MHP'li Yönter: 2023 lider ülke Türkiye’sine ulaşılacaksa, millî ve yerli duruş sayesinde ulaşılacak

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter,"Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Bey’in de uzun yıllardır savunduğu buydu. 2023 lider ülke Türkiye’sine ulaşılacaksa, millî ve yerli duruş sayesinde ulaşılacak; bize özgü, bize has bir insan modeliyle, ekonomik modelle, siyasi yapıyla ulaşılacak. Başka türlü, bekamızı ilanihaye muhafaza etmemiz, emin olunuz, çok mümkün değil. Ha, biz, sanayileşeceğiz diye kökümüzden, öz değerlerimizden, kaynaklarımızdan kopacak da değiliz, aksi hâlde “sanayileşme” derken, birdenbire soysuzlaşmaya ulaşmak da kaçınılmaz olabilecektir. Bu nedenle, Hükûmetin bilhassa 2020 yılı hedefleri arasında yerli ve millî bir duruşu görmekten büyük mutluluk duyduğumuzu bir kez daha üstüne basa basa ifade etmek isterim. "dedi.

MHP'li Yönter: 2023 lider ülke Türkiye’sine ulaşılacaksa, millî ve yerli duruş sayesinde ulaşılacak

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter,"Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Bey’in de uzun yıllardır savunduğu buydu. 2023 lider ülke Türkiye’sine ulaşılacaksa, millî ve yerli duruş sayesinde ulaşılacak; bize özgü, bize has bir insan modeliyle, ekonomik modelle, siyasi yapıyla ulaşılacak. Başka türlü, bekamızı ilanihaye muhafaza etmemiz, emin olunuz, çok mümkün değil. Ha, biz, sanayileşeceğiz diye kökümüzden, öz değerlerimizden, kaynaklarımızdan kopacak da değiliz, aksi hâlde “sanayileşme” derken, birdenbire soysuzlaşmaya ulaşmak da kaçınılmaz olabilecektir. Bu nedenle, Hükûmetin bilhassa 2020 yılı hedefleri arasında yerli ve millî bir duruşu görmekten büyük mutluluk duyduğumuzu bir kez daha üstüne basa basa ifade etmek isterim. "dedi.

Yönter, TBMM'de devam eden bütçe görüşmelerinde Sanayi Ve Teknoloji Bakanlığı İle TÜBİTAK, TÜBA, KOSGEB, TSE, Türkpatent Ve Türkiye Uzay Ajansı bütçeleri üzerine konuştu.

MHP'li Yönter'in konuşması şu şekilde:

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında muhterem ve muteber heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Ekranları başında bizleri takip eden milletimizin her güzel insanına en iyi dileklerimi sunuyorum.

2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul görüşmelerinde parti grubumuz adına Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, KOSGEB İdaresi Başkanlığı, Türk Standardları Enstitüsü, Türk Patent ve Marka Kurumu ile Türkiye Uzay Ajansı bütçeleri hakkında söz aldık.

Üretim alanında şimdiye kadar, 1’isi tarım, 3’ü sanayi olmak üzere 4 büyük gelişme, 4 büyük sıçrama, klasik ifadesiyle devrim yaşanmıştır. İnsanlık milattan önce 10 binli yıllara yani Neolitik Dönem’e kadar avcı ve toplayıcı bir hâlde yaşıyordu yani tamamıyla tüketici insan ortadaydı. 1712’de Thomas Newcomen isimli bir mucit bir buhar makinesi yaptı. Bu buhar makinesi çok basit çalışan bir sisteme sahipti ve bu sistemle beraber mesela bir piston kaldıraca, kaldıraç da tulumbaya bağlanarak bu buhar sistemi devreye alındı. 1712’de yapılan bu buhar makinesinin bilhassa dokuma sanayisinde kullanılmasıyla beraber 1’inci Sanayi Devrimi sürecine de geçilmiş oldu. Bu geliştirilmiş buhar makinesi 18. yüzyılın başından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Tekstil ve kimya sanayi derken bilhassa demir yolu ağının yaygınlaşmasıyla sanayi üretimi, sanayi süreci, Sanayi Devrimi gelişmeye ve yayılmaya da başladı. Nitekim biz 1’inci Sanayi Devrimi’ni yani Endüstri 1 Dönemi’ni ifade ederken daha çok makineleşmenin ve elde edilen ürünlerin demir yolu ağıyla tüketim merkezlerine taşınmasını görüyor ve bunu anlıyoruz. Endüstri 2 Dönemi’nde aynı zamanda üretimdeki makineleşme ve demir yolu ağının yaygınlaşmasıyla beraber elektrik de kullanılmaya başlanmıştır. Elektrikle beraber insanlık elektriğin kullanılmasıyla 2’nci Sanayi Devrimi aşamasına geçmiştir. 1970’li yıllardan itibaren algılayıcılardan alınan bilgiyi mikroişlemci tabanlı programlanabilir sistemler üzerinden iş elemanlarına aktaran yeni bir model geliştirilmiş ve insanlık 3’üncü Sanayi Devrimi’ne geçmiştir. Bu, 3’üncü Sanayi Devrimi ya da Endüstri 3 Dönemi insan emeğine en az ihtiyaç duyulan dönemin de kapısını aralamıştır. Takdir edersiniz ki insan emeğine ihtiyacın azalması demek pek çok sosyal ve ekonomik sorunları da beraberinde getirmiştir.

Sayın milletvekilleri, tarım devrimiyle Sanayi Devrimi arasında geçen tam on iki bin yıllık bir süre vardır. 2’ncu Sanayi Devrimi’yle 3’üncü Sanayi Devrimi arasında yüz yirmi yıl, 3’üncüsüyle 4’üncüsü arasında da yetmiş uzun yıl vardır. Bu süreç zarfında üretim sistemlerinde günden güne hatta endişe verici ölçüde insan emeğinden tasarruf edilmiştir. Endüstri 4 Dönemi şu anda insanlığın içinde bulunmuş olduğu bir dönemi işaret etmektedir. İmalat sanayinde bilhassa bilgisayarlaşmanın en üst düzeyde bulunduğu yani dijitalleşmenin en üst düzeyde bulunduğu bir dönem şu anda insanlığın karşısındadır. Yüksek teknolojiye dayalı üretim modeliyle karşı karşıyayız. Artık üretim seriye bağlandı, üretim süreçleri esnek hâle geldi ve az önce de yine vurguladığım gibi, emekten maalesef daha fazla tasarruf edilir hâle gelindi.

Dünya bugün, 2011 yılında Almanya’nın Hannover kentinde gündeme getirilen 4’üncü Sanayi Devrimi, Endüstri 4.0 döneminin peşinde. Üretim sürecine yön ve ivme verecek robot teknolojileri, yapay zekâlar artık insanlığın geleceğini şekillendiriyor. Sanayileşme, işin özü ve esasında devamlı surette kendisini güncelliyor. Dünya bu kapsamda da baş döndürücü bir değişim ve dönüşüm güzergâhında. Bizim üzerinde durmamız gereken asıl sorun, asıl soru, sanayileşme etaplarının ülke olarak neresindeyiz? Bu etaplara uygun sosyal, ekonomik ve siyasal hazırlıklar içerisinde miyiz? Hepsinden önemlisi, sanayileşme etaplarını geçirirken bir fikir gücüyle buna hazırlıklı mıyız?

Sanayileşmek, elbette sadece dönen çark, tüten baca, dökülen ter, verilen emek, sarf edilen mesai ya da sermaye değil; sanayileşme, bunların daha ötesi, daha büyüğü, daha fazla anlam ve önemini ihtiva ediyor. Sanayinin kendi içinde bir mantığı var, bir fikri var, bir aklı var, bir ahlakı var ve bu fikir, ahlak süreçlerinden mahrum olan toplumların aslında medeniyetler ve milletler mücadelesinde nasıl geriye düştüklerini de geçmişe bakarak ibretle görmemiz mümkün. “Sanayileştik.” diyerek sanayileşmek mümkün değil. Sanayileşmenin getirdiği insan modelini, ekonomik modeli, daha doğrusu ekonomik politiği hayata geçirmeden de takdir edersiniz ki hedeflere ulaşmak da çok mümkün değil. Sanayi demek, öncelikle bir fikir üzerine inşa edilen ve geleceği planlayan bir vizyon demek. Türkiye, sanayileşmenin farklı etaplarını maalesef ıskaladı, sanayileşmemenin getirmiş olduğu pek çok olumsuz ve acı verici maliyetle karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında ancak ve ancak 3-5 tane, o da adı sanı pek duyulmayan sanayi sektörüyle Türkiye ekonomisi hatta dönemin imparatorluk ekonomisi idare ve idame ediliyordu. Maalesef, 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda bu süreçler pas geçilmiş, ihmal edilmiş yani ıskalanmıştır. Bizim, her sanayi döneminin bir insan sureti, bir ekonomik yapısı, bir sosyal yapısı, bir de siyasal ve beşerî ilişkiler yapısı olduğunu bilmemiz ve buna göre de bir planlama yapmamız lazım. Eğer biz, gerek sanayide gerek siyasette gerek güvenlikte gerek ekonomide geleceği planlayamazsak başkalarının planlarına mutlaka alet oluruz. Ben Sayın Varank’ın bütçe sunumunu da dinledim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının kitapçığını da okudum; bu kapsamda, millî ve yerli sanayi politikalarının hazırlığı içerisinde olduğunu görmekten de memnuniyet duyduğumuzu kendileriyle paylaşmak istiyorum.

Türkiye, 2023’e yönelik hazırlıklarını hızlandırıyor ve bu kapsamda da sanayide önemli, ciddi ve bize göre müessir adımlar atıyor. Biz bu sanayideki gelişmelere, sanayinin ihtiyaç duyduğu insan modeline göre ortaya çıkan gereklilikleri eğer yerine getiremezsek, sanayinin ruhuna uygun bir insan zihniyeti, ekonomik sistem inşa edemezsek ve geçmişteki muhatap kalınan sanayi süreçlerini telafi edemezsek –yani onları ıskaladık- değerli arkadaşlarım, 2023 ve ondan sonraki yıllarda Türkiye adından maalesef çok, beklediğimiz ölçüde bahsettiremez. Tıpkı bileşik kaplar misali, sanayideki bir gelişme hayatın diğer alanlarına da zaman içinde nüfuz ve sirayet edecektir. Daha doğru bir deyimle, sirayet etmek zorundadır.

18’inci yüzyıldan itibaren dünyanın değişim hızı normal sınırları aşmıştır değerli arkadaşlarım. I. Abdülhamit Han döneminde Tuna Nehri’nin üzerine bir köprü yapılacak. Köprü yapılmadan önce merhum padişahımız ulemayı toplar, der ki: “Mühendis okulu kuracağım, köprü yapacak bir okul açacağım ama sizin fikrinizi almak isterim.” Tabii, ulema şikâyet eder, sızlanır ve tepki gösterir. Ulemaya bir soru sorar, der ki: “Bu soruyu -sorduğum soruyu- bilirseniz üniversiteyi, okulu açmayacağım. Bilemezseniz okulu açacağım. Bir üçgenin iç açılarının toplamı ne kadardır?” Ulema düşünür, ileri gelenlerinden bir tanesi “Üçgeninden üçgenine değişir Hünkârım.” diye cevap verir. Bunun üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi 1773’te kuruldu değerli arkadaşlarım.

Biz bunları tartışırken, üçgenin iç açılarının ne olduğuyla ilgili karşılıklı polemikler içerisindeyken maalesef Batı sanayi süreçlerinin etaplarını yaşıyordu. Bugünkü aşamaya -kabul edelim etmeyelim, beğenelim beğenmeyelim, sevelim sevmeyelim- ışıkları sönmeyen laboratuvarlar eşliğinde gelindiği çok açık. Bu nedenle, 2020 bütçesinde AR-GE harcamalarına önemli bir pay ayrılmasından dolayı da tekrar Sayın Bakanı kutluyorum ve bu konuda özellikle AR-GE harcamalarının, AR-GE’ye ayrılan payların gittikçe artmasından da parti olarak memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ışıkları sönmeyen laboratuvarlar emek ister, katkı ister, para ister, çaba ister, ahlak ister. Bir fikir bir milletin kaderini değiştirebilir. Bir silah, bir milletin kaderine etki edebilir, diyecek bir şey yok. Bir Türk atasözü: “Bir mıh, bir nalı; bir nal, bir atı; bir at, bir komutanı; bir komutan, bir milleti kurtarabilir.” Buna diyecek bir şey yok. Fakat, biz, fikrin muharrik ve müessir gücünü asla ihmal ve inkâr edemeyiz. Bu konuda da sanayi politikalarına hâkim olan millî ve yerli fikirden de memnuniyet duyuyoruz, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Bey’in de uzun yıllardır savunduğu buydu. 2023 lider ülke Türkiye’sine ulaşılacaksa, millî ve yerli duruş sayesinde ulaşılacak; bize özgü, bize has bir insan modeliyle, ekonomik modelle, siyasi yapıyla ulaşılacak. Başka türlü, bekamızı ilanihaye muhafaza etmemiz, emin olunuz, çok mümkün değil. Ha, biz, sanayileşeceğiz diye kökümüzden, öz değerlerimizden, kaynaklarımızdan kopacak da değiliz, aksi hâlde “sanayileşme” derken, birdenbire soysuzlaşmaya ulaşmak da kaçınılmaz olabilecektir. Bu nedenle, Hükûmetin bilhassa 2020 yılı hedefleri arasında yerli ve millî bir duruşu görmekten büyük mutluluk duyduğumuzu bir kez daha üstüne basa basa ifade etmek isterim. Elbette, sanayileşeceğiz diye soysuzluğa kapı aralanmasını hiçbirimiz makul göremeyiz, bunu kabul edemeyiz, buna onay veremeyiz çünkü biz Türk milletiyiz, Türkiye'yiz. Merhum düşünürlerimizin, Türk İslam âlimlerinin, hepsinin ortak paydasında hayata olumlu, müspet, iyimser bakması vardır ve esastır. Elbette bir Müslümana karamsarlık yakışmaz, Müslümana karamsarlık haramdır. Karl Popper’in ifadesiyle, hayat, sorun çözmektir, özü ve esası da budur. Sanayileşmenin de en mühim vasfı burada aranmalıdır. Sorunlar altında bunalan, bulanan, buharlaşan toplum ve milletlerin hayat pınarlarının zaman içinde kuruduğunu görmek kaçınılmaz bir gerçektir.

Sanayileşmenin avantajları elbette pek fazla ama konuşmamın içerisinde dezavantajlarından da bahsettim, bunlardan birisi de emek gücünden tasarruftur. Maalesef, emekten sağlanacak tasarruflar çok büyük ekonomik ve sosyal yıkımlara yol açabilecektir. Biz, Türkiye olarak kendi gerçeklerimize göre muhakkak ve kalıcı, sürdürülebilir bir sanayi politikasını kurmak, oluşturmak zorundayız. iPhone’u yapan John, Mehmet’e satıyor değerli arkadaşlar ve Mehmet, iPhone’daki gelişmeleri günbegün takip ediyor. Hepimizin çocuğu var, hepimizin ailesi var, bugün telefonlardaki yeni gelişmeler anbean takip ediliyor ama yeni çıkan kitaplar takip edilmiyor, yeni fikirler takip edilmiyor. İnsanlık “posttruth” döneminde, hakikatötesi bir dönemde fakat 18 yaşındaki bir gencimiz, iPhone’un yeni modelini düşünüyor, babasını zorluyor, hatta almak için banka kredisi alıyor, ne var ki eğitim konusunda, öğretim konusunda aynı çaba gösterilmiyor. Biz diliyoruz ki bir iPhone’u, bir bilgisayardaki, dijitalleşmedeki gelişmeyi, teknolojik bir gelişmeyi Hasan da yapsın Mehmet de yapsın Ahmet de yapsın. Buna Türk milletinin gücü yeter değerli arkadaşlarım çünkü bizde bu güç var, bizde bu akıl var, bizde bu zekâ var. Boşuna denmedi “Bir Türk, dünyaya bedel.” diye. Biz buna inanıyoruz, damarlarımızdaki asil kanda muhtaç olduğumuz kudretin dolaştığını düşünüyoruz. Geçmişte pas geçtiğimiz, gecikmeli intikal ettiğimiz sanayi süreçlerinin yenilerini, yeni etaplarını yakalamak, hatta ve hatta öne geçmek zorundayız.

Dikkat etmemiz gereken asıl konulardan bir tanesi de şu: Şayet teknolojik gelişmeyi yakalayacağız diyerek sosyal gelişmeyi teknolojik gelişmenin çok gerisine düşürürsek -altını kalın olarak çizip uyarmak isterim ki- aradaki boşluk, ahlaki sorun olarak karşımıza çıkıyor; merhum Erol Güngör Hocamızın en önemli tespitlerinden bir tanesi budur. Sosyal gelişme geride, teknolojik gelişme ileride; bu aradaki boşluktan kaynaklanan buhranlar mesela kadına şiddet olarak karşımıza çıkıyor, mesela toplumda huzursuzluk dalgası olarak karşımıza çıkıyor, mesela kutuplaşma, cepheleşme, çatışma olarak karşımıza çıkıyor.

Biz tarih boyunca maddi ve manevi gelişmeyi eş anlı, eş zamanlı başarmış bir milletiz. Düşünün Kanuni zamanında bir tarafta Baki, bir tarafta Mimar Sinan, bir tarafta Kanuni Sultan Süleyman’ın seferleri yani hem fikir, sanat, düşünce, duygu alanında yükseliyoruz hem de askerî zaferlerde yükseliyoruz. Bizim mazimiz, geçmişimiz budur. Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’ine, Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lûgat-it-Türk’üne, Farabi’nin Medeni Şehir, Fazıla, isimli eserine, İbni Rüşd’e, Gazali’ye, bütün hepsine baktığımızda Türk İslam düşünce hayatının dengeli gelişimini görürüz. Bu nedenle, bugünkü sorunların özü ve esasında, sosyal gelişme ile teknolojik gelişme arasındaki çarpıklık ve uçurumu mutlaka dikkate, gündeme almak lâzımdır. Bu kapsamda da Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey huzursuzluktaki sorunlardan dolayı insanlığın bir huzura ihtiyacı olduğunu, bunun da bir projeyle yapılması gerektiğini düşünerek bu konuda adım atmıştır.

İnsanlığın başını uzaya çevirdiğini görüyoruz, uzayda araştırmalar yapıyoruz, uzaya mekikler gönderiyoruz, üsler kuruyoruz fakat insanlığın başı uzaydayken ayağı terördedir, ayağı eşitsizliktedir, ayağı adaletsizliktedir, ayağı maalesef insanlık dışı, vicdan dışı olaylara değmiş durumdadır. Bu çelişkiyi, bu tenakuzu aşmak zorundayız. Aşamazsak, Sayın Genel Başkanımızın yine ifade ettiği gibi “kaos çağı” günden güne kendisini güncelleyecek, tescil edecek, teyit edecektir.

Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey Türkgün gazetesine vermiş olduğu bir mülakatta, müsaade ederseniz okuyayım, şöyle bir cümle kullanmıştı: “Siber fiziksel sistemler yani gerçek dünyadaki nesnelerin ve davranışların bilgisayar ortamındaki simülasyonu yapılırken vicdan köprüleri yapılamıyor. Yatay ve dikey entegrasyonlarla teknolojik altyapıda kesintisiz bir iletişim ve akış sağlanıyor ne var ki aynı akış ve iletişim küresel ahlak ve adalette sağlanamıyor.

Nesnelerin internetiyle cihazların, başka cihazlarla iletişimi kurulup hayat kolaylaşırken aynı durum insanca yaşama gösterilemiyor, uygulanamıyor. Öğrenen robotlar, yapay zekâlar üretiliyor, hoşgörü ve hürmet üretilemiyor. Günümüzde internete bağlı cihazlardan toplanan veri boyutunun zettabayt -yani 1 zettabayt biliyorsunuz 1 milyar terabayt- ulaştığı söyleniyor. Fakat vicdani ve insani sorumluluklar geriledikçe geriliyor.

Değerli milletvekilleri, hangi vicdan sahibi bu tespitlere “Hayır.” diyebilir? Hangi insaf, vicdan sahibi bu düşünceleri abartı bulabilir? “Hadi sen de oradan.” diyebilir? Genel Başkanımız haksız mı?

Dünyada servet sahibi 26 kişinin mal varlığı 3,8 milyar insanın gelirine eşit. Böyle korkunç ve devasa bir eşitsizlikten, haksızlıktan nasıl huzur çıkacak? Bir yanda çok yiyen, çok kazanan, bir yanda açlıktan, susuzluktan, çaresizlikten, gelirsizlikten, sefalet içinde yaşayanlar…

Değerli arkadaşlarım, biz tarihimize, milletimize, kendimize güvenirsek bu çelişkileri, bu huzursuzluk girdabını mutlaka aşacak kudreti kendimizde buluruz, bunu başarırız. Türk milletinde bunu yapacak kudret var, kuvvet var, birikim var, tecrübe var. Geçmişin parlak günlerini geleceğini sahnesine taşımak elbette mümkün. İşte Cumhur İttifakı’nın amacı da budur, ahlakı da budur, aradığı da budur. 

Pek çok engellemeye, pek çok saldırı ve suikasta rağmen Türkiye ekonomisi kefeni yırtmış, dengeli ve disiplinli bir şekilde yükselişe geçmiştir. Tekrar, Hükûmeti ve Sayın Bakanı kutluyorum.

Sanayimizdeki gelişmeler göz dolduruyor. Öyle bir noktadayız ki artık ihraç ettiğimiz ürünlerin, dikkatinizi çekiyorum yüzde 80’i sanayi malı. Bu çok ciddi bir gelişme ve sanayinin istihdam içindeki payı da çok değerli bir noktada. Gayrisafi yurt içi hasıla da yılın dokuz ayında sanayinin payı yüzde 22,4. Bu, çok büyük bir oran değerli arkadaşlar.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER