18 Eylül 2017 Pazartesi 12:04
MHP'li Yalçın'dan Soner Yalçın'a açık mektup

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Sözcü gazetesi köşe yazarı Soner Yalçın'a açık mektup gönderdi.

Semih Yalçın'ın mektubu şu şekilde:

Sayın Soner Yalçın,

MHP ve Ülkücü Hareket hakkında son günlerde kaleme aldığınız 30 Ağustos 2017 ve 14 Eylül 2017 tarihli yazılar, bütünüyle ön yargılar, hatalar ve yanlışlarla dolu.

Neresinden yakalasak elde kalmayıp tel tel dökülüyor.

Önce şu Enver Altaylı meselesinden başlayalım.

Türkeş’in manevi evlatları Enver Altaylılar değil, Ülkücü gençlerdi.

Alparslan Türkeş’in etrafında MİT’le veya başka istihbarat örgütleriyle irtibatı olan kimseler vardı ancak merhum, hepsinin nereden geldiğini ve hangi amaçları güttüğünü iyi bilirdi.

Enver Altaylı’nın bağlantıları da Alparslan Türkeş tarafından iyi biliniyordu.

Merhum Türkeş, onları hep gözünün önünde bulundurdu, yenilerinin tespiti için uğraşmaktansa mevcutları bilgisi ve kontrolü altında tuttu.

Hatta zaman zaman partide istihbarat elemanları bulunduğunu dile getiren yakın arkadaşlarına “Eğer onları uzaklaştırırsak hiç bilmediğimiz biri partiye yerleştirilir. En iyisi malumun elimizin altında olması... Böylece bize zarar vermesini önlemek mümkün.” dediği bilinir.

Bu arada Alparslan Türkeş birtakım meşru görevler vererek istihbarat ajanlarını kullanma maharetini de gösterdi.

Enver Altaylı; MHP’de parti politikalarına yön verecek, özellikle de Başbuğ Türkeş’i yönlendirecek konumda hiçbir zaman olmadı.

Bu; sizin ve sizin gibi komplo teorisyenlerinin, MHP’yi istihbarat örgütlerinin kullandığı bir parti gibi gösterme heveslisi birtakım Marksist kalemlerin hüsnükuruntusudur.

Yalnız bu MİT’çilik, istihbaratçılık meselesi bazen siyasi rakipleri karalamak için iftira ve karalama vasıtası olarak da kullanıldı.

MHP’de öne çıkan bazı kimseler zaman zaman rakipleri veya sevilmeyenleri tarafından MİT’çi olmakla suçlandı.

İsmi lazım değil, bir başka MHP muarızı kalem de sizden daha ileri giderek kulaktan dolma, dedikodudan ibaret bilgiler ve ön yargılarla Altaylı için şu cümleyi kuruyor:

“Enver Altaylı, MHP’nin sola karşı kullanılmasında roller üstlendi!”

Kuyruklu yalan!

Bu iddianın; binlerce Ülkücünün katillerini saklayan, hatta onları demokrasi ve bağımsızlık kahramanı gösteren eylemci solu temize çıkarmak için uydurulduğu aşikâr.

Bu iddianın bir tarafı da Alparslan Türkeş’in Türk siyasi hayatındaki önemli işlevinin yok sayılmasına dayanıyor.

Alparslan Türkeş fevkalade zeki ve karizmatik bir liderdi.

Türk gençliğine, Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra en güzel fikir ve mücadele mirasını bırakarak ebediyete irtihal etti.

Onun hakkındaki hükmü sizin gibi kalemini hangi ideolojiye veya mahfile tahsis ettiği bile belli olmayan kimseler değil, tarih ve Türk milleti verecek.

Merhum Ömer Lütfi Mete’nin Derin Devlet adlı eserini okumuşsunuzdur.

Orada kendisiyle yapılan bir röportajda Mete, Alparslan Türkeş’in Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra yetişmiş yüksek liderlik hasletlerine sahip tek politikacı olduğunu vurgular.

Siz Türkeş’in mirasını ön yargılarınızla küçültemez, asla ortadan kaldıramazsınız.

Onun mirası MHP’ye ve Ülkücü Harekete aittir.

Akşener taifesinin de zaten Türkeş’in mirasına sahip çıkacak birikimi, bilgisi ve cesareti yoktur.

Hanımefendi ve avenesi, Türk milliyetçiliği hareketinin fikrî önderlerini bilmediği gibi jargonundan da bihaberdir.

Hareketin hafızasına ve şifrelerine de sahip değildir.

Bu yüzden de kendine içinden geldiği DYP-ANAP çizgisinde bir yol seçmiştir.

Alparslan Türkeş’in resimleri ve bozkurt işareti de yasaklanmıştır.

Tam da sizin istediğiniz gibi, Türkeş’in mirası reddedilmiştir.

Siz bu mirası yanlış adreste aramakla kalmıyor binlerce şehit vermiş bir hareketin birikimine ve geçmişine de dil uzatıyorsunuz.

Siz bu hakkı ve cüreti nereden buluyorsunuz?

Türkiye’de komplo teorisi üreten, muhayyel senaryoları gerçekmiş gibi sunan yazarlardan biri olarak ya bu istihbarat oyunlarını ve maceralarını çok seviyor ya da bu çevrelerle fazla yatıp kalkıyorsunuz!

Bir yazınızda diyorsunuz ki “1969’da “Bozkurt” sembolü/amblemi, yerini ‘Üç Hilal’e bıraktı. ‘Bozkurtlar’, ‘Ülkücüler’e dönüştürüldü.”

Külliyen yalan!

Üç hilal partinin amblemi olarak kabul edildi ama gençlik kolları ve daha sonra da Ülkü Ocakları daima bozkurdu sembol olarak kullandı.

Etrafında hilal bulunan bozkurt…

Bu sembolün fikir babası da merhum Dündar Taşer’di.

Hilalli bozkurt, ayrılanların bile partiye dönmesini sağladı.

Alparslan Türkeş’in Muzaffer Özdağ’ı partiden uzaklaştırdığı iddianız da gerçeği yansıtmıyor.

Merhum Ahmet Er Ağabey’in anılarından da haberiniz yok galiba.

Alparslan Türkeş, Muzaffer Özdağ’ı çok severdi ama ondan da çok çekti.

Muzaffer Özdağ, biri 1969’da diğeri 1971’de olmak üzere iki defa partiden istifa etti.

Alparslan Türkeş ise Muzaffer Özdağ’la aralarında geçenleri hep içine attı.

Üstelik Özdağ’ın 1971’deki istifası 12 Mart Muhtırasından bir gün önceydi.

Netameli bir dönemde dava arkadaşlarını yüzüstü bırakarak şüpheli bir şekilde istifa etmişti.

Her iki istifada da Alparslan Türkeş’in hiçbir dahli olmadı.

Özdağ’ın kendisine getirdiği suçlamaları da üzüntü ve suskunlukla karşıladı.

Siz bunları nereden bileceksiniz Sayın Yalçın!

Devam edelim…

Bozkurt, bugün hâlâ Ülkü Ocaklarının yegâne amblemi.

Ülkücülere 1980 öncesinde Bozkurtlar deniliyordu, bugün hâlâ Bozkurtlar deniliyor.

“Türkçü’ yerine ‘milliyetçi’ sıfatı tercih edildi.” ifadeniz de uydurma.

Türkçülük, Türk milliyetçiliğinin kısa adıdır.

Her Türk milliyetçisi Türkçüdür.

“Tanrı Türk'ü Korusun!’ pankartının yerini, ‘Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın!’ sloganı aldı.” şeklindeki hükmünüz de yanlış.

“Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin!” ifadesi Ülkücü Hareketin en çok kullandığı dualardan biridir.

Hiç mi hiç terk edilmedi!

“Kanımız aksa da zafer İslam’ın!” sloganı ise 12 Eylül’ün öncesindeki son dönemlerde kendini milliyetçi muhafazakâr olarak tanımlayan kitlelerin, Ülkücülerin verdiği mücadeleye desteğini kazanmak için kullanıldı.

Üstelik bu sloganın kaynağı Alparslan Türkeş değil, dönemin Ülkü Ocaklı yazarçizer takımıdır.

MHP’nin ve Ülkücü Hareketin 1980 öncesi ve sonrasındaki yayın organlarını hiç incelediniz mi?

Orada çıkan yazı ve analizleri hiç okumadığınız belli oluyor.

Geçmişte Ülkücü Hareketin ön saflarında mücadele etmiş, entelektüel birikime sahip, hareketin jargonuna hâkim insanlarla bu konuda hasbihal etmediğiniz de anlaşılıyor.

Bula bula Taha Akyol gibi “Yeniden Millî Mücadele” çizgisinden gelme bir oportünist ve revizyonisti bulmuşsunuz.

Eğer biraz araştırma zahmetinde bulunsaydınız, “Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin!” sloganının Ülkücü yayınlarda ve propaganda faaliyetlerinde bol bol kullanıldığını görecektiniz.

Türk milliyetçiliğinin kısa adı olan Türkçülüğü MHP ve Ülkücülerin kodlarından silmeye sizin gibi Marksist mi, liberal mi, ulusalcı mı, enternasyonalist mi ne olduğu “meşkuk” bir yazarın gücü yetmez.

Önce Türk milliyetçiliğinin tarihini iyi araştırmalı, bugüne kadarki süreci iyi tahlil etmeli, ondan sonra hakkımızda hüküm vermeye kalkmalısınız.

Beylik ve klişeleşmiş ön yargılarla Türk milliyetçiliği fikriyatını ve bu fikriyatı siyaset kurumuna taşıyarak Türkiye’ye tarihî bir hizmette bulunan Alparslan Türkeş’i asla küçültemezsiniz.

Onun bıraktığı büyük mirası asla ortadan kaldıramazsınız.

“Türkeş utangaç bir Kemalist oldu. Parti binalarından Atatürk resimleri bile indirildi.” şeklindeki iddianız, MHP ve Ülkücü camia hakkında peşin hükümler ve düşmanlıktan başka beyninizde en küçük bilgi kırıntısı olmadığının en bariz delili.

MHP’den Atatürk resimlerinin kaldırılması kuyruklu bir yalan.

Üstelik Alparslan Türkeş, Ülkücü nesillere daima Atatürk’ün Türk milliyetçiliğini örnek göstermiştir.

Türkeş; Ülkücülerin Atatürk sevgisiyle yetişmeleri için çaba göstermiş, ona dil uzatılmasına asla izin vermemiştir.

1992’deki kopuşlar ve BBP meselesi ise tamamen farklı dinamiklerin sonucudur.

1991 Kasım’ında kurulan DYP-SHP hükûmetine Türkiye’nin hayati çıkarları için güvenoyu verilmesini isteyen Alparslan Türkeş’e birkaç milletvekili karşı çıkmış, bazı tahriklerin de sevkiyle 1992’de partiden ayrılmışlardır.

Ancak bu sürecin başlangıcı Mamak Cezaevi günlerinde Alparslan Türkeş’e karşı sergilenen densizliklere kadar uzanmaktadır ve hikâyesi hayli karmaşıktır.

Mesele öyle sizin dile getirdiğiniz gibi basit değildir.

Neyse…

Biz bugün CHP’nin geldiği Marksist çizgiyi en çok eleştiren, Atatürk’ün devlet felsefesi hâline getirmek için çabaladığı Türk milliyetçiliğini çoktan terk ederek kurucu ilkelerinden uzaklaştığını en çok dile getiren partiyiz.

Ülkücü Hareketin muhafazakâr ve dindar bir hareket olduğu gerçeği ise kategorik olarak analiz edilmesi ve değerlendirilmesi gereken geniş bir konudur.

Milliyetçiliğin, Türkçülüğün, aynı zamanda dindar olunmasına engel teşkil etmediği gerçeğinden yola çıkarak söylenecek çok şey var.

Burada tafsilata girmek, konunun dışına çıkmak olur.

Ayrıca sizin ön yargılarınızın, bu hususta aklıselimle ve objektif nazarlarla fikir beyan etmenize engel olacağı kanaatindeyiz.

Biz yine de bir iki ayrıntıdan kısaca söz edelim.

Beyni tek yanlı ve sübjektif işleyen sizin sınıfınızdan entelektüellerle bilumum Marksistler, öteden beri Ülkücülerin Alparslan Türkeş marifetiyle dindarlaştırılarak Türkçülükten uzaklaştığını ileri sürüp duruyor.

Bir zamanlar siyasal İslamcılar da milliyetçileri dinsizlikle, hatta kâfirlikle suçlarlardı.

Yusuf el-Kardavi, Seyyid Kutup gibi Mısırlı yazarların eserlerini dilimize çeviren siyasal İslamcılar, onların kitaplarında yer alan bir hadis-i şerifi saptırarak genç nesilleri milliyetçilikten soğutmaya, ürkütmeye çabalarlardı.

Peygamberimiz bir hadiste “Asabiyete davet eden, onun için savaşan ve ölen bizden değildir.” buyurmuştu.

Adı geçen Mısırlı yazarlara ait eserlerin Türkçe baskılarında bu hadis, “Milliyetçiliğe davet eden, onun için savaşan ve ölen bizden değildir.” diye çevrildi.

Oysa kelimenin aslı milliyetçilik değil, asabiyetti.

Sahabeden biri Peygamberimize asabiyetin ne olduğunu sormuş, O da “Kendi kavmin için başka kavme zulmetmendir.” cevabını vermişti.

Hakikatten bihaber birçok genç, söz konusu eserleri okuyarak zehirlenmişti.

Bu maksatlı çeviriler, Türk milliyetçilerine yönelik ithamların mesnedini oluşturuyordu.

Hâlbuki Türkçülük, bir başka kavme zulmetme arzusu ve iradesi üzerine bina edilmiş bir düşünce değildir.

Aksine barışı, kardeşliği ve dayanışmayı esas alır.

Antiemperyalist ve bağımsızlık yanlısıdır.

Diğer taraftan Türk milletçiliği fikri, kan ve soy sop iddiasına değil; kültür unsuruna dayanır.

Alparslan Türkeş sağlığında sürekli bunu vurgulamıştır.

Türk milliyetçiliğine hizmet etmiş fikir ve bilim adamları da aynı hakikatin altını çizmiştir.

Peşin hükümlü olduğunuz için Türk milliyetçiliği ve Türkçülüğün tarihi hakkında yazılan fikir eserlerini de okumuyorsunuz, sanırım.

“Bazı insanlardan nefret ederiz çünkü onları tanımayız.” sözü ne kadar da isabetli! Nasıl da sizi tarif ediyor!

Devam edelim:

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk de “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” tarifiyle milliyetçilik anlayışını ırkçılıktan arındırdı.

Atatürk, ulus devlet sürecini de aynı istikamette başlattı.

Bugünkü beka mücadelemizin temelinde, akamete uğratılmış bu sürecin yeniden ihyası gayretleri yatıyor.

Özetle Türkçülük, MHP’nin fikrî birikiminin özünü oluşturuyor.

Sizin bahsettiğiniz tam bağımsızlıkçı, Türkçü, birleştirici politik çizgi; sadece MHP’de var!

Hakkımızdaki yalan isnatlarınızın hepsi, eski peşin hüküm ve bilgisizliklerinizden kaynaklanıyor.

Siz, “MHP, ne ‘milliyetçi’ ne de ‘antiemperyalist hareket’ oldu. Aksine, bağımsızlıkçı politik Kemalist hareketlere karşı düşmanca tavır aldı.” diyerek kargaları bile güldürecek makamdan martaval okuyorsunuz.

Türkeş’in, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi sırasında CIA'nın kanlı oyununa getirildiğine dair teziniz de yanlış.

Ancak MHP’nin, 12 Eylül Darbesi’nin yapılmasına sebep sayıldığı yolundaki hükmünüzde bir itiraf var.

MHP; 11 Eylül 1980’de, komünist örgütlerin anarşi ve terör sarmalına düşürdüğü Türkiye’nin ve Türk milletinin yegâne kurtuluş ümidi hâline gelmişti.

MHP iktidara yürüyordu.

Mevcut iktidarlar ve ana muhalefetlerden umudunu kesmiş olan halk, MHP’ye giderek daha çok teveccüh göstermeye başlamıştı.

12 Eylül’de askerî cunta MHP’nin yolunu kesti.

Darbeden bir süre önce Ankara’da görev yapmış olan ABD Büyükelçisi, ülkesinde 12 Eylül’den sonra yaptığı açıklamada, “Askerî darbenin en önemli başarısı, MHP’nin iktidara yürüyüşünü engellemiş olmasıdır.” demişti.

MHP ve Ülkücü Hareket iliklerine kadar antiemperyalistti. Tam bağımsızlık yanlısıydı. Hâlâ da öyle…

Dün Amerikan Emperyalizmine başkaldıran, 6. Filo karşıtı gösterileriyle mangalda kül bırakmayan sözde antiemperyalist devrimcilerse bugün Washington’ın taşeronları konumunda…

Küresel aktörlerin maşası oldular!

Bakın şu Allah’ın işine!

21. yüzyıla girdik ama siz hâlâ bıraktığımız yerdesiniz ve gerçek dışı değerlendirmelerinizi hakikatmiş gibi satmaya devam ediyorsunuz.

Siz orada “at gözlükleriyle” yaşlanırken, bir de bakacaksınız ki Atatürk döneminde olduğu gibi Türk milliyetçiliği fikri devlet politikası hâline gelivermiş.

Bir de ne göresiniz!

Sizin reddedilmesinden mutlu olacağınız Alparslan Türkeş’in mirası var ya, işte o mirasa sadece MHP ve Ülkücü Hareket değil, bütün Türk milleti sahip çıkmış.

Artık gidiş oraya doğru Sayın Yalçın…

Buna alışsanız, çıplak gerçeği kabullenmeye başlasanız iyi olur.

Zorlanıyorsanız, biz gereken siyasi terapiye hazırız.

Selamlar, 18.09.2017

E. Semih Yalçın

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Murathan 2017-09-19 17:59:48

Dilinize Kaleminize Sağlık Sayın Başkanım

Avatar
Emin URAZ 2017-09-21 12:24:48

Bizim 1970'li yıllarda bir sloganımız daha vardı. Kasıtlı olarak sorulan #önce Müslüman mısın, yoksa Türk müsün?# sorularına "Bedenim Türk ruhum İslam" ifadesini kullandık. Burjuva ruhlular her dönem olduğu gibi bugünde Ülkücü hareket ve MHP üzerinde oyunlarını oynuyorlar, ancak başaramazlar.