her soruna bir çözüm ortaya koyabilecek durumda olmalıdırlar. O zaman bireyle toplumun iç içe geçtiği bir medeniyet projesi ahlaki bir temelde meydana gelmiş olacaktır. Bir medeniyet projesi hayal edenler ve bunun için varlığını ortaya koyanlar bu söylenenlerden tarih önünde sorumludurlar.