MHP Lideri Bahçeli: Ah serok ah, özgüveni falan bırak, herkes adam oldu da, bir sen olamadın

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,” Türkiye’nin terörle mücadele yasasının uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini hedefliyor. Uluslararası topluma temel hak ve özgürlüklerde güvence verilirse ekonominin toparlanacağını iddia ediyor. Kapalı Maraş’ın açılmasını desteklemediklerini ileri sürüyor. Yetmiyor, sözde Kürt sorunu çözülmezse, tıpkı geçmişte Abdullah Gül’ün söylediği gibi, Türkiye’ye dışarıdan dayatılacağını ifade ediyor. CHP bunları söylerken Ali Babacan her kararın Ankara’dan alınamayacağını, yeni bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç olduğunu zırvalıyor.”dedi.

MHP Lideri Bahçeli: Ah serok ah, özgüveni falan bırak, herkes adam oldu da, bir sen olamadın

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,” Türkiye’nin terörle mücadele yasasının uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini hedefliyor. Uluslararası topluma temel hak ve özgürlüklerde güvence verilirse ekonominin toparlanacağını iddia ediyor. Kapalı Maraş’ın açılmasını desteklemediklerini ileri sürüyor. Yetmiyor, sözde Kürt sorunu çözülmezse, tıpkı geçmişte Abdullah Gül’ün söylediği gibi, Türkiye’ye dışarıdan dayatılacağını ifade ediyor. CHP bunları söylerken Ali Babacan her kararın Ankara’dan alınamayacağını, yeni bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç olduğunu zırvalıyor.”dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında, " Bülent Arınç Türkiye’ye kim tuzak kurmuşsa, Cumhur İttifakı’na kimler hasımsa, iç barış ve huzur ortamını kimler bozmak istiyorsa onlara muhabbetle yaklaşmaktadır.

Gezi olaylarının sponsoru olan Sorosçu Osman Kavala’nın, özgürlükçü düşünerek serbest kalmasını gündeme getirmek hangi akıl ve mantığın ürünüdür?

Aynı görüşü CHP de seslendirmektedir.

Kaldı ki, CHP’li sözcüler Arınç’ı vicdan olarak tanımlayıp takdir etmişlerdir.

O halde vicdanı yeniden tarif etmek hepimiz için ana görevdir.

Merhum Nurettin Topçu der ki, vicdan, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme melekesidir.

Bu tefriki, bu tespiti yapamayanların vicdanı yoktur, vatan sevgisi yoktur, bir gözleri Pensilvanya’da, diğeri de Kandil’dedir.

Anlaşılan zillet yeni isimleri devşirmektedir.

Yıkım kadrosuna yenileri katılmak için hazırda beklemektedir.

Demirtaş teröristtir, Devran isimli kitap terör propagandadır.

Bizim nazarımızda aksini iddia eden kim olursa olsun bölücüdür, terörsevicidir, fitnenin elebaşıdır."

MHP Lideri Bahçeli'nin grup toplantısı konuşması şu şekilde:

Değerli Milletvekilleri,

Sayın Basın Mensupları,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Yurdumun dört bir tarafında hayat mücadelesi veren aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda nefes alan, duruş gösteren, nice zorluğa direnen muhterem kardeşlerimize muvaffakiyetler temenni ediyor, en iyi dileklerimi sunuyorum.

Ayrıca gerek yurt içinde gerekse yurt dışında terörle mücadele esnasında şehit düşen kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, tedavi gören kahramanlarımıza da şifalar diliyorum.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü inanmışlıkla savunan her kardeşime, her vatan evladımıza hem gönül hem de vefa borcumuz olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Şehitlerimiz haklarını helal etsinler, geride bıraktıkları anneleri, babaları, eşleri, yavruları müsterih olsunlar, ne vatandan vazgeçeceğiz ne de ihanete göz yumacağız.

Gül bahçesine girer gibi ateşe girenlerin, toprağın bağrında sıradağlar gibi duranların, nehirleri gazi dağları kahraman olan bu cennet vatanın tarihi ve manevi hakları namusumuza emanettir, ve bu emanet can pahasına korunacaktır.

İnanıyorum ki, şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak, sorulacak hesap mahşere bırakılmayacaktır.

Necmettin Yılmaz 23 yaşındaydı, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde öğretmenlik yapıyordu.

16 Haziran 2017’de tatil maksadıyla memleketi Gümüşhane’ye giderken Tunceli-Pülümür karayolunda PKK’lı teröristler tarafından aracı kurşunlandı ve yakıldı.

Necmettin Yılmaz evladımız hayatının baharında şehit edildi.

Sınıfı yetim kaldı, öğrencileri, mesai arkadaşları hüzne boğuldu.

Şenay Aybüke Yalçın 22 yaşındaydı.

Henüz yedi aylık öğretmendi.

Batman Kozluk’ta 9 Haziran 2017’de karne dağıtımından sonra memleketine dönerken PKK’lı teröristler tarafından şehit edildi.

Hainler bu kızımıza da hiç acımadılar.

Tayini çıktığında “Öğretmen oldum ben” diyerek sevinmişti, sonrasında al bayrağa sarılı naaşıyla baba ocağına döndü.

Yıllar içinde pek çok öğretmenimizi teröre kurban verdik.

Hiçbir suçları, hiçbir günahları yoktu.

Hepsinin de tertemiz hayalleri, tertemiz hedefleri, tertemiz vicdanları vardı.

Tek gayeleri sınıfları dolduran masum yavrularımıza tecrübelerini aktarmak, onların kafalarını bilgiyle aydınlatmaktı.

Biliyor ve inanıyoruz ki, öğretmenlik kutsal bir mesleğin adıdır.

Öğretmenler bir milletin ufkunu aydınlatan meşalelerdir.

Gelecek nesiller öğretmenlerimizin eseridir.

Bu eser ne kadar milli ve manevi gerçeklerle inşa edilirse o kadar muhkem ve muteber olacaktır.

Öğretmen demek irfan kapısının anahtarı demektir.

Öğretmen demek saygının, sevginin, şefkatin ahlakı demektir.

Konuşmanın hakkını vermek için sözcükleri anlamalıyız, çare öğretmenlerdir.

Düşünmenin hakkını vermek için kavramları bilmeliyiz, pusula öğretmenlerdir.

Hayatın hakkını vermek için duyguları tanımalıyız, kılavuz gene öğretmenlerdir.

Öğretmenlerimiz bize, bilginin kafamıza doldurduklarımız değil, kafamızdan çıkanlar olduğunu öğreten, bir yüklenme değil bir yükleme gücü olduğunu gösteren insani cevherlerimizdir.

KOVİD-19 salgını nedeniyle yüz yüze eğitimin mecburi hallerden dolayı ertelendiği bugünkü zaman diliminde, uzaktan da olsa öğretmenlerimizin yine fedakârca mücadelelerine devam ettiklerini takdirle izliyoruz.

Alışkanların, hayat tarzlarının, bildik kalıpların salgınla birlikte hızla değişip dönüştüğü bugünkü ortamda, hiç kuşku yok ki, eğitim ve öğretimin dinamikleri de bu süreçten ziyadesiyle etkilenmektedir.

KOVİD-19 salgının ikinci dalgasının vahim ve yaygın bir şekilde ortaya çıktığı bugünlerde uzaktan eğitim öğretim yoluyla yeni bir dünyanın kapıları hızla açılmaktadır.

Önemli olan bu yeni dünya formatına nasıl ayak uyduracağımız konusunun akıl, bilgi, sabır ve sağduyuyla ele alınmasıdır.

Öğretmeni sınıfından koparan, öğrenciyi okulundan mahrum eden bu salgının risk ve tehditlerini bütün yönleriyle kavrayıp stratejik bir avantaja çevirmek için kolları sıvamak zorundayız.

Mevcut olumsuzluklardan sızlanmak ve şikayet etmek yerine bu olumsuzlukları aşmanın ve lehimize çevirmenin yollarını ya bulmalıyız ya da yeni bir yol açmalıyız.

Salgının hepimizi derinden etkilediği bir dönemde, öğretmenlerimizin sorunlarını ülkemizin ve toplumumuzun sorunlarından ayrı tutmamız mümkün değildir.

Hangi gerekçeyle olursa olsun öğretmenlerimizden esirgeyeceğimiz imkânların yarın karşımıza çıkacak toplumsal faturası çok daha ağır olacak, geleceğimiz, “Huzursuz öğretmen, eğitimsiz öğrenci, bocalayan ülke” döngüsünden maalesef kurtulamayacaktır.

Ülkemizin önüne koyduğu hedeflere ulaşabilmesinin hızı ve kalitesi öğretim kadrosunun niteliği ve huzuru ile doğrudan ilişkilidir.

Zira ne kadar ileri eğitim sistemi getirirsek getirelim, eğitimi ne kadar geliştirdiğimizi iddia edersek edelim onu uygulayacak olan öncelikle öğretim kadrolarımızdır.

Sorunları çözülmemiş öğretmen sorunlu öğrenci ve sorunlu eğitim sistemi demektir.

Hepimizin düşünmesi gereken konu; öğretmeni ve eğitimi kalkınmanın merkezine koymak yerine, neden yıllardır kıyısında bekleterek tali bir unsur haline getirmiş olduğumuzun sorgulanmasıdır.

Geleceğimizden tasarruf edemeyeceğimize göre geleceğimizi hazırlayan öğretmenlerimizden kısacağımız bir imkânın bedeli ise mutlaka ağır olacaktır.

Yüksek hedefleri gözüne kestirmiş, milletinin refahını ve mutluluğunu ilke edinmiş bir devletin önce öğretmenlerini mutlu etmesi kaçınılmaz bir zorunluluk ve gerekliliktir.

Dileğimiz atanamayan tek bir öğretmenimizin kalmamasıdır.

Dileğimiz öğretmenlerimizin öncelikli sosyal, ekonomik, mesleki sorunlarının süratle çözülmesidir.

KOVİD-19 salgınının yoğun bir şekilde yaşandığı bugünlerde Milli Eğitim Bakanımızın ve mesai arkadaşlarının muazzam çalışmaları, samimi gayretleri bizleri ziyadesiyle memnun etmektedir.

Bu vesileyle Sayın Bakanımıza ve bakanlık personeline yürekten teşekkür ediyorum.

Şehit öğretmenlerimize Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.

Görevini yapmanın huzuruyla emeklilik günlerini yaşayan öğretmenlerimize sağlıkla geçecek uzun bir ömür diliyorum.

Bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü gönülden tebrik ediyor, hepsine saygılarımı sunuyorum.

Değerli Milletvekilleri,

İnsanlık büyük bir musibete karşı direnç göstermektedir.

Gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüs dünyayı alarma geçirmiştir.

Maalesef virüsün bulaşma hızı giderek artış göstermektedir.

Yeni tip koronavirüsün sosyal ve toplumsal hayatın ana gövdesine, siyasi ve ekonomik ilişkilerin ağırlık merkezine çok ciddi bir tesiri olduğu muhakkaktır.

Aşıyla ilgili çalışmaların seyri, tedbirlere azami riayetin derinliği, devlet-millet dayanışmasının gücü ve etkinliği virüse karşı sürdürülen mücadelenin hangi yönde tecessüm edeceğini de gösterecektir.

Daha önce tecrübe etmediğimiz tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Şayet hayatın akış hızı yavaşlamazsa, kurallara uyum ve bağlılıkta gevşemeler yaşanırsa virüsle mücadele zorlaşacaktır.

Sağlık Bakanlığımız bütün imkânlarıyla çalışmalarını icra etmektedir.

Hükümet vahametin idrakindedir, mücadele sürecini çok sıkı tutmaktadır.

Bu sürece destek vermek; maske, mesafe ve temizlik kurallarına aynen ve titizlikle uymak hem kendi sağlığımız hem de toplum sağlığı adına büyük bir sorumluluktur.

Türkiye’miz, diğer ülkelerinde olduğu gibi, zorlu bir dönemdedir.

Ortak akılla, alınan tedbirlere ortaklaşa bağlılıkla, dahası milli birlik ve dayanışma ruhuyla virüsün bulaşma hızını kesebilir, bu felaketten en az hasarla kurtulabiliriz.

Herkesin duyarlı, dikkatli ve hassas davranması gereken bir dönemdeyiz.

Hiç kimse başına buyruk hareket etmemelidir.

Sorumsuzluğun, savrukluğun, özensizliğin, virüsü hafife alan tedbirsizliğin herkes ve hepimiz açısından maliyeti ileri düzeylerde olacaktır.

Bilim Kurulu’nun tavsiyeleriyle Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dışında hiçbir söz ve değerlendirmeye kulak asılmamalıdır.

Her kafadan çatlak seslerin çıkması gergin ve tedirgin bekleyişleri şüphesiz tırmandıracaktır.

Özellikle vaka ve vefat sayılarında kuşku uyandıracak, korku yaratacak ipe sapa gelmez görüş paylaşanların bize göre samimiyetleri tartışmalı, niyetleri ise kötüdür

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bulaşıcı hastalık kaynaklı vefatlarla ilgili Sağlık Bakanlığı’nı tekzip eden laçka ve layüsel açıklamalarının itibar edilecek hiçbir yanı yoktur.

Böylesi bir dönemde bile siyasi çıkar peşinde koşmak, devlet ile vatandaş arasında güvensizlik oluşturmaya çalışmak gafilce bir yaklaşımdır.

Sağlık Bakanımız canını dişine takıp geceli gündüzlü mücadele ederken belediye işlerinden başka her şeye dil uzatan, her konuda görüş bildiren bu kendini bilmezin maksadı nedir?

Yoksa CHP zihniyeti virüsün bulaşma hızından memnun mudur?

Hatta güçlü sağlık alt yapısının kısa sürede çökmesini mi beklemektedir?

Virüsün bir siyaset ve ekonomik krize yol açması, demokrasi dışı arayış ve özlemleri tetiklemesi mi arzulanmaktadır?

Nedir bu sefil CHP anlayışının istediği?

KOVİD-19’la mücadeleye gölge düşürmek, tutarsızlık varmış gibi göstermeye çalışmak, yalan-yanlış bilgilerin paylaşıldığını ima ve iddia etmek virüs kadar tehlikeli bir siyaset kofluğudur.

Milliyetçi Hareket Partisi Bilim Kurulu’nun çalışmalarına ve Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına güvenmektedir.

Biz, Sağlık Bakanımızın insanüstü gayretiyle iftihar ediyor, kendisine teşekkür ediyoruz.

Doktorlarımızdan hemşirelerimize, hasta bakıcılarımızdan diğer tüm sağlık çalışanlarımıza kadar bütün kardeşlerimizin sonuna kadar yanındayız, hepsinin destekçisiyiz.

KOVİD-19 hastalığının meslek hastalığı sayılması hususunda TBMM’de üzerimize ne düşüyorsa yapacağımızın teminatını da kararlılıkla veriyoruz.

Yakalandıkları yeni tip koronavirüsten dolayı hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavi gören, şifa arayan vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimle birlikte sağlık ve sıhhatlerine kavuşmalarını temenni ediyorum.

Ne virüse teslim olacağız ne vandal emellere boyun eğeceğiz.

Ne dış işgal cephesine tamam diyeceğiz ne iç işgal cephesine taviz vereceğiz.

İstiklal diyeceğiz, istikbal diyeceğiz, millet diyeceğiz, vatan diyeceğiz, tek bir insanımızdan dahi asla vazgeçmeyeceğiz.

Biz Türkiye’yiz, biz büyük Türk milletiyiz, bu karanlık geceden de inşallah güçlenerek çıkacağız.

Muhterem Arkadaşlarım,

Bir milletin varoluş haklarının müdafaa cesametini kahramanlarla korkakların amansız hesaplaşması belirleyecektir.

Ya kahramanca yaşayacağız ya da korkaklara yakayı kaptıracağız.

Ya kahramanların destanını okuyacağız arşın yüzüne, ya da korkakların bahanelerini dinleyeceğiz asırların sancılı sesinden.

Merhum Hocamız Prof.Dr.Sadri Maksudi Arsal demişti ki: “Kahraman yetiştirebilmek milletler için çok değerli bir haslettir. Kahraman, milletin mukaddesat hazinesidir.”

Her hain aynı zamanda korkak, aynı zamanda namerttir.

Her kahraman dirayetli şekilde korkuyu kovan, korkulukları yıkandır.

Nifak çıkaranlar, tezvirat üretenler, milli ve manevi değerlerimizle göz göre göre tenakuza düşenler aslında korkakça hayat sürenlerdir.

Bunların kalpleri mühürlü, vicdanları sürgülüdür.

Kulakları vardır, duymaz; gözleri vardır, görmez; dilleri vardır, hakikati söyleyemez.

Fakat konu fitne oldu mu bunlar anında uykusundan uyanmış yılan gibi başlarını kaldırırlar, saklandıkları deliklerden birer ikişer fırlayarak ortalığa saçılırlar.

Birkaç haftadır korkakların, fitnebazların, dümencilerin, düzencilerin, kudurmuş emellerin sap yiyip saman öğüttüğünü bir hayli fazla görüyor ve şahit oluyoruz.

Bilhassa Cumhur İttifakı’yla ilgili akla hayale sığmayan çirkin dedikoduları esefle, hayretle ve ibretle takip ediyoruz.

Mandacılar vites yükseltmişler, vesayetçiler gaza basmışlar, işbirlikçiler birden bire davulun kasnağına vurmaya başlamışlardır.

Cumhur İttifakı’nın kolonlarının çatırdadığını söyleyenlerden tutun da, “Bu dönüşte MHP’ye yer yok” diyen tescilli korkaklara varıncaya kadar pek çok şey yazılmış, söylenmiş ve yorum olarak paylaşılmıştır.

Bazıları da çıkıp “Bütün gelişmeler bir rota değişikliğine işaret ediyor” diyecek kadar akıl ve basiret noksanlığını ispat etmiştir.

Türkiye düşmanlarının sığınağı olan bir gazetede köşe yazarlığı yapan korkak ve kiralık bir kalem sahibi, “Recep Tayyip Erdoğan Bahçeli’yi harcar, Bahçeli de Recep Tayyip Erdoğan’ı; zamanı var…” diyebilecek kadar fitnenin zehriyle zehirlenmiş, kör kütük halde kendinden geçmiştir.

Çünkü bunların canı böyle istiyor.

Çünkü bunların kirli amacı bunu işaret ediyor.

Kurdukları hayallerden bile malzeme çalan zavallıların sözüne itibar edecek hiçbir vatan evladı olamayacaktır.

Kaldı ki maruz kaldıkları hayal kırıklıklarını hiçbir alçı da tutamayacaktır.

Karanlık kuyuların güneş görmeyen dip köşeleri neyse bunların vicdanı odur.

Şunu özellikle ifade etmek isterim ki; MHP ile AK Parti Türk tarihinin iki ucunu bir sevdayla kavrayıp geleceğin parlak ve onurlu kucağına doğru taşıyan iki kahraman millet eseridir.

Biz harcarsak sadece hainleri, sadece Ali Kemal varislerini harcarız.

Cumhur İttifakı siyaseti pazarlık üzerine inşa etmemiştir.

Cumhur İttifakı al-ver süreciyle kurulmamıştır.

Cumhur İttifakı’nın ortak paydası mevki-makam hırsı değil, Türk milletinin tarihi ve dokunulmaz haklarıdır.

Cumhur İttifakı, cumhurun şeref nişanesi, Cumhuriyetimizin kuruluş ruhunun nigehbanıdır.

Yolu doğru olanın yükü de ağırdır.

Bu yük fedakâr yürekler tarafından omuzlanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızla hukukumuz Türkiye düşmanlarının kafalarının almayacağı kadar tutarlı, dengeli, hesapsız, plansız, ilkeli, karşılıklı hürmet ve muhabbete dayalıdır.

Kara kediler başka yerde dolaşsın, müfsit çakallar başka mahfillerde at koştursun.

Cumhur İttifakı Türkiye’nin yegâne umudu, yedi düvele karşı güvencesidir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla kökleşmesi için ihtiyaç duyulan hukuk, adalet, ekonomi, sosyal ve diğer tüm reformlar Cumhur İttifakı’nın ortak iradesidir.

Kaldı ki en büyük reform Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir.

Cumhur İttifakı; cukka ittifakı değildir, curcuna ittifakı değildir, çukur ittifakı değildir, çuval ittifakı değildir, çuvallamış bir ittifak hiç değildir.

Bizim ittifakımız milletin ittifakıdır, tarihin ittifakıdır, bekanın ittifakıdır, milli ülkülerin ittifakıdır, ezcümle kızılelmanın, kutlu yarınların ittifakıdır.

Mülevves niyet sahiplerine diyorum ki, o pis ellerinizi ve nifak saçan dillerinizi Cumhur İttifakı’ndan derhal çekiniz, size buradan kemik çıkmaz.

Cumhur İttifakı yaşayacaktır, reformları birbiri ardına hayata geçirecektir, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türk milletinin geleceğinin mimarı olacaktır.

İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi özlemi çekenlere soruyorum, onu bunu bırakın da, mahremiyet içinde Türk’süz anayasa taslağını nasıl hazırladınız, buna cevap verin?

Atatürk’ü anayasadan çıkarırken hiç mi yüreğiniz sızlamadı?

Vatandaşlık tanımını güncelleyip Türklüğü yok sayarken hiç mi utanmadınız?

Türkiye’yi bölünmeye götürecek bir anayasal zemini oluştururken hiç mi pişmanlık duymadınız?

Ülkücüleri düşman gören İP’in başkanı, bu zillete nasıl ortak oldun?

Atatürk’ün partisi CHP’nin yöneticileri bu rezalete nasıl olur verdiniz?

Türkçe’nin onuruyla oynamaktan hiç mi rahatsız olmadınız?

Anadilde eğitim ihanetine hangi hakla yeşil ışık yaktınız?

PKK’yla anayasa taslak metnini hazırlarken hiç mi şehitlerimizi aklınıza getirmediniz?

Sizin iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem dediğiniz bu kepazelik midir?

Cumhur İttifakı milletin makus talihini yenmek için varken, zillet ittifakı milleti mahkum etmek ve bölmek için kurulmuş ve kurdurulmuş karanlık bir siyasi mekanizmadır.

Türk milliyetçilerine savaş açan İYİ Parti hangi yaraya merhem olacak?

Pensilvanya projesi olan iyi kisveli kötüler mi Türkiye’ye umut vaat edecek?

Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı cephe alan, ABD’nin yeni başkanından himmet dilenen, demokrasi çağrısı yapmasını talep eden yeni nesil mandacıların partisi olan CHP mi ülkeyi dirliğe ulaştıracak?

Geçiniz bunları, bırakınız bu masalları.

Zillet mandacıdır, melanettir, vasi arayışındadır.

CHP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Başdanışmanı olan eski büyükelçinin, Amerikan Marshall Fonu isimli bir düşünce kuruluşuna verdiği beyanatlar zalimlerin sesidir, teslimiyetçiliğin seslenişidir, Türkiye’ye vurulmak istenen paslı zincirin ta kendisidir.

Kılıçdaroğlu’nun bu Başdanışmanı, Biden’den ülkemize yönelik hak ve özgürlükler konusunda vurgu yapmasını istiyor.

Türkiye’nin terörle mücadele yasasının uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini hedefliyor.

Uluslararası topluma temel hak ve özgürlüklerde güvence verilirse ekonominin toparlanacağını iddia ediyor.

Kapalı Maraş’ın açılmasını desteklemediklerini ileri sürüyor.

Yetmiyor, sözde Kürt sorunu çözülmezse, tıpkı geçmişte Abdullah Gül’ün söylediği gibi, Türkiye’ye dışarıdan dayatılacağını ifade ediyor.

CHP bunları söylerken Ali Babacan her kararın Ankara’dan alınamayacağını, yeni bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç olduğunu zırvalıyor.

İşbirlikçi ve iradesiz Serok Ahmet ise Siirt’ten bize Kürtçe cevap veriyor.

Ah serok ah, özgüveni falan bırak, herkes adam oldu da, bir sen olamadın, bu gidişle olman da imkansızdır.

Anlayacağınız, zilletin ana ve yan aktörleri zalimlerin gözüne girmek, emperyalistlerin desteğini almak için onursuzluğun kuyruğa girmişlerdir.

Alayına yazıklar olsun, yabancılara biat eden, gel gel yapan, el sallayan, mesaj yollayan, alın bizi kullanın diyen köksüzlere bin defa yuh olsun.

Biraz daha beklesinler, biraz daha sabretsinler, iktidar için ABD’ye boynunu uzatan CHP’nin ve yancılarının sandıkta boynunu vuracak elbette büyük Türk milletidir.

Cumhur İttifakı Kuvayı Milliye’nin ruhuyla bezenmiş, zillet ittifakı Kuvayı İnzibatiye’nin ihanet ziftiyle lekelenmiştir.

Cumhur İttifakı’nın ilhamı Türk tarihi, irade kaynağı muhterem ecdadımız ve aziz milletimizdir.

Zillet ittifakının ilhamı ise;

Mehmetçikleri şehit ederek başkaldırmış isyan elebaşları,

Tüfeklerinden Türk kanı damlayan Balkan çetecileri,

Ortadoğu’da zulüm ve gözyaşı getiren Müslüman katilleri,

Çocuk, kadın, yaşlı demeden milletimize kan kusturan terörist Kandil kadroları ve Pensilvanyalı hainlerdir.

Allah için söylüyorum, biz Türk ve İslam düşmanlarından medet umanlara meydanı boş bırakmayacağız, onlara bu güzel ülkeyi kesinlikle teslim etmeyeceğiz.

Değerli Milletvekilleri,

Milli Mücadele kahramanlarımızdan merhum Kazım Karabekir Paşa’nın bir sözünü özellikle paylaşmak istiyorum:

Şöyle demişti: “Öyle puslu ki hava; şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor.”

Doğru ile yanlış karışırsa, iyi ile kötü karıştırılırsa, kahraman ile korkak yer değiştirirse, şehit ile cani içiçe geçerse, şeytan ile melek ayırt edilemezse, bunlardan mütevellit doğacak feci akıbetler milli birliğimizi sakatlayacak, gelecek hedeflerimizi sabote edecektir.

İşin püf noktası, CHP Genel Başkanı’nın bu kapsamda siyaset yapıyor olmasıdır.

Kılıçdaroğlu’nun her sözü gerçek dışıdır, bayağıdır, uydurmadır, kriz ve kaosa yatırımdır.

Geçen haftaki grup konuşmasındaki suçlamaları, hafta boyunca kendisinin ve CHP’li sözcülerin istismar ve yalanlara devam etmesi bir siyaset trajedisidir.

Tekraren ifade ediyorum;

Alaattin Çakıcı benim dava arkadaşımdır. Bu bir.

Alaattin Çakıcı şehidimizin oğludur. Bu iki.

Alaattin Çakıcı vatan ve millet sevdalısıdır. Bu üç.

Alaattin Çakıcı üzerine atılı suçların bedelini yaklaşık 20 yıl cezaevinde kalarak ödemiş bir ülküdaşımızdır. Bu da dört.

Kılıçdaroğlu anlar mı bilemem, yine de söylemek durumundayım.

Ülkücüden mafya, mafyadan da ülkücü olmaz, olamaz.

Alaattin Çakıcı’nın bu devlete, bu millete nasıl hizmet ettiğini bilenler bilir, bilmeyenler de kendileri bilir.

Kılıçdaroğlu’nun Alaattin Çakıcı’ya mafya lideri, yer altı dünyasının karanlık yüzü demesi bizim nezdimizde yok hükmündedir.

Çakıcı, bebeklere kurşun sıkmadı, karakolları ateşe vermedi, askerimize, polisimize silah çekmedi, yollara mayın döşemedi, millete ve vatana ihanet etmedi.

Kılıçdaroğlu eğer mafya görmek, mafyayla tanışmak istiyorsa birlikte yol yürüdüğü, birlikte anayasa hazırladığı teröristlere baksın, onların yüz hatlarını dikkatle incelesin.

Alaattin Çakıcı ve onu gibi arkadaşlarımız bir dönem Türk devletine karşı saldırı ve suikast düzenleyen terör örgütleriyle korkusuzca mücadele etmiştir.

Kılıçdaroğlu sokağa çıkmaya korkarken, onlar mesela 31 diplomatımızı şehit eden ASALA terör örgütünün peşine düşmüşlerdir.

Devlet ve millet namına gövdelerini taşın altına koymuşlardı.

Ermeni terör örgütlerinin eylemleri neticesinde 1970'ler ve sonrasında 58'i Türk vatandaşı olmak üzere 77 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Kılıçdaroğlu bu işlerden anlamaz, tehditler karşısında sıcak yatağından başını kaldıramaz.

Ne hazin ve hüsran verici bir çelişkidir ki, Kılıçdaroğlu’na göre terörist Demirtaş hakkındaki iddianameleri bir madalya olarak göğsünde taşımalıdır.

İP Başkanı’nın evine de kahvaltıya gidebilecektir.

Peki, asıl mafya, asıl yer altı dünyasının elamanı Demirtaş değil midir?

Kılıçdaroğlu hakkında Başkanlık Divanı üyesi üç değerli arkadaşımızın hazırlayıp Cumhuriyet Savcılığına bildirdiği şikayet dilekçesinin bir fezleke olarak TBMM gelmesi önemli bir gelişmedir.

Acil beklentimiz, Kılıçdaroğlu hakkında düzenlenen fezlekenin genel kurula kısa süre içinde intikal etmesi ve karara bağlanmasıdır.

Bu terörist Demirtaş sevdasının taraftar ve yaygınlık kazanması hayra alamet bir durum da değildir.

Halen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olan siyaset eskisi bir şahsın, televizyona çıkıp Sorosçu Osman Kavala ile terörist Demirtaş’a güzellemeler yapması kelimenin tam anlamıyla çarpıklık, hatta ahmaklıktır.

Bu şahsın iki suçlunun serbest bırakılmasını istemesi suçluyu övmektir, suça iştiraktir, ihanete yataklıktır.

Terörist Demirtaş’ı ve Kürt kökenli kardeşlerimizi tanımak için Devran isimli hikâye kitabının okunmasını öneren bu gafil terör propagandasını alenen, milletimizin gözünün içine baka baka yapmıştır.

Sayın Arınç, biz Kürt kökenli kardeşlerimizi bir teröristin anlatıldığı kitaptan değil, hayatın bizatihi içinden, milletimizin şerefli mensubu olmalarından, anıda, acıda ve gelecekte birlikte olmamızdan tanıyor ve onlara baktığımız zaman tıpatıp kendimizi görüyoruz.

Devran isimli kitap bir terör anlatısıdır.

Devran isimli şahıs bir teröristtir. Yazan da teröristtir.

Demirtaş’a masum gözüyle bakıyorsan, teröristlerin saldırısıyla şehit olan Yasin Börü’ye, Eren Bülbül’e, 11 aylık Bedirhan bebeğe ne diyeceksin?

Emzikli bebeklerin öldürülmelerini nasıl anlatacaksın?

Hamile kadınlarımızın kurşunlanmasını nasıl yorumlayacaksın?

6-8 Ekim olaylarında katledilen 53 insanımızı nasıl izah edeceksin?

Sayın Arınç nereye varmak, ne yapmak istiyorsun?

Aslına mı çekiyorsun, nesline mi özeniyorsun?

Nedir seni teröristlere sempatiyle baktıran?

Sen Devran’ı bırak da Mehmetlere bak, belki olmayan vicdanın kanar.

Sen terör kervanına girmeyi bir kenara bırak da, millet ne diyor, tarih ne diyor, şühedamız ne diyor ona dikkat et, bunları kendine rehber tayin et.

Özgürlükçü düşünelim diyor, yani demek istiyor ki, teröristler serbest kalsın, Türkiye’ye kast edilsin.

Bu ahlaksız bir üslup, akılsız bir teklif değil midir?

Neyin özgürlüğü, elinde silahla dağda gezene özgürlük değil, milletin demir yumruğu layıktır.

Bülent Arınç Türkiye’ye kim tuzak kurmuşsa, Cumhur İttifakı’na kimler hasımsa, iç barış ve huzur ortamını kimler bozmak istiyorsa onlara muhabbetle yaklaşmaktadır.

Gezi olaylarının sponsoru olan Sorosçu Osman Kavala’nın, özgürlükçü düşünerek serbest kalmasını gündeme getirmek hangi akıl ve mantığın ürünüdür?

Aynı görüşü CHP de seslendirmektedir.

Kaldı ki, CHP’li sözcüler Arınç’ı vicdan olarak tanımlayıp takdir etmişlerdir.

O halde vicdanı yeniden tarif etmek hepimiz için ana görevdir.

Merhum Nurettin Topçu der ki, vicdan, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme melekesidir.

Bu tefriki, bu tespiti yapamayanların vicdanı yoktur, vatan sevgisi yoktur, bir gözleri Pensilvanya’da, diğeri de Kandil’dedir.

Anlaşılan zillet yeni isimleri devşirmektedir.

Yıkım kadrosuna yenileri katılmak için hazırda beklemektedir.

Demirtaş teröristtir, Devran isimli kitap terör propagandadır.

Bizim nazarımızda aksini iddia eden kim olursa olsun bölücüdür, terörsevicidir, fitnenin elebaşıdır.

Sözlerime son vermeden evvel mühim bir gelişmeye kısaca temas etmek istiyorum.

AB tarafından tek yanlı yürütülen, maksat ve muhtevası oldukça şüpheli olan İrini Harekatı’nda görev alan bir Alman firkateyni, Türkiye’den Libya’ya boya ve insani yardım malzemesi taşıyan Türk bayraklı bir ticaret gemisine dostane olmayan ve korsanca bir müdahalede bulunmuştur.

Maruz kalınan muamele hukuka ve ittifak ahlakına temelden aykırıdır.

Kaptan dahil tüm gemi personelinin zorla üstlerinin aranması, bir yerde toplu olarak alıkonulmaları, özellikle kaptanın başına silahlı askerin dikilmesi eşkıyalıktır, ahlaksız bir tertiptir.

Silah ambargosunu ihlal etmediği görülen gemimizin saatlerce güzergâhından mahrum bırakılması, ayrıca gemi personeline suçlu muamelesi yapılmış olması skandaldır.

Uluslararası sularda ticari gemilere müdahale edilebilmesi için bayrak devletinin rızasının alınması esastır.

Bu kural çiğnenmiştir, netice itibariyle gerekli nota Türkiye tarafından gecikmeksizin muhatap ülkelere verilmiştir.

Doğu Akdeniz’de yaşanan mütecaviz provokasyonu şiddetle kınıyorum.

Türkiye hakkını yedirmez, haysiyetini çiğnetmez, hiçbir ülkeye de eyvallah etmez.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER