<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>EtikHaber</title>
    <link>https://www.etikhaber.com</link>
    <description>Doğru Haberin Adresi...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.etikhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 01 Aug 2026 07:11:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Hepatitte erken tanı hayat kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/hepatitte-erken-tani-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/hepatitte-erken-tani-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hepatit (sarılık), erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle fark edilmeden ilerleyebilen ancak doğru tanı, düzenli tarama ve aşılama ile büyük ölçüde önlenebilen önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hava Işkın, viral hepatitlerin erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabileceğini, özellikle Hepatit B ve C taşıyıcılarının önemli bir kısmının hastalığından habersiz yaşadığını belirterek, kişilerin hayatında en az bir kez hepatit testi yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İHA- Hepatit (sarılık), erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle fark edilmeden ilerleyebilen ancak doğru tanı, düzenli tarama ve aşılama ile büyük ölçüde önlenebilen önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hava Işkın, viral hepatitlerin erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabileceğini, özellikle Hepatit B ve C taşıyıcılarının önemli bir kısmının hastalığından habersiz yaşadığını belirterek, kişilerin hayatında en az bir kez hepatit testi yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Karaciğer hücrelerinin hasarlanması ve iltihaplanması sonucu gelişen bir hastalık olan hepatit, virüsler başta olmak üzere bakteriler, mantarlar ve parazitler nedeniyle oluşabileceği gibi; alkol kullanımı, bazı ilaçlar, otoimmün hastalıklar, doğumsal hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve karaciğer yağlanması da hepatite neden olabiliyor. Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hava Işkın, özellikle viral hepatitlerin dünyada ve ülkemizde önemini koruyan, ancak büyük ölçüde önlenebilir enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Viral hepatitler erken belirti vermeyebilir</p>

<p>Viral hepatitlerin günümüzde hem önlenebilir hem de tedavi edilebilir enfeksiyonlar arasında yer almasına rağmen, taşıyıcıların büyük bölümünün hastalığının farkında olmadığını, viral hepatitlerin çoğu zaman uzun süre hiçbir belirti göstermeden ilerleyebildiğini de belirten Uzm. Dr. Hava Işkın, ''Erken dönemde belirti vermemeleri nedeniyle tanıda gecikmeler yaşanabilmektedir. Tedavi edilmeyen kronik hepatitler zamanla siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine kadar ilerleyebilen ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre viral hepatitlere bağlı ölümlerde artışlar mevcuttur. 2019 yılında yaklaşık 1,1 milyon olan hepatit kaynaklı ölüm sayısının 2022 yılında 1,3 milyona yükseldiğini görüyoruz. Bu ölümlerin de büyük bölümünün sebebi Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonlarıdır'' dedi.</p>

<p>Her hepatit virüsünün bulaş yolunun da farklı olduğunu, hepatit virüslerinin beş farklı tipi bulunduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hava Işkın, 'Özellikle Hepatit A, B, C, D ve E virüslerinin bulaş yolları ile korunma yöntemleri birbirinden farklıdır. Hepatit A ve Hepatit E, çoğunlukla kirli su ve kontamine gıdalar yoluyla bulaşır. Hijyen kurallarına uyulması bu enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşır. Hepatit A aşı ile önlenebilen bir hastalıktır ve ülkemizde çocukluk çağı rutin aşılama programı sayesinde görülme sıklığında önemli azalma sağlanmıştır. Hepatit E'nin ise henüz ruhsatlı bir aşısı bulunmamaktadır. Özellikle gebelik döneminde daha ağır seyredebildiği için dikkatli takip edilmesi gerekir'' şeklinde konuştu.</p>

<p>Uzm. Dr. Hava Işkın, Hepatit B'nin aşıyla önlenebileceğini, Hepatit C'nin ise tedavi edilebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Işkın, kan ve vücut sıvılarıyla bulaşan Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonlarının korunmasız cinsel temas, ortak enjektör kullanımı, steril olmayan tıbbi veya kozmetik işlemler ile anneden bebeğe doğum sırasında bulaşabildiğini belirterek şu bilgileri verdi: 'Tıraş bıçağı, diş fırçası gibi kişisel eşyaların ortak kullanımı da bulaş açısından risk oluşturabilir. Hepatit B'den korunmanın en etkili yolu aşıdır. Ülkemizde 1998 yılından bu yana uygulanan rutin aşılama programı sayesinde yeni Hepatit B vakalarında önemli düşüşler sağlanmıştır. Hepatit C için henüz koruyucu bir aşı bulunmamakla birlikte, günümüzde kullanılan doğrudan etkili antiviral tedaviler sayesinde hastalık tamamen tedavi edilebilmekte, siroz ve karaciğer kanseri gelişme riski önemli ölçüde azaltılabilmektedir.'</p>

<p>Hepatit D virüsü sadece Hepatit B virüs enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açar</p>

<p>Hepatit D virüsünün tek başına enfeksiyon etkeni olmadığını belirten Uzm. Dr. Hava Işkın, bu virüsün yalnızca Hepatit B virüs enfeksiyonu bulunan kişilerde hastalığa yol açtığını belirterek, 'Hepatit D virüsü sadece Hepatit B virüs enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açar. Tek başına enfeksiyon etkeni değildir. Hafif seyreden Hepatit B enfeksiyonunu daha ağır ve hızlı seyreden bir hastalığa dönüştürebilir. Bu nedenle uzmanlar olarak hayatınızda en az bir kez hepatit testi yaptırmanızı öneriyoruz' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/hepatitte-erken-tani-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/hepatitte-erken-tani-hayat-kurtariyor.jpg" type="image/jpeg" length="18110"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış güneş kremi seçimi cilt sorunlarını artırabilir]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/yanlis-gunes-kremi-secimi-cilt-sorunlarini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/yanlis-gunes-kremi-secimi-cilt-sorunlarini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KIRŞEHİR (İHA) - Güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına karşı cildi korumaya yardımcı olan güneş kremleri, yaz aylarında en çok tercih edilen cilt bakım ürünleri arasında yer alırken, sektör temsilcileri ise her güneş kreminin her cilt tipine uygun olmayabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KIRŞEHİR (İHA) - Güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına karşı cildi korumaya yardımcı olan güneş kremleri, yaz aylarında en çok tercih edilen cilt bakım ürünleri arasında yer alırken, sektör temsilcileri ise her güneş kreminin her cilt tipine uygun olmayabileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kırşehir'de kozmetik işletmeciliği yapan Hüseyin Kılıçoğlu; bilinçsiz güneş kremi kullanımının bazı ciltlerde alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini belirterek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Kılıçoğlu, yaz aylarında güneş kremi kullanımının bilinçli yapılması gerektiğini belirterek, her ürünün her cilt tipine uygun olmayabileceği konusunda vatandaşları uyardı. Yaz mevsiminde artan güneş ışınlarına karşı korunmak amacıyla tercih edilen güneş kremlerinin doğru seçilmesi ve kullanılmasının önemine dikkat çeken Kılıçoğlu, insanların cilt yapılarının birbirinden farklı olduğunu ifade etti. Birçok markanın farklı içeriklere sahip olduğunu ifade eden Kılıçoğlu; 'İnsanların bünyeleri değişkenlik gösterir. Her marka güneş kremi bütün cilt tiplerine uygun olmayabilir. Bazı ürünler bazı ciltlerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ciltte kabarma, kaşıntı, renk değişikliği ve yanma gibi sorunlar yaşanabilir. Bu nedenle güneş kremini kullanmadan önce küçük bir bölgede test edilmesi faydalı olacaktır' dedi.</p>

<p>Kılıçoğlu, güneş kreminin ilk kez kullanılacağı zaman yüzün küçük bir bölümüne sürülerek birkaç dakika beklenmesini önererek; 'Eğer herhangi bir olumsuz tepki oluşmuyorsa yüzünüze leblebi tanesi kadar ürün uygulayabilirsiniz' ifadelerini kullandı. Cilt temizliğinde de dikkat edilmesi gereken hususlar bulunduğunu belirten Kılıçoğlu, özellikle kuru cilde sahip kişilerin sabun kullanımından kaçınması gerektiğini aktardı. Kılıçoğlu; 'Sabun kuru ciltleri daha fazla kurutabilir. Karma ve yağlı ciltlerde ise daha iyi sonuç verebilir. Güneş kremlerinde yer alan 30 ve 50 SPF (koruma faktörü) seçenekleri kullanım süresiyle ilgilidir. Güneş kremlerinin yalnızca yaz aylarında değil, güneşe maruz kalınan her dönemde düzenli olarak kullanılması gerekir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/yanlis-gunes-kremi-secimi-cilt-sorunlarini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/yanlis-gunes-kremi-secimi-cilt-sorunlarini-artirabilir.jpg" type="image/jpeg" length="49690"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu'ndan Karadeniz insanına kilo uyarısı]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/bakan-memisoglundan-karadeniz-insanina-kilo-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/bakan-memisoglundan-karadeniz-insanina-kilo-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Karadeniz Bölgesi'nin Türkiye'nin en kilolu bölgesi durumunda olduğunu belirterek 'Onun için kuymağı yiyelim sütlacı yiyelim ama lütfen hareket edelim' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Karadeniz Bölgesi'nin Türkiye'nin en kilolu bölgesi durumunda olduğunu belirterek 'Onun için kuymağı yiyelim sütlacı yiyelim ama lütfen hareket edelim' dedi.</p>

<p>Trabzon'da şehir hastanesinde incelemelerde bulunan Bakan Kemal Memişoğlu, ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Trabzon'un sağlık anlamında bölgenin lider illerinden bir tanesi olduğunu ifade eden Bakan Kemal Memişoğlu, 'Bu şehir hastanesinin insanlarımızın hizmetine girmesiyle Trabzon, sağlıkta en üst seviyeye ulaşmış olacak. Bununla ilgili değerlendirmeler yaptık, brifing aldık. Hastanemiz fiili olarak bitmiş durumda. 17 Temmuz'da müteahhidimiz geçici kabulle ilgili dilekçesini verdi. Şu anda testleri yapılmakta. Bununla beraber biz de bakanlık olarak cihaz ve malzeme alım süreçlerimizin neredeyse yarısını tamamlamış durumdayız. Hedefimiz Kasım sonu itibarıyla bu hastaneyi hastalarımızın hizmetine sunmak. Trabzon Şehir Hastanesi'nde bütün tedavileri yapabilecek, dünyanın en ileri teknoloji cihazlarını kullanabilecek fiziki yapıyı gerçekleştirmiş durumdayız. Hekimlerimiz de bu konuda yeterli. İnşallah bölgenin merkezi olacak. Sadece bölgeye değil, Gürcistan ve İran başta olmak üzere her türlü yabancı hastaya da hizmet edecek bir binadayız' diye konuştu.</p>

<p>Trabzon Şehir Hastanesi'nin depreme dayanıklı olarak inşa edildiğini kaydeden Memişoğlu 'Şubat 2023'te başlayan ve bugün itibarıyla sonuna geldiğimiz yaklaşık 265 bin metrekarelik bu hastaneyi, deprem izolatörleriyle depreme tamamen izole edebilecek modern teknolojisiyle hizmete sunacağız. Sizleri de bu hastanede misafir ettik. Samsun ve Ordu'da da henüz resmi açılışı yapmadık ancak taşınma süreçleri başladı. Samsun'da hizmet verilmeye başlandı. İnşallah Sakarya ve Şanlıurfa şehir hastanelerini de çok kısa zamanda bu seviyeye getireceğiz. Sonra da Rize var. Diyarbakır ve Mardin'i de yavaş yavaş milletimizin hizmetine sunacağız. Türkiye, sağlıkta dünyanın en iyi sağlık hizmetini sunabilen ülkelerden biri haline geldi. Hem insan gücüyle hem de altyapısıyla son 25 yılda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekten dünyaya örnek oldu. Bu hastanede aynı zamanda bilim, araştırma ve yeni çalışmalar ortaya koyabilecek bir altyapıya da sahibiz' şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Şu anda Türkiye, Trabzon özelinde de sağlık anlamında geçmişe göre çok iyi yerlerde' diyen Memişoğlu 'Her bir vatandaşımız yılda ortalama 12,2 kez sağlık hizmeti alıyor. Sağlığa ulaşım çok kolaylaşmış durumda. Toplumumuzdan en çok istediğimiz, sağlıklı olmalarını sağlamak. Yani esas hedefimizin sağlıklı kalmak olması gerekiyor. Kötü alışkanlıklardan, kötü beslenmeden ve hareketsizlikten uzak durmamız lazım. Karadeniz Bölgesi maalesef yaptığımız ölçümlerde Türkiye'nin en kilolu bölgesi durumunda. Onun için kuymağı yiyelim, sütlacı yiyelim ama lütfen hareket edelim' uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, TRABZON</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/bakan-memisoglundan-karadeniz-insanina-kilo-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/bakan-memisoglundan-karadeniz-insanina-kilo-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="27986"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Covid-19 ölüm haritası çıkarıldı]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/covid-19-olum-haritasi-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/covid-19-olum-haritasi-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaklaşık 15 bin Covid-19 hastası üzerinde yaptıkları değerlendirmeyle hastalığa bağlı ölümlerin nedenlerini ortaya koyan bir 'ölüm haritası' oluşturduklarını belirterek, elde edilen verilerin muhtemel yeni salgınlara karşı önemli yol gösterici olacağını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaklaşık 15 bin Covid-19 hastası üzerinde yaptıkları değerlendirmeyle hastalığa bağlı ölümlerin nedenlerini ortaya koyan bir 'ölüm haritası' oluşturduklarını belirterek, elde edilen verilerin muhtemel yeni salgınlara karşı önemli yol gösterici olacağını söyledi.</p>

<p>Covid-19'un diğer solunum yolu virüslerinden farklı bir mekanizmayla ölüme yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Şevket Özkaya, 'Bu kadar ölümcül bir salgında ölümler neye bağlıydı? Diğer virüslerin akciğer tutulumlarını tedavi edebilmemize rağmen Covid-19 zatürresi neden bu kadar uzun ve ölümcül oldu? Bundan sonraki bu ve buna benzer salgınlarda ne yapacağımızı öğrenmek ve ölümlere engel olmak için yaklaşık 15 bin Covid hastamızda ölüm haritasını çıkarmayı amaçladık' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Covid-19'un akciğerlerde oluşturduğu hasarın diğer solunum yolu virüslerinden farklı olduğunu vurgulayan Özkaya, 'İnfluenza ve RSV gibi diğer solunum yolu virüsleri üst solunum sisteminden girdikten sonra akciğerlere yerleşerek enfeksiyon oluşturuyor. Bu enfeksiyonlara karşı uygulanan tedavilerle hastalık birkaç gün içerisinde kontrol altına alınabiliyor. Ancak Covid-19 virüsünün bambaşka bir mekanizmayla ölüme neden olduğunu bulduk. Diğer virüslerde olduğu gibi sadece enfeksiyon tablosu oluşturmuyor. Hücreye girdikten sonra gelişen sitokin fırtınası nedeniyle akciğerlerde enfeksiyondan çok tahriş edici enflamatuar hasar meydana getiriyor ve akciğerleri mekanik olarak harap ediyor. Bu nedenle enfeksiyon tedavisiyle hastalık sınırlandırılamadı, tedaviye yanıt vermedi ve hastalık uzadıkça ölüm oranları arttı' diye konuştu.</p>

<p>'Akciğerlerde yırtılmalar gelişti'</p>

<p>Birçok hastada sitokin fırtınasının akciğerlerde ciddi fiziksel hasara yol açtığını belirten Özkaya, 'Birçok hasta, sitokin fırtınası dediğimiz kan plazmasının toksik ve tahrip edici etkisiyle akciğerlerin mekanik ve fiziksel olarak neredeyse paramparça olması sonucu 'pnömomediastinum' ve 'pnömotoraks' dediğimiz bir nevi akciğer yırtılması yaşadı. Büyük bir kısmında ise akciğer kılcal damarları enflamatuar ve kimyasal etkiyle parçalandığı için verilen oksijen kana ulaştırılamadı ve hastaları oksijen yetersizliğinden kaybettik. Kurtulan hastalarımız ise zamanında uygulanan anti-enflamatuar tedaviler sayesinde hayatta kaldı' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Elde edilen bulguların gelecekte yaşanabilecek benzer salgınlar açısından önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şevket Özkaya, 'Artık bu ve buna benzer virüsleri tanıyoruz ve oluşabilecek salgınlara hazırlıklıyız' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, SAMSUN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/covid-19-olum-haritasi-cikarildi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/covid-19-olum-haritasi-cikarildi.jpg" type="image/jpeg" length="50306"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklar kalp hastaları, yaşlılar ve obezler için tehlike oluşturuyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/asiri-sicaklar-kalp-hastalari-yaslilar-ve-obezler-icin-tehlike-olusturuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/asiri-sicaklar-kalp-hastalari-yaslilar-ve-obezler-icin-tehlike-olusturuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcakların özellikle kalp hastaları ve hipertansiyon hastalarında ciddi risk oluşturduğunu, bazı Avrupa ülkelerinde çok sayıda insanın aşırı sıcaklardan dolayı hayatını kaybettiğini belirten uzmanlar, hastaların ve kilolu insanların güneş altında uzun süre kalmaması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcakların özellikle kalp hastaları ve hipertansiyon hastalarında ciddi risk oluşturduğunu, bazı Avrupa ülkelerinde çok sayıda insanın aşırı sıcaklardan dolayı hayatını kaybettiğini belirten uzmanlar, hastaların ve kilolu insanların güneş altında uzun süre kalmaması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcak havaların özellikle kalp hastalarında kanama riskini artırabileceğini söyleyen uzmanlar, kan sulandırıcı ilaç kullanan kalp kapağı, bypass ve stent hastalarının güneş altında uzun süre kalmaması gerektiğini, yaşlılar, hipertansiyon hastaları ve fazla kilolu kişilerin de risk grubunda olduğunu belirtti. İnsanların sıcaklardan rahatsız olduğunu ama kalp hastalığına yatkınlığı olan ya da kalp hastalığı olan kişilerde sıcakların etkisinin daha fazla olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Sarıgül, 'Bu sıcakların etkisi Fransa ve İtalya'da çok fazla görüldü. Fransa'da bir sürü insan sıcaklardan dolayı kaybedildi. Bizim için niye önemli, özellikle kalp hastalıkları için. Kalp kapağı değişmiş olan hastalarımız kan sulandırıcı ilaç kullanıyor. Bu ilaç sıcak havalarda eğer güneşin altında insanlar dolaşacak olursa beyin damarlarının çatlamasıyla birlikte durdurulamayan kanamalara sebebiyet verebilir. Ayrıca kalp rahatsızlığı olup, bypass ameliyatı olan veya bypass olmasa bile stent koyularak plavix veya aspirin cinsi ilaçlar kullanan hastaların da bu sıcakların vazodilatasyon etkisiyle kanama riskleri artmaktadır. Bol su içilmesini, özellikle gölgede kalınmasını, öğlen saatlerinde dışarıya çıkıp güneş altında dolaşılmamasını, denize gidiyorlarsa mümkünse öğlen saatlerinde güneşin en yoğun olduğu zamanlarda güneş altında bulunmamaları, denize girmemelerini, varis şikayetleri varsa bu hastaların sıcak kuma basmamaları, öğlen sıcağında öncelikle tavsiye ediyoruz' dedi.</p>

<p>'Sıcakta güneşin altında dolaşmak da insanların tansiyonunu yükseltiyor'</p>

<p>Sadece kalp hastalığı olanların değil, yaşlıların da sıcaklarda risk altında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Sarıgül, 'Fazla kilolu hastalar, hipertansiyonu olan hastalar yine sıcakta riskli. Bir sürü insan hipertansif olmasına rağmen hipertansiyonunun farkında değil. Biz bunlarla nasıl karşılaşıyoruz? Gecenin bir yarısı 112 ile telefonla uyanıyoruz. Niye uyanıyoruz? Hastanın aort damarı yırtılmış, müdahale. Bu da tansiyonun yüksekliği. Sıcakta güneşin altında dolaşmak da insanların tansiyonunu yükseltiyor. Mümkünse yaz aylarında bu tip ailevi yatkınlığı olanlar hasta olmasalar da tansiyonlarını kontrol etmeleri, bol su tüketmeleri ve güneşin altında dolaşmamalarını tavsiye ediyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Mümkün olduğu kadar güneşten sakınmamız lazım'</p>

<p>Prof. Dr. Ali Sarıgül, özellikle güneşin altında çalışanların mümkün olduğunca başlarını korumaları gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sarıgül, 'Mümkün olduğu kadar güneşten sakınmamız lazım. Yani bu sağlıklı insanın da başına gelebilir. Hiçbir şeyi yoktur ama güneşin altında çok fazla kalırsa, güneş çarpması denilen bir takım olaylar oluşabilir. Damarların genişlemesine bağlı olarak damar çatlamasına eş olarak beyin kanamalarıyla karşılaşılabilir. Bunlara dikkat etmek gerekir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, KONYA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/asiri-sicaklar-kalp-hastalari-yaslilar-ve-obezler-icin-tehlike-olusturuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/asiri-sicaklar-kalp-hastalari-yaslilar-ve-obezler-icin-tehlike-olusturuyor.jpg" type="image/jpeg" length="41649"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Op. Dr. Egemen İşgören: 'Yaz aylarında sistit vakaları artıyor']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/op-dr-egemen-isgoren-yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/op-dr-egemen-isgoren-yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık, deniz ve kumla temas, yetersiz sıvı tüketimi ve hijyen zorlukları, özellikle kadınlarda sık görülen sistit vakalarının artmasına neden olabiliyor. Sistitin doğru tedavi edilmemesi halinde enfeksiyonun böbreklere kadar ilerleyebileceğini belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Egemen İşgören, 'Tekrarlayan sistitlerde altta yatan sebepler mutlaka araştırılmalı ve tedaviye devam edilmelidir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık, deniz ve kumla temas, yetersiz sıvı tüketimi ve hijyen zorlukları, özellikle kadınlarda sık görülen sistit vakalarının artmasına neden olabiliyor. Sistitin doğru tedavi edilmemesi halinde enfeksiyonun böbreklere kadar ilerleyebileceğini belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Egemen İşgören, 'Tekrarlayan sistitlerde altta yatan sebepler mutlaka araştırılmalı ve tedaviye devam edilmelidir' dedi.</p>

<p>Yaz mevsimi, tatil ve deniz keyfinin yanı sıra bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Özellikle kadınların sık karşılaştığı idrar yolu enfeksiyonlarından sistit, yaz aylarında artan sıcaklık, deniz ve kumla temas, yetersiz sıvı alımı ve hijyen zorlukları nedeniyle daha sık görülebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü'nden Op. Dr. Egemen İşgören, yaz aylarında artış gösteren sistit vakalarına dikkat çekerek, hastalığın tekrarlamasını önlemek için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>'Her 10 kadından yaklaşık 6'sında görülüyor'</p>

<p>Sistitin, idrar yolu enfeksiyonları arasında en sık rastlanan rahatsızlık olduğunu belirten İşgören, 'Sistit, idrar yolu enfeksiyonları arasında en sık rastlananıdır. Her 10 kadından yaklaşık 6'sında görülen bu rahatsızlık, birçok nedenle ortaya çıkabilir. Doğru bir tedavi programı ile şikayetlerden kurtulmak mümkündür. Ancak tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere yayılabilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle tekrarlayan sistitlerde altta yatan sebepler mutlaka araştırılmalı ve tedaviye devam edilmelidir. İdrar yaparken ağrı, yanma ve sık idrara çıkma ile seyreden sistit bir idrar yolu enfeksiyonudur. Nadir de olsa sistit doğru tedavi edilmezse, böbreklere kadar ilerleyerek, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir' dedi.</p>

<p>Sistitin anatomik yatkınlık nedeniyle kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten İşgören, bakterilerin idrar kesesine dışarıdan idrar kanalı yoluyla, dış genital organlardan, bağırsaklardan veya böbreklerden ulaşabildiğini kaydetti.</p>

<p>'Akut ve tekrarlayan sistit olarak görülebiliyor'</p>

<p>Sistitin mikrobik ve mikrobik olmayan olmak üzere iki türde görüldüğünü aktaran İşgören, mikrobik sistitlerin akut, yani ani başlangıçlı ve kısa süreli, ya da tekrarlayan ve uzun seyirli kronik sistit şeklinde ortaya çıkabildiğini söyledi. Hastalığın genellikle aniden geliştiğini belirten İşgören, 'Hastalık genellikle birden gelişmekte ve sık sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, bazen karın ağrısı, idrarda kanama gibi şikayetlere neden olabilmektedir' dedi.</p>

<p>Akut sistitte idrar yapmada zorluk, idrar yaparken yanma ve sızlama, sık ve az miktarda idrara çıkma, idrarda kan görülmesi ve karnın alt kısmında rahatsızlık hissi gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini anlatan İşgören, uygun antibiyotiğin yeterli süre kullanılmamasının ve hastaların hekime danışmadan bilinçsiz ilaç kullanmasının tekrarlayan sistitin en sık görülen nedenleri arasında yer aldığını bildirdi.</p>

<p>'Bilinçsiz ilaç kullanımı tekrarlayan sistitin en sık nedenlerinden'</p>

<p>Tedavinin uygun şekilde sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken İşgören, 'Yeteri kadar uzun sürede uygun antibiyotik kullanılmaması ve hastaların şikayetler başlar başlamaz hekime danışmadan bilinçsiz ilaç kullanması tekrarlayan sistitin en sık görülen sebeplerindendir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tekrarlayan sistitin altında farklı sağlık sorunlarının bulunabileceğini belirten İşgören, idrar yollarında taş ve tümör, idrar kesesinin sinirsel çalışma bozuklukları, idrar kesesinden böbreğe idrar kaçağı olarak bilinen reflü, büyümüş prostat, kadınlarda mesane sarkması, idrar yollarında darlık ve işeme bozukluklarının hastalığın nedenleri arasında yer aldığını söyledi. İşgören, kronik kabızlık, kadınlarda menopoz, bazı doğum kontrol ilaçları ve vajinal enfeksiyonların da tekrarlayan sistite neden olabildiğini ifade etti.</p>

<p>'Ağrılı mesane sendromunda antibiyotik fayda sağlamıyor'</p>

<p>Mikrobik olmayan sistitin 'Ağrılı Mesane Sendromu' olarak da adlandırıldığını belirten İşgören, bu hastalıkta mesane çeperinin önemli ölçüde kalınlaştığını ve mesanenin çalışma kapasitesinin sınırlandığını bildirdi.</p>

<p>Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini kaydeden İşgören, 'İdrar kesesini döşeyen ve idrarın daha içerideki tabakalara geçmesini engelleyen örtünün çeşitli nedenlerle hasar görmesi ve idrarın iç tabakalara nüfuz ederek kimyasal iltihaba sebep olması olarak açıklanabilir. Hastalarda genellikle uzun zaman içerisinde yavaş yavaş artarak ilerleyen sık idrara gitme, gece sık idrara kalkma, idrarını hissettiğinde göbek altında ağrı yakınmaları olur. En önemli belirti ağrıdır. Ağrı; idrar yapınca hafifler. İdrarın uzun süre tutulması halinde ağrıyla birlikte idrarda kanamalar olabilir. Sebep bakteriler olmadığı için antibiyotiklerden hastalar fayda görmez' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Tekrarlayan enfeksiyonun nedeni mutlaka araştırılmalı'</p>

<p>Uzun süreli ve sık tekrarlayan sistitlerde uzman yardımı alınması gerektiğini vurgulayan İşgören, taş hastalığı, bazı tümörler, erkeklerde prostat bezi hastalıkları, idrar sisteminde tıkanıklık ve genişlemeler ile mesanenin çalışmasında sinir sistemi problemine bağlı aksaklıkların araştırılması gerektiğini söyledi. İşgören, 'Bunların mutlaka araştırılıp ortaya çıkarılması ve tekrarlayan enfeksiyona neden olan etken neyse bu problemin tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde enfeksiyon, iltihaplanma tedavi edilse bile tekrarlayacaktır. Tedavide hastanın şikayetleri başladığında idrar kültürü yapılmalı ve antibiyotik kullanımına kültür alındıktan sonra başlanmalıdır' diye konuştu.</p>

<p>Kişinin hijyenine dikkat etmesi, kabızlık varsa giderilmesi ve işeme bozukluğu şikayeti bulunuyorsa tedavi edilmesi gerektiğini belirten İşgören, bilinçli tedaviye rağmen enfeksiyonun tekrarlaması halinde uzun süreli baskılayıcı idrar yolları antiseptiklerinin, uygun antibiyotiklerin ve gerekirse hormonal ilaç tedavisinin kullanılabileceğini kaydetti.</p>

<p>'Bol sıvı tüketilmeli, idrar bekletilmemeli'</p>

<p>Sistitten korunmak için özellikle su olmak üzere bol miktarda sıvı tüketilmesi gerektiğini belirten İşgören, bunun kemoterapi veya radyasyon tedavisinin ardından, özellikle tedavi günlerinde önemli olduğunu ifade etti. İdrar yapma isteği hissedildiğinde tuvalete gitmenin geciktirilmemesi gerektiğini kaydeden İşgören, dışkılama sonrasında temizliğin önden arkaya doğru yapılmasının anal bölgedeki bakterilerin vajinaya ve üretraya yayılmasını önlediğini söyledi.</p>

<p>Enfeksiyona yatkın kişilerin banyo yapmak yerine duş almasının enfeksiyonları önlemeye yardımcı olabileceğini belirten İşgören, genital bölge çevresindeki cildin nazikçe yıkanması, sert sabunların kullanılmaması ve cildin sert şekilde temizlenmemesi gerektiğini bildirdi.</p>

<p>Cinsel ilişkinin ardından mesanenin mümkün olan en kısa sürede boşaltılması gerektiğini ifade eden İşgören, 'Bakterileri temizlemeye yardımcı olması için de dolu bir bardak su için. Genital bölgede deodorant spreyleri veya hijyen ürünleri kullanmaktan kaçının. Bu ürünler üretrayı ve mesaneyi tahriş edebilir. Yaz aylarında bu basit önlemlere dikkat edilerek sistit riski önemli ölçüde azaltılabilir. Şikayetler tekrarlıyorsa gecikmeden bir üroloji uzmanına başvurulması gereklidir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, ANTALYA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/op-dr-egemen-isgoren-yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/op-dr-egemen-isgoren-yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="57442"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Duru: '11.00-16.00 saatleri arasında güneş altında bulunmak tehlikeli']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prof-dr-duru-1100-1600-saatleri-arasinda-gunes-altinda-bulunmak-tehlikeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prof-dr-duru-1100-1600-saatleri-arasinda-gunes-altinda-bulunmak-tehlikeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneş altında bulunmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, 'Yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla birlikte acil servislerde sıcak çarpması ve sıvı kaybına bağlı başvurular da artıyor. Sıcak çarpması sadece yaşlıları değil, sağlıklı ve genç bireyleri de etkileyebilir. Bu saatlerde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneş altında bulunmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, 'Yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla birlikte acil servislerde sıcak çarpması ve sıvı kaybına bağlı başvurular da artıyor. Sıcak çarpması sadece yaşlıları değil, sağlıklı ve genç bireyleri de etkileyebilir. Bu saatlerde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği yaz döneminde, güneş ışınlarının etkisinin en yoğun hissedildiği saatlerde dışarıda vakit geçirmenin sağlık açısından önemli riskler oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Mehmet Duru, sıcak havanın hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>'En riskli saatler 11.00-16.00 arası'</p>

<p>Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde vücudun kendini soğutmakta zorlandığını belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, 'Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında uzun süre güneş altında kalmak, sıcak çarpması riskini ciddi şekilde artırıyor. Çocuklar, yaşlılar, hamileler, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar daha yüksek risk altında olsa da, gerekli önlemleri almayan sağlıklı bireyler de acil müdahale gerektirecek tablolarla karşılaşabiliyor' dedi.</p>

<p>'Bu belirtileri hafife almayın'</p>

<p>Sıcak çarpmasının erken belirtilerinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Duru, 'Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, kas krampları, aşırı halsizlik, bilinç bulanıklığı ve 40 dereceye yaklaşan yüksek vücut ısısı sıcak çarpmasının habercisi olabilir. Bu belirtiler görüldüğünde kişi serin bir ortama alınmalı ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Susamayı beklemeyin'</p>

<p>Yaz aylarında vücudun terleme yoluyla önemli miktarda sıvı ve mineral kaybettiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, 'Birçok kişi susayınca su içiyor. Oysa susama hissi başladığında vücut zaten sıvı kaybetmeye başlamıştır. Gün boyunca düzenli aralıklarla su tüketilmeli, aşırı kafeinli ve şekerli içecekler yerine su ve mineral desteği sağlayan içecekler tercih edilmelidir' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Aracın içi dakikalar içinde fırına dönüşebilir'</p>

<p>Park halindeki araçların yaz aylarında birkaç dakika içinde tehlikeli sıcaklıklara ulaştığını vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Duru, 'Çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar hiçbir şartlarda araç içinde yalnız bırakılmamalıdır. Camın hafif açık olması da riski ortadan kaldırmaz. Bu durum, kısa sürede hayati tehlike oluşturabilir' ifadelerine yer verdi.</p>

<p>'Basit önlemler hayat kurtarıyor'</p>

<p>Yaz sıcaklarından korunmanın sanıldığından daha kolay olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, 'Mümkün olduğunca gölgede kalın, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edin, şapka kullanın, güneş altında ağır egzersizlerden kaçının ve özellikle risk grubundaki yakınlarınızı sıcak havalarda yalnız bırakmayın. Basit görünen bu önlemler, sıcak çarpmasını ve acil sağlık sorunlarını büyük ölçüde önleyebilir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prof-dr-duru-1100-1600-saatleri-arasinda-gunes-altinda-bulunmak-tehlikeli</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/prof-dr-duru-1100-1600-saatleri-arasinda-gunes-altinda-bulunmak-tehlikeli.jpg" type="image/jpeg" length="25656"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklar tansiyon hastalarını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/asiri-sicaklar-tansiyon-hastalarini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/asiri-sicaklar-tansiyon-hastalarini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selim Özgül, sıcak havalarda vücudun kendini serinletebilmesi için damarların genişlediğini belirterek, 'Bu durum bazı kişilerde tansiyonun normalden daha fazla düşmesine neden olabilir. Terleme ile birlikte sıvı ve mineral kaybı yaşanması da tansiyon dengesini olumsuz etkileyebilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selim Özgül, sıcak havalarda vücudun kendini serinletebilmesi için damarların genişlediğini belirterek, 'Bu durum bazı kişilerde tansiyonun normalden daha fazla düşmesine neden olabilir. Terleme ile birlikte sıvı ve mineral kaybı yaşanması da tansiyon dengesini olumsuz etkileyebilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tansiyon hastaları, yaz aylarında aşırı sıcaklardan en fazla etkilenen risk gruplarının ilk sıralarında yer alıyor. Medline Adana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selim Özgül, sıcaklıkların iyiden iyiye arttığı dönemlerde alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu.</p>

<p>En fazla kronik hastalığı olanlar etkileniyor</p>

<p>Dr. Selim Özgül, sıcak havalarda vücudun kendini serinletebilmesi için damarların genişlediğini belirterek, 'Bu durum bazı kişilerde tansiyonun normalden daha fazla düşmesine neden olabilir. Terleme ile birlikte sıvı ve mineral kaybı yaşanması da tansiyon dengesini olumsuz etkileyebilir. Özellikle ileri yaşta olanlar, kalp ve böbrek hastalığı bulunanlar ile tansiyon ilacı kullanan kişiler bu değişimlerden daha fazla etkilenirler. Tansiyonun aşırı düşmesi; baş dönmesi, halsizlik, bayılma hissi ve denge kaybı gibi şikâyetlere yol açabilir. Bazı hastalarda ise sıcak havanın oluşturduğu stres ve sıvı kaybı nedeniyle tansiyon değerlerinde yükselmeler de görülebilir. Yaz aylarında tansiyon değerlerinin değiştiğini gören bazı hastalar ilaçlarını azaltma ya da tamamen bırakma yoluna gidebiliyor. Ancak bu oldukça riskli bir davranıştır. Tansiyon ilaçlarının dozu yalnızca doktor tarafından değerlendirilerek gerekir ise değiştirilmelidir. Hastaların düzenli olarak tansiyonlarını ölçmeleri, değerlerini not etmeleri ve olağan dışı değişikliklerde doktorlarına başvurmaları önem taşır. Kendi kendine ilaç bırakmak ya da doz değiştirmek, kontrolsüz tansiyon yükselmesine ve çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir' diye konuştu.</p>

<p>Su tüketimi ve güneşten korunmaya dikkat edilmeli</p>

<p>Sıcak havalarda yeterli miktarda su tüketmenin tansiyon hastaları için büyük önem taşıdığını belirten Dr. Özgül, 'Susamayı beklemeden gün boyunca düzenli aralıklarla su içmek, vücudun sıvı dengesini korumaya yardımcı olur. Çok sıcak saatlerde dışarı çıkmamak, gölgede kalmaya özen göstermek, ince ve açık renkli kıyafetler tercih etmek, aşırı tuzlu yiyeceklerden kaçınmak da alınabilecek basit ama etkili önlemler arasında yer alır. Ayrıca ağır fiziksel aktivitelerin sabah erken ya da akşam serinliğinde yapılması önerilir. Yaz aylarında beslenme düzenindeki değişiklikler de tansiyon kontrolünü etkileyebilir. Aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalar tansiyonun yükselmesine neden olurken, uzun süre aç kalmak tansiyon düşüklüğünü tetikleyebilir. Sıcak havalarda ağır yemekler yerine hafif ve dengeli öğünler tercih edilmeli, günlük sıvı ihtiyacı ise ağırlıklı olarak su ile karşılanmalıdır. Şiddetli baş dönmesi, bayılma, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, bilinç bulanıklığı veya çok düşük ya da çok yüksek tansiyon değerleri gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Yaz sıcaklarının etkilerini hafife almamak, düzenli doktor kontrollerini aksatmamak ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmenin tansiyon hastalarının bu dönemi daha güvenli geçirmesine yardımcı olur' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, ADANA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/asiri-sicaklar-tansiyon-hastalarini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/asiri-sicaklar-tansiyon-hastalarini-tehdit-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="11508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne sütü, bebeğin karşılaştığı mikroplarla savaşıyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/anne-sutu-bebegin-karsilastigi-mikroplarla-savasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/anne-sutu-bebegin-karsilastigi-mikroplarla-savasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Yiğit, hayati önem taşıyan anne sütünün bebekleri karşılaştıkları mikroplara karşı koruduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Yiğit, hayati önem taşıyan anne sütünün bebekleri karşılaştıkları mikroplara karşı koruduğunu söyledi.</p>

<p>Yenidoğan bebeklerde anne sütü hayati önem taşıyor. Uzmanlar, bağışıklık sistemini güçlendiren anne sütünün, bebekleri karşılaştıkları mikroplara karşı koruduğunu belirtirken Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Uzm. Dr. Elif Yiğit, anne sütünün artırılması için yapılması gerekenlere değindi.</p>

<p>Anne sütünün bebekleri mikroplara karşı koruduğuna değinen Uzm. Dr. Elif Yiğit, 'Anne sütünün bağışıklıktaki yeri çok kuvvetli. Bu neden kaynaklanıyor? Anne sütü salgısal immünoglobulin A ve laktoferin içeriyor. Bunlar da bebeğin karşılaşılabileceği mikroplara karşı bir savunma mekanizması oluşturuyor. Salgısal immünoglobulin A ve laktoferin, bebeğin ilk karşılaştığı mikroplarla savaşmasında aşırı şekilde önemli bir yere sahip. Bu kadar büyük öneme sahip anne sütünü artırmak mümkün. Annemiz bol bol su içecek. Günde en az 3-3,5 litreye kadar su tüketimi anne için çok önemli. Peki, bir oturdum 3 litre su içtim. Görevim tamamlandı mı? Hayır. 3-3,5 litrelik suyu gün içerisinde yayarak tüketmesini istiyoruz' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Semizotu, yeşil sebze ve meyveler anne sütünü artırır'</p>

<p>Bol su içmenin yanı sıra semizotu, yeşil sebze ve meyvelerin de anne sütünü artırdığını dile getiren Yiğit, 'Beslenme olarak şimdi tam da mevsimi; semizotu, yeşil sebze, meyveler anne sütünü oldukça artırır. Anne sütünün artması, bebeğin takviyesi, bebeğin kilo alımı açısından bizim için çok önemli. Anne sütünü saklamak da önemli. Bebek emdi ve fazlasını da saklamak istiyorsunuz. '6 ay sonra işe gireceğim, çalışacağım' diyen annelerimiz var. Anne sütünü 3 ay kadar derin dondurucuda, anne sütü saklama poşetlerinde saklayabilirsiniz. Sonra bunu kullanmak için de benmari usulü ısıtıyoruz. Yani sıcak suyun içine o dondurulmuş poşeti koyup çözdürerek bebeğe veriyoruz' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, SAMSUN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/anne-sutu-bebegin-karsilastigi-mikroplarla-savasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/anne-sutu-bebegin-karsilastigi-mikroplarla-savasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="44113"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Şirikçi: 'Karaciğer tümörlerinin tedavisinde girişimsel radyolojinin artan rolü']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prof-dr-sirikci-karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-artan-rolu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prof-dr-sirikci-karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-artan-rolu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, görüntüleme eşliğinde uygulanan ablasyon tedavisinin seçilmiş hastalarda başarılı sonuçlar sunduğunu belirtti. Dr. Şirikçi, 'Karaciğer tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv yöntemler giderek daha fazla tercih edilirken, girişimsel radyoloji uygulamaları uygun hastalarda cerrahiye alternatif veya tamamlayıcı bir seçenek olarak öne çıkıyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, görüntüleme eşliğinde uygulanan ablasyon tedavisinin seçilmiş hastalarda başarılı sonuçlar sunduğunu belirtti. Dr. Şirikçi, 'Karaciğer tümörlerinin tedavisinde minimal invaziv yöntemler giderek daha fazla tercih edilirken, girişimsel radyoloji uygulamaları uygun hastalarda cerrahiye alternatif veya tamamlayıcı bir seçenek olarak öne çıkıyor' dedi.</p>

<p>Karaciğer kanserleri ile farklı kanser türlerine bağlı karaciğer metastazlarının tedavisinde girişimsel radyolojinin önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akif Şirikçi, gelişen teknoloji sayesinde tümörlere milimetrik hassasiyetle müdahale edilebildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ablasyon tedavisinin, ultrason veya bilgisayarlı tomografi rehberliğinde tümör dokusuna özel iğnelerle ulaşılarak uygulandığını anlatan Prof. Dr. Akif Şirikçi, 'Bu yöntemle tümör dokusu yüksek ısı veya diğer özel enerji kaynakları kullanılarak hedef alınır. Özellikle erken evre karaciğer tümörlerinde ve uygun boyuttaki lezyonlarda etkili sonuçlar elde edilebilmektedir. İşlemin minimal invaziv olması sayesinde hastalar çoğu zaman daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmektedir' dedi.</p>

<p>Tedavi planlamasında multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Akif Şirikçi, her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. 'Karaciğer tümörlerinin tedavisinde tek bir yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Cerrahi, sistemik tedaviler ve girişimsel radyolojik uygulamalar; genel cerrahi, medikal onkoloji, gastroenteroloji ve radyoloji ekiplerinin birlikte değerlendirmesiyle planlanmalıdır. Uygun hastalarda ablasyon tedavisi hem etkili hem de güvenli bir seçenek olarak değerlendirilmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Girişimsel radyolojinin yalnızca ablasyonla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Akif Şirikçi, karaciğer tümörlerinin tedavisinde damar içinden uygulanan embolizasyon yöntemlerinin de önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Hastaya ve tümörün özelliklerine göre farklı girişimsel tedavi seçeneklerinin uygulanabildiğini kaydeden Prof. Dr. Akif Şirikçi, amaçlarının hastaya en uygun, en az girişimsel ve en etkili tedaviyi sunmak olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Akif Şirikçi, karaciğer tümörlerinde erken tanının tedavi başarısını artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu belirterek, risk grubundaki bireylerin düzenli hekim kontrolü ve görüntüleme tetkiklerini ihmal etmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prof-dr-sirikci-karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-artan-rolu</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 10:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/prof-dr-sirikci-karaciger-tumorlerinin-tedavisinde-girisimsel-radyolojinin-artan-rolu.jpg" type="image/jpeg" length="61935"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak ve nem hayatı olumsuz etkiliyor: Uzmanlar bol su tüketilmesini öneriyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/sicak-ve-nem-hayati-olumsuz-etkiliyor-uzmanlar-bol-su-tuketilmesini-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/sicak-ve-nem-hayati-olumsuz-etkiliyor-uzmanlar-bol-su-tuketilmesini-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin'de etkisini artıran sıcak hava nedeniyle vatandaşlar serinlemek için sahilleri, plajları ve gölgelik alanları tercih ederken, uzmanlar uyarıda bulunmaya başladı. Uzmanlar, özellikle 65 yaş üzerindekiler, çocuklar, gebeler ve kronik hastalığı bulunanların güneşin dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamasını, susama hissi olmasa bile gün içerisinde 2,5 litreye yakın su tüketmesini önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin'de etkisini artıran sıcak hava nedeniyle vatandaşlar serinlemek için sahilleri, plajları ve gölgelik alanları tercih ederken, uzmanlar uyarıda bulunmaya başladı. Uzmanlar, özellikle 65 yaş üzerindekiler, çocuklar, gebeler ve kronik hastalığı bulunanların güneşin dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamasını, susama hissi olmasa bile gün içerisinde 2,5 litreye yakın su tüketmesini önerdi.</p>

<p>Yurt genelinde olduğu gibi Mersin'de etkisini sürdüren sıcak hava günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Nemle birlikte bunaltıcı sıcaklardan korunmak isteyen vatandaşlar serinlemek için sahilleri ve plajları tercih ediyor. Bazı vatandaşlar ise parklar ile ağaç gölgelerinde vakit geçiriyor. Zorunlu olarak dışarı çıkanlar ise gölgelik alanları kullanarak sıcaktan korunmaya çalışıyor. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle birlikte uzmanlar da vatandaşlara önemli uyarılarda bulunuyor.</p>

<p>MÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caferi Tayyar Şaşmaz, aşırı sıcakların özellikle yaşlılar, çocuklar, gebeler ve kronik hastalığı bulunan kişiler için ciddi sağlık riski oluşturduğunu belirtti. Vatandaşların mümkün olduğunca 10.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkmaması gerektiğini ifade eden Şaşmaz, zorunlu durumlarda ise doğrudan güneş altında kalınmaması, şapka kullanılması ve pamuklu, bol kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Yaklaşık 2,5 litre su tüketilmesini gerekiyor</p>

<p>Sıcak havalarda susama hissi olmasa bile gün içerisinde yaklaşık 2,5 litre su tüketilmesini öneren Şaşmaz, ağır ve yağlı yemekler yerine yoğurt, ayran, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin tercih edilmesini istedi. Aşırı yorgunluk ve uykusuzluktan kaçınılmasının da sıcak havanın olumsuz etkilerini azaltacağını kaydetti.</p>

<p>Aşırı sıcakların özellikle risk grubundaki vatandaşlar için ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Şaşmaz, 'Aşırı sıcaklar insanların vücut sıcaklığı üzerinde önemli etkiler, önemli sağlık sorunları oluşturabilir. Özellikle yaşlı insanlarda, gebelerde, 5-6 yaş çocuklarda, kronik hastalığı olanlarda sıcak havalar daha fazla sağlık sorunu oluşturabilir. Vücudun kendi kendini soğutma, kendi sıcaklığını dengeleme fizyolojik özelliği vardır ama bazen sıcaklar fazla olduğu zaman vücut kendini yeterince soğutamaz ve 'sıcak çarpması' denen bir sorun ortaya çıkabilir. Bu, vücudun artık kendini soğutamadığı ve vücut sıcaklığının 40 dereceyi aştığı, birtakım nörolojik sorunların, bilinç bulanıklığı gibi sorunların ortaya çıktığı bir durumdur' ifadelerine yer verdi.</p>

<p>'Sıcak çarpmasında koltuk altlarına temiz bez ile soğuk uygulama yapmak lazım'</p>

<p>Sıcak çarpması durumunda vakit kaybetmeden doğru müdahalenin yapılmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Şaşmaz, 'Böyle bir durumla karşılaşırsak tabii ki hemen bu kişinin gölge bir alana alınması lazım. Vücut sıcaklığının düşürülmeye çalışılması lazım. Özellikle bunun için koltuk altlarına temiz bez ile soğuk uygulama yapmak lazım. Tabii ki böyle bir durumda hemen 112 Acil Servis'i çağırmak lazım' dedi.</p>

<p>Yaz aylarında günlük yaşam alışkanlıklarının da gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Şaşmaz, 'Aşırılıklardan kaçınsınlar. Yani aşırı beslenme, aşırı yorgunluk. Bundan kaçınsınlar. Öncelikle uyku kalitelerine dikkat etsinler, uykusuz kalmasınlar. Gün içinde su içme istekleri olmasa da belli aralıklarla toplam 2 veya 2,5 litre su tüketsinler. Ağır yemeklerden kaçınsınlar. Daha sulu ve süt ürünleri içeren besinler tüketebilirler. Yoğurt, ayran tüketimi önemlidir, sebze, meyve tüketimi önemlidir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Risk grubundakilere 10.00-16.00 uyarısı</p>

<p>Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkılmaması gerektiğini vurgulayan Şaşmaz, 'Mümkünse saat 10.00 ila 16.00 arasında dışarıda bulunmasınlar. Özellikle riskli grupta olanlar, 65 yaşın üzerinde olanlar, 5-6 yaş çocuklar, gebeler, kronik hastalığı olanlar (hipertansiyon, diyabet ve benzeri gibi kronik hastalığı olanlar) çok daha fazla dikkat etsinler. Sıcak havalarda dışarıda doğrudan güneşe temas etmesinler. Eğer illaki dışarı çıkmaları gerekiyorsa muhakkak kendilerini güneşten koruyacak bir şapka giysinler. Bol elbiseler giysinler. Böyle sıkı, vücudu saran elbiseler değil, pamuklu, rahat giyilen, vücudu kaplayan bol elbiseler giysinler' diyerek bilgilendirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, MERSİN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/sicak-ve-nem-hayati-olumsuz-etkiliyor-uzmanlar-bol-su-tuketilmesini-oneriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/sicak-ve-nem-hayati-olumsuz-etkiliyor-uzmanlar-bol-su-tuketilmesini-oneriyor.jpg" type="image/jpeg" length="11558"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Güneş yanıkları erken yaşlanmaya yol açabilir']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/gunes-yaniklari-erken-yaslanmaya-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/gunes-yaniklari-erken-yaslanmaya-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında güneş ışınlarına uzun süre korunmasız maruz kalmanın yalnızca geçici kızarıklıklara değil, hücresel DNA hasarına ve ilerleyen dönemde cilt kanseri riskinin artmasına yol açabileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Melek Kesir Koç, 'Tekrarlayan güneş yanıkları ciltte biriken hasarı artırıyor. Özellikle çocukluk çağında geçirilen ağır güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri gelişme riskini ciddi şekilde yükseltiyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında güneş ışınlarına uzun süre korunmasız maruz kalmanın yalnızca geçici kızarıklıklara değil, hücresel DNA hasarına ve ilerleyen dönemde cilt kanseri riskinin artmasına yol açabileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Melek Kesir Koç, 'Tekrarlayan güneş yanıkları ciltte biriken hasarı artırıyor. Özellikle çocukluk çağında geçirilen ağır güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri gelişme riskini ciddi şekilde yükseltiyor' dedi.</p>

<p>Yaz aylarında güneş ışınlarının daha dik açıyla gelmesi nedeniyle ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalma süresinin arttığını belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Melek Kesir Koç, güneş yanıklarının basit bir cilt kızarıklığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>'Güneş yanığı DNA hasarına yol açabiliyor'</p>

<p>Güneş yanığının, ultraviyole UVA ve UVB ışınlarının ciltte oluşturduğu akut reaksiyon olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Güneş yanığı sadece cildin kızarması değildir. Hücresel düzeyde DNA hasarına neden olur. Bu hasar zamanla cilt yaşlanmasını hızlandırabilir, kalıcı lekelere ve hatta cilt kanserlerine zemin hazırlayabilir' diye konuştu.</p>

<p>'Saat 10.00-16.00 arasında risk en yüksek seviyeye çıkıyor'</p>

<p>Yaz aylarında güneş yanıklarının daha sık görülmesinin en önemli nedeninin UV ışınlarının şiddetinin artması olduğunu belirten Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında ultraviyole seviyesi en yüksek düzeye ulaşır. Bu saatlerde korunmasız şekilde güneşte kalmak, kısa sürede ciddi güneş yanıklarına neden olabilir' dedi.</p>

<p>'Çocuklar, yaşlılar ve açık tenliler daha dikkatli olmalı'</p>

<p>Çocuklar, yaşlılar ve açık tenli bireylerin güneş yanığı açısından daha yüksek risk taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, şu bilgileri paylaştı: 'Bebek ve çocukların cildi yetişkinlere göre çok daha ince olduğu için UV ışınları cildin alt katmanlarına daha kolay ulaşır. Melanin pigmenti henüz tam gelişmediğinden doğal koruma mekanizması da yeterli değildir. 6 aydan küçük bebeklerde koruyucu kıyafet ve geniş kenarlı şapka kullanılmalı, daha büyük çocuklarda ise yaşlarına uygun mineral filtreli SPF 50+ güneş kremleri tercih edilmelidir. Yaşlı bireylerde ise cildin kendini yenileme kapasitesi azalırken kullanılan bazı ilaçlar güneşe duyarlılığı artırabilir. Açık tenli kişilerde ise melanin miktarı düşük olduğu için güneş yanığı ve cilt kanseri riski belirgin şekilde yüksektir.'</p>

<p>'Güneş yanığında ilk müdahale doğru yapılmalı'</p>

<p>Güneş yanığı oluştuğunda ilk müdahalenin iyileşme sürecini etkilediğini belirten Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Bol su tüketilmeli, yanık bölgesine soğuk kompres uygulanmalı ve alkol ile parfüm içermeyen nemlendiriciler kullanılmalıdır. Cildin tahriş olmaması için pamuklu ve bol kıyafetler tercih edilmelidir' dedi.</p>

<p>'Yoğurt ve diş macunu sürmeyin'</p>

<p>Halk arasında yaygın olan bazı uygulamaların yanlış olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Yoğurt veya diş macunu sürmek yalnızca geçici serinlik hissi verir ancak cildin hava almasını engelleyerek enfeksiyon riskini artırabilir. Su toplamış kabarcıklar kesinlikle patlatılmamalı, soyulan deri koparılmamalıdır. Ayrıca sıcak suyla banyo yapmak ve kese uygulamak da iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Bu belirtilerde vakit kaybetmeden hastaneye başvurun'</p>

<p>Güneş yanığının bazı durumlarda tüm vücudu etkileyebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Yüksek ateş, titreme, bilinç bulanıklığı, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, aşırı susuzluk hissi, ağız kuruluğu ve idrar miktarında belirgin azalma gibi belirtiler gelişirse mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır' dedi.</p>

<p>'Tekrarlayan güneş yanıkları cilt kanseri riskini artırıyor'</p>

<p>Tekrarlayan güneş yanıklarının uzun vadeli etkilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'UVB ışınları cilt hücrelerinin DNA yapısını bozarken, UVA ışınları kolajen ve elastin liflerini parçalayarak erken yaşlanmaya neden olur. Özellikle çocukluk döneminde su toplayacak kadar ağır güneş yanığı geçirmek, yetişkinlikte melanom gelişme riskini yaklaşık iki kat artırmaktadır. Güneşin zararlı etkileri yıllar içinde birikir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Güneş kremi tek başına yeterli değil'</p>

<p>Güneşten korunmanın yalnızca güneş kremi kullanmakla sınırlı olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'En az SPF 30, yaz aylarında ise tercihen SPF 50+ ve geniş spektrumlu ürünler kullanılmalıdır. Güneş kremi dışarı çıkmadan 15-20 dakika önce sürülmeli, yüzme ve yoğun terleme sonrasında mutlaka yenilenmelidir. Bunun yanında, geniş kenarlı şapka, UV filtreli güneş gözlüğü ve koruyucu giysiler kullanılmalı, özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında kalınmamalıdır' dedi.</p>

<p>'Gölge bile tam koruma sağlamıyor'</p>

<p>Şemsiye altında bulunmanın veya havanın bulutlu olmasının tam koruma sağlamadığını belirten Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Kum ve deniz yüzeyi güneş ışınlarını yansıttığı için gölgede olunsa bile UV ışınlarına maruz kalınabilir. Bulutlu havalarda da UV ışınlarının büyük bölümü yeryüzüne ulaşır. Bu yüzden güneşten korunma önlemleri her koşulda sürdürülmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Tatilde cilt sağlığı için su tüketimi ihmal edilmemeli'</p>

<p>Tatilde sağlıklı bir cilt için güneşten korunmanın yanında yeterli sıvı tüketiminin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Melek Kesir Koç, 'Günde en az 2,5-3 litre su tüketmek, güneş sonrası duş alarak cildi tuz ve klordan arındırmak, ardından uygun nemlendirici veya güneş sonrası bakım ürünleri kullanmak cildin kendini daha hızlı toparlamasına yardımcı olur. Ayrıca, plaja gitmeden önce parfüm veya alkollü kozmetik ürünler kullanılmamalıdır. Bu ürünler güneşle etkileşerek kalıcı cilt lekelerine neden olabilir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/gunes-yaniklari-erken-yaslanmaya-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/gunes-yaniklari-erken-yaslanmaya-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="64585"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[''Organ naklinde toplum bilincinin artması gerekiyor'']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/organ-naklinde-toplum-bilincinin-artmasi-gerekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/organ-naklinde-toplum-bilincinin-artmasi-gerekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde organ nakli biriminde görevli uzmanlar, nakil konusunda vatandaşların bilincinin artması gerektiğini belirterek sürece ilişkin bilgilendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde organ nakli biriminde görevli uzmanlar, nakil konusunda vatandaşların bilincinin artması gerektiğini belirterek sürece ilişkin bilgilendirmelerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrah Dr. Ünal Beyazıt ve Nefroloji Uzm. İdris Oruç organ nakline ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Beyazıt ve Oruç, organ naklinin fonksiyonunu yitirmiş bedenden alınmadığını kaydederek vatandaşların organ bağışı konusunda daha hassas olmaları gerektiğini vurguladı. Genel Cerrahi Uzm. Dr. Ünal Beyazıt, organ naklinin işlevini yitirmiş, görevini yerine getiremeyen bir organın yerine sağlıklı bir organın nakledilmesi işlemi olduğunu söyledi. Beyazıt, 'Türkiye'deki yasalara göre organ, yakınlık derecesine göre dört dereceye kadar akraba olan kişilerden alınabilmektedir. Organ bağışçılarının sağlıklı bireyler olması ve 18 yaşını tamamlamış olmaları gerekmektedir. İki çeşit nakil vardır. Birincisi kadavradan nakil, ikincisi ise canlıdan nakildir. Kadavradan nakil genellikle beyin ölümü gerçekleşmiş, yoğun bakımda bulunan hastalardan yapılmaktadır. Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta, geri dönüşü olmayan ve tıbben ölü kabul edilen bir hastadır. Diğer nakil çeşidi ise yasalarımızın belirlediği şekilde dört dereceye kadar akraba olan kişiler tarafından yapılan canlı organ bağışıdır' dedi.</p>

<p>Beyazıt, en çok sorulan sorulardan birinin, 'Bir insan trafik kazası geçirdi ve öldü, o organ kullanılabilir mi?' sorusu olduğunu aktardı. Soruya açıklık getiren Beyazıt, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>'O organ kullanılamaz. Organın kullanılabilmesi için kişinin yoğun bakım şartlarında takip edilen bir hasta olması gerekmektedir. Bu hastanın mekanik ventilatöre bağlı olması ve beyin ölümünün gerçekleştiğinin deklare edilmesinden sonra organ bağışı yapılabilir. Ancak normal bir trafik kazası geçirip olay yerinde hayatını kaybetmiş bir insanın organı ne yazık ki kullanılamamaktadır. Organın bir şekilde canlılığını ve kan dolaşımını koruyor olması gerekir ki o organ ya da doku kullanılabilsin. Solid organ nakilleri arasında en sık yapılan nakil böbrek naklidir. İkinci sırada ise karaciğer nakli gelmektedir. Ancak doku nakilleri arasında kornea nakli sayı olarak daha sık yapılmaktadır.'</p>

<p>Kan grubu uyumu en önemli şart</p>

<p>Nefroloji Uzm. İdris Oruç ise hastalar kliniğimize başvurduğu zaman, alıcı ve vericinin öncelikle kan gruplarına baktıklarını söyledi. Oruç, 'Kan grubu uyumu en başta şarttır. Kan grubu uyumlu olduktan sonra doku grubu uyumlarına bakıyoruz. Doku grubu uyumları ne kadar fazlaysa bizim için o kadar avantajlı bir durumdur. Tabii ki cerrahi müdahale çok önemlidir. Ancak ameliyat sonrası hastaların postoperatif dönemde poliklinik takipleri de çok önemlidir. Biz hastaları haftada iki defa organ nakli polikliniğimizde takip ediyoruz. Bu hastalar çeşitli immünosüpresif ilaçlar kullanıyor. Bu ilaçların birçok yan etkisi olabiliyor ve biz bunları poliklinikte düzenli bir şekilde takip ediyoruz' şeklinde konuştu.</p>

<p>Oruç, ülkede kadavradan organ nakli sayısının oldukça düşük düzeyde olduğunu aktararak, şöyle dedi:</p>

<p>'Bizim merkezimizde şu an 500'e yakın hasta kadavra bekleme listesindedir. Ancak kadavra sayısı oldukça az olduğu için toplumda bu bilincin artması gerekiyor. Beyin ölümü gerçekleşmiş hastalarda sadece ölen bireyin izin vermesi yetmiyor. Ailenin de bu konuda izin vermesi gerekiyor. Aile de izin verdikten sonra biz, kadavra bekleme listesindeki hastalara yeni bir umut olabiliyoruz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/organ-naklinde-toplum-bilincinin-artmasi-gerekiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/organ-naklinde-toplum-bilincinin-artmasi-gerekiyor.jpg" type="image/jpeg" length="16488"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Bilgin'den diyabetik retinopati uyarısı]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prof-dr-bilginden-diyabetik-retinopati-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prof-dr-bilginden-diyabetik-retinopati-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, diyabetin gözde kalıcı görme kaybına yol açabilen diyabetik retinopati hastalığına neden olabileceğini belirterek, düzenli göz muayenesi ve kan şekeri kontrolünün körlük riskini büyük ölçüde önlediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, diyabetin gözde kalıcı görme kaybına yol açabilen diyabetik retinopati hastalığına neden olabileceğini belirterek, düzenli göz muayenesi ve kan şekeri kontrolünün körlük riskini büyük ölçüde önlediğini söyledi.</p>

<p>'Diyabet hastalarına rutin göz kontrollerini öneriyoruz'</p>

<p>Diyabetik retinopati hastalığından bahseden Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, Gastronomi kenti Gaziantep'te şeker tüketiminin çok olduğunu ve bu hastalığın sıklıkla görüldüğünü söyleyerek, 'Diyabetik retinopati hastalığını halk dilinde şekerin gözü etkilemesi diye tabir edebiliriz. Şeker hastalığının gözünün retina tabakasında bazı hasarlara sebep olması, bunlar kanama gibi olabilir, sarı noktada ödem olabilir veya çeşitli etkilenmeler şeklinde olabilir. Nihai olarak da görmenin etkilenmesi, görmenin azalmasıyla seyreden bir hastalık. Belirtileri aslında çok fazla olmakla birlikte erken dönemde maalesef bir belirtiyle karşılaşmıyoruz. Daha doğrusu hastalarımız diyabetik retinopatinin ilk dönemlerinde hastalığı fark edemeyebiliyorlar. Dolayısıyla diyabeti olan hastalara rutin göz kontrollerini öneriyoruz. İlk etkilenme, ilk evrelerde fark ettiğimiz zaman hastanın sıkı kan şekeri regülasyonu yani düzenlenmesiyle birlikte bizim burada aldığımız bazı önlemlerle hastalığın daha ileri gitmesini engelliyoruz. Retinopati dediğimiz yani retinanın etkilendiği hastalık. Bu hastalıkları birçok sebeple ve birçok hastalıkta görebiliyoruz ama başlı başına diyabetin yaptığı göz hastalığı bizim açımızdan çok önemli. Zira coğrafyamızda da çok fazla görülen bir hastalık. İlimizin gastronomi şehri olması vesilesiyle de çok fazla şeker tüketimi, şekerli tatlılar, unlu mamullerin aşırı tüketilmesi, şeker hastalarının bu hastalığı kontrol etmesinde problem oluşturuyor. Yüksek şeker seviyeleri de maalesef gözde tutulumlara sebep olabiliyor' dedi.</p>

<p>'Göz emarelerinin erken tespit edilmesi çok önemli'</p>

<p>Diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken hususları sıralayan Prof. Dr. Bilgin, göz bulgularının erken tespit edilmesinin çok önemli olduğunu aktararak, 'Öncelikle klasik olarak bir şeker hastasının şekerine, diyetine dikkat etmesi gerekiyor. Kullandığı tedaviler, ilaçlar, stres durumu bunların hepsi genel olarak birlikte değerlendirildiği zaman çok güzel bir şeker yönetimi yapılması gerekiyor. Ayrıca tabii ki göz bulgularının erken tespit edilmesi çok önemli. Biz şeker hastalarına yani diyabeti olan hastalara düzenli göz kontrolleri öneriyoruz. Herhangi bir şikayetleri olmasa dahi ki ilk dönemlerde bu şikayetler ortaya çıkmayabilir. Biz burada göz muayenesinde ilk belirtileri yakalayabiliyoruz. Tabii bu belirtileri bulduğumuz hastalarda da gerekli önlemleri alarak ve gerekli müdahaleleri yaparak hastalığın ilerlemesini önlemiş oluyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Körlüğe sebep olabilen bir hastalık'</p>

<p>Şeker hastalığından dolayı görme kabiliyetini kaybeden çok fazla insan olduğunu, şekerin gözü etkilememesi için gerekli önlemleri aldıklarını ifade eden Prof. Dr. Bilgin, 'Maalesef şeker hastalığından dolayı görmesini kaybeden çok fazla hastamız var çevremizde. Şekerine dikkat eden, takiplerini düzenli yapan, gerekli müdahaleleri gerekli zamanda yapılan hastalarda biz tabii ki buna izin vermiyoruz. Mümkün olduğu kadar şekerin gözü etkilememesi için gerekli önlemleri alıyoruz. Takipli hastalarda görme kayıpları yaşamıyoruz. Takipsiz hastalarda maalesef evet körlüğe sebep olabilen bir hastalık' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Gözün etkilenmesine ve riskine göre bir tedavi yöntemi seçiyoruz'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şeker hastalıklarında uygulanan tedavi sürecinden bahseden Prof. Dr. Bilgin, 'Tedavi yöntemleri de değişiyor. Şekeri çok yüksek olan hastalarda önce şekerin düzenlenmesi gerekiyor. Gerek insülin tedavisiyle gerek ağızdan alınan oral antidiaybetiklerle. Önce bizim anahtarımız şekerin düşük seviyelerde seyretmesi. Özellikle 3 aylık şeker gözü çok etkileyen hemoglobin A1C dediğimiz değerlerin belli aralıklarda tutulması gerekiyor. Biz tedavide bazen sadece bir göz damlası, bazen de daha ileri hastalarda lazer uygulamaları ve göz içi enjeksiyon uygulamaları yapıyoruz. Maalesef ilerlemiş olgularda bazen ameliyatlar gerekebilmekte. Hastanın durumuna göre, gözün etkilenmesine göre ve riskine göre bir tedavi yöntemi seçiyoruz' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prof-dr-bilginden-diyabetik-retinopati-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/prof-dr-bilginden-diyabetik-retinopati-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="78943"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: 'Beyin sağlığını korumak, hastalıkları tedavi etmek kadar önemli']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, beyin sağlığını korumanın hastalıkları tedavi etmek kadar önemli olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, beyin sağlığını korumanın hastalıkları tedavi etmek kadar önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>22 Temmuz Dünya Beyin Günü, bu yıl Dünya Nöroloji Federasyonu'nun (World Federation of Neurology) belirlediği 'Herkes İçin Beyin Sağlığı' temasıyla kutlanıyor. Bu tema, kaliteli nörolojik bakıma, erken tanıya ve modern tedavilere erişimin herkes için temel bir gereklilik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.</p>

<p>Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, 22 Temmuz Dünya Beyin Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada beyin sağlığının önemi, üniversite olarak beyin sağlığı alanında yapılan çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Nörolojik hastalıklar giderek artıyor</p>

<p>Nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, 'Yaşam süresinin uzaması, kentleşme, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kronik stres gibi faktörler; Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, inme, epilepsi ve diğer nörolojik hastalıkların görülme sıklığını her geçen yıl artırıyor. Oysa biliyoruz ki bu hastalıkların önemli bir bölümünde erken tanı, doğru tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmak mümkündür' diye konuştu.</p>

<p>Beyin yaşamın merkezidir</p>

<p>Beynin, yaşamımızın merkezi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, 'Düşünme, öğrenme, hafıza, hareket ve duygularımızın tamamı sağlıklı bir beynin ürünüdür. Bu nedenle beyin sağlığını yalnızca hastalık geliştikten sonra değil, çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar yaşamın her evresinde korunması gereken temel bir sağlık önceliği olarak görüyoruz. Koruyucu sağlık uygulamalarının yaygınlaştırılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi artık her zamankinden daha büyük önem taşıyor' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Atlas Üniversitesi olarak eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerini aynı çatı altında buluşturan anlayışla beyin sağlığının korunmasına yönelik bilimsel çalışmaları ve toplumsal farkındalık faaliyetlerini kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.</p>

<p>Nörobilim alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdik</p>

<p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, şunları söyledi:</p>

<p>'Atlas Üniversitesi olarak son yıllarda nörobilim alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdik. Amacımız yalnızca güçlü bir akademik altyapı oluşturmak değil, ileri teknolojiyi bilimsel yaklaşımla hasta yararına dönüştüren bir merkez olmaktır. Bugün üniversitemizde hareket bozuklukları ve Parkinson hastalığı, esansiyel tremor, epilepsi, distoni, obsesif-kompulsif bozukluk, Tourette sendromu ve tedaviye dirençli depresyon gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıklara yönelik eğitim, araştırma ve klinik çalışmalar yürütüyoruz.'</p>

<p>Uluslararası çapta bilimsel iş birliklerimizi sürdürüyoruz</p>

<p>Prof. Dr. Kocabıçak, 'Bunun yanı sıra Derin Beyin Stimülasyonu (DBS-Beyin Pili), nöromodülasyon uygulamaları, yapay zekâ destekli sağlık teknolojileri, klinik nörobilim araştırmaları ve multidisipliner hasta yönetimi alanlarında eğitim ve araştırma çalışmalarının yanı sıra ulusal ve uluslararası çapta birlimsel iş birliklerimizi sürdürüyoruz. Üniversitemiz ve hastanemiz bünyesinde oluşturduğumuz güçlü akademik ve klinik yapı sayesinde araştırma, eğitim ve sağlık hizmetlerini birbirini besleyen bir ekosistem içinde geliştiriyoruz.</p>

<p>Bizim için bilim, yalnızca laboratuvarlarda üretilen bilgi değildir. Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılar, eğitim programları ve akademik projeler aracılığıyla elde ettiğimiz bilgi birikimini hem sağlık profesyonelleriyle hem de toplumla paylaşmayı görev kabul ediyoruz. Çünkü toplumda beyin sağlığı bilincinin gelişmesi, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve yeni nesil tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ancak bu bilgi paylaşımıyla mümkün olabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyin sağlığını korumak için 5 tavsiye</p>

<p>Beyin sağlığını korumak için toplumun her kesiminin uygulayabileceği etkili adımlar bulunduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu önerileri şöyle sıraladı:</p>

<p>Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenmeyi tercih edin.</p>

<p>Düzenli hareket edin: Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapın.</p>

<p>Kaliteli uyuyun: Her gün 7-9 saat düzenli uyku, beynin dinlenmesi ve kendini yenilemesi için gereklidir.</p>

<p>Zihninizi aktif tutun: Kitap okuyun, yeni beceriler edinin, yabancı dil öğrenin, müzikle veya zihinsel aktivitelerle beyninizi sürekli çalıştırın.</p>

<p>Sosyal yaşamınızı güçlendirin: Güçlü sosyal ilişkiler kurmak, stresin azaltılmasına ve bilişsel işlevlerin korunmasına önemli katkı sağlar.</p>

<p>Sağlıklı beyin, sağlıklı toplum</p>

<p>Dünya Beyin Günü'nü yalnızca sembolik bir farkındalık günü olarak görmediklerini ifade eden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, 'Bunu, bilim ile toplumu buluşturan güçlü bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda önümüzdeki dönemde düzenleyeceğimiz Neurofest, halka açık konferanslar, öğrenci etkinlikleri, bilimsel paneller ve toplum eğitimleriyle beyin sağlığı konusunda farkındalığı artırmayı, erken tanının önemini anlatmayı ve nörobilim alanındaki güncel bilimsel gelişmeleri toplumla paylaşmayı sürdüreceğiz' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>'Atlas Üniversitesi olarak bilimsel üretimimiz, yenilikçi sağlık teknolojilerine yaptığımız yatırımlar ve multidisipliner yaklaşımımızla 'sağlıklı beyin, sağlıklı toplum' anlayışını geleceğe taşımaya devam edeceğiz. Çünkü beyin sağlığını korumak, yalnızca sağlık çalışanlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Sağlıklı bir gelecek, sağlıklı bir beyinle mümkündür.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemli</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="85464"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prostat kanseri hakkında doğru bilinen 7 yanlış]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prostat-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-7-yanlis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prostat-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-7-yanlis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Umut Ünal, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanserinde erken tanının hayati önem taşıdığını belirterek, toplumda yerleşmiş yanlış bilgiler nedeniyle birçok kişinin rutin kontrollerini geciktirdiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Umut Ünal, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanserinde erken tanının hayati önem taşıdığını belirterek, toplumda yerleşmiş yanlış bilgiler nedeniyle birçok kişinin rutin kontrollerini geciktirdiğini söyledi.</p>

<p>Prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla gelişen prostat kanseri genellikle belirti vermeden sessiz bir şekilde ilerliyor. Bu nedenle rutin kontroller büyük önem kazanıyor.</p>

<p>Medline Adana Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Umut Ünal, 'Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen, toplumda yerleşmiş yanlış bilgiler nedeniyle birçok kişi kontrollerini geciktiriyor. Ancak, doğru bilgi ve erken tanının başarılı tedavideki en önemli anahtarlardan biri olduğunu unutmamak gerekiyor' diye konuştu.</p>

<p>Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Umut Ünal, prostat kanseri hakkında doğru bilinen 7 yanlışı şu şekilde sıraladı:</p>

<p>1. Prostat kanseri sadece yaşlı erkeklerde görülür</p>

<p>Yanlış. Prostat kanseri ilerleyen yaşlarda daha sık görülse de daha genç yaşlarda da ortaya çıkabilir. Özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerde riskin daha yüksek olduğu akıldan çıkartılmamalı ve doktor önerisine göre düzenli kontroller ihmal edilmemelidir.</p>

<p>2. İdrar şikayetim yoksa prostat kanseri olmam</p>

<p>Yanlış. Prostat kanseri, özellikle erken evrede hiçbir belirti vermeyebilir. Bu nedenle yalnızca şikâyetlerin ortaya çıkmasını beklemek yerine belirli bir yaştan sonra düzenli üroloji muayenesi ve gerekli tarama testlerinin yapılması büyük önem taşır.</p>

<p>3. PSA değerim normalse prostat kanseri kesin yoktur</p>

<p>Yanlış. PSA testi önemli bir tarama yöntemidir ancak tek başına kesin tanı konmasına yetmez. Bazı prostat kanseri hastalarında PSA normal sınırlarda olabilir. Bu nedenle PSA sonucu, muayene ve gerektiğinde ileri tetkiklerle birlikte değerlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Yüksek PSA değeri kesin prostat kanseri olduğum anlamına gelir</p>

<p>Yanlış. PSA yüksekliği her zaman kanser anlamına gelmez. Prostat büyümesi, enfeksiyon veya iltihap gibi farklı durumlar da PSA değerini yükseltebilir. Kesin tanı için uzman değerlendirmesi ve gerekli incelemelerin yapılması gerekir.</p>

<p>5. Prostat kanseri mutlaka ameliyat gerektirir</p>

<p>Yanlış. Her hastanın tedavisi aynı değildir. Kanserin evresi, yayılımı, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak; aktif izlem, cerrahi, radyoterapi, ilaç tedavileri veya bu yöntemlerin kombinasyonu uygulanabilir.</p>

<p>6. Prostat kanseri cinsel yaşamın tamamen sona ermesi demektir</p>

<p>Yanlış. Günümüzde gelişen cerrahi teknikler ve modern tedavi yöntemleri sayesinde birçok hasta tedavi sonrasında yaşam kalitesini koruyabilmektedir. Olası yan etkiler kişiye göre değişmekle birlikte, uygun tedavi planlamasıyla başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.</p>

<p>7. Ailemde prostat kanseri yoksa benim de yakalanma riskim yoktur</p>

<p>Yanlış. Aile öyküsü önemli bir risk faktörü olsa da prostat kanseri, ailesinde bu hastalık bulunmayan erkeklerde de gelişebilir. Yaşın ilerlemesi, yaşam tarzı ve diğer çevresel faktörler de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, ADANA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prostat-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-7-yanlis</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 11:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/prostat-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-7-yanlis.jpg" type="image/jpeg" length="23266"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne adaylarına yaz uyarısı: 'Susuzluk erken doğum riskini artırabilir']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/anne-adaylarina-yaz-uyarisi-susuzluk-erken-dogum-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/anne-adaylarina-yaz-uyarisi-susuzluk-erken-dogum-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, gebelik sürecindeki anne adayları için bazı sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Yasemin Eser Boz, yaz aylarında terlemeyle birlikte artan sıvı kaybının gebelikte ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, 'Anne adaylarının susamayı beklemeden günlük en az 2,5-3 litre su tüketmeleri gerekir. Ayrıca, özellikle öğle saatlerinde güneşten kaçınılmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, gebelik sürecindeki anne adayları için bazı sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Yasemin Eser Boz, yaz aylarında terlemeyle birlikte artan sıvı kaybının gebelikte ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, 'Anne adaylarının susamayı beklemeden günlük en az 2,5-3 litre su tüketmeleri gerekir. Ayrıca, özellikle öğle saatlerinde güneşten kaçınılmalıdır' dedi.</p>

<p>Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Yasemin Eser Boz, sıcak havalarda gebelerin sıvı tüketimi, güneşten korunma, beslenme ve günlük yaşam alışkanlıklarına daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Gebelikte vücutta meydana gelen fizyolojik değişiklikler nedeniyle sıcak havaların anne adaylarını daha fazla etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Yasemin Eser Boz, özellikle yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>'Susuzluk erken doğum riskini artırabilir'</p>

<p>Yaz aylarında terlemeyle birlikte artan sıvı kaybının gebelikte ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Boz, 'Vücudun susuz kalması rahim kasılmalarını tetikleyebilir ve erken doğum riskini artırabilir. Bu nedenle anne adaylarının susamayı beklemeden günlük en az 2,5-3 litre su tüketmeleri gerekir. Kafeinli ve şekerli içecekler suyun yerini tutmaz. Ayran ve mineralli sular uygun alternatifler arasında yer alabilir.' dedi.</p>

<p>Öğle saatlerinde güneşten kaçınılmalı</p>

<p>Gebelik hormonlarının cildi güneş ışınlarına karşı daha hassas hale getirdiğini belirten Boz, özellikle saat 11.00-16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerektiğini söyledi. Dışarı çıkılması gereken durumlarda geniş kenarlı şapka, UV korumalı güneş gözlüğü ve gebelikte kullanıma uygun, yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanılmasının önemine değinen Boz, aşırı sıcak ortamların hem anne hem de bebek sağlığı açısından risk oluşturabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenme ve kıyafet seçimi önem taşıyor</p>

<p>Yaz aylarında ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini belirten Boz, su oranı yüksek sebze ve meyvelerin tercih edilmesini, aşırı tuz tüketiminden uzak durulmasını önerdi. Dar ve sentetik kıyafetlerin vücut ısısını artırabileceğini ve enfeksiyon riskini yükseltebileceğini belirten Boz, pamuklu, keten ve benzeri doğal kumaşlardan üretilmiş, bol ve açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesini tavsiye etti.</p>

<p>Yüzme faydalı, uzun yolculuklarda hareket edilmeli</p>

<p>Gebelikte yüzmenin güvenli egzersizlerden biri olduğunu belirten Boz, hijyeninden emin olunan denizlerin tercih edilmesini ve ıslak mayo ile uzun süre kalınmamasını önerdi.</p>

<p>Uzun yolculuklarda ise kan dolaşımını desteklemek amacıyla iki saatte bir mola verilerek kısa yürüyüşler yapılmasının faydalı olacağını belirten Boz, gerekli durumlarda hekim önerisiyle varis çorabı kullanılabileceğini ifade etti.</p>

<p>Her trimesterde dikkat edilmesi gerekenler farklı</p>

<p>Gebeliğin ilk üç ayında vücut sıcaklığının aşırı yükselmesinden kaçınılması gerektiğini belirten Boz, bu dönemde görülen bulantı ve kusmaların sıcak havalarla birlikte sıvı kaybını artırabileceğini söyledi. İkinci trimesterde güneş lekelerine karşı korunmanın önem kazandığını ifade eden Boz, açık hava aktivitelerinin sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmasını önerdi. Gebeliğin son üç ayında ise ödem ve erken doğum riskinin daha belirgin hale geldiğini belirten Boz, yeterli sıvı tüketiminin sürdürülmesi, dengeli beslenilmesi ve gün içerisinde bacakların dinlendirilmesinin rahatlama sağlayacağını dile getirdi.</p>

<p>Bu belirtilerde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı</p>

<p>Anne adaylarının geçmeyen baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, sıcak havaya rağmen terleyememe, bulantı ve kusma, bebek hareketlerinde azalma, vajinal kanama veya sıvı gelişi ile düzenli kasılmalar gibi belirtiler yaşaması durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini vurgulayan Boz, sıcak çarpması ve ciddi sıvı kaybının hızlı ilerleyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Gebeliğin doğal bir süreç olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Yasemin Eser Boz, doğru önlemler alındığında yaz mevsiminin sağlıklı ve güvenli şekilde geçirilebileceğini belirterek, anne adaylarına sağlıklı, serin ve huzurlu bir gebelik dönemi diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İZMİR</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/anne-adaylarina-yaz-uyarisi-susuzluk-erken-dogum-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/anne-adaylarina-yaz-uyarisi-susuzluk-erken-dogum-riskini-artirabilir.jpg" type="image/jpeg" length="82129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: 'Sünnet, bulaşıcı hastalıkların azaltılmasına katkı sağlıyor']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/uzmani-acikladi-sunnet-bulasici-hastaliklarin-azaltilmasina-katki-sagliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/uzmani-acikladi-sunnet-bulasici-hastaliklarin-azaltilmasina-katki-sagliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sünnetin toplumda daha çok geleneksel amaçlarla gerçekleştirilen bir cerrahi işlem olarak bilindiğini belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mahmut Aluç, sünnetin sağlık açısından da önemli faydaları bulunduğunu söyledi. Aluç, özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda sünnetin enfeksiyon riskini azaltabileceğini belirterek, işlemin mutlaka uzman hekimler tarafından steril ortamlarda gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sünnetin toplumda daha çok geleneksel amaçlarla gerçekleştirilen bir cerrahi işlem olarak bilindiğini belirten Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mahmut Aluç, sünnetin sağlık açısından da önemli faydaları bulunduğunu söyledi. Aluç, özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda sünnetin enfeksiyon riskini azaltabileceğini belirterek, işlemin mutlaka uzman hekimler tarafından steril ortamlarda gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Sünnet, toplumda genellikle dini ve geleneksel nedenlerle gerçekleştirilen cerrahi bir işlem olarak biliniyor. Ancak uzmanlar, sünnetin sağlık açısından da çeşitli faydaları bulunduğuna dikkat çekiyor. Özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşayan çocuklarda sünnetin enfeksiyon riskini azaltabildiği belirtilirken, işlemin hijyenik ve sağlık kurallarına uygun şartlarda yapılmasının önem taşıdığı ifade ediliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mahmut Aluç, sünnetin sağlık yönünün toplumda çoğu zaman göz ardı edildiğini söyledi. Sünnetin geleneksel yöntemlerle yapılması durumunda sağlık konusunun geri planda kalabildiğini belirten Aluç, 'Sünnet bizim toplumumuzda daha çok geleneksel amaçla yapılan bir cerrahi işlem. Ama maalesef toplumumuzda gözden kaçan en önemli şey sağlık yönü. Geleneksel yöntemlerle yapıldığı zaman sağlık geri planda kalıyor' dedi. Sünnetin özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda fayda sağlayabileceğini belirten Aluç, 'Sünnet, özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda bu enfeksiyonları azaltabilir. Hijyen anlamında da faydası var. Ayrıca kadınlarda rahim ağzı kanserini, erkeklerde ise penis kanserini azalttığına yönelik çalışmalar mevcut' diye konuştu. Sünnetin yalnızca Müslüman toplumlarda değil, farklı toplumlarda da uygulandığını ifade eden Aluç, bunun nedenleri arasında hepatit B, hepatit C ve AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların azaltılmasına yönelik sağlık gerekçelerinin de bulunduğunu söyledi.</p>

<p>'Bulaşıcı hastalıkların önlenmesine katkı sağlıyor'</p>

<p>Mahmut Aluç, Müslüman olmayan toplumların da sünnet işlemini gerçekleştirdiğini belirterek, 'Sünnet, özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda, sünnet derisinin alınmasıyla bu enfeksiyonların azalmasına katkı sağlayabilir. Hijyen açısından da faydaları bulunuyor. Ayrıca kadınlarda rahim ağzı kanserini, erkeklerde ise penis kanserini azalttığına yönelik çalışmalar mevcut. Sünnet, sadece Müslüman toplumlarda değil, Müslüman olmayan toplumlarda da gerçekleştiriliyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri, hepatit B, hepatit C ve özellikle AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların önlenmesine katkı sağlamasıdır. Çocuklar için sünnet açısından en uygun dönem, 0-2 aylık veya 0-6 aylık dönemdir. Özellikle yenidoğan sünneti olarak adlandırılan ve doğumdan sonraki ilk 24 saat içerisinde gerçekleştirilebilen sünnet, oldukça kolay yöntemlerle yapılabilir. Sünnet ne kadar erken yaşta yaptırılırsa çocuk açısından o kadar konforlu ve kolay olur' dedi.</p>

<p>'Sünnet, her mevsimde yapılabilecek bir işlemdir'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aluç, özellikle yaz tatili nedeniyle 5 yaş üzerindeki çocuklarda sünnet işleminde artış yaşandığını söyleyerek, '2 ile 5 yaş arasındaki dönemde sünnet yapılmasını ebeveynlere çok önermiyoruz. Çünkü bu yaş aralığında çocuklar psikolojik olarak ciddi şekilde rahatsız olabilir ve sünnet işlemi travmatik bir etki oluşturabilir. Ancak 5 yaşından sonra sünnet rahatlıkla yapılabilir. Sünnet, her mevsimde yapılabilecek bir işlemdir. Ancak okulların tatil olmasıyla birlikte, özellikle 5 yaş üzerindeki çocuklarda sünnet işlemlerinde artış yaşanıyor. Çocukların psikolojik travmaya maruz kalmamaları için mümkün olduğu kadar küçük yaşta, çocuk farkına varmadan sünnet işleminin yapılması uygun olabilir. Daha büyük yaştaki çocuklarda ise sünnetin çocuktan kesinlikle saklanmaması gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'İşleminin hekim tarafından çocuğa anlatılması büyük fayda sağlar'</p>

<p>Aluç, uzman kişiler tarafından işlemin yapılması gerektiğini ifade ederek, 'Çocuğun sürecin bir parçası olması ve işlem hakkında bilgilendirilmesi önemlidir. Mümkünse sünneti gerçekleştirecek hekimle önceden tanışması ve sünnet işleminin hekim tarafından çocuğa anlatılması büyük fayda sağlar. Sünnetin hekimler dışında başka kişiler ve sağlık personeli olmayan kişiler tarafından yapılması Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklanmıştır. Ancak maalesef hala bu işlemi gerçekleştiren kişiler bulunmaktadır. Sünnet işleminin, bu konuda deneyimli çocuk cerrahları veya ürologlar tarafından, tamamen steril bir ortamda ve steril malzemeler kullanılarak yapılması büyük önem taşır. Aksi takdirde ciddi sonuçlara yol açabilecek komplikasyonlarla karşılaşılabilir' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, SİVAS</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/uzmani-acikladi-sunnet-bulasici-hastaliklarin-azaltilmasina-katki-sagliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/uzmani-acikladi-sunnet-bulasici-hastaliklarin-azaltilmasina-katki-sagliyor.jpg" type="image/jpeg" length="37975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençlerde kalp krizi alarmı]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/genclerde-kalp-krizi-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/genclerde-kalp-krizi-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp krizi uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak kabul edilirken, son yıllarda yapılan araştırmalar genç yetişkinlerde kalp krizi görülme sıklığının dikkat çekici şekilde arttığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu artışın temel nedenleri arasında sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, obezite, diyabet ve yüksek tansiyon gibi risk faktörlerinin genç yaşlarda daha yaygın görülmesini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak kabul edilirken, son yıllarda yapılan araştırmalar genç yetişkinlerde kalp krizi görülme sıklığının dikkat çekici şekilde arttığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu artışın temel nedenleri arasında sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, obezite, diyabet ve yüksek tansiyon gibi risk faktörlerinin genç yaşlarda daha yaygın görülmesini gösteriyor.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi verilerine göre, 2019 yılında 18-44 yaş grubundaki yetişkinlerin yüzde 0,3'ü kalp krizi geçirirken, bu oran 2023 yılında yüzde 0,5'e yükseldi. Dört yıllık süreçte yaklaşık yüzde 66'lık artış yaşanırken, aynı dönemde diğer yaş gruplarında kalp krizi görülme sıklığının azalması dikkat çekiyor. Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta görülen kalp krizlerinin artık istisna olmaktan çıktığını belirterek şunları söyledi:</p>

<p>'Poliklinikte artık yalnızca ileri yaştaki hastaları değil, 30'lu hatta 20'li yaşlardaki bireyleri de ciddi kalp-damar hastalıkları nedeniyle değerlendiriyoruz. Genç olmak tek başına kalp krizine karşı koruyucu değildir. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve obezite gibi risk faktörleri erken yaşlarda ortaya çıktığında damar yapısında sessiz ama ilerleyici hasarlar oluşabiliyor.'</p>

<p>'Genç kadınlarda da risk artıyor'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp krizi erkeklerde daha sık görülmeye devam etse de son yıllarda yayımlanan çalışmalar, genç kadınlarda kalp krizi görülme sıklığının arttığını ve sonuçlarının erkeklere göre daha ağır seyredebildiğini gösteriyor. Dr. Hamidi, kadınlarda belirtilerin zaman zaman farklı seyredebildiğine dikkat çekerek, göğüs ağrısının yanı sıra nefes darlığı, mide bulantısı, sırt ve çene ağrısı gibi şikâyetlerin de önemsenmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>'Koronanın etkisi araştırılıyor'</p>

<p>Bilimsel çalışmaların, COVID-19 enfeksiyonunun kardiyovasküler sistem üzerinde uzun süreli etkiler bırakabileceğine işaret ettiğini belirten Hamidi, 'Pandeminin ilk yılında kalp krizine bağlı ölümlerde artış gözlenirken, özellikle 25-44 yaş grubunda dikkat çekici yükseliş bildirildi. Güncel araştırmalar, COVID-19 geçiren bazı genç bireylerde enfeksiyon sonrasında uzun süre kalp krizi riskinin artabileceğini gösterirken, COVID-19 aşılarının ise kalp krizi riskini artırmadığı, aksine enfeksiyona bağlı kardiyovasküler komplikasyonları azaltarak koruyucu etki sağlayabildiği belirtiliyor' dedi.</p>

<p>'Risk faktörleri ne kadar erken kontrol altına alınırsa o kadar iyi'</p>

<p>Kalp damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğunun altını çizen Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Hamidi, 'Kalp krizini önlemenin en etkili yolu risk faktörlerini erken dönemde tespit etmektir. Yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durmak, ideal kiloyu korumak ve yeterli uyku gibi yaşam tarzı değişiklikleri kalp sağlığını korumada son derece etkilidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan bireylerin gecikmeden kardiyolojik değerlendirmeden geçmesini öneriyoruz' şeklinde konuştu.</p>

<p>Uzmanlar, genç yaşta görülen göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, açıklanamayan halsizlik ve efor kapasitesinde azalma gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken, erken teşhis ve tedavinin kalıcı kalp hasarını önlemede hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, BURSA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/genclerde-kalp-krizi-alarmi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/genclerde-kalp-krizi-alarmi.jpg" type="image/jpeg" length="98638"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Yazın çocuklarda sık görülen ishalin tedavisi doğru sıvı desteğidir']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-ishalin-tedavisi-dogru-sivi-destegidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-ishalin-tedavisi-dogru-sivi-destegidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, çocuklarda ishalin çoğu zaman kısa sürede düzelen bir enfeksiyon olduğunu söyledi. Varkal, ishalden korunmanın temelinin hijyen olduğunu belirterek, 'Eller tuvalet sonrası, bez değişiminden sonra, yemek hazırlamadan ve yemekten önce mutlaka sabun ve suyla yıkanmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, çocuklarda ishalin çoğu zaman kısa sürede düzelen bir enfeksiyon olduğunu söyledi. Varkal, ishalden korunmanın temelinin hijyen olduğunu belirterek, 'Eller tuvalet sonrası, bez değişiminden sonra, yemek hazırlamadan ve yemekten önce mutlaka sabun ve suyla yıkanmalıdır' dedi.</p>

<p>Sıcak havaların etkisini artırmasıyla birlikte bazı hastalıklara daha sık rastlanabiliyor. Güneş çarpması, sıvı kaybı, böcek sokmaları, havuz ve deniz sonrası kulak-göz enfeksiyonları, gıda zehirlenmeleri ve özellikle yaz ishalleri bu dönemde ailelerin en sık karşılaştığı sorunların başında geliyor.</p>

<p>Liv Hospital Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, çocuklarda ishalin çoğu zaman kısa sürede düzelen bir enfeksiyon olduğunu söyledi. Varkal, ishalin özellikle küçük yaş grubunda dikkatle izlenmesi gereken bir hastalık olduğunu belirtti. Varkal, 'Çünkü ishalin kendisinden çok, ishale eşlik eden sıvı ve mineral kaybı çocuklar için risk oluşturur' dedi.</p>

<p>Yaz ishali neden olur?</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, ishalin dışkının sulu hale gelmesi ve çocuğun normalden daha sık dışkılaması olduğunu belirterek, genellikle 24 saat içinde üç veya daha fazla sulu dışkılamanın ishal olarak kabul edildiğini ifade etti. Varkal, 'Çocuklarda akut ishalin en sık nedenleri virüslerdir. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs gibi etkenler çocuklarda kusma, ateş, karın ağrısı ve sulu ishalle seyredebilir. Yaz aylarında ise tabloya başka riskler de eklenir. Sıcak havada yiyeceklerin daha hızlı bozulması, açıkta satılan gıdalar, iyi yıkanmamış sebze-meyveler, güvenli olmayan içme suları, buz kullanımı, kalabalık tatil ortamları ve havuz hijyeni ishale zemin hazırlayabilir. Seyahatlerde görülen ishaller de çoğunlukla kirli su veya gıda yoluyla bulaşan mikroorganizmalarla ilişkilidir. Burada önemli bir nokta şudur: Her ishal 'üşütme' değildir, her ishal antibiyotik de gerektirmez. Hatta çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü antibiyotik kullanılmadan, doğru sıvı desteği ve beslenme ile düzelir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'En büyük risk sıvı kaybı'</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, ishal ve kusma sırasında çocuğun sadece su değil; sodyum, potasyum ve bikarbonat gibi vücut dengesi için gerekli mineralleri de kaybettiğini vurguladı. Bu nedenle sadece su içirmenin her zaman yeterli olmayabileceğini belirten Varkal, eczanelerde bulunan oral rehidrasyon sıvılarının kaybedilen su ve mineralleri uygun oranlarda yerine koymak için hazırlandığını ifade etti.</p>

<p>Varkal, 'Çocuk kusuyorsa sıvı bir anda fazla miktarda verilmemelidir. Daha doğru yaklaşım, sık aralıklarla ve küçük yudumlarla vermektir. Örneğin birkaç dakikada bir 1-2 tatlı kaşığı ya da küçük yudumlar halinde başlamak çoğu çocukta daha iyi tolere edilir. Kusma azaldıkça miktar artırılabilir. İshal sonrası genel bir pratik olarak, 2 yaş altındaki çocuklara her sulu dışkılama veya kusma sonrasında yaklaşık 50-100 ml, 2 yaş üzerindeki çocuklara ise 100-200 ml oral rehidrasyon sıvısı verilebilir. Ancak çocuğun yaşı, kilosu, kusma sıklığı ve genel durumu bu miktarları değiştirebilir; belirgin sıvı kaybı varsa hekim değerlendirmesi gerekir' dedi.</p>

<p>Varkal, asitli ve gazlı içeceklerin, hazır meyve suları ve çok şekerli içeceklerin ishali artırabileceğini belirterek, 'Sporcu içecekleri de çocuklarda ishal sıvısının yerine geçmez; çünkü içerdikleri şeker ve mineral oranı ishalde kaybedilen sıvıyı yerine koymak için uygun olmayabilir' dedi.</p>

<p>'Beslenme kesilmemeli'</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, eski yaklaşımda ishal olan çocuğa uzun süre aç kalmasının önerildiğini ancak bugün bunun doğru olmadığının bilindiğini belirtti. Varkal, 'Çocuk tolere edebildiği sürece beslenmeye devam etmelidir.</p>

<p>Anne sütü alan bebeklerde emzirme mutlaka sürdürülmelidir. Mama alan bebeklerde mama genellikle sulandırılmadan, normal şekilde verilmeye devam edilir. Daha büyük çocuklarda yoğurt, ayran, çorba, pirinç, patates, muz, elma püresi, makarna, haşlanmış sebzeler, yağsız et veya tavuk gibi hafif ve besleyici gıdalar tercih edilebilir. Çocuğun iştahı birkaç gün azalabilir; bu çoğu zaman beklenen bir durumdur. Önemli olan çocuğun sıvı alabilmesi, idrar yapması ve genel durumunun iyi olmasıdır' dedi.</p>

<p>'İshal kesici ilaçlara dikkat'</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, ailelerin sık yaptığı hatalardan birinin ishali hemen kesmeye çalışmak olduğunu belirtti. Varkal, 'Oysa ishal, çoğu zaman vücudun mikrobu uzaklaştırma yollarından biridir. Özellikle kanlı ishal, yüksek ateş veya şiddetli karın ağrısı varsa hekim önerisi olmadan ishal kesici ilaç kullanılmamalıdır' dedi.</p>

<p>Varkal, sözlerine şöyle devam etti: 'Antibiyotikler de her ishalde gerekli değildir. Gereksiz antibiyotik kullanımı bağırsak florasını bozabilir, yan etkilere yol açabilir ve dirençli bakterilerin gelişmesine katkıda bulunabilir. Antibiyotik kararı; dışkıda kan, yüksek ateş, ağır klinik tablo, seyahat öyküsü, salgın şüphesi veya özel risk durumları varsa hekim tarafından verilmelidir. Probiyotikler bazı durumlarda destek olarak düşünülebilir; ancak her probiyotik aynı değildir ve tek başına tedavi yerine geçmez. Çinko desteği de bazı yaş gruplarında ve belirli klinik durumlarda yararlı olabilir; ancak bunun da çocuk hekimi önerisiyle kullanılması daha doğrudur.'</p>

<p>Ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, bazı önemli durumlarda çocuğun gecikmeden hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Varkal, önemli durumları şu şekilde açıkladı: 'Çocuk çok halsizse, uykuya meyilliyse, huzursuzluğu belirginse, ağız ve dili çok kuruysa, gözleri çökmüş görünüyorsa, ağladığında gözyaşı yoksa veya idrarı belirgin azaldıysa sıvı kaybı gelişmiş olabilir. Özellikle 6-8 saatten uzun süredir idrar yapmayan çocukta dikkatli olunmalıdır. Dışkıda kan veya yoğun mukus varsa, ateş yüksek seyrediyorsa, kusma nedeniyle ağızdan sıvı alamıyorsa, karın ağrısı giderek artıyorsa, ishal çok sık ve bol miktardaysa, bebek 6 aydan küçükse, altta yatan kronik hastalık veya bağışıklık sistemi sorunu varsa hekime başvurulmalıdır. İshal 7-10 günden uzun sürüyorsa veya tekrarlıyorsa da değerlendirme gerekir.'</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, ishalden korunmanın temelinin hijyen olduğunu vurguladı. Varkal, 'Eller tuvalet sonrası, bez değişiminden sonra, yemek hazırlamadan ve yemekten önce mutlaka sabun ve suyla yıkanmalıdır. El antiseptikleri bazı mikroplara karşı yardımcı olabilir, ancak özellikle norovirüs gibi ishale yol açan bazı virüslerde sabun ve suyla el yıkamanın yerini tutmaz. Sebze ve meyveler güvenli suyla iyice yıkanmalı, açıkta beklemiş yiyeceklerden kaçınılmalı, et-tavuk-yumurta gibi gıdalar iyi pişirilmeli, pişmiş yiyecekler uzun süre oda sıcaklığında bırakılmamalıdır. Tatilde çocuklara kaynağı belirsiz su, açık içecek, buz ve hijyeninden emin olunmayan gıdalar verilmemelidir. Seyahatlerde kapalı şişe su tercih edilmeli; soyulabilen meyveler daha güvenli seçenekler arasında düşünülmelidir. Havuz kullanımında da çocukların havuza girmeden önce duş alması, ishali olan çocuğun havuza sokulmaması ve bebek bezli çocuklarda bez değişiminin havuz kenarında değil uygun alanda yapılması önemlidir. Rotavirüs aşısı, özellikle bebeklerde ağır rotavirüs ishallerine karşı en etkili korunma yollarından biridir. Bu aşının belirli yaş aralıklarında uygulanması gerektiği için ailelerin bebeklik döneminde çocuk hekimleriyle aşı planını konuşmaları uygun olur' diye konuştu.</p>

<p>Doç. Dr. Muhammet Ali Varkal, yaz ishallerinde en önemli tedavinin çoğu zaman antibiyotik değil, doğru sıvı desteği, uygun beslenme ve yakın izlem olduğunu vurguladı. Varkal, sözlerini şöyle tamamladı: 'Çocuk iyi görünüyorsa, sıvı alabiliyorsa ve idrar yapıyorsa çoğu ishal evde takip edilebilir. Ancak sıvı kaybı belirtileri, kanlı dışkı, yüksek ateş, tekrarlayan kusma veya genel durumda bozulma varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-ishalin-tedavisi-dogru-sivi-destegidir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/07/agency/iha/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-ishalin-tedavisi-dogru-sivi-destegidir.jpg" type="image/jpeg" length="58899"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
