2014 yılına ‘rüşvet ve yolsuzluk’ tartışmalarıyla giren Türkiye, geride kalan koca bir yılda ne kazandı, ne kaybetti?

Evvela belirtmekte fayda var, biz ne cemaate karşı hükümetin ne de hükümete karşı cemaatin yanında durduk. Zira ‘hükümet-cemaat koalisyonu’nun olduğu on yılda ne çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah. Aynı zamanda Türk Milliyetçileri, bu işlerin bu noktalara kadar uzayacağını hem siyasileriyle, hem aydınlarıyla, hem de kendi aralarındaki hasbihallerde defaatla belirtmiştir.

Ne acıdır ki ortaya çıkan görüntü ve ses kayıtları, faillerin hiçbiri tarafından yalanlanmamıştır. Yolsuzlukların yanı sıra Kur’an’da bir sûre olan Bakara Suresi ‘bakara-makara’ şekliyle telafuz edilirken alçak değil çukur adama dönüşen müptezeller adeta mağdur kisvesinde onure edilmiştir.

‘Hükümete tuzak kurmak’ olarak kodlanan vaziyetin akıbeti, hukuk yollarını açık tutarak felaha çıkabilir miydi bilmiyorum lakin, devrin başbakanı bu rezil durumun aklanma yerini sandık olarak göstermiş, maalesef hak, hukuk ve hakkaniyet sandığa mahkum edilmiştir.

Koskoca Türk tarihinde eşine hiç rastlanmamış bir paspallık, adeta ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ atasözüne örnek olmuştur. Bunca yıldır inançlı insanların devlet yönetiminde söz sahibi olmasını arzulayan Anadolu insanı, şu acı sonucu görmüştür; İslami hassasiyetleri olan bir parti yolsuzluk ve ahlaksızlıkla, İslami bir cemaat de vatana ihanet ve işbirlikçilikle itham edilmiştir. Bu acı reçetenin yırtılıp atılması ve bu kötü intibaının kökünden kurutulması için her iki cephe de üstüne düşeni yapmamış, vaziyeti tevil edip düze çıkmanın yollarını aramıştır. Müslümana yakışmayacak meziyetler ile siyaset yapan iktidar kadrosu, ‘İslama rağmen islamcı’ olmanın da koridorunu böylece açmıştır. 

Yalnızca bu mevzudan ibaret değildi elbet 2014, Suriye krizininin mağduru milyonlarca insanın Türkiye’deki sefaleti, kendi vatandaşlarımızın bu krizden ve göçten mütevellit yaşadığı sıkıntılar, maden işçilerinin sağlıksız ve güvenliği olmayan ortamlarda bir avuç kömüre bir ömür vermeleri, terör örgütünün azılı köpeklerinin sokak ortasında asker-polis-korucu-vatandaş infazları, 2 katrilyona yaptırılmış Başbakanlık binasının bir anda Cumhurbaşkanlığı oluvermesi, hukuksuz atamalar, ahlaksız nutuklar, haksızlıklar, ‘açılım süreci’ diye teşvik edilen Allahsızlıklar, indirilen bayrağımız, iyiden iyiye rezil olan Milli(?) Eğitimimiz, Bonzai, esrar, uyuşturucu, alkol ve muhtelif zararlı ve yabancı maddenin ağına düşen bir gençliğin yüzüne pişkin pişkin bakarak ‘gelecekte yetişecek dindar bir nesil’ müjdelemeler, hükümet olduğunda 6 yaşında olan bir çocuğu 18 yaşına kadar getiren, 18 yaşındaki bir genci 30 yaşına kadar getiren hükümetin kendileri olduğunu unutup, haldeki problemleri İsmet İnönü devrinde aramalar, Kerbela ile Dersim’i bir tutan münafıklıklar, vs. vs…

Bütün bunlar hür ve büyük bir ülkeye ve daha mühimi bir Türk Devletine asla yakışmıyor değil mi? Diyeceğim o ki, bir yere ‘Türkiye’ demekle orası ‘Türkiye’ olmuyor. Nüfus cüzdanında ‘İslam’ yazanların oranının %99 olması da orayı bir İslam ülkesi yapmıyor. Kur’an’da bir ayet vardır, meali şöyle;

“Ey iman edenler, … iman edin” (Nisa 136)

Üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir ayet. Bugünün  suistimallerine karşı uyanık tutacak bir duruş.

Siyasi, içtimai, ahlaki ve ekonomik olarak kötü bir yıldı 2014. Türk’ü bir asır öncesindeki dertlerine yeniden götüren bir idare ruhunun tekrar dirilmesine zaman oldu 2014. Özerklik, Apo’nun salınması gibi haysiyetsiz cümlelerin tarihi oldu 2014.

Tüm bunlara rağmen 2015 de Muhteşem Çanakkale Zaferinin 1. Yüzyılı olacak. Yeniden ‘Dur’ demek ümidiyle… O ruhun yeniden dirilmesi dua ve temennisiyle. 2014 geçmiş, 2015 hayırlı ve kutlu olsun…

Selam ve muhabbetle…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol