Bu hale nasıl geldik?

Bu hale nasıl geldik?

Bu hale nasıl geldik?
İnsanlıktan nasiplenmiş, biraz vicdan, biraz iman sahibi hiç kimse Özgecan kızımızın başına gelenler karşısında duyarsız kalamaz. Bu nasıl bir vahşettir, bu nasıl bir insanlıktır? Bu insanlar bu duruma nasıl geldi? Niçin bu kadar tahammülsüz, niçin bu kadar saldırgan, niçin bu kadar vahşi olunabiliniyor?

Toplumsal çöküş

Hiç kimse bu durumu kişisel bir sapıklık olarak değerlendirme kolaylığına kaçmasın. Kadın cinayetlerinin yüzde bin 400 artması, adi suçlardaki patlama, cezaevlerinde yer kalmaması, televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından her gün yeni bir vahşet, yeni bir sapıklık haberinin verilmesi sadece kişisel bir sorun olarak değerlendirilemez. Ne acıdır ki, açık, aleni ve çok hızlı bir toplumsal çöküş yaşıyoruz. Bu çöküşün istisnasız her alanda ağır ve derin sonuçları ortaya çıkıyor. Özgecan kızımızın yaşadığı vahşet de bunun içindedir, hırsızlığın bu kadar sıradanlaşması da buna dahildir, ülkenin bölünmesi karşısındaki duyarsızlık da bunun sonucudur. Menfaatin her şeyin önüne geçtiği, bu uğurda akla gelebilecek bütün değerlerin feda edildiği bir düzenin insanları da, toplumu da, ülkeyi de getireceği yer başka türlü olamazdı. Çanağa ne doğranmışsa, kaşığa o gelmektedir ki, bu gidişle çok daha kötü, kan donduran ve insanlıktan utandıran haberler duymamız kaçınılmaz görünmektedir.

Kime ve neye güveneceğiz?

Hırsızlığın İslamla izah edilmeye çalışıldığı, suç işlemenin özgürlük sayıldığı, yalanın tek ve değişmez siyaset yöntemi haline geldiği, ihanetin sıradanlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Bütün bunların sayısız örneklerini bu millet her gün her vesile ile şahitlik ediyor. Dünyanın en büyük yolsuzluk ve rüşvet olayı ortalığa saçıldı, suçlusu bu rezilliği ortaya çıkaranlar oldu. Bu da yetmedi, bir de "bize darbe yaptılar" diye üste çıktı ve ortalığa saçılanları meşru ve legal hale getirdiler. Yıllardır bu millete din adamı olarak anlatılan, sözüne itibar edilen, kurduğu sisteme övgüler dizilen bir cemaat lideri ağza alınabilecek en ağır hakaretlerle hedefe konuldu. Buradan nasıl bir ahlak, fazilet ve erdem çıkabilir? Akıl ve vicdan şunu soruyor: Kime ve neye güveneceğiz?

Yalanın bini bir para

Manevi değerlerin bu kadar ayaklar altına alındığı bir dönem ne yaşanmıştır, ne yaşanacaktır. Ve ne yazık ki milli değerler de aynı ölçüde örselenmiş, aşağılanmış ve yok edilmiştir. Vatan kavramı önemsizleştirilmiş, bayrak sıradanlaşmış, millet ayrıştırılmış ve milliyetçilik ayaklar altına alınmıştır. Diğer taraftan yalanın bini bir paradır. Aynı cümle başında söylenen sonunda inkar edilmektedir. 40 bin kişinin katili muhatap alınmakta, ülkenin belli bir bölgesinde kontrol eli silahlı teröristlere bırakılmaktadır. Tek ve değişmeyen şey ne pahasına olursa olsun, hangi değerin, hangi ilkenin feda edilmesi gerekirse gereksin siyasi sonuç almak ve kurulan bu kirli düzeni sürdürebilmektir. Şerefin dahi malzeme yapıldığını bütün dünya ibretle izlemiştir. Böyle bir yapıdan, böyle bir sistemden, böyle bir siyasetten hayırlı ve faydalı bir sonuç nasıl çıkabilir?

Fren sistemi yok edildi

Bütün bunlar çürümenin bizzat sebebidir ve insanların ve toplumun fren sistemini yok etmiştir. İnsanları yanlış yapmaktan alıkoyan şey yerleşik fren sistemleridir. Bu sistemleri hukuk, ahlak, iman, aile, kariyer, arkadaşlık vatandaşlık olarak sıralamak mümkündür. Eğir bir insanın hukuka inancı kalmamışsa, ahlak endişesi bulunmuyorsa, iman sıradanlaşmış ve hırsızlığın maskesine dönüştürülmüşse, aile yerle bir edilmişse, toplum içinde bir saygınlık yoksa, mesleki bir özellik kazanılmamışsa, arkadaşlık sadece menfaat paylaşımıyla sınırlanmışsa, vatan ilgi alanı dışındaysa bu insanı kim ve ne durdurabilir? Özgecan cinayetinin arkasında tam da bu tabloyu görüyoruz. Bu vahşeti yapanları durduracak hiçbir değerin olmadığı kendi ifadeleriyle sabittir ki, asıl korkunç olan, asıl endişelerimizi arttıran budur. Bu tablo aynı zamanda çarenin hukuku işletmek, ahlakı yüceltmek, imanı beslemek, aileyi, arkadaşlığı, vatandaşlığı pekiştirmek olduğunu da belgeliyor.

Yanaşmalar seferber oldu

Akıl ve izan sahibi herkes bunun böyle olduğunun, özellikle son 10 yıldaki çürümenin ağır sonuçlarının ve yıkıcı tahribatının farkındadır. Buna yanaşma ve besleme takımı da dahildir. Onun içindir ki, hemen harekete geçmiş ve olayı hafifletmek, sıradanlaştırmak ve dünyanın her yerinde olabilecek adi suç kapsamına sokmak için seferber olmuşlardır. Başka çareleri yok. Ya işin aslını ortaya koyup, nasıl bir felakete doğru gittiğimizi itiraf edecekler; ya da varlık sebeplerine uygun olarak bu rezil düzenin zarar görmemesi için eğriyi doğru, yalanı gerçek, talanı helal, ihaneti çare, çürümeyi normal gibi göstermeye devam edecekler. Bu noktaya gelinmesinde başrol oynayanlardan insaf, vicdan ve insanlık beklemek beyhudedir.

Ahlak ve insanlık safında buluşalım

MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli, "Ruhun uçurumlarından şuurun düzlüğüne çıkmadığımız sürece, ahlak ve insanlığın safında buluşmadığımız müddetçe yollarımız kapalıdır." Diyerek, durumu çok veciz şekilde özetlemiş; "İşte görüyorsunuz, Türkiye ne hallere düşmüş, nasıl bir uçuruma savrulmuştur. Saray'daki diyordu ya, 'biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerin sorumlusuyuz.' O zaman sorumlu ve suçlular ayağa kalkmalıdır." Diyerek, çok net bir tespit yapmıştır. Durum budur, bu kadar açık, bu kadar kesindir. Biz Müslüman Türk milletiyiz, bunu da aşarız. Sayın Bahçeli'nin dediği gibi, yine de umutsuz olmayalım, yılgın durmayalım. Hz Mevlana'nın sözlerini unutmayalım: "Nerede bir dert varsa deva oraya gider. Nerede bir yoksul varsa rızık oraya gider. Nerede bir zor soru varsa cevap oraya gider."

ORHAN KARATAŞ/ORTADOĞU

Güncelleme Tarihi: 06 Mart 2017, 12:02

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER