09 Kasım 2017 Perşembe 16:15
Erdoğan: Gazilerimiz 80 milyonun namusuna emanet edilmiş yadigarlardır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen "41. Muhtarlar Toplantısı"nda Ardahan, Bayburt, Bolu, Bursa, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Niğde, Osmaniye, Sinop, Şırnak, Trabzon, Uşak, Van, Yozgat ve Zonguldak'tan gelen muhtarlarla bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin kaybedecek tek bir dakikası, tek bir günü yoktur. Geçmişte kimi zaman hantallıktan, kimi zaman çekişmelerden, kimi zaman iş bilmezlikten çok zaman kaybettik. Son 15 yılda ülkemiz her alanda ciddi bir derlenme, toparlanma, büyüme, gelişme kaydetti. Şimdi bunu çok daha büyük reformlarla taçlandırma zamanıdır." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen "41. Muhtarlar Toplantısı"nda Ardahan, Bayburt, Bolu, Bursa, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Niğde, Osmaniye, Sinop, Şırnak, Trabzon, Uşak, Van, Yozgat ve Zonguldak'tan gelen muhtarlarla bir araya geldi.

Konuşmasına "Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne, milletin evine, bu gazi mekana hoş geldiniz." diyerek başlayan Erdoğan, 41. toplantıyı gerçekleştirdiklerini anımsattı.  Erdoğan, "41 kere maşallah. 2015 yılı 27 Ocak'ında başlattığımız buluşmalarımızda geldiğimiz bu seviyeye ben bir kez daha '41 kere maşallah' diyorum." ifadesini kullandı.

Tüm muhtarlara ulaşıncaya kadar bu programları sürdüreceklerini dile getiren Erdoğan, "Ülkemize mahsus bir yönetim birimi olan muhtarlar, 1830'lu yıllardan beri seçimle göreve gelirler, atanarak değil. Ülkemizde gerçek anlamda demokrasi işte bu muhtarlık seçimleriyle boy vermeye başlamıştır. Diğer düzeylerdeki seçimler çok sonraları yapılmıştır. Zaten kelime kökeni olarak muhtar da seçme, tercih etme sözcüğünün ismi mefuludur, Arapça'dan tevarüs ederek söylüyorum, yani seçilmiş, tercih edilmiş demektir." diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kavrama daha eski kaynaklarda rastlamanın mümkün olduğunu belirterek, "1360 yılında yazılmış Danişmendname'de rastlamak mümkündür. Dolayısıyla ülkemizde muhtarlıkları ve muhtarları görmezden gelerek hiçbir işi hakkıyla başarmak, hiçbir reformu güçlü bir şekilde hayata geçirmek mümkün değildir." dedi.

Muhtarlara "Türkiye 2019 yılında yeni bir yönetim sistemine geçiyor, buna hazır mıyız?" diye soran Erdoğan, "16 Nisan'da kabul edilen anayasa değişikliğiyle milletimiz cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini onayladı. Şimdi bu sistemin uygulamada nasıl işleyeceği konusundaki hazırlıkları yürütüyoruz. Yeni yönetim sisteminde muhtarlarımızın yine çok önemli bir görev üstleneceklerine inanıyorum. Artık çoğunluğu köy statüsünden çıkıp mahalle statüsüne geçmiş olan yerleşim birimlerimizde muhtarlarımızdan beklentimiz sorumluluk alanlarındaki yerleşim birimlerine her anlamda sahip çıkmalarıdır." ifadelerini kullandı. 

- "Hayatın her alanında muhtarlarımızı görmemiz lazımdır"

Mahalli idareler ve merkezi yönetim organlarıyla mahalle arasındaki ilişkinin yine muhtarlar üzerinden yürüyeceğini dile getiren Erdoğan, "Eksik olan kaldırım taşının takibinden, susuzluktan kuruyan ağacın yeşertilmesine, kalemi, defteri olmayan öğrencinin ihtiyacının karşılanmasından, yüreği yanan ananın, babanın tesellisine kadar hayatın her alanında muhtarlarımızı görmemiz lazımdır. Köyden mahalle haline dönüşmek, bu tür görevleri ortadan kaldırmaz tam tersine daha fazla emek vermeyi, daha fazla gayret göstermeyi gerektirir." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu süreçte ülkemizin yaşadığı gelişmelere, şehirlerimizdeki yerleşim birimlerimizde meydana gelen değişimlere uygun şekilde mahalle kavramını da yeniden tarif etmemiz gerekiyor. Öyle 20 nüfuslu, 50 nüfuslu,100 nüfuslu muhtarlıklar bizim hayalimizdeki hizmet birimleri olarak görev yapamaz. Belki mahallelerin teşkili için bir alt ve üst nüfus sınırı getirilebilir, bunu yapmamız lazım. Maliyetleri artırıyoruz, 50 nüfuslu muhtarlık maliyeti artırır, 100 artırır, öyle mi? Bizim nüfus itibarıyla sınırı yükseltip ve buralarda muhtarın da hizmet verirken hem gücünü artırmak hem de oradaki hizmette kaliteyi artırmasına imkan hazırlamamız lazım. Böylece kimi yerlerde olduğu gibi muhtarlıklarımızı sadece bir mühürden ibaret yerler olmaktan çıkartıp etkin ve işlevsel yönetim birimlerine dönüştürebiliriz."

Tüm bu meselelerin ele alınacağına ve 2019 yılındaki seçimlere yeni bir heyecanla, yeni bir anlayışla gireceklerine inandığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Meclisimizden, Başbakanlığımızdan, İçişleri Bakanlığımızdan ve diğer ilgili birimlerimizden bu çalışmaları süratle başlatıp neticelendirmelerini bekliyorum. Türkiye'nin kaybedecek tek bir dakikası, tek bir günü yoktur. Geçmişte kimi zaman hantallıktan, kimi zaman çekişmelerden, kimi zaman iş bilmezlikten çok zaman kaybettik. Son 15 yılda ülkemiz her alanda ciddi bir derlenme, toparlanma, büyüme, gelişme kaydetti. Şimdi bunu çok daha büyük reformlarla taçlandırma zamanıdır. Muhtarlıklarımızı da bu sürecin dışında görmüyoruz, bırakmıyoruz. İnşallah el birliğiyle bu meselelerin de üstesinden gelecek, ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştıracağız."

Binlerce yıldır herkesin sahip olmak için can attığı, can verdiği bir coğrafyada kurulan son devletin 94'üncü yıl dönümünün önceki haftalarda geride bırakıldığını anımsatan Erdoğan, "Böyle kıymetli bir mücevhere sahip olmanın bir bedeli var. Biz bu bedeli, ecdadımızın ayak bastığı ilk günden beri hep ödedik, ödüyoruz." ifadesini kullandı.

Erdoğan, bugün de vatanın birliğini, milletin beraberliğini korumak için birlikte çalışıldığını ve mücadele verildiğini belirterek, bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ülkenin dört bir yanından muhtarların bulunduğunu dile getirdi.

"Türkiye'yi sevmek" demenin, 81 vilayetin ve 80 milyon vatandaşın tamamını yüreğe sığdırmak demek olduğunu ifade eden Erdoğan, şair Turgut Uyar'ın "Türkiyem" isimli şiirinin "Seni boydan boya sevmişim, Ta Kars'a kadar Edirne'den. Toprağını, taşını, dağlarını, Fırsat buldukça övmüşüm. Sen vatanımsın, ekmeğimsin benim." dizelerini okudu.

Erdoğan, "Türk milletinin bir ferdi olmak" demenin, umudunu ve gözlerini Türkiye'ye dikmiş yüz milyonlarca kişinin, dünyanın tüm mağdurlarını ve mazlumlarını aynı yürekte buluşturmak demek olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun için şair Arif Nihat Asya'nın "Fetih Marşı" isimli şiirinde milletin gençlerine, "Delikanlım. İşaret aldığın gün atandan. Yürüyeceksin. Millet yürüyecek arkandan. Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan. El de sensin, dil de sen. Gönüldesin, baştasın. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın." dizeleriyle seslendiğini aktardı.

 - "Kuklalar maalesef içeridendi"

Ecdattan devralınan mirasın korunması ve daha ileriye taşınması için verilen mücadelede, milletin karşısına kimin çıkacağının bilinmez olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yeri geldi darbeci, cuntacı kılığında karşımıza çıktılar. Yeri geldi vesayet, yeri geldi uluslararası kuruluş kisvesine büründüler. Yeri geldi silahlı terörist, yeri geldi ekonomik tetikçi olarak göründüler. Aslında hepsi de aynı prizmanın birbirinin eşi olan farklı yüzleriydi. Amaç bu ülkeye ve millete diz çöktürtmekti. 15 Temmuz ihaneti. Bu sinsi ihanetin, bu sinsi niyetin artık gizlenemez, saklanamaz, üzeri örtülemez, tevil edilemez hali olarak karşımıza çıktı. 

Atalarımız ne güzel söylüyor; 'Hırsız içeriden olunca, kapı kilit tutmaz'. Bu alçak işgal girişiminde kullanılan kuklalar maalesef içeridendi. Dışarıdan olanı halletmek kolay ama içeriden olunca iş berbat. Devletin namuslarını emanet ettiği silahları millete çeviren bu hainler, Türkiye'yi teslim alacaklarını sandılar. Ama milletimiz daha tanklar köprüye çıktığı, uçaklar alçaktan uçmaya başladığı anda meseleyi çözdü, hainleri teşhis etti. Aynı anda da istiklaline ve istikbaline sahip çıkmak için harekete geçti."

- "Ben bu milletle iftihar ediyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllardır Türkiye'ye yönelik adı konmamış işgal teşebbüslerinin, "terörle mücadele" adı altında millet için bu ihanetin, adeta bardağı taşıran son damla olduğunu dile getirdi.

FETÖ ihanet çetesine ve arkasındaki güçlere karşı başlatılan kıyamın, milletin ayaklarına vurulmak istenen prangalara karşı isyanın adı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Ben bu milletle iftihar ediyorum. Bu milletin bir ferdi, bir evladı olmakla gurur duyuyorum." dedi.

Bir asır önce Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında görülen ruhun o gece bir kez daha tüm Türkiye'yi sardığına şahit olunduğunu vurgulayan Erdoğan, bilhassa sıcak çatışmaların yaşandığı Ankara ve İstanbul'da tankların, uçakların, helikopterlerin karşısında aslanlar misali dimdik duran vatandaşların kahramanlığını anlatmaya kelimelerin kifayet etmeyeceğini söyledi.

- Erdoğan, "Birlik" şiirini okudu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının bu kısmında şair Mehmet Akif Ersoy'un "Birlik" şiirindeki, "Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz. Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun. Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun. Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa. Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa. Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar, taşıp da kaplasa afakı bir kızıl sarsa. Değil mi cephemizin sinesinde iman bir. Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi sinede birdir vuran yürek yılmaz. Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz." dizelerini okudu.

- "Feto' denilen alçağın arkasından giden kulları, onlar neredeler"

Erdoğan, 15 Temmuz gecesi tüm Tükiye'nin "dökülün caddelere, meydanlara" denildiği zaman hiç tereddüt etmediğini, genciyle yaşlısıyla meydanlara çıktığını hatırlattı.

F-16'ların, helikopterlerin yukarıdan bomba yağdırdığını, tankların halkın üzerine geldiğini belirten Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ama halkım bunların hiçbirinden yılmadı, kaçmadı. 250 şehidimiz oldu, 2 bin 193 gazimiz oldu ama onlar geri adım atmadılar. Üzerine üzerine gittiler, ölümüne ölümüne gittiler. Çünkü onlar biliyordu ki biz yokluğa gitmiyoruz, biz yok olmaya gitmiyoruz. Onlar biliyorlardı ki biz, şehadete gidiyoruz ve onlar şehadete gülerek gittiler. Ne mutlu bu millete, ne mutlu bu milletin annelerine, babalarına.

Ertesi gün akşam olmadan bu ihanet girişimi bastırıldı. Türkiye geleceğine çok daha güvenle bakan, eskisinden çok daha güçlü, çok daha azimli bir ülke olarak yoluna devam ediyor. Peki o 'Feto' denilen alçağın arkasından giden kulları, onlar neredeler? İşte bir kısmı şu anda cezaevinde, bir kısmı yurt dışına kaçtı, öyle veya böyle. Ama Pensilvanya'daki oradan ayrılamıyor. O nereye sığındı? O da Amerika'ya sığındı. 1999 yılından beri kendisine ayrılmış olan bir yerde, 400 dönümlük arazide, orada kendi, adeta köleleriyle beraber yaşıyor. Nereye kadar yaşayacaksın? Er veya geç hak yerini bulacaktır. Çünkü çok mazlumun ahını aldın. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Bu çıkacak. Seninle beraber bu zulme ortak olanlar da bunun hesabını verecekler. Onun için de biz PKK'lıyı nasıl inine kadar sürüyorsak izini, bunların da izini inine kadar sürmeye devam edeceğiz."

AA

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol