ŞAH VE VEZİRLERİ

İster Dyp isterse de Fp, meseleyi idrakten uzak gafil görüntüsündeydi. Memlekette bu dönemde bir dolu insan yine darbeciler eliyle mağdur olmuşken, 18 Nisan 1999 seçimlerinde Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP'nin iktidar ortağı olması ülkemiz açısından büyük şans olmuştur. ‘Önce ülkem, sonra partim' manifestosu tam da noktada boş ve boşuna değildir. Devletin bekası, milletin selameti için dert ‘ecevit'de olsa çekilecekti. En azından -eskiden de olsa- huyunu biliriz. Filhakika 28 Şubat süreci Devlet Beğ'in manevralarıyla ülkeyi terk etti, biline...

Neticede 28 Şubat süreci ve onun askeri-siyasal uzantıları (Çevik Bir, Demirel) 57. Hükümetin MHP vicdanıyla ‘koltuktan' oldu. O dönemin bir diğer mühim gelişmesi; 28.9.1999. Beyaz Saray, Ecevit-Clinton görüşmesidir. Mevzu geniş, has mevzu ise Kıbrıs ve Irak... "Türkiye bize muhtaç, istediklerimizi yapın" diyen Demokrat Parti Senatörü Joseph Biden'e, (başbakanın) "Biz buraya avuç açmaya gelmedik. Kıbrıs meselesi 1974 yılında bitmiştir" şeklinde verdiği cevabını, "Densize Azar" manşetiyle haberleştirmişti Hürriyet...

Anti Amerikancı, yerli ve milli bir hükümetten duyulan rahatsızlık iç siyasette de bir hareketliliğe zemin oluşturmuş ve meclisteki partiler bölünme sinyalleri vermeye başlamıştı. ANAP ve DYP'nin kapıda beklediği süreci DSP ve FP bölünerek geçirdi. Neticede Milliyet Gazetesinin Avrupa Baskı Tesislerinin Açılış Töreni ‘atılan azar'ın intikamı gibiydi. "Başbakan Yardımcısı Yılmaz ve Dışişleri Bakanı Cem ile DYP, AKP başkanları Çiller ve Erdoğan, bakanlar, Yeşiller Partisi Başkanı Claudia Roth, Almanya Çalışma Bakanı Walter Reister'in konuşmaları... Alman milletvekilleri, Musevi Cemaati Başkanı ve yazarlar... Türkiye'den ve Almanya'dan işadamları...  ... Daha sonra konuştuğumuz Recep Tayyip Erdoğan da "DSP - Anavatan - DYP - AKP ve SP'nin oylarıyla Anayasa değişikliği bile yapılabileceğini" söylüyordu. Yılmaz, zaten o misyonun öncüsü." Böyle diyordu Güneri Civaoğlu 5 Temmuz 2002 Cuma günkü yazısında ( http://www.milliyet.com.tr/2002/07/05/yazar/civaoglu.html ). O güne kadar ‘milli duruş'u hazmedemiyen kim varsa o gün oradaydı. (kaynak; http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=82584 )

Netice de Bahçelisiz bir Türkiyeydi hayal edilen. Hani bazen derler; ‘Devlet Beğ seçime niye gitti?' diye. Cevap; yukarısı... Pek tabi Allah korkusu bir de...

Bu milleti bunlara bırakmamak lazımdı. Kıbrıs'ta ve Irak'ta geri atılmayan adım her ne kadar ekonomik krize sebep olsa da ‘Devletin İtibarı' vardı.

Bu arada Tayyip Erdoğan'ın ABD gezilerini tarihleriyle hatırlatayım; İlk defa 17-21 Nisan 1995'te başlayan, daha sonra 17-22 Kasım 1996, 20-23 Aralık 1996, Cezaevine girmeden hemen önceye rastlayan 1 Mart 1998 ve yine 16 Temmuz 2000 tarihleri ABD gezilerinin ilkleridir. 312-2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu Bayan Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı Belediye makamında ziyaret edip, Washington'un talimatıyla, 'bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır' açıklamasını yapmıştı. 

Oysa aynı ABD yetkililerinin Erbakan'a karşı girişilen, haksız yere partilerini kapatma, hükümetini yıkma ve cezaevlerine tıkma olayları karşısında sessiz ve tepkisiz kalmaları dikkatlerden kaçmamıştı.

Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan'la bir görüşme yaptığı ve Ona 'Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği' yolunda garanti verdiği konuşulup yazıldı. 
Bu David Sultan, uzun yıllar İsrail ordusunda görev yaptıktan sonra dışişleri kadrosuna alınan azılı bir İslam düşmanıydı...

Hatırlanacağı gibi, daha önceleri Erbakan Hoca'ya 'İsrail ve Amerikan karşıtı politikaları terk edelim' teklifini getiren kişi olan Korkut Özal da Tayyip Erdoğan'ın fikir babalarındandı. 

Türkiye'de bu oyunun karşısındaki tek Şah; Devlet Beğ'dir. Her ülkücü de veziri. Saygıyla kamuoyuna ilan olunur.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.