'Soçi’de Türkiye’nin üstlendiği 'sorumluluk diplomasisi' göz ardı edilmemeli'

Kadir Has Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Çelikpala, "Soçi’de atılan imzalarda Türkiye’nin başarısı ve üstlendiği sorumluluk diplomasisi göz ardı edilmemelidir." dedi.

'Soçi’de Türkiye’nin üstlendiği 'sorumluluk diplomasisi' göz ardı edilmemeli'

Kadir Has Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mitat Çelikpala, "Rusya ile Türkiye arasında Soçi'de imzalanan, 'İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı'nın', Türkiye’ye bölgedeki ılımlı muhalifler ile sorunlu radikalleri ayrıştırarak eleme gücünü vermesi, Türkiye’nin bu konuda çok ciddi bir sorumluluk üstlendiğini gösteriyor. Bu da Türkiye’nin bölgede daha da dikkatli olması gerektiğini göstermektedir." dedi.

Prof. Dr. Mitat Çelikpala, Rusya ile Türkiye arasında Soçi’de imzalanan "İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı"'nı Anadolu Ajansı'na değerlendirdi.

Soçi’de imzalanan mutabakatın, Tahran bildirgesinin bir devamı niteliğinde olduğunu belirten Çelikpala, "Tahran Bildirisiyle birlikte hem tüm dünyaya hem de müttefiklere bir mesaj verilmiş olundu. Tahran’daki toplantı ile birlikte tarafların İdlib krizinin çözümü konusunda gönüllü olduğu ancak birtakım fikir ayrılıklarının varlığı gündeme gelmişti. Sayın Cumhurbaşkanı da bu toplantının sonunda yaptığı açıklamalarla Türkiye’nin hassasiyetlerini açıkça bildirdi. Buradaki vurgulardan en önemlisi bilhassa sivil zayiatın önlenmesi için 'ateşkes' meselesiydi. Soçi mutabakatı, Cumhurbaşkanı’nın ateşkes çağrısının dikkate alındığını gösteriyor. Bu mutabakat, Türkiye’nin hem Cenevre’de hem uluslararası toplumla yapılacak müzakerelerde daha güçlü masaya oturmasını sağlayacak. Bunun beraberinde de sahadaki olumsuzlukları bertaraf etmek için daha büyük bir alan açılması gerektiğini de gösteriyor. Soçi’de atılan imzalarda Türkiye’nin başarısı ve üstlendiği 'sorumluluk diplomasisi' göz ardı edilmemelidir." diye konuştu.

Esad rejiminin ve muhalif güçlerin ağır silahlarını çekmek zorunda kalmalarının İdlib’te yapılacak olan ateşkes ortamının sağlaması anlamına geldiğini belirten Çelikpala, Rusya’nın askeri yollarla çözmeye çalıştığı İdlib krizini, Türk yetkililere bırakarak daha demokratik bir ortamda çözülmesini ve bölgede Türkiye’ye gerçekleşebilecek yoğun bir göç ihtimalinin de önünü kestiğini belirtti.

Büyük kitleleri göçe zorlayacak en önemli faktörün Rus hava saldırıları olabileceğini ifade eden Çelikpala, "Bu anlaşma Rusların bu konuda hareketsiz kalacakları konusunda söz vereceği anlamına geliyor. Dolayısıyla kısa vadede çok büyük kitlesel bir kıyım önlenmiş oldu. Rejimin de Rusya olmadan tek başına bir saldırıya kalkışacağını öngörmüyorum. Ancak, İdlib'in içerisinde ve dışarısında çeşitli provokasyonlar olacaktır." görüşünü dile getirdi.

Çelikpala, Soçi’de imzalanan İdlib mutabakatının Türkiye’nin dış dünyadaki diplomatik gücünün daha da artmasına katkı sağlayacağını vurgulayarak, "Ancak, bu mutabakat askeri sahadaki kontrolün sağlanması ve terörist unsurların ayrıştırılması konusunda Türkiye’nin konumunu daha da riskli bir duruma getirecektir. Bu da Türkiye’nin sahada daha fazla askeri görevlendirme yapması daha büyük bir strateji ile bu işe bakmasını da beraberinde getirecektir." ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin, bölgedeki sayısı 30 bin ile 70 bin arasında olduğu belirtilen radikal terörist grupların temizlenmesinde elini taşın altına koyduğunu ifade eden Çelikpala, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu temizliğin nasıl yapılacağı konusunda çok dikkatli çalışılması gerekiyor. Türkiye, bu konuda uluslararası toplum ile birlikte Astana Grubu içerisinde yapacağı müzakerelerde yol haritası belirlemeye çalışabilir. Aksi taktirde terörist grupları temizlemek tek başına Türkiye’nin sorumluluğu haline gelecek."

Fırat'ın doğusu

Öte yandan, İdlib’in dışında Fırat’ın doğusunu da değerlendiren Çelikpala, şöyle konuştu:

"İdlib konusunda zorlukla varılan uzlaşıların uygulanmasında daha büyük zorluklar var. Ancak, asıl mesele Fırat’ın doğusundaki gelişmeler. Rejimin bakış açısı ve Rusya'nın öncelikleri buraya doğru kayacak mı bunu iyi gözlemlemek gerekir. Nitekim, Rusya Savunma Bakanlığı'nın Suriye’de radardan kaybolan Rus askeri uçağının İsrail’in hava saldırıları nedeniyle Suriye’ye ait S-200 hava savunma sistemi tarafından düşürüldüğünü açıklaması, Fırat'ın doğusunda nasıl gelişmeler yaşanacağı konusunda merak uyandırıyor."

Astana grubundaki bazı ülkeler ile rejimin Fırat’ın doğusu konusunda atacağı adımları iyi takip etmek gerektiğini vurgulayan Çelikpala, şöyle devam etti:

"Rejim ile Rusya, ABD ve PKK-PYD’nin öncelikli meselesi haline gelecektir. Biliyorsunuz ABD'liler eski Amerikan Büyükelçisi James Jeffrey’i ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joel Rayburn’u ABD'nin yeni Suriye politikasını tanımlamakla görevlendirdiler. James Jeffrey son birkaç gündür verdiği mülakatlarda ABD'nin artık Suriye’den çekilmesinin mümkün olmadığını sahaya birtakım yaptırım ve başka aletlerle tekrar döneceklerini belirten ifadeler kullandı. Burada Amerika'nın yaptırımları ve iş birliği yapacağı unsurları tanımlamaya çalıştığını görüyoruz. Amerika’nın bu açıklayacağı yeni yol haritasında da müttefiki PKK-PYD mi olacak yoksa NATO üyesi Türkiye mi olacak onu görmek gerekiyor. Yoğun bir diplomasi süreci arkada dönecek."

Çelikpala, Türkiye’nin bölgedeki kontrolü ele almasının ardından, askeri bir müdahalenin söz konusu olabileceğini ve sınırdaki tampon bölgenin daha da kuvvetlendirilmesinin önemli olduğunu kaydederek, "Rusya ile Türkiye arasında Soçi'de imzalanan İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı'nın Türkiye’ye bölgedeki ılımlı muhalifler ile sorunlu radikalleri ayrıştırarak eleme gücünü vermesi, Türkiye’nin bu konuda çok ciddi bir sorumluluk üstlendiğini gösteriyor. Bu da Türkiye’nin bölgede daha da dikkatli olması gerektiğini göstermektedir." değerlendirmesinde bulundu.

İdlib’teki kontrolün Türkiye’ye geçmesinin ardından, bölgedeki güçlerin de sınır dışı edilebileceğini kaydeden Çelikpala, "Eğer böyle bir durum olursa bölgedeki güçlerin Fırat’ın doğusuna -PYD-YPG’nin bölgesine- taşınması halinde Amerika ile karşı karşıya gelinebilir." ifadesini kullandı.

Soçi’deki son görüşmede İran’ın bulunmaması durumunu Rusya’nın, İdlib krizini Türkiye ve rejim kuvvetleri ile çözmek istemesi olarak değerlendiren Çelikpala, "Tüm Suriye'yi etkileyen bu görüşmede İran’ın olmamasının diğer sebebinin ise bu ikili görüşmeden çıkacak her bir sonucu kabullenmiş olmasıdır." şeklinde konuştu.

AA

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER