Peki kimdi bu Mustafa Sarıgül. Siyasete gençlik yıllarında CHP Gençlik Kollarında başlamış 18. dönem SHP Milletvekilliği yapmış, daha sonra DSP’den Şişli Belediye Başkanı seçilmiş ve YTP’nin kurucuları arasında yer almış biri. En son olarak başladığı yere CHP’ye döndü ve CHP’ye Genel Başkan adayı oldu.
Görüldüğü gibi Sarıgül’ün siyasi hayatı çok hareketli. Bir o partide, bir bu partide. Ama Sarıgül, CHP’de muhalefet harekete başladığı zaman hiç kimse bu hareketlilikten bahsetmedi. Özellikle herkesin en ufak açığını bulan, bulmayan çalışan hatta olmayan açıkları var eden medyamız bile bu hareketlilikten bahsetmedi. Aksine, Sarıgül’ü CHP’nin kurtarıcısı gibi gösterdiler.
Aslında buna Sarıgül’ün kendiside inanmış durumdaydı. Çünkü konuşmalarında birlikten beraberlikten, CHP’nin emin ellerde olmadığından çok sık bahsediyordu. O güne kadar hep CHP’den siyaset yapan Deniz Baykal’ı partiyi tanımamakla ve yönetememekle suçluyor hatta daha da ileri giderek CHP’ye ihanet ettiği anlamlarına gelecek imalarda bulunuyordu.
İlginçtir, medyamız da Sarıgül’ün bu kadar parti değiştirmesini görmezlikten gelerek, sanki CHP’nin kuruluşundan itibaren sadece o varmış gibi bütün politikalarını Sarıgül üzerine kurgulamış, Sarıgül’ün attığı adımı süsleyerek haber yapmaya başlamışlardı. Hele o köşe yazarları... CHP ile hiç ilişkisi olmayan köşe yazarlarımız en büyük CHP ve ideallerinin savunucuları olmuşlardı.
İlginçtir, medyamız da Sarıgül’ün bu kadar parti değiştirmesini görmezlikten gelerek, sanki CHP’nin kuruluşundan itibaren sadece o varmış gibi bütün politikalarını Sarıgül üzerine kurgulamış, Sarıgül’ün attığı adımı süsleyerek haber yapmaya başlamışlardı. Hele o köşe yazarları... CHP ile hiç ilişkisi olmayan köşe yazarlarımız en büyük CHP ve ideallerinin savunucuları olmuşlardı.
Sarıgül’ün siyasi dönemeç noktalarını da iyi incelemek lazım. Örneğin, 3 Kasım öncesi özellikle Avrupa tarafından Türkiye üzerinde oynanan oyunların tam yoğunlaştığı bir dönemde YTP kuruluyor. Ve Mustafa Sarıgül kurucular arasında. Daha da ilginci, Mustafa Sarıgül 3 Kasım seçimlerinde, kurulmasında başrolü oynadığı kendi partisi YTP’den aday da olmuyor. Sanki görevim bitti der gibi. Tabi bu dönem tesadüftür AKP’nin tek başına iktidarının başladığı döneme rast geliyor.
Sarıgül 3 Kasım seçimlerinden yaklaşık bir ay sonra 11 Aralık 2002’de CHP’ye geçiyor. Ve 28 Mart seçimlerinde CHP her tarafta düşük oy alırken Mustafa Sarıgül Şişli’de yüksek bir oyla tekrar belediye başkanlığını alıyor.
Daha sonra ise, hepimizin bildiği Sarıgül-ABD görüşmeleri, Sarıgül-Tayip Erdoğan görüşmesi ve Mustafa Sarıgül CHP’de muhaliflerin hepsinin birleştiği ortak Genel Başkan adayı.
Bu arada şu noktayı unutmamak lazım. Sarıgül’ün CHP muhalefetine hız verdiği dönem 17 Aralık 2004 AB Zirvesi’nin öncesine denk geliyor. Türkiye için tarihi kararların alındığı bu zirve öncesinde ve sonrasında CHP parti içi muhalefetle uğraşmaktan ülke meselelerinden uzak kalmış, AKP’de “meydanı boş bulmuş misali” çok rahat hareket etmiştir.
Gelelim DYP’ye
DYP’nin 14 Mayıs 2005 Kongresinden sonra parti içi muhalefet birden bire birleşip kazan kaldırdılar. Tüzük değişikliği istiyorlardı.
Ancak bu muhalefet hareketin başladığı döneme baktığımızda yine ilginç rastlantılar dikkat çekiyor. Çünkü DYP’nin AKP’den birkaç milletvekilini aldığı, AKP’de ise, “daha kaç milletvekili gidecek” sorularının yoğunlaştığı, erken seçim tartışmalarının başladığı ve AKP’nin halk arasında oylarının azaldığı bir dönem. Ve DYP saflarından bu muhalif harekete karşı söylenen ortak cümle “zor zamanda olmayıp şimdi ortaya çıkmış olmalarıdır”. Tabi bu muhalefet hareket içerisindeki Mehmet Ali Bayar gibi ABD ile ilişkileri kuvvetli ve birkaç parti değiştirmiş siyasetçilerinde olması başka ilginç nokta.
Ve MHP
MHP’deki durum diğerleri ile çok benzeşme gösteriyor. Öncelikle MHP’deki parti içi muhalefette başrolü çeken isimlere bir bakalım.
Namık Kemal Zeybek, 80 öncesi MHP üst görevlerde bulunmuş, 80 sonrası ise yaklaşık 23 yıl MHP dışındaki partilerde siyaset yapmış, MHP, ülkücüler ve Alparslan Türkeş hakkında ağır eleştirilerde bulunmuş bir insan.
Ramiz Ongun, yine 80 öncesi MHP’de üst görevlerde bulunmuş, 80 sonrası bir süre yurt dışında bulunmuş ve Türkiye dönüşünde ANAP, DYP gibi partilerde siyaset yapmaya uğraşmış, 1997’de MHP’ye katılmış bir kişi. O günden sonrada MHP’nin müzmin muhalifi.
Daha önce, Namık Kemal Zeybek, Ramiz Ongun, Emin Yazıcı ve Ercan Koç gibi muhalifler hep ayrı saflarda yer almış, birbirlerine ağır eleştirilerde bulunmuşlardı.
Ancak bir süre önce bu muhalifler birleşerek birlikte hareket etmeye başladılar. Ama zamanlamaları çok ilginçti. AB Büyükelçileri’nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e “yükselen milliyetçiliği durdurun” demelerinin hemen ardından, MHP’li muhalifler birleşme kararı almışlardı. O güne kadar hiç yan yana gelemeyen bu kişiler şimdi bir aradaydılar. Ve görüntüdeki istekleri de CHP ve DYP’dekilere çok benziyordu “tüzük değişikliği” ve “parti içi demokrasi”.
Yine diğer partilerdeki muhalefetle ortak benzerlik ABD. Çünkü Ramiz Ongun’un, ünlü Soros’la aynı Alman filozoftan örnek vermeleri, Soros’la, Ongun’un söylediği sözlerin birbiriyle çok paralel olması ve zamanlamalarının tutması çok ilginçtir.
Bu sırada önemli bir olayı göz ardı etmemek gerekir. Yıllardır bütün MHP’lilerin en çok yakındığı nokta medyanın kendi faaliyetlerine ve fikirlerine ya hiç vermemesi ya da çok az yer vermesi idi.
Ancak, bu muhalif hareketin başlaması ile birlikte MHP haberleri manşetleri, köşeleri, satır aralarını, anlayacağınız haberin olduğu her yeri süslemeye başladı. Bu haberlerin hepsinde hep MHP muhalifleri ön plâna çıkartılıyor. Muhalif pencereden yazılar yazılırken, MHP’nin normal programları yine hiçbir medyada yer bulmamaktadır.
Hatta MHP’nin lafını ağızlarına almaktan bile hoşlanmayan köşe yazarlarımız, bugün, MHP’nin geleceğini yorumluyor, MHP’nin geleceğinin ancak muhalif hareketle kurtulacağı şeklindeki yazılarıyla “çorbada tuzumuz olsun” misali muhalif harekete destek vermeye devam ediyorlar. MHP ile hiç ilişkisi olmayan bu köşe yazarları, MHP ve ideallerinin savunucusu rolüne çoktan soyunmuşlardı bile.
Hatta MHP’nin lafını ağızlarına almaktan bile hoşlanmayan köşe yazarlarımız, bugün, MHP’nin geleceğini yorumluyor, MHP’nin geleceğinin ancak muhalif hareketle kurtulacağı şeklindeki yazılarıyla “çorbada tuzumuz olsun” misali muhalif harekete destek vermeye devam ediyorlar. MHP ile hiç ilişkisi olmayan bu köşe yazarları, MHP ve ideallerinin savunucusu rolüne çoktan soyunmuşlardı bile.
Medyamızın diğer partilerdeki son dönemde gelişen muhalefet hareketlere yaklaşımıyla, MHP’deki muhalif harekete yaklaşımları ne kadar çok benziyor değil mi?
MHP’deki muhalefetle diğerleri arasındaki bir diğer benzerlik ise, MHP’li muhaliflerin de AKP ile görüştükleri iddialarının ortaya çıkmasıdır.
Bir başka benzerlik ise, bütün bunların MHP’nin oylarının yükseldiği, AKP’nin oylarının düştüğü bir döneme rast gelmesi.
Ayrıca, MHP yönetimi bir kongre kararı alacak olursa daha önce 17 Aralık Zirvesi’nde CHP’de olduğu gibi, 3 Ekim Zirvesinde de, yükselen MHP kendi parti içi muhalefetiyle uğraşmaktan AKP’ye vakit bulamayacak ve AKP 3 Ekim Zirvesi’nde de “meydanı boş bulmuş misali” çok rahat hareket edecek, verilen tavizler saklanabilecektir.
AKP’ye muhalefet yapma durumunda olan partilerin kendi içlerinde meydana gelen muhalefetlerin ortak yanlarını alt alta yazacak olursak önemli benzerlikleri şöyle sıralayabiliriz.
1- Zamanlamaları bakımından AKP’nin sıkıntıda olduğu dönemlere rast gelmektedir.
2- Partilerinden talep ettikleri bakımından söyledikleri sözler hemen hemen aynıdır.
3- Muhalefet hareketin başrolünü çekenlerin hepsinin siyasi geçmişleri çok hareketlidir.
4- Hepsinde ABD bağlantısı veya ABD fikirleriyle paralellik görülmektedir.
5- Hepsinin AKP ile olan ilişkileri ortaya çıkmaktadır.
1- Zamanlamaları bakımından AKP’nin sıkıntıda olduğu dönemlere rast gelmektedir.
2- Partilerinden talep ettikleri bakımından söyledikleri sözler hemen hemen aynıdır.
3- Muhalefet hareketin başrolünü çekenlerin hepsinin siyasi geçmişleri çok hareketlidir.
4- Hepsinde ABD bağlantısı veya ABD fikirleriyle paralellik görülmektedir.
5- Hepsinin AKP ile olan ilişkileri ortaya çıkmaktadır.
Bu muhalif hareketlerin birbirlerine gereğinden fazla benzeşmeleri insanın kafasını çok karıştırıyor. En halisane duygularla bile baksak şu düşünce aklımızı kurcalıyor.
Sanki hepsine birden “parçalayın” emri veren “ortak bir azmettirici” var.