Türk siyasetinin yaşayan tek ideolojik temsil partisi.

Yarım asra yaklaşan resmi hayatı ve sahiplendiği kavgalarla tevellüdü en kadim siyasi yapı. (Bu yönüyle cumhuriyet, yanında çocuk kalır.)

Meselesi, devletin birliği, milletin bütünlüğü ve refahı, esir Türk Dünyasının hürriyeti, komünizm, kapitalizm, faşizm gibi Allahsız bilcümle ideolojinin coğrafyamızı terki, Nizam-ı âlem ve Turan…  Filhakika, yeryüzünde fitnenin ve zulmün son bulacağı Türk asırları…

Mensupları Türk Milliyetçileri, sahibi Ülkücüler…  (Taraftarları hususu hâlen anlaşılabilmiş değil. )

Her devletin ve devletimizin her siyasi partisinin kıskandığı bir teşkilatlanmaya ve büyük bir sivil güce sahip; Ülkü Ocakları. Paşadan, Nobel alan bilim adamına kadar milyonlarca insanın hayatına dokunan bir mübarek eldir Ülkü Ocakları. Münevver ve cesur, ahlaklı ve kararlı, Türk ve İslami bir duruştur.

Aynı zamanda her iş kolunda milliyetçi-ülkücü bir teşkilatlanma da vardır, sendika, dernek, vakıf gibi…

Bütün bu işler için ne kimseye maaş ödenir, ne de kimseden cebren yahut bir karşılığa istinaden para alınır, hep bir hayalin peşindeyizdir, Turan… (bunları neden mi söyledim, Ülkücü camiaya yeni katılanlar son günlerde giderek artmakta, bilgileri olsun)

Bu yolculuk kolay değildir elbet, zira Ülkücü Hareketin Başbuğu şöyle diyordu; Sizlere kolay bir başarı vaad etmiyorum. Kısa zamanda bir iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yolda dayanabilecekler bizimle gelsinler, cesur olanlar kuvvetli olanlar gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar. Dava adamları, o davanın şartlarını ve gereklerini kendi kişiliklerinde yaşayamazlarsa O Davayı bir adım ileri götüremezler.”

Bu şiar ve üslupla yola çıkan bir hareket, binlerce evladını şehit vermiştir ve hali hazırda da vermeye devam etmektedir. Bu acılar, geride kalanlar için daha büyük bir azim ve kararlılık vesilesidir, zira ülküdaşının tabutunu taşımayan çok az insan vardır bu harekette.

Mevzuumuz anlaşılacağı üzere, ‘ne olursa olsun, partiyi iktidar yapalım, ben de başbakan olayım’, omurgasızlığı değildir. Bu durum Müslüman kimliğinde hatip bir başbakanın vaktiyle söylediği; “paranın dini imanı olmaz” cümlesi ile her kulvarda yarışır. Aynı zamanda 10 yıl önce yolda görsen tanımadığın bir adamın milletvekili olamayınca kendisini genel başkan olarak konumlandırma hevesi ile yazının başından itibaren bahsettiğim yapının kan grupları ve ruh kökleri aynı değildir.

Mesele gayet açıktır, 20, yüzyılda Ülkücülük, Enver Paşa, Gazi Paşa, Fevzi Çakmak ve Alparslan Türkeş ile bu milletin ruhuna nüfuz etmiştir. Memleket dâhilindeki iç düşmanlarımızı bile milli çizgiye mecbur bırakan bir uslanmaz ruhtur onlardaki… 21. yüzyılda komuta Devlet Bahçeli’dedir. Ülkücüler bilir ki Devlet Beğ, bu öğreti, iman, milli çizgi ve terbiyenin yaşayan son lideridir, silsile böylece devam etmiştir. Ülkücü, onu aldığı oy ile değil, Ülkücü Hareketin iman, ahlak, milli hedef ve ülkülerdeki istikameti ile edep içerisinde değerlendirir.

Öyle ya, Ülkücülerin Başbuğu şöyle diyordu;

“Sandıktan bize tek bir oy dâhi çıkmasa, İslam'dan, İnsaniyetçilikten, Türkçülükten asla vazgeçmeyeceğiz... Biz politikacı değil, bir Davanın takipçileriyiz…”

O sebep demokratik ve politik ifadeler ile, popülizm mezhebine amel ve itikadda iman etmiş “efendiler”,  Ülkücü Harekete Beylik yapamaz. Ayrıca bu mevzu bir sandık mevzusu değildir.

Bu süreçten beklentim de şudur, muhakkak her şey yolunda değil. Yolunda olan iki şey biliyorum, birisi Ülkücü fikrin hak ve hakikate hizmeti ve istikameti, ikincisi, liderin ona olan samimiyeti… Gerisini tartışalım.

Selam ve muhabbetle…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol