<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>EtikHaber</title>
    <link>https://www.etikhaber.com</link>
    <description>Doğru Haberin Adresi...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.etikhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 16 May 2026 17:55:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastanede vatandaşlar cilt kanseri konusunda bilgilendirildi]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/hastanede-vatandaslar-cilt-kanseri-konusunda-bilgilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/hastanede-vatandaslar-cilt-kanseri-konusunda-bilgilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bayburt Devlet Hastanesinde, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastane çalışanlarına eğitim verilerek, hasta ve hasta yakınları bilgilendirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bayburt Devlet Hastanesinde, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastane çalışanlarına eğitim verilerek, hasta ve hasta yakınları bilgilendirildi.</p>

<p>Kanser farkındalığını artırmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen eğitim, Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sena Kocabıyık tarafından verildi. Eğitimde, cilt kanserinde erken tanının önemi, risk faktörleri ve korunma yolları ele alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastane çalışanlarına yönelik eğitimde, ciltte meydana gelen değişikliklerin takip edilmesi, şüpheli durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulması ve düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiği anlatıldı.</p>

<p>Farkındalık çalışmaları kapsamında hastanede stant da açıldı. Stantta hasta ve hasta yakınlarına cilt kanseri konusunda bilgilendirme yapılırken, erken teşhis ve korunma yollarına ilişkin broşürler dağıtıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, BAYBURT</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/hastanede-vatandaslar-cilt-kanseri-konusunda-bilgilendirildi</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/hastanede-vatandaslar-cilt-kanseri-konusunda-bilgilendirildi.jpg" type="image/jpeg" length="91628"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp anjiyosundan korkmayın]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/kalp-anjiyosundan-korkmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/kalp-anjiyosundan-korkmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burtom Sağlık Grubu Radyoloji Uzmanı Dr. Oğuzhan Güven Gümüştaş, halk arasında 'sanal anjiyografi' olarak bilinen Koroner BT Anjiyografi yönteminin, kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli avantajlar sunduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Gümüştaş, sadece birkaç dakika süren bu yöntemle anjiyoya göre damar duvarı ve damarlardaki plakların yapısı hakkında daha detaylı bilgiler edinildiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Burtom Sağlık Grubu Radyoloji Uzmanı Dr. Oğuzhan Güven Gümüştaş, halk arasında 'sanal anjiyografi' olarak bilinen Koroner BT Anjiyografi yönteminin, kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli avantajlar sunduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Gümüştaş, sadece birkaç dakika süren bu yöntemle anjiyoya göre damar duvarı ve damarlardaki plakların yapısı hakkında daha detaylı bilgiler edinildiğini belirtti.</p>

<p>Günümüzde kalp hastalıklarının erken teşhisinde en çok uygulanan yöntemlerden biri olan Koroner BT Anjiyografi (Kalp Tomografisi), klasik anjiyoya göre sunduğu avantajlarla dikkat çekiyor. Burtom Sağlık Grubu Radyoloji Uzmanı Dr. Oğuzhan Güven Gümüştaş, bu teknolojinin hastaya hiçbir ağrı vermeden, adeta bir 'kalp haritası' çıkardığını ifade etti.</p>

<p>Damarın sadece içini değil, duvarını da görüyor</p>

<p>Klasik anjiyografi yöntemlerinde sadece damar içi görüntülenebilirken, Koroner BT Anjiyografinin daha kapsamlı bilgi sunduğunu belirten Uzm. Dr. Gümüştaş, 'Koroner BT anjiyografi ile başarılı bir çekim gerçekleştirildiğinde neredeyse anjiyodaki gibi üst düzeyde bilgi veren bir görüntü elde edilebilir. Hatta anjiyoda hastanın sadece damarlarının içi görülürken, Koroner BT anjiyografide hastanın damar duvarı da görülebilmektedir. Ayrıca damarlardaki plakların yapısı da analiz edilebilir. Plak içeriği, plak yaygınlığı ve karakteri hastanın yüksek riskli gruba girip girmediği konusunda da bilgi verir' dedi.</p>

<p>Birkaç dakikada ağrısız işlem</p>

<p>Tetkikin hasta konforu açısından en büyük kolaylığının hızlı ve ağrısız olması olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Gümüştaş, işlemin avantajlarına dair şu bilgileri verdi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Görüntü kalitesi çok yüksektir. Koroner arter hastalığında yüksek çözünürlüklü görüntü verdiği için çok sık tercih edilmektedir. Komplike ve basit doğumsal kalp hastalıklarında, anatomi ve damarsal bağlantılar konusunda da ileri düzeyde bilgi vermektedir. Çekim için 5-7 dakika gibi kısa bir süre yeterli olduğu ve MR'daki gibi gürültü sorunu söz konusu olmadığı için hastalara rahatsızlık vermemektedir. İşlem sırasında ve sonrasında ağrı olmaz. Stent işlemi ya da bypass ameliyatı geçirmiş kişilerde veya daha önce koroner arter hastalığı olduğu bilinmeyen hasta grubunda güvenle uygulanabilir. Koroner anatomi ve darlık düzeyleri ile ilgili detaylı bilgi alınabilmektedir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, BURSA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/kalp-anjiyosundan-korkmayin</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/kalp-anjiyosundan-korkmayin.jpg" type="image/jpeg" length="34294"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof Dr. Tevfik Özlü: 'Hanta Virüsü nedeniyle bir pandemi ihtimali gözükmüyor']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prof-dr-tevfik-ozlu-hanta-virusu-nedeniyle-bir-pandemi-ihtimali-gozukmuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prof-dr-tevfik-ozlu-hanta-virusu-nedeniyle-bir-pandemi-ihtimali-gozukmuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakaları dünya genelinde endişeye neden olurken, uzmanlar virüsün Kovid-19 kadar hızlı bulaşmadığını ve yakın dönemde bir pandemi riskinin düşük görüldüğünü belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakaları dünya genelinde endişeye neden olurken, uzmanlar virüsün Kovid-19 kadar hızlı bulaşmadığını ve yakın dönemde bir pandemi riskinin düşük görüldüğünü belirtiyor.</p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Tevfik Özlü, özellikle tahliye edilen yolcuların karantina süreçlerinin dikkatle yönetilmesi gerektiğine dikkat çekerek, bazı hanta virüsü türlerinin yüzde 50'ye varan ölüm riskine sahip olduğunu söyledi.</p>

<p>Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan hanta virüsü vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Virüsün uzun yıllardır bilinen bir hastalık etkeni olduğunu belirten Özlü, mevcut tablonun endişe oluşturduğunu ancak yakın bir pandemi riskinin görülmediğini ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Hanta virüsler aslında eskiden beri bildiğimiz insanda hastalık yapan virüsler arasında yer alıyor ama şu anda bir gemide bu salgınının ortaya çıkması endişeye, korkuya ulaştı. Yakın pandemi oluşma ihtimali görülmüyor. Hanta virüsler Kovid gibi kolay bulaşan virüsler değil. Gemide hastalığa neden olan tipi insandan insana bulaşabiliyor ama çok kolay ve hızlı bulaşan bir virüs değil. Bu uzun süreli yakın temas ile bulaşıyor. Dolayısıyla burada hızlı yayılma ve replikasyon olmadığı sürece bir pandemiye dönüşme riski bence çok afaki olur. Dünya Sağlık Örgütü gibi örgütler yakın bir pandemi riski görmediklerini açıkladılar' dedi.</p>

<p>'Türkiye'de yıllardır tek tük vakalar görülüyordu'</p>

<p>Hanta virüslerinin zaman zaman lokal ve sınırlı salgınlara yol açtığını kaydeden Özlü, Türkiye'de de yıllardır tek tük vakaların görüldüğünü söyledi. Özlü, 'Ancak zaman zaman böyle lokal, sınırlı ölçüde salgınlar bu hanta virüsler de görülüyor. Ülkemizde de yıllardır tek tük vakalar şeklinde görmeye devam ediyoruz. Daha çok bizde görülen böbrek yetmezliği ilerleyen ateşli kanama tablosuyla seyreden bir form ama şu anda gemide ortaya çıkan ateş ve ateşin ardından da akciğer yetmezliğini, ödemine ilerleyen form. Bu formun daha ölümcül olduğunu biliyoruz. Yüzde 50'ye kadar ölümcül olabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Şu ana kadar 11 vakanın tespit edildiğini belirten Özlü, karantina sürecinin titizlikle yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Özlü, 'Şuana kadar 11 vaka tespit edildi ama tahliye edilen yolcular arasında da karantina devam ediyor. Bu süreç içerisinde belki yeni vakalar da çıkabilecek. Bence çok panik yapılacak, abartılacak bir risk gibi görünmüyor ama mutlaka bu sürecin iyi üretilmesi lazım. Nitekim bu gemiden tahliye edilen yolcuların bir kısmının ülkelerine gönderilmesi sürecinde uçakla taşındığı ve bu uçakla taşınan yolcuların bazısında sonradan hastalık tablosunun geliştiği ortaya çıktı. Uçaktaki diğer yolculara acaba bu ulaştı mı diye bir telaş doğurdu. Şimdi uçaktaki yolculara ulaşıp onların takibini başlatmak gerekiyor' diye konuştu.</p>

<p>'Karantina süreçlwri dikkatle takip edilmeli'</p>

<p>Türkiye'ye getirilen yolcuların karantina süreçlerinin dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Özlü, 'Onun için bu gemiden tahliye edilen ve ülkemizden getirilen yolcular var. Bunların karantina sürelerinin iyi yönetilmesi çok önemli. Uzun bir karantina dönemi var. 6 haftaya kadar uzuyor. Dolayısıyla bu insanlar ben iyiyim, bir hastalığım yok, şikayetim yok diye düşünebiliyorlar hatta test yapılıyor test negatif çıkıyor. Dolayısıyla ben de yok diye düşünebiliyorlar ama sonradan tekrar pozitife dönüşebilir. O açıdan karantina sürelerini çok dikkatli olması, dışarıya çıkmamaları, yakınlarıyla temas kurmamaları böyle bir sargının yayılmasını önlemek açısından odaklanılması gerekiyor' dedi.</p>

<p>'Norovirüs kaynaklı salgınlar da var'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan kruvaziyer gemilerinde görülen bir diğer salgının ise norovirüs kaynaklı olduğu belirtildi. Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Norovirüs salgını da yine bir kruvaziyer gemisinde ortaya çıktı. Bir kişinin hastalandığını ve bu gemiden tahliye edildiğini biliyoruz. Norovirüsler aslında çok sık gördüğümüz karşılaştığımız daha çok bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi yakınmalara yol açan virüsler. Kolay bulaşır. Kirlenen el ve diğer çevre yüzeylerden, gıdalardan ulaşabilir. Norovirüs tek bir virüs değil grup bir virüs. Özellikle yaz döneminde seyahatler oluyor. Otellerde ve restoranda ortak açık büfe yemeklerde bulaşma riski yüksek. Genel hijyene dikkat edilmesi lazım. Bu tür virüslerde bizi koruyacak en önemli şey el hijyeni ve ortak kullanılan eşyaların iyi temizlenmesidir. Standart prosedürlere dikkat edilirse bir sorun olmayacaktır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Spesifik bir ilaç veya aşısı yok'</p>

<p>Hanta virüsü ve norovirüse karşı spesifik bir ilaç ya da aşının bulunmadığını belirten Özlü, tedavide destekleyici yöntemlerin uygulandığını söyledi. Özlü, 'Hanta virüs ve norovirüs için spesifik bir ilaç ya da aşı yok. Ama genel itibarıyla destek tedavileri uygulanır. Bulantı, kusma olduğu zaman onu yönetecek ilaçlar, sıvı dengesinin sağlanması, ateşin düşürülmesi, ağrının kesilmesi gibi tedaviler uygulanır. Ağır formlarda tabi daha ileri destekler uygulanacaktır. Hanta alta virüs içinde öyle yani çok özel bir tedavisi yok destek tedavisi uygulanır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, TRABZON</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prof-dr-tevfik-ozlu-hanta-virusu-nedeniyle-bir-pandemi-ihtimali-gozukmuyor</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/prof-dr-tevfik-ozlu-hanta-virusu-nedeniyle-bir-pandemi-ihtimali-gozukmuyor.jpg" type="image/jpeg" length="20616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Lazer işlemlerinde dikkat: 'Öncesi ve sonrası sauna, deniz, güneşten uzak durmalı']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/lazer-islemlerinde-dikkat-oncesi-ve-sonrasi-sauna-deniz-gunesten-uzak-durmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/lazer-islemlerinde-dikkat-oncesi-ve-sonrasi-sauna-deniz-gunesten-uzak-durmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun süreci etkilediği vurgulanırken dikkat edilmesi gerekenler sıklıkla yineleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun süreci etkilediği vurgulanırken dikkat edilmesi gerekenler sıklıkla yineleniyor.</p>

<p>Vücuttaki istenmeyen tüylerden kurtulmak adına yapılan lazer uygulamalarında mevsimin etkisi, kişisel özellikler, öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler gibi birçok durumun etken olduğuna dikkat çekilirken uzmanlar, işlemlerin gerekli donanımları sağlayan noktalarda yapılması gerekliliğini sıklıkla vurguluyor. Dr. Cinik Polikliniği Yöneticisi, Estetisyen Burcu Yiğit de lazer uygulamalarına ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>'Kişiyi analiz etmek çok önemli'</p>

<p>'Lazer epilasyon teknolojisi tamamen pigmentasyon odaklıdır' diyerek sözlerine başlayan Yiğit, 'Ten ve kıl rengi çok önemli. Direkt pigment okuduğu için en uygun gördüğümüz beyaz ten siyah kıl. Bu ten ve kıl yapısında çok daha iyi sonuçlar alıyoruz. Öncelikle kişiyi analiz etmemiz çok önemli. Kılı, ten rengi uygun mu, hormonel bir bozukluk, kullandığı bir ilaç var mı? Hepsi sürecin devamında lazer epilasonla ilişkili ve her seans hasta geldiği zaman kontrol dahilinde bakıyoruz. Antibiyotiklere dikkat ediyoruz, bazı ışığa duyarlılığı arttıran ilaçlarda lazer epilasyon yapılamıyor, sivilce tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar yine epilasyonla ilişkili bu süreçte ara veriyoruz. Dünyaca onaylı 3 tane cihaz tipi var' dedi.</p>

<p>'İşlemler doktor kontrolünde olmalı'</p>

<p>Lazer uygulamasında seans aralıklarına ilişkin konuşan Yiğit, 'Yüz bölgesinde 4 hafta öneriyoruz, vücut bölgesinde 6 hafta. Her bölgenin kıl döngüleri ve evreleri farklı olduğu için hastaya özel bir programla ilerliyoruz. Seanslar ilerledikçe kıl yapısı azaldıkça seans süresini uzatıyoruz. Bu işlemler doktor kontrolünde olmalı, polikliniğimizde doktorla çalışıyoruz. Kişi geliyor, bütün analizleri yapılıyor, bir rahatsızlığı, vücudunda dövme var mı, ben sayısına kadar bakıyoruz. Kişiye özel bir protokolle işlem yapıyoruz. Uygulayıcının kesinlikle uzman olması gerekiyor. Kişi gelmeden önce kılları kökten almamış olması gerekiyor. İşlem sonrası güneşlenme, sauna, solaryum gibi sıcak ısılı işlemleri en azından 1 hafta kadar istemiyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'Yüzde 100 bitirmez, yanlış lazer epilasyon yanıklar, kalıcı lekeler oluşturabilir'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişilerin tam donanımlı, güvenilir noktalarda işlem yaptırması gerektiğini söyleyen Yiğit, 'Cihazın orijinal olmadığı yerlerde işlem yaptırılmış olması bizi çok etkiliyor çünkü hasta mağdur olup geliyor. Bu konuda dikkat etmelerini öneririm. Lazer epilasyon yüzde 100 bitirmez, belli oranda azalma sağlar, gerçekçi yaklaşmak gerekiyor. Tamamen bitmesi mümkün değil. Bir de belli bir oranda bittikten sonra yılda birkaç defa hatırlatma seansı öneriyoruz. Kişiler doktor olmayan hiçbir kurumda kesinlikle yaptırmamalı. Yanlış yerde yapılan lazer epilasyon sonuçlarında yanıklar, ciltte kalıcı lekeler oluşabilir, dikkat etmekte fayda var. Uygun bölgeye uygun olmayan lazer epilasyon yaptırmış hastalarda kıllarda ters tepki olarak artış söz konusu, onu düzeltmemiz de bir süreç alıyor. Ev tipi epilasyonlar daha çok modern ağda sistemi dediğimiz yoğunlaştırılmış ışık sistemi, sadece kılları uyutur ve dönemsel olarak çıkmasını geciktirir. Herhangi bir bitiş sağlamaz, düzgün kullanılmadığında yanık ve lekenmler söz konusu olur. Ben ve dövme ikilisinde pigment yoğunluğu olduğu için herhangi ışık sistemi geldiği zaman oradaki yapıyı bozabilir. Kişinin bir dövmesi, benleri varsa kesinlikle işlem öncesi kapatıyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Cildi derinden etkileyen işlemlerden uzak durmaları gerekiyor'</p>

<p>Yaz aylarında lazer işlemlerine yönelik konuşan Yiğit, 'Kışın tabi ki çok daha konforlu, yaz aylarında da devam ediyoruz. Hastalarımızla birebir görüşerek, özel bir programı, tatili varsa 1 hafta önce epilasyonu yaptırıyor. Zaten 2-3 ay çıkmayacağı için o süre içinde de kişi rahat ediyor. Bol güneş koruyucu önemli. Ya da çok bronzsa özel bölge ve koltuk altı gibi güneş görmeyen bölgelerde devam ediyoruz. Lazer epilasyon ciddi bir operasyondur, yapan kişi de bunu bilerek hastaya yaklaşmalı. Yaptıran kişi de ciddiye alarak yaptırmalı. Tamamen doktordan bir onay, bilgi alarak ilerlemeli. Seansı boyunca düzenli gitmeye özen göstermeli. Çünkü orada yakalamak istediğimiz kılın evresi var. Biz o evrede işlem yaparsak sonuç alabilirsiniz. O evreyi yakalayamazsak, keyfi nedenlerden dolayı gelmezseniz, o seansa ara verirseniz tabii ki başa dönebilir. Yaz kış fark etmeksizin, lazer epilasyon öncesi ve sonrasında ısılı işlemler çok istemiyoruz. Hamam, sauna, solaryum, deniz, güneş, cildi derinden etkileyen, kimyasal peelingler gibi işlemlerden uzak durmamız gerekiyor. Yanık oluşur, zaten hastayı gördüğümüz zaman uygulama yapmıyoruz, direkt denizden veya güneşten geldiyse işlem yapmıyoruz' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/lazer-islemlerinde-dikkat-oncesi-ve-sonrasi-sauna-deniz-gunesten-uzak-durmali</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/lazer-islemlerinde-dikkat-oncesi-ve-sonrasi-sauna-deniz-gunesten-uzak-durmali.jpg" type="image/jpeg" length="84506"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/gunluk-5-gramdan-fazla-tuz-tuketilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/gunluk-5-gramdan-fazla-tuz-tuketilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, 'Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur' uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, 'Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur' uyarısında bulundu.</p>

<p>Sivas Numune Hastanesi'nde görevli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, 11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Timuçin, fazla tuz kullanımının zararlarına dikkat çekti. Tuzun mutfakların vazgeçilmez bir parçası olarak görülse de aslında sağlığı tehdit eden sessiz bir tehlike olduğunu söyleyen Timuçin, 'Vücudumuzda sıvı dengesinin ve buna bağlı olarak kan basıncının düzenlenmesinde, asit-baz dengesinin sağlanmasında ve sinir-kas sisteminin çalışmasında tuzun önemli görevleri bulunmaktadır. Günlük tuz tüketimi 5 gramı, yani yaklaşık bir silme tatlı kaşığını geçmemelidir. Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur' dedi.</p>

<p>'Fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı tehlikeye girer'</p>

<p>Fazla tuz tüketilmesinin böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Timuçin, 'Böbrekler vücuttaki sıvı dengesi ve kan basıncını düzenleyen ana merkezlerdir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi durumunda vücut bu tuzu seyreltebilmek için fazla su tutmaya başlar sonuçta hipertansiyona, vücutta şişlik oluşmasına ve böbrek süzme ünitelerinin hasar görmesine yol açar. Özellikle altta yatan bir böbrek hastalığı varsa fazla tuz tüketilmesi böbrek hastalığının ilerlemesine ve böbrek çalışma yüzdesinin azalmasına sebep olur. Yine fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı ciddi şekilde tehlikeye girer, tuz damarların içine fazla sıvı çekilmesine sebep olarak kalbin bu sıvıyı atmak için daha fazla efor harcamasına sebep olur. Böylelikle kalbin sürekli yüksek basınçla mücadele etmesi sonucu kalp kasları kalınlaşır ve zaman içerisinde yorularak kalp yetmezliği oluşabilir. Tuzun fazla kullanıma bağlı oluşan yüksek basınç kalp ve beyin damarlarında hasar oluşmasını kolaylaştırarak, plak oluşumu sonrası kalp krizine ve inmeye sebep olabilir, ki tüm bu durumlar ölüm riskinde artış meydana getirebilir. Tansiyon ilacı kullanmak, dilediğiniz kadar tuz tüketeceğiniz anlamına gelmemektedir. Az tuzlu diyet ve ilaç birbirini tamamlayan bir tedavi bütünlüğüdür' diye konuştu.</p>

<p>Ultra işlenmiş üründeki 'gizli' tuza dikkat</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nefroloji Uzmanı Timuçin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>'Sofrada tuz kullanmamak çok değerli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hastalarımızın mutlaka tuz okuryazarlığını artırmalı ve onların bilinçlenmesini sağlamalıyız. Günlük tuz alımının büyük bir kısmı birçok işlenmiş ve ultra işlenmiş üründeki 'gizli' tuzdan kaynaklanmaktadır. Evet maalesef tuz yalnızca tuzlukta değildir. Hazır soslar ve konserveler, salça, ketçap ve salamura ürünler, ekmek ve unlu mamuller, raf ömürlerinin uzatılması için yoğun tuz kullanılan salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve zeytinlerden özellikle uzak durulması fast food yiyecekler yerine daha fazla meyve sebze tüketilmesi ve yiyeceklerin tatlandırılması için baharatların gücünden faydalanılması sağlanmalıdır. Çoğu hasta yalnızca yiyeceklerdeki tuza odaklanır ama sodyum içeriği yüksek olan maden suyu, soda gibi içecekleri gözden kaçırabilir. Özellikle bu içeceklerde düşük sodyum içeriği tercih edilmeli veya tüketim miktarı sınırlandırılmalıdır.'</p>

<p>Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük kullanımı miktarının sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Timuçin, 'Son zamanlarda popüler olan kaya tuzu zararsızdır söylemi bir yanılgıdır ve bilimsel bir karşılığı yoktur. Tuz sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum klorür içeriği tüm tuzlarda yaklaşık olarak aynıdır. Kaya tuzunun esas maddesini de yüzde 97,35 oranında bizim 'tuz' dediğimiz ve asıl bileşeninin 'sodyum' olduğu madde oluşturmaktadır. Kaya tuzunun içerisinde sağlık açısından olumlu olarak bilinen bazı mineral ve elementler bulunmaktadır. Ancak bu maddelerin miktarının sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde bulunduğu ve maalesef ki bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısında 'çok riskli' olduğu bilinen 'plütonyum', 'talyum' ve 'radyum' gibi maddeler ve dahası 'kurşun' gibi ağır metallerin yine 'çok az' miktarda bulunduğu unutulmamalıdır. Katkı maddelerinden kaçınmak için rafine tuz yerine kaya tuzu tercih etmek bir seçimdir. Ancak 'Bu tuz sağlıklı, istediğim kadar tüketebilirim' yanılgısına düşmek hayati bir hatadır. Kaya tuzu asla bir sağlık ürünü veya sınırsız tüketilecek bir gıda değildir. Sonuçta tuz tuzdur. Hem Dünya Sağlık Örgütü hem Türk Nefroloji Derneği net olarak şunu ifade etmektedir: Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük toplam tüketim 5 gramı aşmamalıdır. Dil üzerindeki tat tomurcukları 2-3 haftada bir yenilenir. Tuzu azalttığınızda ilk birkaç gün yemekler lezzetsiz gelebilir ancak kısa bir süre içinde yiyeceklerin gerçek tadını çıkarmaya başlarsınız ve 3 hafta sonra daha önce normal dediğiniz yiyeceklerin aslında ne kadar tuzlu olduğunu fark edersiniz. Dünya Tuz Farkındalık Haftasında mesajımız net olarak şudur: Tuzu azalt ömrüne ömür kat' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, SİVAS</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/gunluk-5-gramdan-fazla-tuz-tuketilmemeli</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/gunluk-5-gramdan-fazla-tuz-tuketilmemeli.jpg" type="image/jpeg" length="45711"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türü görülüyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/her-6-bebekten-birinde-besin-alerjisinin-bir-turu-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/her-6-bebekten-birinde-besin-alerjisinin-bir-turu-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Deniz Özçeker: - 'Besin alerjisi son 20 yılda çok ciddi bir artış gösterdi ve günümüzde neredeyse 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türünü görüyoruz' - 'En sık görülen besin alerjileri ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileridir. Biz en sık bu 2 proteine karşı alerjileri görüyoruz. Ancak bunlar 5 yaşına kadar büyük oranda düzeliyor']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL (AA) - HİKMET FARUK BAŞER - Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Deniz Özçeker, besin alerjisinin son 20 yılda çok ciddi bir artış gösterdiğini, günümüzde neredeyse 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türünün görüldüğünü belirtti.</p>

<p>Özçeker, Besin Alerjisi Günü dolayısıyla AA muhabirine, besin alerjisinin özellikle çocukluk çağında giderek daha sık karşılaşılan bir tablo haline geldiğini söyledi.</p>

<p>Besin alerjisinin günümüzde artık hem klinik hem de toplumsal açıdan büyük bir halk sağlığı sorunu olmaya başladığına dikkati çeken Özçeker, 'Besin alerjisi son 20 yılda çok ciddi bir artış gösterdi ve günümüzde neredeyse 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türünü görüyoruz.' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Özçeker, besin alerjisindeki artışın tek bir nedene bağlanamayacağını, çok faktörlü bir süreçten söz edilebileceğini ama en önemli faktörün epigenetik değişiklikler olduğunu belirtti.</p>

<p>Epigenetik değişikliklerde genetik yapının kısa sürede değişmediğini ancak çevresel faktörlerin genlerin çalışma biçimini etkilediğini aktaran Özçeker, şöyle devam etti:</p>

<p>'Bizim genetiğimiz 20 yılda değişmedi ama çevresel faktörlerimiz ciddi anlamda değişti. Yani DNA dizimizi bir piyanonun tuşlarına benzetecek olursak tuşlara basan güç ne kadar değişirse farklı bir ses çıkıyor. Çevresel faktörler değiştikçe birtakım genlerimiz daha suskun, birtakım genlerimiz de daha fazla tepki vermeye başladı. Yani besin alerjisi, diğer alerjik hastalıklar ve birçok otoimmün hastalıklar günümüzde bu epigenetik değişikliklerin etkisiyle artış göstermiş durumda.'</p>

<p>- 'Besin alerjisindeki artış 'pandemi' olarak tanımlanabilir'</p>

<p>Özçeker, epigenetik değişikliklerde hava kirliliğinin şehirleşme ve yaşam tarzındaki değişimlerin önemli rol oynadığını belirterek, sürecin yalnızca doğum sonrası değil, anne karnından itibaren başladığını anlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşlenmiş gıdalar ve katkı maddelerinin bağırsak mikrobiyotası üzerinde etkili olduğuna işaret eden Özçeker, 'Koruyucu maddeler, ürünlerin raf ömrünü uzatan maddeler. Bunlar burada bakteri üremesini önlüyorlar. Biz bu besinleri aldığımızda sadece ürünün bakterisinin üremesini engellemiyor, bizim bağırsağımızdaki faydalı bakterilerin de üremesini engelliyor.' diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Özçeker, mikrobiyota dengesinin bozulmasının 'disbiyoz' olarak adlandırıldığını, bu durumun besin alerjisini tetikleyen önemli faktörlerden biri olduğunu ancak tek başına yeterli bir açıklama olmadığını ifade etti.</p>

<p>Besin alerjisindeki artışın 'pandemi' olarak tanımlanabileceğini dile getiren Özçeker, 'Bundan 20 yıl önce 'astım pandemisi' diyorduk ama artık 'besin alerjisi pandemisi' diyebiliriz. Çünkü artış çok ciddi boyutlarda.' dedi.</p>

<p>- 'En sık görülen besin alerjileri ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileridir'</p>

<p>Özçeker, bebeklik döneminin bağışıklık sistemi açısından kritik bir dönem olduğunu, bu dönemde vücudun yeni gıdalarla ilk kez tanıştığını ve bağışıklık sisteminin henüz tam olgunlaşmadığını, bu nedenle bazı bebeklerde besinlerin tehdit olarak algılanabildiğini belirtti.</p>

<p>Türkiye'de farklı besin alerjisi türleri görüldüğünü aktaran Özçeker, 'En sık görülen besin alerjileri ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileridir. Biz en sık bu 2 proteine karşı alerjileri görüyoruz. Ancak bunlar 5 yaşına kadar büyük oranda düzeliyor.' bilgisini paylaştı.</p>

<p>Daha ileri yaşlarda ise kuruyemişler, deniz ürünleri ve buğday alerjilerinin öne çıktığını kaydeden Özçeker, besin alerjilerinin coğrafi farklılıklar gösterdiğini de söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Özçeker, anafilaksi gibi ağır alerjik reaksiyonların hayati risk taşıdığına ve bu durumun çok hızlı gelişebildiğine dikkati çekerek, 'Anafilaksi dediğimiz şey aslında çok ani ve şiddetli vücudun tepki verme durumu. Kaşıntı, döküntü, şişme gibi cilt bulguları ve buna eşlik eden nefes darlığı, öksürük, inatçı kusmalar ve tansiyon düşüklüğünü görebiliyoruz. Anafilaksinin tek ve en etkili tedavisi adrenalindir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Besin alerjisi tanı ve tedavi süreçlerinde yeni gelişen yöntemlerin bulunduğunu dile getiren Özçeker, moleküler alerji testlerinin artık daha ayrıntılı risk değerlendirmesi yapılmasına imkan tanıdığını, ayrıca oral immünoterapi ve biyolojik ilaçların da tedavi seçenekleri arasında yer almaya başladığını sözlerini ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/her-6-bebekten-birinde-besin-alerjisinin-bir-turu-goruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/aa/her-6-bebekten-birinde-besin-alerjisinin-bir-turu-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" length="96588"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: 'Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/genel-cerrahi-uzmani-baysal-makatta-agrilar-ve-apseler-crohn-hastaliginin-belirtisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/genel-cerrahi-uzmani-baysal-makatta-agrilar-ve-apseler-crohn-hastaliginin-belirtisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, 'Makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, 'Makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır' dedi.</p>

<p>Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, 'Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahide yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var' diye konuştu.</p>

<p>Baysal, 'Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri, fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, 'İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/genel-cerrahi-uzmani-baysal-makatta-agrilar-ve-apseler-crohn-hastaliginin-belirtisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/genel-cerrahi-uzmani-baysal-makatta-agrilar-ve-apseler-crohn-hastaliginin-belirtisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="62178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda hemanjioma dikkat: Erken takip önem taşıyor]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/cocuklarda-hemanjioma-dikkat-erken-takip-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/cocuklarda-hemanjioma-dikkat-erken-takip-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ekrem Ünal, bebeklik döneminde sık görülen hemanjiomların çoğunlukla iyi huylu damar tümörleri olduğunu ancak bazı durumlarda uzman takibi gerektirdiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ekrem Ünal, bebeklik döneminde sık görülen hemanjiomların çoğunlukla iyi huylu damar tümörleri olduğunu ancak bazı durumlarda uzman takibi gerektirdiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplum arasında 'çilek beni' olarak da bilinen hemanjiomların genellikle doğumdan sonraki ilk haftalarda ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Ekrem Ünal, özellikle hızlı büyüyen, göz çevresi, ağız, burun veya solunum yollarına yakın bölgelerde bulunan lezyonların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çoğu hemanjiomun zamanla kendiliğinden küçülebileceğini belirten Prof. Dr. Ekrem Ünal, 'Ancak bazı vakalarda görme, beslenme veya solunum gibi hayati fonksiyonları etkileyebilecek durumlar gelişebilir. İlk bir yıl ve özellikle de ilk 6 ay içerisinde hemanjiomlarrın hızlı büyüdüğü dönemde ağızdan kullanılan propnolol içeren ilaçlar ile başarılı şekilde tedavi edilmektedir. Erken tanı ve düzenli takip büyük önem taşımaktadır' dedi.</p>

<p>Günümüzde gelişmiş tedavi yöntemleri sayesinde hemanjiomların kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Ekrem Ünal, ailelerin ciltte fark edilen kırmızı renkli kabarıklıkları ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Ekrem Ünal, özellikle hızlı büyüyen veya kanama eğilimi gösteren hemanjiomlarda vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılmasının önemli olduğuna dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/cocuklarda-hemanjioma-dikkat-erken-takip-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/cocuklarda-hemanjioma-dikkat-erken-takip-onem-tasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="73058"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar aylarında bekleyen hastalıklara karşı alınacak önlemler]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/bahar-aylarinda-bekleyen-hastaliklara-karsi-alinacak-onlemler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/bahar-aylarinda-bekleyen-hastaliklara-karsi-alinacak-onlemler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimleri birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin hazırlarken, Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk alınabilecek önlemleri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimleri birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin hazırlarken, Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk alınabilecek önlemleri anlattı.</p>

<p>Zayıflayan bağışıklık sistemiyle birlikte vücut direncinin düşmesi, özellikle bahar aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanmasına sebep oluyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları, dünyada en çok görülen ve en fazla iş gücü kaybına neden olan hastalıkların başında geliyor. Medicana Bursa Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Op. Dr. İdil Öztürk, 'Üst solunum yolu enfeksiyonuna sebep olan faktörler virüslerdir. Virüslerin zayıf düşürdüğü bireylerde diğer bakteriyel enfeksiyonlar da görülebilir. En çok bilinen üst solunum yolu enfeksiyonları nezle ve grip olmakla birlikte bu hastalıklar sinüzit, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı ve larenjite sebep olabilir' dedi.</p>

<p>Havasız ortamda bulunmak enfeksiyon riskini artırır</p>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artıran faktörleri anlatan Op. Dr. İdil Öztürk, 'Alerjik bünyeye sahip olmak, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler riski artırabilir. Bu hastalıklar daha çok mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülür. Yakın mesafeden konuşma, öpüşme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşı kolaylaştırır. Virüs, bulaşı olan yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmaması ile de geçebilir' diye konuştu.</p>

<p>Nezlede antibiyotik gereksiz</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarının başında nezlenin geldiğini söyleyerek, 'Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. Hafif ateş, burun akıntısı, hapşırma bazen öksürük, en sık rastlanan belirtilerdir. Özel bir tedavisi yoktur. Komplikasyon gelişmezse hastalık kendini sınırlar ve ortalama bir hafta sürer. Antibiyotik kullanımı gereksizdir. Burunu açmak için okyanus suyu içeren spreyler, bazen ateş düşürücü-ağrı kesiciler, destekleyici tedavi olarak uygulanır. Hastayı izleyen doktor ikincil bakteri enfeksiyonu eklendiğini görürse antibiyotik başlayabilir' dedi.</p>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonlarından gribin ani olarak yüksek ateşle başladığını söyleyen Op. Dr. İdil Öztürk, 'Grip öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığı ile kendini gösterir. Ateş ise genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer. Tanıda grip benzeri hastalık belirtileri olan ve bu şikâyetlerden herhangi biri ile başvuran olgulardan boğaz, burun ya da geniz sürüntüsü alınarak yapılan hızlı tarama testleri kullanılabilir. Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir. Tedavi için bazı antiviral ilaçlar kullanılabilir ancak etki için tedaviye hızlı başlanması gerekir ve hastalığın seyrini ancak 1-2 gün kısaltır. Bu yüzden ilaç kullanımı daha ciddi enfeksiyonlar açısından risk taşıyan çocuklar veya hastaneye yatırılması gereken vakalar için önerilmektedir. Grip, bazı insanlar için daha tehlikelidir. Bebekler ve küçük çocuklar, 65 yaş ve üzerinde olanlar, gebeler, bazı hastalıklara sahip kişiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış olanlar en yüksek risk altındadır. Gripten korunmanın en etkin yolu, grip aşısıdır' şeklinde konuştu.</p>

<p>Tonsilit bronşite neden olabiliyor</p>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonları arasında tonsilit ve farenjitin olduğunu ifade eden Op. Dr. İdil Öztürk, 'Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı-yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir. Bronşit ve zatürre önemli komplikasyonlardandır. Bakteriyel sebeplerle oluşan farenjitte hastalık daha ağır seyreder. Yapılan fizik muayene ve laboratuvar incelemeleri sonucu etkenin bakteri olduğu düşünülürse uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır' dedi.</p>

<p>Mevsim geçişlerinde orta kulak iltihabının da sıkça görüldüğüne değinen Op. Dr. İdil Öztürk, şöyle devam etti:</p>

<p>'Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu daha sık görülür. Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay arasındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Çocukta huzursuzluk, sık ağlama ve kulaklarını tutma gibi belirtiler olur. Genellikle bakteriyeldir ve doktor kontrolünde antibiyotik tedavisi gerekebilir.'</p>

<p>Sinüzitin de üst solunum yolu enfeksiyonları arasında olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İdil Öztürk, 'Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Viral enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, BURSA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/bahar-aylarinda-bekleyen-hastaliklara-karsi-alinacak-onlemler</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/bahar-aylarinda-bekleyen-hastaliklara-karsi-alinacak-onlemler.jpg" type="image/jpeg" length="13846"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Çelik: 'Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/prof-dr-celik-obezite-artik-kozmetik-bir-sorun-degil-kronik-bir-hastaliktir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/prof-dr-celik-obezite-artik-kozmetik-bir-sorun-degil-kronik-bir-hastaliktir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi.</p>

<p>Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye'de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60'ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200'ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu.</p>

<p>'Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil'</p>

<p>İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, 'Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, 'multifaktöriyel' dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır' dedi.</p>

<p>'Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, 'Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz' diye konuştu.</p>

<p>Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>'Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60'ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, VAN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/prof-dr-celik-obezite-artik-kozmetik-bir-sorun-degil-kronik-bir-hastaliktir</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 15:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/prof-dr-celik-obezite-artik-kozmetik-bir-sorun-degil-kronik-bir-hastaliktir.jpg" type="image/jpeg" length="69456"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan: 'Anne ve bebek sağlığı için erken tanı büyük önem taşıyor']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan, gebelikte uygulanan tarama testleri hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan, gebelikte uygulanan tarama testleri hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Dr. Bulgan, 'Gebelik süreci boyunca anne adaylarının en çok merak ettiği konuların başında prenatal tarama testleri geliyor. Anne karnındaki bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi ve bazı genetik hastalık risklerinin erken dönemde belirlenebilmesi amacıyla uygulanan ikili, üçlü ve dörtlü tarama testleri; günümüzde gebelik takibinin önemli bir parçasını oluşturuyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Bu testler tanı koymaz, riski belirler'</p>

<p>Dr. Bulgan, gebelikte yapılan ikili, üçlü ve dörtlü testlerin tanı testi değil, tarama testi olduğuna dikkat çekerek, 'Bu testlerin temel amacı, Down sendromu başta olmak üzere bazı kromozomal anomaliler ve doğumsal riskler açısından bebeğin risk durumunu değerlendirmektir. Sonuçlar kesin tanı anlamına gelmez. Risk yüksek çıktığında ileri tanı yöntemlerine başvurulabilir' dedi.</p>

<p>'İkili test nedir'</p>

<p>Op. Dr. Gonca Göksu Bulgan, erken dönemde yapılan bu testin gebelik takibinde önemli bir yol gösterici olduğunu belirtti. Dr. Bulgan, 'Gebeliğin 11 ile 14. haftaları arasında yapılan ikili tarama testi; ultrason değerlendirmesi ile annenin kan değerlerinin birlikte analiz edilmesiyle uygulanıyor. Bu testte bebeğin ense kalınlığı ölçülürken, anneden alınan kan örneğinde belirli biyokimyasal değerler inceleniyor. İkili test sayesinde özellikle: Down Sendromu (Trizomi 21), Edwards Sendromu (Trizomi 18) gibi kromozomal hastalıkların risk oranı hesaplanabiliyor. Üçlü tarama testi ise genellikle gebeliğin 16 ile 20. haftaları arasında uygulanıyor. Anne adayından alınan kan örneğinde üç farklı biyokimyasal parametre değerlendirilerek bebeğe ait ihtimaller riskler hesaplanıyor. Bu test ile: Down Sendromu. Nöral tüp defektleri. Bazı kromozomal anomaliler açısından risk değerlendirmesi yapılabiliyor' ifadelerine yer verdi.</p>

<p>'Dörtlü testin güvenilirliği daha yüksek'</p>

<p>Dörtlü testin, üçlü teste ek olarak bir biyokimyasal parametre daha içermesi nedeniyle risk hesaplamasında daha güçlü sonuçlar sunduğunu ifade eden Dr. Bulgan, 'Dörtlü test, özellikle bazı kromozomal anomalilerin belirlenmesinde daha yüksek doğruluk oranına sahiptir. Ancak hiçbir tarama testi yüzde 100 kesin sonuç vermez. Bu nedenle test sonuçlarının uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Her gebelik özeldir. Bu nedenle yapılacak testler ve takip süreci anne adayının yaşına, sağlık durumuna ve gebelik öyküsüne göre planlanmalıdır' şeklinde konuştu.</p>

<p>Gebelik sürecinde düzenli doktor kontrollerinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Bulgan, prenatal tarama testlerinin zamanında yapılmasının ihtimalleri risklerin erken değerlendirilmesine katkı sağladığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/uzman-op-dr-gonca-goksu-bulgan-anne-ve-bebek-sagligi-icin-erken-tani-buyuk-onem-tasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="86955"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: 'Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ebe ve Hemşireler günü münasebetiyle düzenlenen programda konuştu. Sağlık ordularının her geçen gün daha da büyüdüğünü ve güçlendiğini ifade eden Memişoğlu, 'Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ebe ve Hemşireler günü münasebetiyle düzenlenen programda konuştu. Sağlık ordularının her geçen gün daha da büyüdüğünü ve güçlendiğini ifade eden Memişoğlu, 'Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık' dedi.</p>

<p>12 Mayıs Ebe ve Hemşireler Günü sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen programla kutlandı. 'İlk Nefeste Siz, Her Umutta Siz' temasıyla düzenlenen programda Hizmet, Vefa ve Özel Ödül kategorilerinde Türkiye'nin farklı illerinden seçilen ebe ve hemşirelere ödülleri takdim edildi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ödüle layık görülen Ebe ve Hemşireleri tebrik ederek hatıra fotoğrafı çektirdi. Programın açılış konuşmasını da Bakan Memişoğlu gerçekleştirdi. Ebe ve Hemşirelerin insan sağlığının korunması konusunda çok önemli bir görev üstlendiklerini ifade eden Memişoğlu, Ebe ve hemşirelerin, sağlığın korunmasından tedavi ve bakım süreçlerinin yönetilmesine kadar fedakârca çalışan kahramanlar olduğunu ifade etti.</p>

<p>'Bizim medeniyetimizde hastaya bakmak, sadece tedavi etmek değil, onun ruhuna da dokunmaktır'</p>

<p>'Batı toplumlarında hemşireliğin miladı olarak 1800'lerin gösterildiğini belirten Bakan Memişoğlu, 'Oysa bizim medeniyet köklerimizde bundan asırlar öncesine dayanır. Kayseri'de Gevher Nesibe Hatun adına kurulan darüşşifadan Edirne Şifahanesi'ne, ilimle tıbbı buluşturan aziz ecdadımızdan miras kalan güçlü bir gelenek vardır. Bizim medeniyetimizde hastaya bakmak; sadece tedavi etmek değil, onun ruhuna dokunmak, yüreğini ısıtmak, ona moral olmaktır. Modern hemşirelik tarihimizin temelinde de büyük bir fedakârlık yatar. Balkanlarda, Çanakkale'de, İstiklâl Harbi'nde yaralı askerlerimizin başucunda bekleyen hemşirelerimizi, Safiye Hüseyin Elbi'leri nasıl unutabiliriz?' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Gebe okullarımızda 1 milyon anne adayımıza destek olduk'</p>

<p>Ebe ve hemşirelerin, sağlık sistemi açısından daima büyük öneme sahip olduklarını ifade eden Memişoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:</p>

<p>'Anadolu irfanında ebe; tecrübenin, bilgeliğin, güvenin ve rehberliğin sembolü olarak görülmüştür. Hemşirelik de özünde kardeşliği, yakınlığı ve samimiyeti taşımaktadır. Hastayı bir yakını, kardeşi gibi gören bu anlayış asırları aşan şifa kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Tarih boyunca hemşireliğin ve ebeliğin köklerinde bu içtenlik ve samimiyet var olmuştur. Ebe ve hemşireler, sağlığın korunmasından tedavi ve bakım süreçlerinin yönetilmesine kadar fedakârca çalışan kahramanlarımızdır. Gece gündüz demeden, hiç tanımadıkları insanlara şifa olmak için büyük özveriyle görev yapmaktadırlar.</p>

<p>Ebelerin mesleki mevzuatlarını güncelleyerek proaktif bir yaklaşımla sahanın merkezine konumlandırdık. Doğumhanelerde daha etkin hâle getirdik. Bugün yaklaşık 62 bin ebeyle çok güçlü bir hizmet ağına sahibiz. Gebe okullarımızda düzenlediğimiz eğitimlerle son bir yılda yaklaşık 1 milyon anne adayımıza destek olduk.'</p>

<p>'Hemşirelerimiz geliştirdiği 76 inovatif ürün için patent başvurusu yapılmıştır'</p>

<p>Hemşirelerin bakım hizmetleriyle birlikte yenilikçi fikir geliştiren, proje üreten, teknolojiyi sağlık hizmetine dönüştüren ve Üreten Sağlık vizyonuna yön veren önemli aktörler hâline geldiklerini söyleyen Memişoğlu, 'Sahadaki tecrübe ve birikimleriyle sağlık hizmetlerinde birçok pratik çözüm geliştiriyorlar. Geçtiğimiz yıl hemşirelerimiz tarafından geliştirilen 76 inovatif ürün için patent başvurusu yapılmıştır.</p>

<p>TÜSEB aracılığıyla düzenlenen Sağlıkta İnovatif Fikir Yarışması'na sağlık profesyonellerimizin Bin 500'ü aşkın projeyle katılması, 'Üreten Sağlık' vizyonumuzun sahada ne kadar güçlü karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu yarışmada en fazla proje üreten sağlık profesyoneli ödülünü 77 projeyle bir hemşiremizin alması da bizleri ayrıca gururlandırmıştır' diye konuştu.</p>

<p>'Yeni bir fikrim var, bir projem var' diyen tüm hemşireleri, ebeleri ve sağlık çalışanlarını Üreten Sağlık Portalı'na kayıt olmaya davet eden Bakan Memişoğlu, yenilikçi fikirleri birlikte geliştirme çağrısında bulundu.</p>

<p>'Sabahlara kadar nöbet tutan bütün mesai arkadaşlarımı bu ülkenin gurur kaynağı olarak görüyorum'</p>

<p>Türkiye'nin, tedavi hemşireliğinden acil bakım hemşireliğine, koruyucu hemşirelikten ameliyathane ve yoğun bakım hemşireliğine kadar hemşirelik alanında dünyada yeni ufuklar açabilecek altyapıya, insan gücüne sahip bir ülke olduğunu ifade eden Memişoğlu, 'Son bir yılda hemşirelik alanında 700'ü aşkın sertifikasyon eğitimi düzenledik. Sertifikasına uygun alanda çalışan ve iş yükü fazla olan hemşirelerimizi daha güçlü şekilde teşvik edecek, destekleyecek bir sisteme geçmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türk hemşiresinin adanmışlık ruhuna millet olarak bizzat şahit olduk. Pandemide, kendi evladına, ailesine sarılamama pahasına, günlerce evine gitmeden hastalarının nefesi olanlar sizlerdiniz. 6 Şubat depremlerinde gecesini gündüzüne katan; enkaz altında hiç tanımadığı yaralılara koşan, deprem anında kendi canını düşünmeden kuvözlere ve hastalarımıza siper olan kahramanlarımızı aziz milletimiz asla unutmayacaktır. Sabahlara kadar nöbet tutan bütün mesai arkadaşlarımı bu ülkenin gurur kaynağı olarak görüyorum' dedi.</p>

<p>'Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık'</p>

<p>Sağlık ordularının her geçen gün daha da büyüdüğünü ve güçlendiğini ifade eden Memişoğlu, 'Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık. Sahada hep birlikte hizmet veriyoruz. Ebe ve hemşirelerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek, mesleki değerlerini daha da yükseltmek için adımlar atmaya devam edeceğiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu anlamlı günde, kutsal göreviniz uğruna büyük fedakârlıklar gösteren ailelerinize de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Sizler hastanelerde, sahada başkalarına şifa olurken; evde yolunuzu bekleyen evlatlarınıza, eşlerinize, anne ve babalarınıza şükranlarımı sunuyorum' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, ANKARA</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik.jpg" type="image/jpeg" length="65849"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mide kanserinde erken teşhis uyarısı]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/mide-kanserinde-erken-teshis-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/mide-kanserinde-erken-teshis-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökmen Aktaş, mide kanserinin dünyada ve Türkiye'de en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çekerek erken teşhisin hayati önem taşıdığını söyledi. Özellikle uzun süren mide şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Aktaş, erken tanının tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökmen Aktaş, mide kanserinin dünyada ve Türkiye'de en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çekerek erken teşhisin hayati önem taşıdığını söyledi. Özellikle uzun süren mide şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Aktaş, erken tanının tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını ifade etti.</p>

<p>Mide kanserinin erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Doç. Dr. Gökmen Aktaş, hastalığın ilerleyen dönemlerde mide ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, hazımsızlık, şişkinlik, bulantı ve yutma güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösterebildiğini söyledi. Özellikle aile öyküsü bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Aktaş, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mide kanserinin oluşumunda çevresel ve genetik faktörlerin etkili olduğuna dikkat çeken Aktaş, 'Sigara kullanımı, aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalarla beslenme, düzensiz yaşam alışkanlıkları ve Helicobacter pylori enfeksiyonu mide kanseri riskini artıran önemli etkenler arasında yer alıyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve rutin kontroller ise hastalığa karşı koruyucu rol oynuyor' dedi.</p>

<p>Toplumda kanser farkındalığının artırılmasının büyük önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Gökmen Aktaş, özellikle mide şikayetlerini uzun süre yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden uzman hekime başvurması gerektiğini belirtti. Erken teşhis sayesinde tedavi sürecinin daha başarılı ilerlediğini vurgulayan Aktaş, 'Kanserde erken tanı hayat kurtarır. Düzenli kontroller sayesinde hastalık erken evrede tespit edilerek tedavi şansı önemli ölçüde artırılabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökmen Aktaş toplum sağlığını korumaya yönelik bilinçlendirme çalışmalarının devam edeceğini belirterek vatandaşlara düzenli sağlık kontrollerini aksatmama çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/mide-kanserinde-erken-teshis-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/mide-kanserinde-erken-teshis-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="11628"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: 'Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/ic-hastaliklari-uzmani-yeler-gunluk-tuz-tuketimini-5-gramla-sinirlandirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/ic-hastaliklari-uzmani-yeler-gunluk-tuz-tuketimini-5-gramla-sinirlandirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayvaz Yeler, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri, inme ve kalp krizi gibi hayati riskleri beraberinde getirdiğini belirterek, günlük tüketimin mutlaka 5 gramla sınırlandırılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayvaz Yeler, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri, inme ve kalp krizi gibi hayati riskleri beraberinde getirdiğini belirterek, günlük tüketimin mutlaka 5 gramla sınırlandırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Vücut için gerekli bir mineral olan sodyumun, fazla tüketilmesi halinde kalp-damar hastalıkları, inme ve kanser gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı ifade ediliyor. Türkiye'deki günlük tuz kullanım miktarının sağlıklı sınırların yaklaşık 4 katına ulaştığı belirten uzmanlar, özellikle Van ve çevresindeki bölgesel yeme alışkanlıklarına dikkat çekiliyor. Bölgede yaygın olarak tüketilen otlu peynir, tuzlu balık ve salamura gibi gıdaların yüksek sodyum içeriği nedeniyle mide kanseri riskini artırdığı, bu nedenle yemeklere ekstradan tuz katma alışkanlığından vazgeçilmesi gerektiği kaydediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Doktor Ayvaz Yeler, tuzun normal insan vücudu için gerekli olan bir mineral olduğunu belirtti. Ancak yetişkin bir insanın alması gereken günlük tuz miktarı yalnızca 5 gram olduğunu ifade eden Dr. Yeler, 'Bu oran çocuklar için 3 gramla; tansiyon ve böbrek hastaları için ise yine 3 gramla sınırlandırılmıştır. Türkiye'de bu oran günlük 17 ile 20 gram arasında seyretmekte, yani ortalama almamız gereken sodyum miktarının yaklaşık 3 ya da 4 katı fazla tüketilmesine neden olmaktadır. Bu durum, fazla tuzun vücutta yaptığı büyük hasarlara ve çeşitli hastalıklara sebebiyet vermektedir' dedi.</p>

<p>'Tuz günlük 5 gramla sınırlandırmalı'</p>

<p>Fazla tuzun ciddi hastalıklara yol açabildiğini dile getiren Yeler, 'Vücuda alınan fazla miktarda tuz; özellikle hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, inme, kronik baş ağrısı ve dahi kansere bile neden olmaktadır. Ağızdan alınan yüksek miktardaki tuz, midede 'atrofik gastrit' dediğimiz midenin küçülmesine ve bunun temelinde kanserlere sebebiyet verebilmektedir. Bu nedenle tuzu günlük 5 gramla sınırlandırmalı, sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Vücudun ihtiyacı olan 5 gramdan fazla tuzun en önemli kaynakları özellikle bölgesel yeme alışkanlıklarıdır. Mesela Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın olan tuzlu balık ve tuzlu peynir gibi gıdalar; özellikle Van bölgesi için konuşursak, içerdikleri yüksek sodyum oranıyla mide kanseri, tansiyon, inme, felç, kalp krizi ve kronik baş ağrısına neden olabilmektedir. Bu konuda mutlaka yemeğe ekstradan tuz katmamak; salamura, turşu ve tuzlu balık gibi yiyeceklerden kaçınmak gerekiyor. Özellikle edinmemiz gereken en önemli alışkanlık, yemek masaya geldikten sonra ekstradan tuz eklememektir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, VAN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/ic-hastaliklari-uzmani-yeler-gunluk-tuz-tuketimini-5-gramla-sinirlandirin</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/ic-hastaliklari-uzmani-yeler-gunluk-tuz-tuketimini-5-gramla-sinirlandirin.jpg" type="image/jpeg" length="90043"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Özercan: 'Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/dr-ozercan-pankreas-kistleri-her-ne-kadar-sik-olmasa-da-bir-kismi-kansere-donusme-riski-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/dr-ozercan-pankreas-kistleri-her-ne-kadar-sik-olmasa-da-bir-kismi-kansere-donusme-riski-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pankreas kistlerinin her ne kadar sık olmasa da bir kısmının kansere dönüşme riski taşıdığını belirten Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, 'Bu nedenle özellikle çapı 1 cm'nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pankreas kistlerinin her ne kadar sık olmasa da bir kısmının kansere dönüşme riski taşıdığını belirten Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, 'Bu nedenle özellikle çapı 1 cm'nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir' dedi.</p>

<p>Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, pankreas kistleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Özercan, 'Pankreas kistleri genellikle başka bir nedenle yapılan karın ultrasonu, tomografi, MR gibi tetkikler sırasında saptanan, pankreas dokusu içindeki içi sıvı dolu boşluklardır. Pankreas kistleri genellikle herhangi bir şikayete yol açmıyor ancak nadiren karın ağrısı, bulantı, pankreas iltihabı veya sarılığa neden olabiliyor. Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor. Bu nedenle özellikle çapı 1 cm'nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir' diye konuşu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı kistlerin belirli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini aktaran Özercan, 'Takip sıklığının belirlenmesinde özellikle endoskopik ultrason (EUS) sırasında saptanan bulgular ve kistin büyüme durumu belirleyicidir. Pankreasta gelişen çok büyük kistlerin çevre dokulara zarar vermeleri durumunda ultrason sırasında boşaltılabilir. Kansere dönüşüm riski yüksek olan ve kansere dönüşmüş olan kistler için de cerrahi olarak o bölgenin çıkarılması gerekebilir. Bu nedenlerle pankreas kisti saptanması durumunda kişilerin gastroenteroloji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/dr-ozercan-pankreas-kistleri-her-ne-kadar-sik-olmasa-da-bir-kismi-kansere-donusme-riski-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/dr-ozercan-pankreas-kistleri-her-ne-kadar-sik-olmasa-da-bir-kismi-kansere-donusme-riski-tasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="60526"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Vücuttaki yaygın ağrıların nedeni fibromiyalji olabilir']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/vucuttaki-yaygin-agrilarin-nedeni-fibromiyalji-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/vucuttaki-yaygin-agrilarin-nedeni-fibromiyalji-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, 'Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, 'Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikayetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir' dedi.</p>

<p>İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, yaygın kas ağrısı, yorgunluk ve dinlendirmeyen uyku şikayetlerinin fibromiyaljiye işaret edebileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Emin, 'Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir' diye konuştu.</p>

<p>'Ağrı vücutta gezici olabilir'</p>

<p>Fibromiyaljide ağrının tek bir noktaya bağlı kalmadığını ifade eden Uzm. Dr. Emin, 'Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikâyetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir' diye konuştu.</p>

<p>Hastaların zaman zaman eklemlerinde şişlik hissedebildiğini ancak çoğunlukla muayenede şişlik ya da kızarıklık saptanmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, 'Bunun yanı sıra kollarda ve bacaklarda karıncalanma, uyuşma hissi de görülebilir. Migren veya gerilim tipi baş ağrıları tabloya eşlik edebilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Dayak yemiş gibi uyanmak en sık şikayetlerden biri'</p>

<p>Fibromiyaljide uyku kalitesinin de etkilendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, 'Hastaların büyük bir kısmı sabah uyandığında dinlenmemiş hisseder. 'Dayak yemiş gibi' ya da 'savaşmış gibi' uyanma hissi sık dile getirilen bir durumdur. Uykuya dalmada güçlük ve gece sık uyanma da görülebilir' dedi.</p>

<p>'Zihinsel bulanıklık yaşanabilir'</p>

<p>Hastalığın yalnızca fiziksel değil, bilişsel etkiler de oluşturabildiğini aktaran Uzm. Dr. Emin, 'Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı görülebilir. 'Fibrofog' olarak adlandırılan bu durum, zihinsel bir sis hali şeklinde tarif edilir' şeklinde konuştu.</p>

<p>Uzm. Dr. Emin, bazı hastalarda huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu ve ağız kuruluğu gibi şikayetlerin de tabloya eşlik edebildiğini ifade etti.</p>

<p>'Altta yatan mekanizma ağrının algılanmasıyla ilgili'</p>

<p>Fibromiyaljinin ortaya çıkış mekanizmasına değinen Uzm. Dr. Emin, 'Santral sensitizasyon olarak adlandırılan durumda, beyinde ağrıyı algılayan sistem normalde ağrı oluşturmayacak uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Bu yüzden ağrının oluşumu ve işlenmesiyle ilgili bir farklılık söz konusudur. Hastalık genetik yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kadın olmak, ileri yaş, geçirilmiş travmalar, stres, bazı kişilik özellikleri ve yaşam olayları risk faktörleri arasında sayılabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Tanı klinik değelerlendirme ile konuluyor'</p>

<p>Fibromiyalji için özel bir test bulunmadığını anlatan Uzm. Dr. Emin, 'Tanı hastanın şikayetleri ve klinik muayene ile konur. Ancak benzer yakınmalara yol açabilecek romatizmal hastalıklar, D vitamini eksikliği, anemi ve tiroit hastalıklarını dışlamak için bazı tetkikler yapılabilir' dedi.</p>

<p>'Tedavide çok yönlü yaklaşım şart'</p>

<p>Fibromiyaljinin yalnızca ilaçla tedavi edilen bir hastalık olmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, 'Tedavi sürecinde ilaçların yanı sıra egzersiz, uyku düzeninin sağlanması, hasta eğitimi ve psikolojik destek gibi birçok yaklaşım birlikte değerlendirilmelidir. Hastaya bunun gerçek bir hastalık olduğu ve yaşamı tehdit eden bir durum olmadığı mutlaka anlatılmalıdır' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'Düzenli egzersiz önemli'</p>

<p>Düzenli egzersizin tedavinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Emin, 'Hastalar egzersize yavaş başlamalıdır. Yürüyüş ve yüzme gibi aerobik egzersizlerle başlanabilir, zamanla esneklik ve hafif direnç egzersizleri eklenebilir. Haftada 2-3 gün yapılan, günde 20-30 dakikalık tempolu yürüyüşün olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca yoga ve tai-chi gibi egzersizler de fayda sağlayabilir' diye konuştu.</p>

<p>Fibromiyaljinin farklı şikâyetlerle ortaya çıkabildiğini ve bu yüzden tanıda gecikmeler yaşanabildiğini belirten Uzm. Dr. Emin, 'Farkındalığın artması ve hastaların doğru branşa başvurması tedavi sürecini olumlu etkiler' diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İSTANBUL</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/vucuttaki-yaygin-agrilarin-nedeni-fibromiyalji-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/vucuttaki-yaygin-agrilarin-nedeni-fibromiyalji-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="98648"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaygın vücut ağrısı hissedenlere uzman uyarısı]]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Nazar Nur Yılmaz, yaygın kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile kendini gösteren fibromiyaljide yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek, kişiye özel tedavi planlamasının önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Nazar Nur Yılmaz, yaygın kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile kendini gösteren fibromiyaljide yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek, kişiye özel tedavi planlamasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazar Nur Yılmaz, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman farklı rahatsızlıklarla karıştırılabilen fibromiyalji hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Fibromiyaljinin; yaygın ve gezici kas ağrıları, uyku bozukluğu, halsizlik ve yorgunlukla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Dr. Nazar Nur Yılmaz, özellikle boyun ve baş ağrılarının da tabloya sıkça eşlik ettiğini söyledi.</p>

<p>Hastalarda çoğu zaman ağrı kesici ilaçlardan yeterli yanıt alınamadığını ifade eden Dr. Nazar Nur Yılmaz, fibromiyalji tedavisinde yalnızca medikal yaklaşımın yeterli olmadığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi sürecinde glutenden fakir beslenme düzeni, kişiye özel planlanmış egzersiz programları, uygun formda magnezyum takviyesine ek olarak ozon terapi ve nöral terapi gibi destekleyici uygulamaların tedaviye eklenebileceğini belirten Dr. Yılmaz, her hastada aynı yöntemin uygulanamayacağını kaydetti.</p>

<p>Fibromiyaljide tek bir tedavi modelinin bulunmadığını dile getiren Dr. Yılmaz, hastalığın seyrine ve kişinin şikayetlerine göre farklı tedavi seçeneklerinin planlandığını ifade ederek, doğru tanı ve etkili tedavi için fizik tedavi uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, DENİZLİ</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="41182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Onkoloji Uzmanı Dr. Akgül: 'Cildinizdeki değişiklikleri ihmal etmeyin']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/onkoloji-uzmani-dr-akgul-cildinizdeki-degisiklikleri-ihmal-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/onkoloji-uzmani-dr-akgul-cildinizdeki-degisiklikleri-ihmal-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Van Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, cilt kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, 'Cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmeyin. Mutlaka doktora başvurun. Erken tanı hayat kurtarır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lokman Hekim Van Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, cilt kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, 'Cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmeyin. Mutlaka doktora başvurun. Erken tanı hayat kurtarır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güneşin yüzünü daha fazla gösterdiği ve açık hava aktivitelerinin arttığı bahar aylarında, cilt sağlığını korumak her zamankinden daha kritik bir önem taşıyor. Bu kapsamda, toplum bilincini artırmak amacıyla dünya genelinde Mayıs ayı, 'Cilt Kanseri Farkındalık Ayı' olarak kabul ediliyor. Bu önemli dönem vesilesiyle, hastalığın risk faktörlerinden korunma yollarına kadar pek çok hayati konuda uzmanlar uyarıda bulunuyor.</p>

<p>'Erken tanıda başarı şansı oldukça yüksek'</p>

<p>İHA muhabirine konuşan Lokman Hekim Van Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, cilt kanserlerinin dünyada ve Türkiye'de en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu hatırlattı. Bu hastalığın en büyük risk faktörünün, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre korunmasız maruz kalmak olduğunu ifade eden Dr. Akgül, 'Özellikle açık tenli bireylerde, çocukluk çağında sık güneş yanığı geçirenlerde ve solaryum kullananlarda risk daha da artmaktadır. Ciltte yeni çıkan lezyonlar, iyileşmeyen yaralar, kanayan kabuklu alanlar varsa veya önceden var olan benlerde renk, şekil ve boyut değişikliği gözleniyorsa, bu durum cilt kanserinin önemli bir ilk belirtisi olabilir. Böyle bir durumda, erken tanıda başarı şansı oldukça yüksek olduğu için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'Cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmeyin'</p>

<p>Hastalıktan korunmak için güneşin yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten kaçınmanın büyük önem taşıdığını dile getiren Akgül, 'Güneş koruyucu kremler kullanmak, şapka takmak ve koruyucu kıyafetler tercih etmek koruma sağlar; ayrıca solaryumdan kaçınmak da risk faktörünü azaltır. Tanı süreci cilt muayenesi ve biyopsi ile gerçekleştirilir. Tanı sonrasında ise cerrahi, radyoterapi, immünoterapi ve akıllı ilaçlar olarak adlandırılan hedefe yönelik ajanlar gibi etkili tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Hastalarımıza bu farkındalık ayındaki en önemli mesajımız; cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmemenizdir. Mutlaka bir doktora başvurun; unutmayın ki erken tanı hayat kurtarır' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, VAN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/onkoloji-uzmani-dr-akgul-cildinizdeki-degisiklikleri-ihmal-etmeyin</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/onkoloji-uzmani-dr-akgul-cildinizdeki-degisiklikleri-ihmal-etmeyin.jpg" type="image/jpeg" length="59652"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Profesör açıkladı: 'Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Atlantik Okyanusu'nda seyreden bir yolcu gemisinde ortaya çıkan şüpheli hantavirüs vakalarının ardından açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, virüsün bulaşma yolları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Hantavirüsün esas olarak fare ve sıçan gibi kemirgenler aracılığıyla taşındığını ifade eden Özkaya, insanların ise kemirgen dışkısı, idrarı veya yuva kalıntılarının bulunduğu ortamlarda havaya karışan virüs parçacıklarını soluyarak enfekte olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Özkaya, özellikle uzun süre kapalı kalan kulübe, ahır, çatı katı, garaj ve depo gibi alanların temizliği sırasında riskin arttığını belirterek, 'Kurumuş kemirgen dışkıları süpürülürken ya da temizlik yapılırken havaya yayılan parçacıkların solunması bulaş açısından tehlike oluşturabilir' dedi.</p>

<p>'İlk belirtiler grip ile karıştırılabiliyor'</p>

<p>Hantavirüsün ilk belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Özkaya, 'Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. Bazı hastalarda süreç ilerlediğinde nefes darlığı, öksürük ve akciğerlerde sıvı birikimi gelişebilir. Özellikle kemirgen teması sonrası nefes darlığı yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'İnsandan insana bulaş riski yok denecek kadar az'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hantavirüsün çoğu vakada insandan insana bulaşmadığını vurgulayan Özkaya, salgın riskinin düşük olduğunu söyledi. Türkiye açısından büyük bir tehdit beklemediklerini belirten Özkaya, 'Ülkemizde şehir yaşamında kemirgenlerle temas oldukça sınırlı. Kırsal bölgelerde ise sokak hayvanları kemirgen popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynuyor. Bu nedenle hantavirüsün ülkemiz için ciddi bir salgın tehdidi oluşturacağını düşünmüyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzmanından korunma önerileri</p>

<p>Kemirgenlerin yaşam alanlarından uzak tutulmasının önemine değinen Özkaya, yiyeceklerin kapalı kaplarda saklanması, çöplerin açık bırakılmaması ve kemirgen giriş noktalarının kapatılması gerektiğini söyledi. Temizlik sırasında ise alanların önce havalandırılması, eldiven ve maske kullanılması gerektiğini belirten Özkaya, kurumuş dışkıların doğrudan süpürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, SAMSUN</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="14306"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Evirgen: 'İdrar yolu enfeksiyonlarına dikkat']]></title>
      <link>https://www.etikhaber.com/dr-evirgen-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.etikhaber.com/dr-evirgen-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarının toplumda en sık görülen enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarının toplumda en sık görülen enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Doç. Dr. Ömer Evirgen, özellikle kadınlarda daha sık görülen idrar yolu enfeksiyonlarının erken teşhis edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyebileceğini ifade etti. En sık görülen belirtiler arasında idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, kasık ağrısı, kötü kokulu idrar ve ateşin yer aldığını belirten Evirgen, 'İdrar yolu enfeksiyonları genellikle bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu gelişmektedir. Basit gibi görünen şikayetler ihmal edildiğinde enfeksiyon ilerleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle yüksek ateş, bel ağrısı ve mide bulantısı gibi belirtiler böbrek enfeksiyonunu düşündürebilir' dedi.</p>

<p>Yetersiz su tüketimi, uzun süre idrar tutma, hijyen kurallarına dikkat edilmemesi ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının enfeksiyon riskini artırdığını söyleyen Doç. Dr. Evirgen, risk grubunda kadınlar, hamileler, diyabet hastaları ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerin bulunduğunu kaydetti.</p>

<p>Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Evirgen, 'Her hastada aynı tedavi uygulanmaz. Gereksiz antibiyotik kullanımı direnç gelişimine neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı ve uygun tedavi büyük önem taşımaktadır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarından korunmak için bol sıvı tüketilmesini, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesini ve belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden doktora başvurulmasını önerdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, GAZİANTEP</category>
      <guid>https://www.etikhaber.com/dr-evirgen-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://etikhabercom.teimg.com/crop/1280x720/etikhaber-com/uploads/2026/05/agency/iha/dr-evirgen-idrar-yolu-enfeksiyonlarina-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="36815"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
