24 Nisan gölgesinde 23 Nisan

24 Nisan gölgesinde 23 Nisan

Siyah beyaz fotoğraf karesiymiş,

Eski bir kamera kaydıymış…

Hiçbirinin hükmü okunmuyordu.

Çünkü…

Açık seçik,

Göstere göstere,

Tüm dünyanın gözleri önünde…

On binlerce Azeri can verdi…

Hani her savaş öyküsünde yetim kalan çocuklardan bahsederler ya…

1988 yılında başlayıp,

1994’e kadar devam eden Dağlık Karabağ’da, Hocalı da…

Yetim kalacak çocuk bile bırakmadılar arkalarında.

*

İşte bu gerçek orta yerde durup dururken,

24 Nisan “Ermeni iddiaları” gölgesinde,

23 Nisan “Ulusal Egemenlik” günümüzü kutladık.

24 Nisan birilerinin içini öylesine doldurmuştu ki,

23 Nisan kutlamaları neredeyse devede kulak kaldı.

*

Oysa…

Tarihi tarihçiler eline bırakmadığınız zaman,

Kimse kusura bakmasın ama…

Ne yaparsak yapalım,

Ne yazarsak yazalım,

İktidar eliyle ne kadar taziye yayınlarsak yayınlayalım.

Densiz ve dengesiz bir hadsizlikle,

Türk bayrağı yakan Diaspora şakşakçıları gibi,

“Şovmenlik” tavan yapar.

Dahası,

Ethem Sarısülük…

Ali Korkmaz…

Berkin Elvan…

Burak Can…

Polis Memuru Ahmet Küçük Dağı’ın ailesine taziye dilemeyenler,

Bizi soykırımcı olarak tanımlayanlara taziye diler.

*

Ne oldu yani iktidarın yayınladığı bu taziye,

Gerçekleri yok saymamızı mı sağladı.

Oysa başta Fransa olmak üzere;

1982’de Kıbrıs Rum kesimi…

1993, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007’de Arjantin…

1996, 2000 ve 2004'te Kanada…

1996-1997 ve 2000'de Yunanistan da…

1998'de Belçika’da...

2000'de İtalya’da…

2003'te Vatikan ve İsveç...

2004’te Slovakya, Hollanda’da...

2005’de Alman, Polonya, Venezuella, Litvanya’da...

2007'de Şili’de...

2010’de İngiltere ve İskoçya tanıdı bu kararı.

*

Tabi birde;

Irak’a sözde, “Demokrasi”…

Filistin’e “Barış”…

Suriye’ye “Adalet”…

Ortadoğu’ya “Arap Baharı” götürdüğünü iddia eden,

En büyük müttefikimiz Amerika var.

Onlar kararı şimdiye kadar tanımadılar,

Ancak her yıl “büyük felaket” tanımlaması yapıp,

“Tanıyacağız” tehdidiyle,

Isıtıp ısıtıp önümüze getirdiler.

Sorarım sizlere?

Bizlere demokrasi ve insan hakları dersi vermek,

Bu kirli ellere mi kaldı?

Ya da Gezi olaylarıyla başlayan süreçle birlikte,

Dünya kamuoyunda  imajı çizilen Başbakan Erdoğan'ın;

“Ben yasakçı ve baskıcı bir başbakan değilim, bakın ne kadar özgürlükçüyüm” mesajından ne kadar ileri gidebildi?